kırklar meclisi

iki cihan serveri hz muhammed mustafa burak'a binip miraca çıktığında kapıda koca bir aslan görür. aslan resul'un geçmesine izin vermez ve üzerine yürür ve ağzını açar. hz muhammed'in korkudan dudağı kanar.. o anda cebrail hz muhammed'e korkmamasını ve aslanın parmağındaki yüzüğü istediğini söyler. hz muhammed nişanı aslan'ın ağzına koyar. aslan ona yol verir ve uzaklaşır yok olur... habibullah kapıdan girer. Allah (cc)'ın huzurundadır...ve iki sevgili tam doksan bin kelam konuşur... hz resul bu heyecanla evine dönerken yolu bir başka eve düşer. içeriden hafif bir def sesi musiki eşliğinde muhabbet eden insanların sesi gelmekte. hz muhammed merak eder kapıya yönelir ve kapıyı çalar... içerden tanıdık bir hanım sesi "kim o?" diye sorar. habibullah "ben peygamberim içeride ne yaptığınızı merak ediyorum" der. içerideki ses "bizim aramıza peygamber sığmaz" der. resul üzülür ve geri dönmeye yeltenir. anda cebrail (as)'in sesini duyar:"ya habibullah bir daha çal kapıyı ve senin de Allah'ın bir kulu olduğunu söyle". hz muhammed bunun üzerine kapıyı bir daha çalar ve denileni söyler... kapı ardına kadar açılır ve iki cihan serveri içeri girer... düşündüğü gibi bir sürü insan muhabbet etmekte(17si hanım 22si erkek). lakin hepsinin nikabı kapalı yüzleri seçilmemektedir. sorar:"sizler de kimsiniz?". içlerinden en babayiğit görüneni "bizler kırklarız." der. bunun üzerine hz muhammed "nasıl olur? ben otuz dokuz kişi sayıdım."der. içlerinden bir başkası:"selman can ülkesinde, iran'dadır." diye cevap verir. "peki sizin ulunuz kim? büyüğünüz, küçüğünüz kim?". "bizim ulumuz, büyüğümüz, küçüğümüz yoktur. kırkımız bir, birimiz kırk'ız". bunun üstüne hz muhammed bunu kanıtlamalarını söyler. yine içlerinden in yapılı olanı kolunu sıvar ve destur diyerek hançeriyle bileğini yaralar. bileğinden bir damla kan süzülür yere damlar. hz muhammed bakar ki diğer otuz sekiz kişinin de bileği kanıyor son olarak da pencereden bir damla kan meclisin ortasına düşer... bu da selman-ı farısi nin kanıdır... hançeri vuran er bileğini sardıktan sonra herkesin kanı durur. birden selman elinde kendi keşkülü içinde de bir üzüm tanesiyle içeri girer. "bunu kırklara pay edelim ya muhammed" der. işin içinden çıkamazlar. anda cebrail(as) yetişir cârlarına. der ki resul'e "ezin üzümü." anda habibullah ezmelerini söyler üzümü. hançeri bileğine vuran er elini keşkülün içine atar ve üzümü avucunun içinde ezer. üzümün suyu tüm keşkülü doldurur ve saka-ul hamr olur. o anda hz muhammed üzümü ezen elde aslanın ağzına koyduğu nişanı görür. çok heyecanlanır. hemen kişinin nikabını kaldırır ve bakar ki amcasının oğlu ali. sarılır ona doya doya. kapıda kim o diye soran da kızı hz fatıma'dır hepsi hamr'dan birer yudum içer ve mest olur. çalan musikinin etkisiyle semaha dururlar döne döne... son olarak da habibullah içer bir yudum. mestane olur. o da kalkar semah'a. dönerken sarığı düşer başından. cümlesi de sarığı birbirlerine pay ederek bellerine sararlar. semah eylerler sabaha dek... hak erenler bizi onların yolundan ayırmasın...
devamını gör...
harputlu kemal efendi’den dinlemiş olduğu, “aslında her şey çıkar bunun içinden” dediği bir hikâyeyi anlatıyor özdamar. kırklar’a meraklı, uzun yıllar “kırklar! kırklar! kırklar!” diye gezip onları nerede görebileceğini soran bir adam, günün birinde rastladığı birisinin tarifi üzerine kırklar meclisine ulaşır. başları olan kişi henüz şehit düşmüş olduğu için, onu hemen baş olarak aralarına alırlar. adam buna uygun olmadığını öne sürerek itiraz etse de, onu ikna ederler. görevleri dolayısıyla dışarı çıkıp akşam döneceklerini, kendisinin, yaşadıkları mağaradaki postun üzerine oturup karşıdaki duvarda dünyada olup biten her şeyi izleyebileceğini, olaylara istediği gibi yön verebileceğini söylerler. onlar gittikten sonra adam posta oturur ve dünyadaki karışıklıkları izlemeye başlar.

bunlardan biri, bizim insanlarımızı çok ilgilendiren şekilde, ‘kâfirlerle’ ‘müslümanlar’ arasında bir deniz savaşıdır. mü’minler zayıf durumda, savaşı kaybetmek üzeredirler. adam hemen müdahale etme, mü’minleri galip getirme düşüncesine kapılır. adeta önündeki bir havuzdaki kâğıttan gemileri parmağıyla alabora eder gibi müdahalesini yapar, küffarın gemilerini batırır ve savaşı tamamen kaybetmek üzereyken mü’minleri galip getirir. çok mühim bir iş yaptım diye içinden geçirerek bir ‘oh’ çeker ve ‘elhamdülillah’ der. akşam olup diğer otuz dokuzu döndüklerinde durumu öğrenirler ve kırkların özelliği gereği, hepsi aynı anda ‘eyvah eyvah’ çekerler. adam hiçbir şey anlayamaz ve yaptığını savunmaya devam eder. üçüncü ‘eyvah eyvah’tan sonra ona derler ki “bugün o savaşta şu kadar mü’min kardeşimiz peygamberlikten sonra en yüksek mertebe olan şehitlik mertebesine ulaşacaklardı, sen onların o mertebeye ulaşmalarına engel oldun”. özdamar bunun zaman zaman anlattığı bir hikâye olduğunu, burada bırakırsa “hadi canım sen de. adam da ne anlatıyor. elime fırsat geçecek, filan yerdekiler şehitlik mertebesine erecek diye, ben müdahale etmeyeceğim” şeklinde düşünenlerin çıkabileceğini söylüyor. “hayır,” diyor “bu kırklar hikâyesi bu mesajı vermiyor. öyle bir mesaj yok. o mesajı çıkaran kendi yanılgıları içerisinde kotarıyor onu. bu hikâyeden öyle bir mesaj çıkarmıyorum ben. çıkarılmaması da gerekir. sen üstüne vazife olan şeyleri yapmaya devam edeceksin. ne ise o üstüne vazife olan. herkesin üstüne vazife olan şeyler de farklıdır.” (http://mustafaozdamar.com)
devamını gör...
peygamberimiz miraç’tan dönüşte kırklar meclisi’ne geliyor.

selman-ı farisi bir üzüm tanesi getiriyor ve “ey yoksulların hizmetkarı bu üzüm tanesini bize paylaştır” diyor.

cebrail bir tabak getiriyor. peygamberimiz tabakta üzümü ezip şerbet yapıyor. bu şerbet, ilk tadanın dudağına değer değmez hepsi mest oluyor.
devamını gör...
islam'da kırklar, yediler, ebdaller vs. hadislerde geçen terimler. yalnız bu kırklar alevilerin uydurduğu kırklar tarzı bir şey değil. utanmasalar fahr-i kainat efendimiz s.a.v'e semah döndürecek bu aleviler. neye inandıklarını da bilmiyor herifler.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar