koca ragıp paşa

tam adı koca mehmed ragıp paşŸa`dır. (1698-1763) 3. mustafa zamanında sadrazamlık yapmışŸtır. bilgi, kültür birikimliliğŸi ve devlet adamlılığŸıyla öne çıkmışŸtır. şŸairliğŸi ve nüktedanlığŸı ile de bilinirmişŸ.
devamını gör...
"şecaat arzederken merd-i kıptı sirkatin söyler" sözü koca ragıp paşanındır... ayrıca refikasını da hayattan bezdirmiştir. dayanamayan refikası bir gün;

bülbül ile hemdem olmuş bir gurabı naseza
daim feryadı gurap eyler acayip bundadır

demiş

lakin koca ragıp paşa bu durur mu? cevabı yapıştırmıştır

güzelin hüsnü gibi hulguda gerektir yarına
yoksa çok suret yaparlar kilise duvarına

(bkz: hoca bu durur mu)
devamını gör...
herkesçe bilinen ünlü beyitin tamamı :
miyan-ı güft ü guda bed meniş iham ider kunhun
şecaaat arz iderken merd-i kıbti sirkatin söyler
koca ragıp paşa

(kötü huylu kimse dedikodu arasında kabahatini hatırlatır. çingenenin yiğidi kahramanlığını anlatırken hırsızlığını söyler.)
devamını gör...
medfun bulunduğu kütüphanesi, istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi'nin inşası sırasında bugün ordu caddesi olarak bilinen caddenin yükseltilmesinden sebep yol seviyesinin altında kalmış ve kaybolmuştur.

bu kültür katliamının müsebbibi ise mezkur fakültenin mimarı sedat hakkı eldem'dir. alman nazizm mimarisinin bir kopyası olan "eser"ini daha görünür kılmak için yapmıştır bu yol yükseltmeyi sedat hakkı. bir Allah'ın kulu da çıkıp "hacı sen ne yapıyorsun" dememiştir kendisine.
devamını gör...
devlet memurluklarının alt kademelerinden başlayarak sadrazamlığa kadar yükselen koca ragıp paşa, imparatorluğunun çözülmeye yüz tuttuğu bir dönemde sadrazamlığı başarıyla yürütmüştür. 1753 yılında sultan üçüncü mustafa'nın dul kız kardeşi saliha sultan ile evlenmiş, bu evlilik kendisini padişaha daha da yakınlaştırmıştır. sadrazamlığı sırasında imparatorluk sürekli barış içinde yaşamıştır.
devamını gör...
çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden koca ragıp paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden paşa, etrafı ve kitapları toz toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
+seni tebrik ederim yavrum, der. gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!
devamını gör...
--- alıntı ---

1110/1698-99 yılında istanbul’da doğdu. asıl adı mehmed’dir. râgıb mahlası ile birlikte mehmed râgıb olarak bilinse de daha çok koca râgıb paşa olarak tanındı. defterhâne-i Âmire kâtiplerinden şevki mehmed efendi’nin oğludur. öğrenimi hakkında kesin bir bilgi yoktur. müstakimzâde (1928: 449)’ye göre kısmen babasının dairesinde kısmen de özel hocalardan dersler alarak kendi kendini yetiştirdi. hoca sâlih efendi’den farsça öğrendi. aysofya-i kebir medresesi sakinlerinden olan yûsuf efendi’den sülüs ve nesih meşk etti. kitâbet, inşâ, hesap ve defter usullerini öğrendiği defterhâne’de kendisine “râgıb” mahlası verildi. 1134/1721-22 yılında başlayan osmanlı-iran savaşında ele geçirilen yerlerin kaydedilmesi için 1135/1722-23 yılında defterhane tarafından bölgeye tayin edilerek defterhâne görevlileri arasında yer aldı. bu suretle serasker Ârifî ahmed paşa’nın maiyetine dâhil oldu ve onun mektupçuluğuna getirildi. revan fethinin ardından umûr-ı mühimme kitâbetine getirildi (1137/1725). köprülüzâde abdullah paşa, bağdat valisi ahmed paşa, hekimoğlu ali paşa gibi seraskerlerin yanında kâtiplik, mektupçuluk, defter eminliği gibi görevlerle doğu cephesini dolaştı. 1138/1725-26 yılında şah tahmasb ile yapılan bir müzakereye kâtip olarak katıldı. iki yıl sonra, kısa bir süre revan defterdarı oldu. 1141/1728-29 yılında istanbul’a çağrıldı ve cizye muhasebeciliğine getirildi. 1142/1730 yılında bağdat valisi ve iran seraskeri ahmed paşa maiyetinde defter emini ve reisü’l-küttâb vekili olarak gönderildi. bu sıra yeni alınan hemedan bölgesi ile ilgili kayıtları tutmakla da görevlendirildi. 1143/1730-31 yılında süvari mukabelecisi pâyesiyle bağdat defterdarlığına tayin edildi. bu görevde iken herat’ta bulunan nâdir şah’a elçi gönderildi. 1146/1733-34 yılında bağdat’ın yedi ay süren kuşatmadan kurtarılmasındaki başarıları sebebiyle maliye tezkireciliğine getirildi (zilkade 1146/nisan 1734). 1148/1735 yılında iran seraskerliği yeniden ahmed paşa’ya verilince ordu defterdarlığı ve reîsü’l-küttâb vekilliği yaptı. sonra istanbul’a dönerek aynı yıl (recep 1148/kasım-aralık 1735) ikinci kez cizye muhasebeciliğine getirildi. safer 1149/temmuz 1736’da cizye muhasebecisi olarak osmanlı-rus savaşına katıldı. fakat ordu isakça sahrasına yerleşmişken gelen hatt-ı hümâyunla bu defa iran ile barış görüşmelerine çağrıldı. bu görüşmelerdeki bilgisi ve başarısı takdir edilerek 2 ramazan 1149/4 ocak 1737’de sadâret mektupçuluğuna getirildi. reisü’l-küttâb mustafa efendi denetiminde nemirov’da ruslarla yapılan görüşmelere üçüncü delege sıfatıyla katıldı. görüşmelerdeki başarısından şıkk-ı sânî pâyesi verildi (zilhicce 1149/nisan 1737). 1152/1739 yılında avusturya ve rusya ile yapılan başarılı belgrad görüşmelerine ikinci delege olarak dâhil oldu. görüşmelerdeki başarısıyla göz doldurdu. 19 zilkade 1153/5 şubat 1741’de reîsü’l-küttâblık makamına getirildi. bu görevdeyken kaleme ait defterlerin konularına göre tasnifi, şikâyet defterleriyle ahkâm defterlerinin birbirinden ayrılması, her vilâyete ayrı ahkâm defterleri tahsis edilmesi gibi bazı düzenlemeler yaptı. reisü’l-küttâblık görevi son bulunca 10 rebîülevvel 115/23 nisan 1744’te vezirlik pâyesi ile mısır’a vali oldu. burada üç yıl kaldı. memluk beylerinin yönetimindeki etkisini kırmaya yönelik idarî değişiklikler yapmaya çalışırken bir suikasttan güçlükle kurtuldu ve 1161 yılı sonlarına (1748) doğru nişancılık göreviyle istanbul’a çağrıldı. zilhicce 1161/aralık 1748’de aydın muhassallığına atandı. zilkade 1163/ekim 1750’de sayda, oradan da mâlikâne olarak rakka eyaletine tayin edildi (safer 1164/ocak 1751). 7 şevval 1168/17 temmuz 1755’te halep valisi oldu. eyaletlerdeki başarılarıyla 18 rebiyülâhır 1171/10 ocak 1757 emîr-i haclık görevi de uhdesinde bulunmak kaydıyla halep’ten şam’a tayin edildi. bu göreve başlamadan ertesi gün yapılan divan toplantısında veziriazamlığa getirildi. istanbul’a döndü ve iki gün sonra sultan ııı. osman’ın huzuruna çıkarak sadâret mührünü aldı (9 cemâziyelâhir 1170/29 şubat 1757).

sadârete gelir gelmez başkentin asayiş ve iâşe sorunlarını çözmeye çalıştı. dış ilişkilere önem verdi. dârüssaâde ağası tarafından azli sağlansa da ııı. osman’ın vefat etmesiyle görev değişikliği gerçekleşmedi. 16 safer 1171/30 ekim 1757’de ııı. mustafa’nın cülûs merasimi yapıldı ve yeni padişahın ilk sadrazamı olarak görevini sürdürdü. kendisini sadâretten uzaklaştırmak isteyen ebû kof ahmed ağa’yı bertaraf ederek dârüssaâde ağalarının saltanatına son verdi. maliyeyi sıkı denetim altına aldı. askerî alanda önemli ıslah çalışmaları yaptı. yeniçeri ve acemi oğlanları kışlalarının inşa işini bitirdi. cephanelikleri düzenledi. sinop, istanbul ve rodos tersanelerini aktif hale getirerek donanmayı güçlendirmeye çalıştı. rus ve avusturya sınır kalelerini güçlendirdi. kafkas cephesine ağırlık verdi ve başta soğucak kalesi olmak üzere birçok müstahkem mevkii elden geçirdi. doğu karadeniz sahillerindeki kaleleri, özellikle anapa, faş, sohum taraflarını asker ve mühimmat bakımından güçlendirdi ve bölgenin kontrol altında tutulmasını sağladı. memleketin ve istanbul’un imarına, ıslahına önem verdiği gibi günümüzün şehircilik anlayışına uygun önemli adımlar da attı. sultan ııı. mustafa’nın takdirini kazanarak recep 1171/mart 1758’de padişahın kız kardeşi sâliha sultan’la evlendi. son günlerini istanbul koska’da bir külliye yaptırarak geçirdi. 9 ramazan 1176/24 mart 1763’te hastalandı ve 24 ramazan 1176/8 nisan 1763’te vefat etti. fâtih camii’nde kılınan cenaze namazından sonra, bir ay kadar önce açılmış olan kütüphanesinin bahçesine sıbyan mektebinin dibindeki türbesine defnedildi.

râgıb paşa, nükteleri, zengin kitaplığı, hukuk bilgisi, şairliği ve sohbetleriyle de istanbul’a ve osmanlı kültürüne katkıda bulundu. görev yaptığı yerlerde âlimler, mutasavvıflar ve şairlerle dostluk kurdu. fıtnat hanım, haşmet, çelebizâde asım efendi gibi şairleri etrafında toplayarak yaşadığı dönemin kültür odaklarından biri oldu. doğu’ya ait engin bilgisi yanında avrupa’dan kitaplar getirterek batı âleminden ve fikir adamlarından faydalanmaya çalıştı, ingiltere kavânîn-i bahriyyesi gibi askerî ve teknik kitaplar yanında grotius, voltaire ve newton gibi aydınların eserlerini tercüme ettirdi. ulûm-i garîbeye, ilm-i cifr ve nücûma vâkıftı. nakşibendîlik’ten icâzeti bulunmaktaydı. nebile hanım ve sâliha sultan ile bilinen iki evliliği ve nâile ile lebîbe adında iki kızı vardır.

vefatından bir yıl önce yaptırmaya başladığı mektep, kütüphane ve şadırvan, şaban 1176/şubat-mart 1763 tamamlanarak hizmete açıldı. küçüklüğünden itibaren biriktirdiği kitapları laleli'deki kendi adını taşıyan kütüphanesine bağışladı.

eserleri şunlardır:

1. dîvân: râgıb paşa’nın vefatından sonra şiirleri müstakimzâde süleyman sadeddin efendi tarafından bir divan hâlinde toplanmış ve münşe’ât’ı ile 7 matla, 4 beyit bulunmaktadır (demirbağ 1999). dîvân’ın pek çok yazma nüshası (bk. demirbağ 1999; yorulmaz 1998) bulunmaktadır. dîvân üzerine bir yüksek lisans (yorulmaz 1988), bir de doktora (demirbağ 1999) çalışması yapıldı.

2. münşeât-ı râgıb: reisü’l-küttâb iken hazırladığı telhislere daha sonra çeşitli görevlerde iken kaleme aldığı siyasî-edebî tarzdaki seçme yazılarının da eklenmesiyle ahmed nüzhet efendi tarafından tertip edilmiş bir inşâ mecmuasıdır. dîvân’ının baş tarafında basılmış olmasına rağmen (bulak 1253) pek çok kütüphanede telhîsât ve münşeât adı altında râgıb paşa’ya ait karışık pek çok yazıyı ihtiva eden yüzlerce yazması mevcuttur (aydıner 2007: 405; demirbağ 1999: 144).

3. fethiyye-i belgrad: münşeât’ta da yer almaktadır. avusturya ile 1151/1739 yılında yapılan savaş neticesinde belgrad kalesinin yeniden fethi hakkında kaleme alınmıştır. ı. mahmud adına yazılmıştır. bazı nüshaları fethiyye-i râgıb adıyla da geçmektedir (aydıner 2007: 406; demirbağ 1999: 145). eser üzerinde bir yüksek lisans tezi (uzun 2000) yapıldı.

4. huneyniye ve tâifiye: münşeât’ta da yer alan bu eserin, bazen müstakil bir eser gibi yazma nüshalarına (istanbul üniversitesi kütüphanesi ty 5711, 7355) rastlanmaktadır. nâbî’nin zeyl-i siyer’ine zeyil mahiyetinde yazılmış edebî değeri olan bir eserdir (aydıner 2007: 405-406; demirbağ 1999: 145).

5. tahkîk ve tevfîk: sünnî ve şiî mezhepleri arasındaki anlaşmazlıkların ortadan kalkması, her iki islâm devletinin birbiriyle yakınlaşması amacıyla kaleme alınmıştır (aydıner 2007: 405-406; demirbağ 1999: 145). eser izgöer (2003) tarafından yayımlandı.

6. mecmûa-i râgıb paşa: arapça, farsça, türkçe manzum ve mensur edebî yazılarla râgıb paşa’nın kendisine ait resmî ve gayri resmî yazılarını içine alır. bu tek ciltlik eserde, alfabe sırasıyla değişik konularda mısra ve beyitlerle, altmış beş kaside yer almaktadır. müellif hattıyla yazılan nüshası murad molla kütüphanesi 1468’dedir (aydıner 2007: 405-406; demirbağ 1999: 144).

7. sefînetü’r-râgıb ve defînetü’l-metâlib: çeşitli konularda, arapça ansiklopedik bir eserdir. müsveddesi kendi el yazısı ile râgıb paşa kütüphanesi 1489’dadır. 1282’de bulak’ta basıldı (aydıner 2007: 406; demirbağ 1999: 142). birçok nüshası (bkz. demirbağ 1999) bulunmaktadır.

8. aruz risâlesi: aruza dair bir risaledir. süleymaniye kütüphanesi hâlet efendi 740’tadır (aydıner 2007: 406; demirbağ 1999: 146).

9. tercüme-i matla-ı sa‘deyn: abdürrezzâk es-semerkandî’nin iran moğollarına ait farsça tarihinin dörtte birinin çevirisidir; ancak bu tercüme kayıptır (aydıner 2007: 406).

10. tercüme-i ravzatü’s-safâ: mîrhând’ın meşhur eserinin çevirisi olup eksik kalmıştır ve kayıptır (aydıner 2007: 406).

koca râgıb paşa, 18. yüzyılda nedîm ve şeyh gâlib’den sonra akla gelen ilk isimlerdendir. şiirleri sağlam ve ahenkli bir nazma, ağırbaşlı, seçkin, açık ve pürüzsüz bir söyleyişe, insanı düşünce yoluyla saran hikmetli bir muhteva özelliğine sahiptir. nâbî tarzı da denen hikemî tarzın 18. yüzyıldaki en önemli temsilcisidir. nâbî’nin yolunda yürümekle birlikte kendine özgü bir üslup yaratabilmiş, nâbî etkisinde kalan diğer şairler gibi basit bir taklitçi olmamıştır. şiirimizde “mısra-ı berceste” denen ve atasözü gibi dillerde dolaşan pek çok mısraın sahibidir (kesik 2013).

nâbî’ye göre, şiirleri daha sanatkârâne olmakla birlikte tasannuya düşmemiştir. atasözleri ve deyimlerle şiirini anlam bakımından daha da güçlendirmiştir. fakat bu güçlü ve veciz söyleyişe karşılık şiirleri yeterli incelik ve coşkudan yoksundur. gözlemlerini de şiire aksettirmiştir. az olmakla birlikte zaman zaman nedîm’i hatırlatan gazeller söylemiştir. az sayıdaki kasidesinde ise nef‘î’nin tesirindedir. nâbî’yi takip eden şairler arasında en başarılısıdır. gibb ve onu takip eden bazı edebiyat tarihçileri, onu kendi sınırları içinde nâbî’yi geride bıraktığını ileri sürmüşlerdir. fakat bilgece söylenmiş birçok şiiri olmakla birlikte nâbî’deki çok yönlülük ve derinlik onda yoktur. fıtnat hanım’la karşılıklı latife ve nazireleri meşhurdur. sünbülzâde vehbî, şeyh gâlib gibi önemli şairlerce şiirlerinin beğenilmesi, sonraki asırda izzet molla, leskofçalı gâlib, şinasi, namık kemal ve yahya kemal gibi şairlerce tanzir edilmesi, şöhretinin büyüklüğünü göstermektedir (horata 2009: 129).

sebk-i hindî’nin bazı dil ve muhteva özelliklerinin, özellikle de dil özelliklerinin tesirinde kalsa da bu özellikler onu doğrudan sebk-i hindî şairi yapacak düzeyde değildir (kesik 2009).

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

kasîde-i ramazâniyye

ne aceb sür‘at ile geldi bu yıl mâh-ı sıyam
çekdi bir baş gelüp belde-i bâgdâda licâm

giceyi gündüze katmış ne şitâb ile gelür
müjde-i ıyda gider sanki mübârek ikdâm

şöyle bir gaflet ile basdı ki tasvîr idemem
gûyiyâ bezmi basan şahne gibi bî-hengâm

......

müşkil olsa ne aceb farkı melekle beşerün
za‘f-ı imsâk ile hep buldı letâfet ecsâm

hoş gelür dilber-i billûr-beden vaslında
vakt-i iftâre gelen nârgil-i sîm-endâm

neş’e-i sofra-i bezmi viriyor hân-ı fütûr
şerbet-i kâse olup câm-ı şarâb-ı gül-fâm
……

âsumân-pâye ferîdûn-haşem ahmed paşa
olsa şâyeste silâhşöri olurdı behrâm
……

kûhlar lerziş-i bîmi ile sihr-i sîm-âb
nice tâb-âver olur satvetine rüstem ü sâm

cevelân itse olur fikr-i sebük-pervâzı
nice müşkil ise âgâzdan ol insicâm
……

şîve-i lutf ile üslûb-ı hakîmâne ile
ne aristo ki felâtûnları eyler ilzâm
……

kaldılar gamze-i hûbân dahi te’sîrinden
fitneyi eyledi ahdinde o rütbe i‘dâm
……

fârisî arsa-i irfân geçinürken şimdi
yirlere urdı beni tevsen-i baht-ı bed-râm

……

olsa bir kerre eger elde inân-ı fikrim
saff-ı maznûna göreydik nice olur ikdâm

hele kalsun bu şikâyet varak-ı dîgerdir
hem ider mugnî-i nâ-kerde murâdı îhâm

itme ıtnâb ile tasdî‘ vakt-i nâzikdir
râgıbâ şimdiki hengâm-ı du‘âdır hengâm

rûz-ı nev-rûz u şebi kadr ü sabâsı ola ıyd
tâ ta‘âkub ide âlemde şeh-süvâr-ı avâm


--- alıntı ---
devamını gör...
''yahu bizim ne büyük değerlerimiz varmış'' listesinde bugün.

âzâde-gân-ı kayd-ı emel ser-firâz olur
nâz eylesün sipihre o kim bî-niyâz olur
yeksân bilen bahâr ü hazânın bu gülşenin
mânend-i serv kâmet-i ömrü dırâz olur

emel bağından hür olanın başı dik olur.
yalvarmaya ihtiyacı olmayan da feleğe naz eyleyebilir.
bu gül bahçesinin baharını ve hazanını eşit görenin,
servi misali ömrünün boyu uzun olur.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar