kaybedeceğini bile bile savaşmak

milletsiz ve milliyetsiz "milliyet" gazetesinin, başlığına bitişik olarak neşrettiği bir kitap ilânı...
bunu bana gösterdikleri zaman yıldırımla vurulmuşa döndüm ve bir müddet, tepki gücümü kaybettim. Allah resulüne, müslümanlığın canevine, türk milletinin ruhuna, bundan daha namussuzca, hayâsızca, tasasızca bir tecavüz gösterilemez, hayal edilemezdi.
daha ağırlarını bilmiyor değiliz. kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ufuk-peygamber ve gaye-insana "donsuz bedevi" denildiğini de biliyoruz. daha neler de neler!... fakat bütün bunlar, daima resmi - hususã® mahfillerde, kapalı ve muhafazalı yerlerde söylenmiş ve sonradan dışarıya sızmış hakaretler... ama bu türlüsü, kulağının arkası terlemecten ve yüreği hoplamadan, bir gazete manşetinin yanında, müthiş bir alenilik ve tabiilik havası içinde olanı, ilk defa görülüyor. bu ne şenã® cesaret ve ne cesur şenaattir! bu ilânı (997) kayıt numarasıyle neşreden milletsiz ve milliyetsiz "milliyet" gazetesi de sırasında utanmadan kur'an meali yayınlayan ve yerin dibine girmeden ramazan köşesi yapan münafıklık ocağı... o kadar ki, herkesin bir şey sandığı, fakat metelik etmez, şirret bir Allahsızın yanında, güya müslümanlık taslayıcı bir muharrir kullanmaktan da utanmıyor.
hayır, hayır, suç yalnız bizde!... ne oluyorsa, bizim ona lâyık hale gelmiş bulunmamızdan oluyor. lâikliğin vatanı olan fransada, hürriyetin putlaştırıldığı amerikada, peygamberlerine ve dinlerine böyle kahbe ve rezilce bir hakaret olsa, nasıl bir tepkiye yol açacağını tahmin edebilir misiniz?
suç, yalniz bizde!... bizim, içi boş konserve kutularının silik yazıları halindeki marka müslümanlarımız bu hali görür, ensesini kaşır, aldırmaz ve yine böylelerini satın almakta devam eder.
lanet olsun!...
ciğerlerime çektiğim havaya, içinden geçtiğim sokağa, yazarken tuz-buz olmayan kalemime, her şeye, her şeye lanet olsun!...

* *
devamını gör...
kaybedeceğini bile bile savaşanlar pes etmek ile vageçmek arasındaki mukaddes farklı bilirler.

aklıma fransız ihtilali gerçekleşmeden önce fransa'da yaşanmış bir olay geldi. şöyle ki: ihtilal gerçekleşmeden yani 16. lui ölüme mahkum olmadan önce turgo diye bir zat-ı şerif vardır. ihtilalin olmaması için hem iktisadi hem de içtimai çalışmalar yapar, gece gündüz uğraşır ve neredeyse bir kaç saat uyur. bir gün bir arkadaşı türgo'ya ziyarete gelir.

türgo der, niye bu kadar çalışıyorsun? yakında ihtilal olacak görmüyor musun, ölebilirsin.
türgo vakarlı bir edayla cevap verir: evet dostum aslında öleceğim ve ben öleceğimi bildiğim için bu kadar çok çalışıyorum.

pes etmekle vazgeçmek arasında çok büyük farklar vardır.

amerikan gangster filminde frank lucas abd'den uzak doğu ülkelerinden birine, tayland'a bankok'a gider. filmi izleyenler bilir, amaç oradan biraz daha uyuşturucu almak ve abd'ye göndermektir. uyuşturucu tedarik eden isyancıların komutanı denzel washington'un canlandırdığı frank lucas'a şöyle birşey söyler; - biliyorsun. şimdi bırakmakla daha sonra bırakmak zorunda kalmak arasında büyük farklar vardır frank.

neticede frank lucas bırakmak zorunda kalır ama bırakmak zorunda kalacağını bildiği için zaten frank lucas olmayı başarmıştır.
devamını gör...
öleceğini bile bile yaşamak nedense, o yüzdendir. bir büyük düşünürün söylediği gibi, yenilse de tekrar denemeli insan daha iyi yenilmek uğruna. aynı şekilde; ölümü ne kadar yakın da olsa, son ana kadar yaşamalı insan daha iyi ölebilmek uğruna.
devamını gör...
yitirdiği anlamlarda kaybolmaya yüz tutmuşları hatırlatır bana bu eylem. savaşmak...zorlukları taşıyamayacak kadar güçsüzken; güçlü olmaya çalışmak...yükün altında kalmamak için çırpınmak ama sert olmayan ufak bir darbede yere serilmek gibi...onca derde karşı hayatın içinden ama bir o kadar da hayaller limanında karaya vurmak gibi...savaşmak işte! hem de kaybedeceğini bile bile.
devamını gör...
şerefli bir ölüm istiyorsan, savaşacaksın.

kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
koşar adım gitmeli onların arkasından.
kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
ileriye atılmak ve sonra dönmemektir.

yırtıcılar az yaşar… uzun sürmez doğanlık…
her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
bunun için ölüme bir atılış gerekir.
atıldıktan sonra bir daha dönmemektir…

( nihal atsız )
devamını gör...
küçücük bir umut oluyor ya bazen, ama kaybedeceğini de biliyorsun yine de savaşıyorsun. o küçücük umudun peşinden gidiyorsun, hani olur ya belki kazanırım diyorsun ama yine de kaybedeceğini biliyorsun işte.

kül olacağını bile bile ateşe sevdalanmak gibi birşey bu.
devamını gör...
bu savaşlara girilme sebebi bir gün kazanacağımıza dair umut. genel olarak hayata bir bütün olarak bakılırsa bir gun kazanma ihtimali yüksek.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar