kosmos

fragmanı şahane olmuş film. gözüken o ki kendiside öyle olacak. dikkatimi çeken nokta, paytak paytak yürüyen ördekler olsun, mekan çekimleri olsun bir emir kusturica tadını anımsattı bana. heyecanla bekliyoruz.
devamını gör...
reha erdem'in bu akşam ntv de konuk olduğu programda açıkladığı üzere vizyon tarihi ertelenmiştir. reha erdem ve bir grup sinemacı arkadaşı bu ve benzer filmleri sinematek mantığla oluşturacakları bir sinema salonunda gösterime çıkaracaklarmış, hadi hayırlısı diyoruz.
devamını gör...
bu hafta disko kralı'ma katılan oyuncuları sermet yeşil ve türkü turan tarafından nisa ayında vizyona gireceğine dair mırıldanmalar duyulmuştur. inşallah diyoruz. bu arada bu sene berlin film festivalinin panorama bölümünde de seyirci karşısına çıkacak.
devamını gör...
reha erdem filmi. erdem'in önceki filmlerinde kullandığı öykülemeyi ve anlatım dilini sevenleri ya da en azından bu dile aşina olanları bile zorlayacak kadar ironilerle ve alegorik göndermelerle dolu bir film.

film post-modern bir masal tadında. türk sinemasının pek alışık olmadığı bir fantastik kıvamı var. filme herşeyden önce bu gözle bakmak lazım; "konu fantastik ve sürreel, öyleyse koltuğuma daha bir yayılıp olan bitene masal izler/dinler gibi bakmalıyım." bu bakışı yakalamayanlar/yakalamayacaklar iki saate yakın süren bir işkenceyi göze alsınlar derim..

bir tavsiye daha; reha erdem'in önceki filmlerinin kafanızda oluşturduğu bütün imgeleri silin. çünkü kosmos erdem için tipik bir avant garde/deneysel bir film örneği. yine bu filmdeki meczupla beynimizde yer etmiş derviş imgesini aynı düzleme getirmeyelim. zira kosmos masalsı/fantastik bir karakter.

aristo'dan beri süre gelen ve bilimsel camiada oldukça popüler bir paradigma vardır; herşeyin evveli kaos'tu. kosmos/düzen kaostan neş'et etti. hernekadar yaşlı dünyamız mahiyeti ve mukaddimesi itibarıyla kosmos'a kavuştuysa yerküre sakinleri sürekli kaos oluşturmuşlar, ve bir saat ayarında işleyen dünya nizamını her seferinde kendi elleriyle darmaduman etmişler.

imdi, film'de hali ve davranışları delice, sözü hikmetçe post-modern bir meczup her haliyle kaotikleşmiş bir düzende kosmosluğa soyunmuş. karlı bir kars gününde dağlardan bayırlardan ağlayarak şehre düşer. -bu geliş/düşüş öyle anidir ki filmin ara sekanslarının birinde, birdenbire yere çakılıveren uydu gibi ahaliyi şaşkına çevirir.- arka fonda sürekli tank, top sesleri duyuluyor ki bu ses toplumun bilinçaltında yer etmiş o kaotizmi yansıtan en doğru ses.

battal'ın ya da diğer adıyla kosmos'un doğa üstü bazı güçleri vardır; derede boğulmakta olan bir çocuğu kurtararak kendi nefesinden ona can üfler, astım olmuş ihtiyar bir terziyi iyileştirir, ayakları kötürüm bir kadını iyi eder, anası ölmüş babası gurbette asosyal bir çocuğu tekrar konuşturur, babalarını gömmeden miras kavgasına tutuşmuş kardeşlerden birine yardım eder, vs vs. vs. belli bir süre sonra bütün düşmüşler, kötürümler onun kapısına gelerek medet umarlar. fakat aslında kader'de yazılan ne ise başa gelen de odur.

kosmos uluyarak ve çığlık atarak aşkını yaşar. onun bu hali tensiz olabilecek bir aşkın meczupça terennümü gibidir. onu uyurken görmeyiz., çay ve şekerle gıdalanır ki bu da aslında dolapları ve mideleri ağzına kadar dolu günümüz insanın çok sade ve kıt şeylerle de iktifa edip geçinebileceğine basit gönderme.
hırsızlık yapar, ama robin hood gibi elindeki bütün parayı yardıma muhtaç insanlara dağıtır.
yine filmde ara ara mezbaha görüntülere rastlıyoruz,. bunu iki şekilde anlamak mümkün; hayvanlara zulm etmede esfel i safiline düşen insanın durumu ve sosyal ilişklerinde artık hayvandan farkı kalmamış kaotik bir toplumun ruhsal fotografı.

kosmos öyle bir şehre gelmiştir ki kendi kalıplarına hapsolmuş bir sınır kentidir burası. sınırın açılması için imza toplayan kapitalist-liberallerle, sınırın açılmasına karşı olan bağnaz-milliyetçiler bir mücadele içindeler. bu ironik mücadelede yönetmenin araya sokuşturduğu kaz sürüleri güzel bir ironi sunumu olarak karşımıza çıkıyor; aslında her iki tarafındave hepsinden öte yolunmaya müstehak bu sorumsuz halkın kaz sürülerinden hiçbir farkı yoktur.

bir ironi daha; kosmos çalışmaz.işi gücü yok bu adamın. gündüzleri ara sıra ağzına kadar dolu kahvehaneye gelir, çay içer. kendisine orada bulunanlar çalışmasını, çalışmayanı kulun da Allahın da sevmeyeciğini de söylerler. oysaki mesai saatinde ağzına kadar dolu bu kahvehane sakinlerinin edeceği en son kelamlardır bunlar.

ben kosmos'u türk sineması için bir dönüm noktası olarak görüyorum. sinema tarihimizde benzerine rastlayamayacağımız bir film. reha erdem sinemamıza ayrı bir soluk getirmiştir. derin bir soluk. beyni holivud filmleriyle iğfal edilmiş günümüz sinema izleyicisi bu filmden alabildiğine tiksinecek. ama vasatüstü gerçek sinema seyircisi ona hakettiği değeri verecektir.
film bittiğinde kendimi derinlemesine bir sarhoşluğun içerisinde hissettiğimi de belirteyim.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar