kadınların şarkı söylemesi caiz mi

kamusal alanda sarki soyleyerek haram olan bir isi isleyen kadinlarin kendilerine sormasi gereken soru. cevaben kadinlarin erkeklerin bulundugu bir ortamda sarki soylemesi caiz gorulmuyor. buna ragmen kendini ehli sunnet gorenler nasil olur da bu isi hic yuzleri kizarmadan yapmaya devam ediyorlar. ittaqullah.
devamını gör...
lafı dolandırmanın mantığı yok değildir.
ama öyle güzel(!) kurumlarımız var ki kutlu doğum programlarında kandil vs dini programlarda dahi 17-18 yaşında kızlara ilahi söyletebiliyor.
ha birde peygamberimiz türkçe olimpiyatlarına geldi diyenler var onlara yav he he diyip geçin.
devamını gör...
"şarkı söylemek caiz mi" diye düzeltilmesi gereken soru. çünkü şayet kadınlara caiz değilse erkeklere de caiz olması söz konusu olamaz. "sanatta haremlik-selamlık reformu"na gidilip de kadınların sadece kadınların olduğu ortamda, erkeklerin de sadece erkeklerin de sadece erkeklerin olduğu ortamda şarkı söylemesi gibi bir denklem oluşturulacaksa falan orası başka tabii. ama onun haricinde eğer biri çıkıp da"kadınlara caiz değildir erkeklere caizdir" derse orada bir problem var demektir.

ve ayrıca olayı cinsiyet boyutunda değil insanı boyutta ele almamızın vakti çoktan geldi de geçiyor. sanki kendimiz çok düzgünmüşüz ve her şeyi çok doğru yapıyormuşuz gibi sürekli kadınlara yükleniyoruz. kültürümüzde kadın meselesi biraz daha hassas olduğu için daha çok öne çıkıyorlarmış izlenimi olduğu doğru, fakat özellikle edep ve ahlâk gibi hassas konularda onlar için söylenen birçok şeyin aslında erkekler için de geçerli olduğunun farkında olmamız gerek.
devamını gör...
herkes fetva makamında ya, herkes alim ya şu sözlükte; hemen verin fetvayı caiz mi değil mi diye. kardeşim bilmiyorsan git araştır. elinin altında internet var, dünya kadar kaynak çıkar karşına. yok ama sen illa...neyse lan bişey demiyorum.
devamını gör...
(bkz: sana ne lan benim günahımdan)

said-i nursi bakın ne demiş...

''her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister.” cümlesi, Allah için bunun bir ihtiyaç olduğunu göstermez mi?

aynı cinsten olanlar mukayeseye gelebilir ve muvazene edilebilirler. mesela elma ile elma, armut ile armut mukayese edilebilir. amma karpuz ile nar, üzüm ile kayısı muvazene ve mukayeseye gelmez. ancak her biri kendi şartında ve özelliklerinde değerlendirilebilirler. bu kaide kainatta her şey için geçerlidir. bitkiler en basit hayat tabakasında iken iki farklı tür birbiriyle mukayese edilmezse, iki farklı cins ve iki farklı mahiyet yani bir bitkiyle hayvan, hayvan ile insan hiç ölçülebilir mi, mukayeseye gelebilir mi? hatta iki farklı insan muvazene ve mukayese edilemez. maddeten iki farklı özelliklere haiz oldukları halde manen hiç muvazeneye gelmez. ana meseledeki benzerlik çok yüzeysel ve basittir. bir insanın hayatını yazan bir tarihçi, başka bir insanın hayatında cahil ve eksiktir. bu böyleyken, kemalatın en kutsisinde ve yarattığı hiç bir mahluka benzemeyen, misli olmayan maddeden, zamandan, mekandan münezzeh olan Allahu zülcelal nasıl bir insanın hususiyetleriyle muvazene ve mukayese edilsin?

misli ve benzeri olanlar arasında tam bir mukayese olmaz ise misli olmayan Allah (cc) kesinlikle mahlukatın bütün özelliklerinden müstağnidir. ve mukayeseye gelmez. sadece tefekküre bir vasıta olmak cihetiyle bazı temsilat olabilir. her kemal ve cemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister ifadesinde insanlardaki bu arzu ve hususiyetler sadece tefekküre bir bakış açısıdır. yoksa mukayese için değildir. yani mikroskoplar mikropları, teleskoplar yıldızları ve semayı müşahede ettirir. fakat ne mikroskopta gösterdiklerinden bir özellik, ne de teleskopta yıldızlarda ve semadan bir hususiyet bulunmaz. her şey Allah’ı tavsif eder. fakat onunla muttasıf olmaz. insan da bir mikroskop ve teleskop gibi cenab-ı hakk’ı külli manada bildirir ve tanıttırır. Allah’ın zat, sıfat ve esmasını gösterir. onunla kesinlikle muttasıf olamaz. o zattan bir hususiyeti kendinde taşıyamaz. aynen öyle de, insanın kendi güzellik ve kemalatını görmek ve göstermek istemesiyle, cenab-ı hak’taki bu hususiyet aynı değildir. sadece cam gibi vasıta olmaktan öteye geçmez. tefekkür için bir rasat vazifesini görür. başka türlü yakıştırmalar Allah için şirktir.

ayrıca insanların güzelliklerini göstermesi bir ihtiyaçtan gelir, kemale ve ikmale gider. o güzellik var olmaz ve görünmezse o insan eksik ve nakıs olur. alkış ve taltif insanı keyiflendirir, noksanı ikmal eder. oysa cenab-ı hakk’ın kendi cemal ve kemalini göstermek istemesi ihtiyaçtan değil, iradeden gelen bir şuunattır, kemalatı ikmal etmez. çünkü hakiki kemalat ihtiyaca bina edilmez. ihtiyaçtan başkasının mukayesesinden gelen güzellik ve kemalat ise, hakiki güzellik ve kemal değildir. o da nisbidir. çünkü nisbet edilenler gitse onlar da değerden ve kıymetten düşer. mesela Allah mabud olduğu için ibadet ederiz. o, insanlar ibadet ettiği için mabud değildir. burada mabudiyet nisbetle kaim değildir. nisbetle kaim olanlar; mesela insanların batıl mabudları bir zamanlar ibadet edildiği için mabud ittihaz edilmiş, insanlar ibadet etmekten vazgeçince ise mabudiyetten düşmüşler. hakiki mabudiyet öyle olamaz.

insanlar olmazsa, bir insan, yalnız başına kendi kemalat ve güzelliğini göstermek ister mi? sanatta, meharette, neyi kime gösterecek yani mukabele ve nisbet istiyor. ta ki kemalatı zuhur etsin. seyredenler olmazsa sanatlar, panayırlar ve pazarlar olmazsa ticaretler görünmek istemezler. bu mahlukat için genel bir kaidedir. fakat Allah ezeli ve ebedidir. insanlığın ömrü alemin sonunda başlamıştır. o halde milyarlarca yıl önce Allah’ın cemal, kemal ve sanatını kimler seyrediyordu? demek insanlardaki cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi arzusu Allah’ın cemalini ve kemalini ölçmek ve mukayese için değil insanlarını kendi kemalatını artırması ve tezahürü ve imtihan içindir.

ayrıca ilahi kemal ve cemalin inceliğini insanlar, melekler ve hiçbir mahluk tamamen anlayamaz, idrak edip kavrayamaz. ancak Allah, kemal ve cemalini bilir.

bizdeki güzellik gibi Allah’ın cemal ve kemali bir ihtiyaçtan gelse, ihtiyaç bittiğinde güzellik ve kemalatın da eksilmesi lazım. mesela insan açlıktan dolayı yemek ister. ihtiyaçtan dolayı gezmek, keyiften dolayı seyir ister. bu ihtiyaçlar kesilse artık yemek, seyir ve tenezzüh te biter. cenab-ı hak’ta ise bu şuunat ezelidir. asırlardan beri yaratma, tezyinat, taltifat ve kemalat devam ediyor. ve ebediyen devam edecektir. demek ki cenab-ı hak’ın kendi cemal ve kemalini görmek ve istemesi, ihtiyaçtan değil irade-yi ilahiyedendir. ihtiyaç ve iradenin farkını idrak edemeyenler bu tefekkürü yapamazlar.''

he inadınıza şarkılar söyleyip Allahı anacağım...
devamını gör...
caizliği konusunda fetva verecek durumda olmadığım için yorum yapamayacağım fakat hoş bakılmayan bir durumdur. kadınlar kamusal alanda şarkı söylememeye dikkat ederken, sokakta oynayan çocuğu çağırırken bir güzel bağırabiliyorlar mesela, ya da yol ortasında çocuğu azarlarken, biri ile kavga ederken. hassasiyet gerekiyorsa bu hassasiyetlik her alanda gösterilmedir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar