kürtçe

162.
sırasıyla arapça ve farsça'dan sonra öğrenmek istediğim dildir. arapça'ya başladık şükür. farsça'ya da iran filmleri ile girizgâh yaptık sayılır.* sırada tabii kürtçe olmalı.

bu konuda da lehçe sıkıntısı baş gösteriyor. herhalde kırmançi; gorani ya da sorani'den daha iyi olacaktır.
devamını gör...
166.
ülkemizin zenginliklerindendir.

geçenlerde,duvarlarında türlü tefsirler,kitaplar barındıran çok sevdiğim bir çayevinde * kürtçe ilahi çalıyordu.altında insanlar tatlı tatlı sohbet ediyordu.bir amca gazete okuyordu bir diğeri çayın yanında simit yiyordu.
hemen iki masa yanımda bir hatip etrafındaki gençlere efendimiz ve sahabiler arasında geçen olayları iştahla anlatıyordu.

hayat gayet güzeldi ve semerkand tv de kürtçe ilahi çalıyordu.gururlanıyorduk.

bir de akademik seviyede inceleyip güzel bir sistematiğe oturtsalar eğitim işini çok da güzel olacak.

korkmayın dostlar kürtçe öcü değil.zaten azıcık hissiyatlarından bari olan hemencecik görecektir.
devamını gör...
168.
aramışke göstermişke kapamışke yazıkırın karışmışke çaldırmışke sevgi saygı saldırmışke vb. örnekleri sayısız sıralayabileceğim bir dil. 'bizim ki hep türkçeye karışmış daha doğu saf kürtçe' diyenlerin dili. haraviye (harap ar.) fehimdike (fehime ar.) zan (ar) (kurmançi zanım) biskıne bi sakina (ar. sakin) şegule (şegule ar.) hezdikım (hâz ar.) hali keyf (keyfe halikum ar.) höda rahatike (höda far. rahat ar.) arapçayı tam anlamıyla öğrensem öğrenebileceğim bir dil..
devamını gör...
169.
türkçe ile kürtçeyi karşılaştırma yanlışına düşen arkadaşlardan türkçede doğmak ile ilgili bir tek 'doğmak' sözcüğünün var olduğunu yazmıştır. bu yanlıştır. türkçede insan için doğmak kullanılırken hayvan için yavrulamak kullanılır. ayrıca inek için buzağıladı koyun için kuzuladı http://deriz.başka kürt arkadaşlara 'kürtçede ayrı ayrı her hayvan için "doğmak" sözcüğü var mıdır?' diye sordum "olmadığını" söylediler. ya kuzum Allah aşkına ya benim arkadaşlarım kürt değil, ya yukarda her hayvana ayrı ayrı doğmak eyleminin olduğunu yazan arkadaşta bir sorun var, ya da kürtçe de? ben kürtçeyi bilmiyorum yorum yapmak istemiyorum ve istemiyordum. ta ki bir arkadaşım kürtçe türkçeden zengindir diyene kadar. ver elini internet aradım taradım üzgünüm ama zengin bir kürtçe ütopya imiş. bu net güzel bi şey. sadece kırmanci ile türkçeyi kıyaslayanlara değil ingilizce denen tarzanca ile türkçeyi karşılaştıranları da bozduğum bi yer oldu. adam yazıyor arkadaş ben ne yapayım. geçenlerde bi ingilizce hayranı yazmış ingilizce de toplamakla ilgili şu kadar sözcük var. türkçede toplamak sadece toplamaktır. bir oturdum 70 e yakın sözcük çıkardım. sonra baktım yanıt verebilen yok.
devamını gör...
170.
-alıntıdır-

kürtçe kelime haznesi permalink

--------------------------------------------------------------------------------

kürtçü kesimin internette yaydığı ve türkçe diye bir dilin olmadığı iddialarının dillendirildiği safsatanâme'ye rastlamışsınızdır. bu yazı, kürtçü kesime anlayacakları dilden bir cevaptır. kürtçü kesim, farsça'dan kürtçe'ye geçmiş olan sözcüklere de kürtçe demekte “onlar ortak sözcükler” diyerek alıntı olan bu sözcükleri gizlemeye çalışmaktadır. tabii ki farsça ile kürtçe'nin ortak kelimeleri de bulunmaktadır ancak kürtçe'ye farsça'dan alınan kelimeler de vardır. söz gelimi kürtçü iddiaya göre “nâme” kürtçe'dir. oysa bu yalanı, biraz lisâniyat bilen biri hemen görebilir. çünkü farsça olan nâme sözcüğü yine farsça olan nâm “isim, ad”dan gelir. kürtçe'de ise nav “isim, ad” demektir. yâni nâme'nin farsça'dan alıntı olduğu âşikârdır. eğer bu ortak bir kelime olsaydı bunun navã® olması gerekirdi.

kürtçü kesim, türkçe'den ve arapça'dan gelen kelimeleri de öz kürtçe ilân etmekte ve lisâniyat ilmine ideoloji, milliyetçilikle yaklaşmaktadır. bir nev㮠“kürt güneş dil teorisi” inşâ etmektedirler. söz gelimi kürtçe qerax “kıyı, sâhil” sözcüğü ilk bakışta öz kürtçe sanılabilir oysa türkçe'dir. türkiye türkçesi halk ağızlarında kırak “kenar 2) kıyı”, azerbaycan türkçesi'nde qırax “kenar 2) kıyı” demektir. çoğu dilde “kıyı” anlamına gelen sözcük “kesmek, kırmak” kökünden gelir ki türkçe “kıyı” sözüğü de kı- kökünden gelmektedir. (kıy- “kıymak” da aynı köktendir) arapça sâhil < sahl “kıyma, rendeleme”, ingilizce shore “kıyı” = shear “kırpma, kesme” örnekleri gibi. türkçe kırak/qırax > kürtçe qerax olmuştur.

bir başka örnek, kürtçe erd “yer” sözcüğü. kürtçü kesim bu sözcüğe de “öz kürtçe” deyip bu sözcüğün almanca erde “yer 2) dünya” = ingilizce earth “yer 2) dünya” ile “kökteşâ€ oluğunu iddia eder. oysa sözcük arapça ard'dan gelir. bu arapça kökenli sözcük türkçe'de ise arz “yer” olmuştur. arapçadaki “dat” harfi, türkçe'ye geçen kelimelerde “z”, kürtçe ve farsça'ya geçen kelimelerde “d” olur. arapça ard (dat) > türkçe “arz” > kürtçe “erd”...

kürtçe'nin kapsamlı bir etimolojik sözlüğü yoktur ve bu “kürt güneş dil teorisi” bakışıyla da hazırlanamaz. kürtçe'deki koç “göç”, koçer “göçer”, isot “issi ot” gibi öz be öz türkçe kelimeleri dahi “öz kürtçe“ sanan ve ilân eden bakış açısı sahipleri elbette ilmã® gerçekleri bırakıp uydurma teoriler ortaya atacaktır.

kürtçü safsatanâmeciler gibi yapıp kürtçe'deki yabancı kökenli kelimeleri bölüm bölüm verelim. mâdem bir dildeki yabancı kökenli kelimeler, o dilin “olmadığının” kanıtıdır, aynı bakış açısıyla bakalım kürtçe var mıymış yok muymuş? tabii bu çalışmadaki kelimeler “ufak” bir örnektir. kürtçe'deki yabancı kökenli kelimelerin (ermenice, fransızca, ingilizce, süryanice, urartuca, hurrice, gürcüce, lazca, lezgice, yunanca, almanca, italyanca, latince, rusça vb. hâriç tutuldu) tümü değil, sadece türkçe, arapça ve farsça'dan geçenlerin cüz'i bir kısmına yer verilmiştir.

örneğin, pamidor “domates” < rusça, kartol “patates” < rusça, pirpirim “semizotu” < ermenice, bacan㪠sor “al patlıcan” < farsça badincan > kü bacanãª, kü gãªras < yun kerasos gibi diğer dillerden yapılan alıntılara değinilmemiştir.

ev, mutfak, bitki adları, hayvan adları ve günlük hayatla ilgili kelimelerden bazı örnekler


oda, ode < tü oda

ã®sot < tü issi ot < ıssı ot “sıcak ot, acı ot”

qawin < tü kavun

gizãªr, gãªzer < tü kezer “havuç” (halk ağzıları)

yarkok < tü yerkök “havuç” (halk ağzıları)

arpalix < tü arpalık

tor < tü tor “sık gözlü ağ”

torbe < tü torba

dorpã® < tü törpü

dorpã® kirin < tü törpü'den “törpüleme”

dorpã®kirã® < tü törpü'den “törpülü”

turm, torm < tü torum “deve yavrusu”

dol < tü döl “torun anlamında”

torã®n < tü torun

pisã®k, pişã®ng, pişã®k < tü pisik “kedi” (halk ağızları)

gogercã®n < tü güvercin

çelik < tü çelik

çorek < tü çörek

qewan < tü kovan

qerekol < tü karakol

ordã® < tü ordu

qertel < tü kartal

boz < tü boz “kır, gri”

qir < tü kır “gri”

qeraç < tü kıraç

hesp㪠boz < tü boz'dan “boz at, kır at”

boz bã»n < tü boz'dan “bozlaşma, kırarma, grileşme”

çakã»ç < tü çekiç < çakıç (çak- “çakmak” kökünden)

bitov < tü bit- kökünden “bitiv” (tohum) (halk ağızları bitiv, bider “tohum”)

çax < tü çağ “zaman, vakit, çağ”

biçax, bãªçax < tü çağ'dan “bã®çağ, zamansız, çağsız”

kasok < tü kesek'ten “orak, kesme aracı”

belge < tü belge

belge kirin < tü belge'den “belgelemek”

bibelge < tü belge'den “belgesiz”

belgedar < tü belge'den “belgeli”

belgedan < tü belge'den “belgelik, arşiv 2) dosya”

belgewar < tü belge'den “belgesel”

belgename < tür belge'den “senet”

belgeyã® < tü belge'den “dokümanter”

gemã® < tü gemi

gemã®van < tü gemi'den “gemici, armatör”

gemã®vanã® < tü gemi'den “gemicilik, armatörlük”

gã»z < tü koz “ceviz”

gã»zik < tü kozak “kozalak”

gã»zikã® < tü kozak'tan “kozaksı, kozalaksı”

qarqarok < tü karga

telik < tü terlik

çã®çek < tü çiçek

çemçik < tü “çömçük” (kepçe) çömçe “kepçe” (halk ağızları) (farsça'ya da “çumça” olarak geçmiştir.)

aş < tü aş “yemek” (kazakça as, kırgızca/özbek/türkmen/azeri/uygur/tatar/başkırt aş, yakutça aas)

aşpãªj < tü aş'tan “aşçı”

aşpãªjã® < tü aş'tan “aşçılık”

aşxane < tü aş'tan “aşevi, aşhâne”

çetel < tü çatal

biçetel < tü çatal'da “çatallı”

çeteldank < tü çatal'dan “çatallık”



kap < tü kap “tas, kâse”

qalpax < tü kalpak “kapak, kapatan”

kepeng < tü kapanak/kepenek (farsça'ya da kepenk/kepeng olarak geçmiştir. türkçe kapanak ile kepenek aynı kelimedir “kapanan/kapatılan şey”)

kepenek < tü kepenek

kapek, kapik, kepik, kepek < tü kepek “tahıl kepeği”

boza < tü boza

bozafiroş < tü boza'dan “bozacı”

bozafiroşã® < tü boza'dan “bozacılık”

bozaker < tü boza'dan “bozacı”

bozakerã® < tü boza'dan “bozacılık”

kulek < tü külek “kova, tahta kova” (halk ağızları)

mantã® < tü mantı

ocax < tü ocak

don < tü don (don yağı, katı yağ)

qatix < tü katık

biqatix < tü katık'tan “katıklı”

bãªqatix < tü katık'tan “katıksız”

qatix kirin < tü katık'tan “katıklamak”

meyan < tü meyan “glycirrhiza”

ordek < tü ördek

balaban < tü balaban

beyreq < tü bayrak

çelik < tü çelik

temã®rkere < demircilik

çakmaq < tü çakmak

çakmaqfiroş < tü çakmak'tan “çakmakçı”

çakmaqdar < tü çakmak'tan “çakmaklı”

bãªçakmaq < tü çakmak'tan “bã®çakmak, çakmaksız”

qiço < tü küçük

at < tü at

doner < tü döner

donervan < tü döner'den “dönerci”

çelik < tü çelik

çorek < tü çörek






dillerde çokça kullanılan kavramlardan, kelimelerden bir kısım örnekler


dã®rek < tü direk

dã»z < tü düz

dã»z bã»n < düzleşmek

dã»zbã»nã® < düzlük

dã»zekã® < düzce

dã»z kirin < düzletme, düzleme

çapik < tü çabuk (çap- “hızlı gitmek, hızlı olmak” kökünden. çapkın ve “at çapmak” bu kökten gelir. farsça'ya ve ermenice'ye de geçmiştir.)

çalim < tü çalım

çalim kirin < çalımlanma

çalak < tü çalak “hızlı, çabuk 2) yapan çal-ış-mak ile aynı kökten)

çalak bã»n < tü çalıştırmak

çalakã® < tü çalaklık, etkinlik

çalakã®ker < tü çalak'tan “eylemci”

çalakã®kerã® < tü çalak'tan “eylemcilik”

çalaktã® < tü çalak'tan “atılgan”

çalakã®saz < tü çalak'tan “eylemci”

çalakã®sazã® < tü çalak'tan “eylemcilik”

çalakane < tü çalak'tan “çalakâne, etkince”

tore < tü töre

torenenas < tü töre'den “töre tanımaz”

torenenasã® < tü töre'den “töre tanımazlık”

toreyã® < tü töre'den “törevã®, töresel”

torã® < tü tor “genç”ten “torluk”

koç < tü köç “göç”

koçer < tü köçer “göçer, göçebe”

koçerã® < tü köçer'den “göçerã®, göçerlik, göçebelik”

koç kirin < tü köç “göç”ten “göçmek”

koç bã»n < tü köç “göç”ten “göçme”

koçber < tü köç'ten “göçmen”

koçberã® < tü köç'ten “göçmenlik”

koçbã»yã®n < tü köç'ten “göçüşâ€

qerqeşã»n < tü kargaşa

biqerqeşã»n < tü kargaşa'dan “kargaşalı”

qerqeşã»nã® < tü kargaşa'dan “kargaşalık”

çol < tü çöl

çolax < tü çolak

çolistan < tü çöl'den “çölistan, sahra”

çolkarã® < tü çöl'den “kırsal, çölsel”

çolter < tü çöl'den “kırsal, kır, kırlık, step”

çolterã® < tü çöl'den “kırsal, kırlık”

çokterã® bã»n < tü çöl'den “kırlaşmak, kırsallaşmak”

çolwar < tü çöl'den “kır, kırsal”

çewlik < tü çevlik “etrafı çevrilmiş yer, bahçe 2) büklük”

çawã®ş < tü çavuş

çawã®şã® < tü çavuş'tan “çavuşluk”

qedexe kirin < tü kadağan “yasak”tan > “yasaklama” (azerbaycan/oğuz türkçesi qadağan, özbekçe katã¤ğan “yasak”)

qadexe bã»n < tü kadağan'dan “yasaklanma”

qedexeker < tü kadağan'dan “yasaklayıcı”

çapan < tü çapan “bez 2) pamuk” < eski türkçe çapğan (çaput “eski dokuma bez” ile aynı kökten < çap- “çapmak, vurmak 2) dokumak”)

çap < tü “çapmak”tan > “basım, vurum” < eski türkçe çap- “çapmak, çarpmak, vurmak 2) basmak 3) dokumak” (çaput “dokuma bez”, çapğan “çapan, bez” aynı kökten çak- “çakmak, vurmak”, çal- “çalmak, vurmak” (kaşık çalmak, saz çalmak, çala kaşık, çala kalem vb.)

demxe < tü damga

demxe kirin < tü damga'dan “damgalama”

bidemxe < tü damga'dan “damgalı”

bãªdemxe < tü damga'dan “bã®damga, damgasız”

kole < tü köle “esir”

kolekã® < tü köle'den “kölece”

kolewari < tü köle'den “kölevârã®, kölece”

koledar, kolewar < tü köle'den “köleci”

koledarã®, kolewarã®tã® < tü köle'den “kölecilik”

kole bã»n < tü köle'den “köleleşme”

kole kirin < tü köle'den “köleleştirme”

koledar < tü köle'den “köleli”

koletã® < tü köle'den “kölelik”

dã®lek < tü dilek “temennã®â€

top < tü top (oyun topu)

top < tü top (savaş topu)

topik < tü top, topak'tan “toparlak” (sözcük ermenice'ye de bir yemek adı olarak geçmiştir. topik “nohut ezmesi”)

topikã® < tü top, topak'tan “toparlakça”

topavãªj < tü top'tan “topçu”

topavãªjã® < tü top'tan “topçuluk”

top kirin < tü top (toplu'dan) “toplama”

top bã»n < tü top'tan “toplanma”

qame < tü kama “hançer”

gerek < tü gerek “lã»zum, lâzım”

gerekã® < tü gerek'tan “gerekçe”

gerek kirin < tü gerek'ten “gerektirmek”

gerek bã»n < tü gerek'ten “gerekmek”

bey < tü bay “zengin, varsıl” (eski türkçe bay “zengin”)

bey < tü bey “efendi”

xanim < tü hanım

xanimtã® < tü hanım'dan “hanımlık”

qã®z < tü kız

qizilbaş < tü kızılbaş

qizilbaşã® < tü kızılbaş'tan “kızılbaşlık”

gizir < tü kızar- “kızarmak, kızıl olmak”

gizirã® < tü kızar'dan “kızılca”

ocaxvanã® < tü ocak'tan “ocakçılık”

qelq < tü kalk- “hareket etmek”

xan < tü han (kağan, bey)

qat < tü kat “tabaka”

qat bã»n < tü kat'tan “katlanmak”

qat kirin < tü kat'tan “katlamak”

qata jor < tü kat'tan “çekme kat”

qat bã»yin < tü kat'tan “katlanışâ€

qat jimar < tü kat'tan “kat sayı”

qatkirã® < tü kat'tan “katlı”

qatmer < tü katmer

qatqat < tü kat'tan “katkat, katmer”

qatqatã® < tü kat'tan “katkat, katman”

qatqatã® bã»n < tü kat'tan “katmerleşmek, katmanlaşmak”

ãªl < tü el “halk 2) devlet” (eski türkçe ã©l “halk 2) devlet”) kürtçe “aşiret, oymak” anlamında.

ela < tü elâ, ala

alav < tü alav (eski türkçe yalav. aynı kökten yalaz “ateşâ€, yalım “kıvılcım”) sözcük, farsça'ya “alev” olarak geçmiştir.

qerax < tü kırak “kıyı, kenar 2) sâhil”. azerbaycan türkçesi qırax “kenar 2) kıyı”. kürtçe'ye kırak > qerax “kıyı, sâhil” anlamıyla geçmiştir.

gol < tü göl

golik < tü gölek “küçük göl” (eski türkçe kölek “gölcük”)

gorã® < tü göre

ã®sã®n < tü ışımak, ışın “parlaklık”

kirt kirin < tü kertmek

sax < tü sağ

saxlem < tü sağlam

bi saxlemã® < tü sağlam'dan “sağlamca”

saxlem kirin < tü sağlam'dan “sağlamlama”

saxlem bã»n < tü sağlam'dan “sağlamlaşma”

saxlembã»nã® < tü sağlam'dan “sağlamlık

saxlemã® < tü sağlam'dan “saplamlık”

saxberã® < tü sağ'dan “sağlık”

koz < tü köz

sozdan < tü söz'den “sözlenme”

sozdanã® < tü söz'den “sözleşme”

bisozdanã® < tü söz'den “sözleşmeli”

bãªsozdanã® < tü söz'den “sözleşmesiz”

sozdar < tü söz'den “sözdar, söz tutan, sadık 2) sözlü”

laqirdã® < tü lakırtı


kürtçe'deki yabancı kökenli edatlardan, bağlaçlardan bir kısım örnekler


gorã® < tü göre

hema < arapça ammâ “gelgelelim”

lakã®n < ar lâkin

ã» < farsça 㻠“ve”

eger < fa eger < eski farsça agar < hakar, hakaram < ha-karam “bir kez”

gãªrçã® < fa agar çi < gar çi “eğer ki”

belk㮠< fa bal ki “hatta”

belkiyã® < fa bal ki'den

belkã®tiyã® < fa bal ki'den

heta < at hattâ “ta ki”

qey < tü kay, ka “ne?” (eski anadolu türkçesi kay “ne, nasıl?”, kazakça kanday “nasıl?”, kayda “nerede?” türkçe/kazaka/kırgızca/azerice vb. kaç “ne kadar?”, kangı “hangi?” kanı “hani?”vb.)

ne < tü ne

meger < fa magar < eski farsça ma agar

madem < ar mâ dâma “dâim oldukça”

şayed < fa şâyad < eski farsça şâyistan “uymak, mümkün olmak”

her < fa har “tüm”

hã®ç < fa hãªç “hiç”

hã®ç kes < fa hãªç kes “hiç kimse”

her kes < fa har kas “tüm kişiler”


çeşitli kelime örnekleri

qanã»n < ar qânun < yunanca kanon

yasadan < tü yasa'dan “kanun koyma, yasama”

yasayã® bã»n < tü yasa'dan “yasalaşma”

yasayã® kirin < tü yasa'dan “yasalaştırma”

xãªr < ar xayr “iyilik”

bixãªr < ar xayr'dan “hayırlı”

xãªrdar < ar xary + fa dâr “tutan, -lı”dan “hayırlı”

xãªrxax < ar xayr + fa xâh “isteyen”den “hayır isteyen”

xãªrkar < ar xary + fa kâr “yapan, eden”den “hayır yapan, hayır sever”

kitãªb < ar kitâb

name < fa nâme “mektup, nâme”

welat < ar wilâyat “vilâyet, egemenlik bölgesi, ülke, vatan”

welatã® < ar welâyat㮠“vatandaşâ€

welatperwer < ar welâyat + fa perver “tapan, seven” < parvardan “tapmak” > perest “tapan 2) hizmet eden”

... devam edecek ...
devamını gör...
171.
-alıntılamadır-


türkçenin yabancı dillerdeki on binlerce kelimesi
________________________________________
dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. bu, türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. moğolca, urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile farsça, ermenice, gürcüce gibi önasya dilleri, yunanca, bulgarca, makedonca, arnavutça, romence, sırpça-hırvatça, macarca ve hatta rusça gibi balkan, orta ve kuzey avrupa dillerinde on binlerce türkçe kelime vardır. türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.
sırp-hırvatçadaki türkçe kelimeler

abdullah skaljiç, sırp-hırvat dilinde türkçe kelimeler (turcizmu u srpskohrvatskom jeziku) isimli birinci baskısı 1957, ikinci baskısı 1962’de saraybosnada yapılan eserinde, türkçeden sırp-hırvat diline 8.742 kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir tabii ki sırp-hırvatçadaki türkçe kelimelerin sayısı bu kadar değildir. nitekim kitabın ilk baskısında 6.500 kelime yer almıştı (milan adamovic, “tanıtma”, türk dili araştırmaları yıllığı belleten, ankara 1969, 289. s. vd.).

macarcadaki türkçe kelimeler

alimler macarcaya geçen türkçe kelimeleri üç tabaka halinde incelerler. birincisi hun-hazar-bulgar tabakası, ikincisi peçenek-uz-kuman-kıpçak tabakası, üçüncüsü ise osmanlı tabakasıdır.
osmanlı tabakasını inceleyen macar alimi suzanne [zsuzsa] kakuk, 16 ve 17. asırlarda osmanlı dili tarihi araştırmaları, macar dilinde osmanlı unsurları ( budapeşte, 1973 recherches sur l’histoire de la langue osmanlie des xvı et xvıı siecles, les elã©ments osmanlis de la langue hongroise) isimli eserinde, 16-17. asırlarda osmanlılar vasıtasıyla macarcaya 1.382 cins isminin, 402 şahıs adı ve lakabın, 224 yer isminin, toplam 2.008 kelimenin nakledildiğini ortaya koymuştur (türk dili araştırmaları yıllığı belleten 1973-74, 356 s.).
kakuk, daha sonraki bir yazısında bunu 1.500’e çıkarmıştır (zsuzsa kakuk, “macar dilinde osmanlı-türk unsurları”, bilimsel bildiriler 1972, tdk y., ankara 1975, 209. s. vd.). (bayan kakuk, 1960’da çindeki salar türklerini ziyaret ederek metinler derlemiştir. bu metinler textes salars, acta orientala, c. xııı, fas. 1-2, budapest 1961’de yayımlanmıştır). kakuk, 13 ağustos 1925’te macaristanın heves şehrinin nagytalya köyünde doğmuştur.
türkçenin tesiri sadece kelime vermekle kalmamış, bazı şairler türkçe şiir bile söylemişlerdir. mesela ilk büyük macar şairi sayılan balint balassa 1552-56 arasında bir çok türkçe şiiri macarcaya çevirmiş, kendisi de türkçe şiir yazmıştır.
macar kelimesi manysi ve türkçe eri (manysi+eri) kelimelerinden meydana gelir ki, yarı yarıya türkçedir (laszlo rasonyi, tarihte türklük, tkae y., ankara 1971, 119. s.). macarlara sadece kendileri ve biz türkler macar deriz. öbür milletlerin verdiği hungarya adı da tamamiyle türkçedir. hungarya (hungaria) çoklarının sandığı gibi hun kelimesinden değil, türkçe onoğur kelimesinden gelir. baştaki h türeme bir sestir. kelime hundan gelse sonraki gar unsurunu açıklamak mümkün olmazdı). macarlar onoğur bulgarlarıyla yakın münasebette bulundukları için bizanslılar ve diğer halklar onları bu kelimeyle isimlendirip yaşadıkları ülkeye de türkiye demişlerdir (onoğur kelimesi osmanlılarca az da olsa engürüs veya üngürüs şeklinde kullanılmıştır).
hatırlanacağı üzere macaristan haricinde tarihte türkiye ismini alan veya türkiye ismi verilen bir çok ülke ve bölge vardır: göktürk, hazar, anadolu selçuklu, mısır (memlük devrinde) ve türkistan coğrafyaları tarihte türkiye olarak anılmıştır. lakin devlet adı olarak göktürkler, mısır memlükleri ve türkiye cumhuriyetinden başka türkiye isimli türk devleti yoktur. yalnız orta asya coğrafyası son bin yıldır türkistan adıyla tanınmaktadır.
macar alimleri türklük bilimi sahasında en çok çalışan alimlerdir. zaten türk bilimi sahasında hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece macar bilginleridir. bunlara bosna hersekli ve güneydoğu asyalıları da ilave edebiliriz (pakistan, malezya vs). türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa çin, hint, iran, moğol, arap ve sair kaynakla bağlamaktır.

romencedeki türkçe kelimeler

aslen bir gökoğuz türkü olan mihail guboğlu bir makalesinde, romen diline geçen türkçe kelimeler üzerine çalışan romen ve yabancı bilim adamlarının eserleri hakkında geniş bilgi vermiş, romen dilinde mevcut 3.000 türkçe kelimenin daha iyi araştırılması gerektiğini belirtmiştir (m. guboğlu, “rumanya türkolojisi ve rumen dilinde türk sözleri hakkında bazı araştırmalar”, 11. türk dil kurultayında okunan bilimsel bildirilir 1966, ankara 1968, 271. s.).
kerim altay isimli türk asıllı romanyalı bir bilim adamı da, 1925-87 arasında çıkan 4 romence sözlükte yaptığı araştırmada 1.700 türkçe kelime saymış, daha dikkatli bir araştırmayla bunun 2.000’i aşacağını söylemiştir (kerim altay, türkçeden romenceye giren sözler-romencedeki türkçe kelimeler”, erciyes, nisan 1996, 220. sayı, 1. s.).

bulgarcadaki türkçe kelimeler

türker acaroğlu, bulgaristanda osmanlı türklerinden kalma 5.000 türkçe yer adının olduğunu yazmaktadır (m. türker acaroğlu, bulgaristanda türkçe yer adları kılavuzu, ankara 1988, 42, 75 ve 383. s.). bulgarcadan türkçeye giren sözler ise yalnızca bir kaç tanedir ki bunların en çok kullanılanı çete kelimesidir. bu da bulgarların çetecilikte nam salmasından ileri gelmiştir. ayrıca gocuk, kuluçka, kosa (uzun saplı bir tırpan), ıştır (yaban pazısı) gibi bir iki söz daha vardır. son ikisi ağızlarda kullanılır (hasan eren, “bulgarlar ve türk dili”, bulgaristanda türk varlığı, ttk, ankara 1985, 9. s.).
yaşar yücel, bulgar bilimler akademisi bulgar dili enstitüsünce yayımlanan bulgar dilindeki yabancı kelimeler sözlüğü (1982) ile bulgarca sözlüğün 3. baskısını tarayarak bulgarcada 2.557 türkçe kelimenin olduğunu tespitlemiştir. -ci, -li, -lik gibi türkçe ekler de bulgarcaya geçen lisan unsurları arasındadır (yaşar yücel, “bulgarcaya türkçeden ve türklerden geçen sözcükler”, belleten, ağustos 1991, 213. sayı, 529-562. s.).
tabii ki bu, eksik bir çalışmadır. hakikatte başta bulgar ve balkan kelimeleri olmak üzere bulgarların dilinde aslında on binden fazla türkçe kelime vardır. durum makedonca için de aynıdır.

melih cevdet anday seyahatlerini anlattığı bir eserinde şöyle bir fıkra nakletmektedir:

“bir bulgar bir yugoslava sormuş:
‘-sizin dilinizde çok türkçe sözcük var mı?’
yugoslav türkçe olarak:
‘-yok be kardeşim’ demiş.
bu soru bir macara sorulsa ‘şok van’ karşılığı alınırdı ki, ‘çok var’ demektir.” (melih cevdet anday, sovyet rusya, azerbaycan, özbekistan, bulgaristan, macaristan, gerçek y., istanbul 1965, 143. s.).

bu misalin bir benzerini süreyya yusuf da nakletmektedir (süreyya yusuf, “ivo andriç’te türkçe sözcükler”, türk dili araştırmaları yıllığı belleten 1969, 287. s.).

rusçadaki türkçe kelimeler

nikolay aleksandroviç baskakov türk kökenli rus soyadları (1979) isimli çalışmasında 300 türkçe kökenli rus soyadını etraflıca incelemiştir. baskakovun eseri türkçeye tercüme edilmiştir (n.a. baskakov, çev. samir kâzımoğlu, türk kökenli rus soyadları, ankara 1997, 234 s.).
tatar alimi a.h. halikov da rus tanınan 500 bulgar-tatar-türk asıllı sülale isimli eserinde bugün rusçada kullanılan 500 soy adını tesbit ederek bir kitap halinde yayımlamıştır (a. h. halikov, çev. mustafa öner, rus tanınan 500 bulgar-tatar-türk asıllı sülale, tdav y., istanbul 1995). bunların hepsi aslen türk-tatar asıllı olup içlerinden alimler, yazarlar, diplomatlar, bilim ve devlet adamları çıkmıştır. mesela yeltsin (türkçe elçi kelimesinden gelir) bunlardan biridir. zaten “rusu kazısan altından tatar (türk) çıkar” sözü herkesçe bilinen bir sözdür.
tabii bunlar özel isimlerdir. rusçada türkçeden alınma sözlerin bir listesi henüz yapılmamıştır. bu yapıldığında rusçada 10 bin civarında türkçe kelimenin bulunduğu katiyetle açığa çıkacaktır.
kerim altay, rusçadaki türkçe sözlerin sayısının da şimdilik 2.000 olarak tesbit edildiğini bildirmiştir.

farsçadaki türkçe sözler

farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce türkçe kelime vardır. 1942’de fuad köprülü yazdığı bir makalede farsçadaki türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 türkçe kelime tesbit etmiştir (fuad köprülü, “yeni fariside türkçe unsurlar”, türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).
alman alimi gerhard doerfer, farsçanın yüzde seksenini arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden farsçanın bir sami dili sayılamayacağını söyler. f. k. timurtaş da farsçadaki arapça kelimelerin farsçadan fazla olduğunu kaydeder (f. k. timurtaş, osmanlıca grameri, istanbul 1964, 248. s.).
doerfer, yeni farsçada türkçe ve moğolca unsurlar (turkische und mongolische elemente im neupersischen, wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.
doerfer’in kitabının 1. cildi moğolca kelimelere ayrılmıştır. burada farsçaya giren 409 moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise farsçadaki türkçe kelimelere ayrılmıştır. burada da 2.000’e yakın türkçe kelimeye yer verilmiştir. ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.

arapçadaki türkçe sözler

türkçe en çok etkilendiği dil olan arapçaya da binlerce kelime vermiştir. cezayirli bir bilim adamı olan mohammed ben cheneb, 1922’de yaptığı “cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen türkçe ve türkçe aracılığı ile gelen farsça kelimeler” adlı araştırmasında (türk dili araştırmaları yıllığı belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında cezayir arapçasında 634 türkçe kelime tesbit etmiştir.
bu kelimelerin 72’si askerã®, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. cheneb, türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.
ahmet ateş, cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada arap edebã® dilinde 539 türkçe kelime tesbit etmiştir. ateş türkçe örnek kelimesinin dahi urnã®k şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânã®k) kaydetmiştir (ahmet ateş, “arapça yazı dilinde türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, türk kültürü araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).
hüseyin ali mahfuz, bağdad arapçasındaki 500 türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (ahmet ateş, “arapça yazı dilinde türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, reşit rahmeti arat için, ankara 1966, 26. s.).
erich prokosch adında bir alman alimi de sudan arapçasına 259 türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (erich prokosch, osmanisches wortgut in sudan-arabischen [sudan arapçasında osmanlı kelimeleri], klaus schwarz verlag, berlin 1983, 75 s.).
son zamanlarda bu mevzuda çalışan bedrettin aytaç, arap lehçelerindeki türkçe kelimeler (istanbul 1994) isimli eserinde arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (bedrettin aytaç, arap lehçelerinde türkçe kelimeler, tdav y., istanbul 1994, 159 s.).
aytacın çalışmasında arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (toplamı 657’dir). geri kalan 284’ü sair isimlerdir. bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski türkçe kelimeler bile vardır.

arnavutçadaki türkçe kelimeler

arnavutçadaki türkçe kelimelerin sayısı 5 ila 10.000 bin arasındadır. bu mevzuda da yapılmış bir çalışma yoktur.

yunancadaki türkçe kelimeler

yunancada 5.000 ila 7.000 civarında türkçe kelimenin olduğu tahmin edilmektedir. yunanlılarda türk kompleksi olduğu için yunan ilim adamları her hangi bir çalışma yürütmemişlerdir.

ermenicedeki türkçe kelimeler

ermenilerin henüz türk kompleksine sahip olmadıkları bir zamanda 1902’de h. açaryan isimli bir ermeni, türkçeden ermeniceye 4.200 (dört bin iki yüz) kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir (hasan eren, “türkçedeki ermenice alıntılar üzerine”, türk dili, ağustos 1995, 524. sayı, 862. s). hatta bu tesir o derecededir ki, türkçenin etkisiyle ermeni dili yapı ve sentaksını (söz dizimini) dahi değiştirmiştir (bahtiyar vahabzade, haz. yusuf gedikli, ömürden sayfalar, ötüken n., istanbul 2000, 196-197. s.).
robert dankoff, yukarıdaki rakama ilave olarak ermeni diyeleklerinde 150 türkçe sözün varlığını tesbit etmiştir. halbuki türk yazı dilindeki ermenice kelimeler, sadece 5-10 tanedir (hasan eren, “türkçedeki ermenice alıntılar üzerine”, 903-904. s.).
ancak bu bir asır evvel yapılmış eksik bir çalışmadır. ermenicedeki türkçe kelimelerin sayısı 10 binden az değildir. sadece şu kadarını belirtelim ki türk kamu oyunda çok yaygın olan örnek kelimesinin ermenice olduğu inanışı yanlıştır. örnek batı türklerinden doğudaki altaylılara, doğu türkistanlılardan tatarlara kadar bütün türk lehçelerinde mevcuttur (örnek hakkındaki yazımız için türk dilinin eylül 2003 tarihli sayısına bakılabilir).

netice

türkçe eski, köklü, zengin, yaygın ve çok konuşulan bir dildir. tarih boyunca bir çok lisan ve halkla alış veriş içinde olmuştur. hem kelime almış, fakat aldığından ziyadesini vermiştir (sanırız aldığından az verdiği diller arapça, farsça ve fransızcadır. geri kalan bütün dillere aldığından fazlasını vermiştir).
lakin türkçenin yabancı lisanlara etkisi henüz gerektiği kadar araştırılıp incelenmemiştir. bilhassa arnavutça, yunanca, ermenice ve hatta gürcücedeki türkçe kelimelerin bir an evvel araştırılması gerekmektedir. tabii ki bu, herkesten evvel bize düşen mühim ve kutsal bir vazifedir.
aynı vazife kafkas dilleri, moğolca, çince, korece, urduca için de variddir. urduca zaten türkçe ordu kelimesinden gelmektedir. binlerce kelime verdiğimiz bir dildir.
1. türk dili kurultayını açarken, “öyle bir türkçe yapalım ki bunu kaşgardaki türk de konuşsun, anlasın; baküdeki, türkiyedeki de” diyen atatürkün emrini yerine getirmek için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor (hasan eren, “dilde birlik”, bilimsel bildiriler 1972, 159. s.).
devamını gör...
172.
-alıntılamadır-


kürtçe bir dil midir?

günümüzde bazı siyasal olaylarda kullanılan ve bazen türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne aykırı davranışlar içerisinde olanlar tarafından “alet” edilen kürtçe, düşüncelerine değer verilen birçok dil bilimci tarafından bir “dil” olarak bile kabul edilmiyor. kuşkusuz milyonlarca insan, onunla anlaşmaya çalışıyor; fakat bu, kürtçenin gerçekten “dil” sayılabileceği anlamına gelmiyor. bir dilin, “dil” olarak nitelenebilmesi için “dilsel yeterlilikleri” taşıması gerekiyor. burada kürtçenin bir dil sayılamayacağını ortaya koymak, “kürtlerin varlığını inkar etmek” veya onların değer yargılarını yermek amacını değil; kürtçenin bilimsel gerçekliklere göre bugün ne durumda olduğunu gösterebilmek amacını taşımaktadır. araştırmalar, kürtçenin gerçek anlamda bir dil olmadığını ortaya koymakta ve onun ne kadar düzensiz ve temelsiz bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. åžimdi kürtçenin niye bir dil sayılmaması gerektiğini açıklamaya çalışacağım:

öncelikle şunu belirtmek gerekir: diller, toplumların gereksinimleri sonucunda doğal olarak ortaya çıkar. yani kişiler tek tek bir dil yapmak için uğraşmazlar, dil kendi düzenliliği içerisinde kendi yapısını oluşturur. bugüne kadar soyları ve dilleri üzerinde pek çok tartışmaların yaşandığı kürtler, henüz bir ulus veya toplum olamamışlardır. sürekli yaşadıkları çevrelerdeki büyük devletlerin çatısı altında yaşayan kürtler, bir toplum olamadıkları için bir dil de oluşturamamışlardır. yani kürtçe, bir dilin dil olarak kabul edilebilmesi için tarihsel süreç içerisinde aralarında ortak bir geçmiş bulunan insanlardan oluşan bir “toplum” tarafından oluşturulma niteliğinden mahrumdur.




diller, türetme özelliklerine, edebi anlamda kullanılabilirliklerine, bilimsel alandaki geçerlilik ve işlevselliklerine, söz varlıklarına, köklülük ve güçlülüklerine, düzenliliklerine, geniş alanda kullanılıp kullanılmadıklarına göre değer kazanırlar. bazı diller, dil bilimsel anlamda pek değerli olmadıkları hâlde, pek çok insan tarafından kullanıldıkları için değerlidir; bazı diller ise onun köklü ve güçlü geçmişi neticesinde sağlam dil bilimsel yapısı nedeniyle değerlidir. kürtçe ise, geniş bir alanda kullanılmadığı ve bir düzenliliğe sahip olmadığı hâlde, bir dilmiş gibi gösterilmektedir. ulus bilincine sahip olmayan toplulukların bir dil oluşturabilmeleri toplumbilimsel açıdan olanaksızdır.

kürtçede var olduğu söylenen 8308 sözcükten; 3080 tanesi türkçe, 2000 tanesi arapça, 1200 tanesi zent lehçesi, 1030 tanesi farsça kökenlidir. geri kalan yaklaşık 1000 sözcüğün ise yaklaşık 700 tanesi ermenice, çerkezce, gürcüce, pehlevice… gibi dillerden geldiği bilinmektedir. bu sözcükler de çıkarıldıktan sonra, geriye yalnızca 300 tane sözcük kalmaktadır. yani kürtçede var olduğu söylenen 8308 sözcükten, yalnızca 300 tanesinin kökeni bilinmemektedir. bir sözcük kümesinin “dil” olarak sayılabilmesi için, onun ciddi anlamda bir söz varlığının olması gerekmektedir. bu anlamda % 97'si yabancı dillerden alıntılanan sözcüklerden oluşan bir söz varlığıyla bir dilin olduğunu düşünmek, gerçekten kabul edilir bir şey değildir. ayrıca burada yüz yıllardır işlenerek günümüze kadar gelen türkçemiz ile, kürtçeyi karşılaştırıyormuşum gibi bir hisse kapılmayın. ben, sadece insanların bu tür söylemler içerisine girdiklerini görerek, bu bağlamda açıklamalar yapabilmek amacıyla bunu yazıyorum.

kürtçenin bir dil olduğunu kabul etmeyenler, özellikle ortada bir “söz varlığının” olmadığını vurgulamaya çalışması, kürtçenin bir dil olduğu konusundaki düşünceleri “saplantı” hâline gelmiş kişilerce şöyle eleştirilmektedir: “efendim, her dilde yabancı sözcükler vardır. tükçede de arapça ve farsçadan alınmış binlerce sözcük vardır. o zaman türkçe diye bir dil yoktur mu dememiz gerekiyor?” bu tür insanlar, gerçekten bu söylemleriyle bile, çürütülmeye uygun bir düşünce yapısına sahiptirler. bir kere türkçe gibi 8500 yıllık (*) bir tarihi olduğu kabul edilen bir dille, henüz dil olmadığı ortada olan bir dilimsinin veya dilcenin karşılaştırılması bile gaflettir. türkçedeki deyimler bile, kürtçenin bütün söz varlığından daha zengindir. türkçedeki toplam 105 bin sözcüğün, sadece 15 bin tanesi yabancı kökenlidir. bu da türkçedeki yabancı sözcüklerin oranının ortalama % 14 olduğunu göstermektedir. % 97'si yabancı kökenli sözcüklerden oluşan bir dilce nerede, % 14'ü yabancı olan türkçe nerede? ayrıca, türkçedeki yabancı sözcükler olduğu gibi kullanılmaz. alıntılanan yabancı sözcükler, türkçenin ses ve şekil özelliklerine uyacak biçimde dile alınır. fakat kürtçedeki temel sözcükler bile alındığı dildeki biçimiyle aynıdır.

kürtçenin bir dil olduğunu gösterebilmek için, onun dünya üzerindeki dört büyük dil ailesinden birine bağlı olduğunu kanıtlamak gerekmektedir. genel olarak kürtçenin “hint – avrupa dil ailesi” içerisinde yer aldığı söylense de, prof. dr. vladimir minorsky kürtçenin bu dil ailesi içerisinde kabul edilmemesi için; “telaffuz farklılıkları, şekil farklılıkları, cümle yapısı farklılıkları, sözcük farklılıkları ve ses değişimi farklılıkları” gibi maddeler sıralamıştır. zaten tümce kuruluşu açısından da, normalde hint – avrupa dillerinde söz dizimi “özne + yüklem + tümleç“ biçiminde olmasına rağmen, kürtçede “özne + tümleç + yüklem” biçimindedir. bu da, bu dilin hint – avrupa dilleri arasında olmadığını göstermeye yeterlidir. eğer kürtçe hint – avrupa dil ailesi içerisinde değilse, “sâmi” ailesinin içine konulabilir ki bu da imkânsızdır. kürtçe, cümle kuruluşları açısından da türkçe ile yakınlık göstermektedir. örnek verecek olursak:



benim elmam var. (türkçe)
min sev heye. (kürtçe)
ı have an apple. (ingilizce)


yukarıdaki örnekte de göreceğiniz üzere, kürtçedeki söz dizimi, türkçedekiyle aynıdır. normalde hint – avrupa dillerinde yüklem ortada olurken, kürtçede türkçedeki gibi yüklem sondadır. bu da kürtçenin, türkçe temelinde farklı sözcüklerle oluşturulabileceğine işaret etmektedir. ki zaten “kürt” ve “kurmanç” sözcükleri bile türkçe kökenlidir. işte bu iki sözcüğün türkçedeki anlamları:



kürt:
kürüd:
kürt:
kürtik:
kört:
körtük:
kürtkü:
kürtçük:
kurman(ç): kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı
merih gezeğen, süpürge otu
kalın kar yığını (kazak lehçesi)
yeni yağmış kar (kazak ve tarançi lehçesi) çığ (sor lehçesi)
kar yığını, saçak, kar yığıntısı (çuvaş, kazan, tatar lehçesi)
kar denizi veya kar çölü (uygur lehçesi), kar yığını
kar yığını (karakırgız lehçesi)
kar yığını (yakut ve çeremis lehçesi)
gedelgeç, yay konan kap, yaylık (oğuz ve kıpçak lehçeleri)


bugün bir kürt boyu olarak gösterilmeye çalışılan “kırmanç / kurmanç” boyunun adı bile, kuman türkleri ile bağlantılıdır ve bu adın tarihteki büyük bir türk boyu olan “kurmanlar“dan geldiği düşünülmektedir. daha birçok sözcük, eski türkçedeki sözcüklerde çok yakındır. işte onlara birkaç örnek:



eski türkçe kürtçe anlamı
apa apo amca
mın min ben, benim, bana
ka ka / ko aile büyüğü
kent gend / gund şehir, köy
buge bug(e) gelin
kon kon konak yeri, çadır
kutay kutni parlak kumaş


(kaynak: türkiye’nin etnik yapısı – ali tayyar önder)

kürtçenin ses ve biçim bakımından özgün olmadığını, çevre dillerden yapılan alıntılardan oluştuğunu görmek yukarıda anlatılanlar neticesinde pek de zor değildir. kürtçe, tıpkı osmanlı türkçesi gibi arapça, farsça ve türkçenin karışımından oluşan bir dil olarak da görülmemeli, olsa olsa sırf farklılaşmak adına sözcükleri birbirine karıştırarak oluşturulan bir “ağız” olarak kabul edilmelidir.

bugün, türkiye’de kürtçe konuştuklarını zannedenler, aslında uydurma bir takım sözcüklerle yaşamlarını devam ettirmeye çalışırlar. zaten türkiye’nin doğusunda birbirine yakın iki köyde yaşayan kürtler bile birbirlerini anlamazlar. elbette bu, her yer için genellemelere uygun değildir. bir de “düzensizlik içinde bile bir düzen vardır.” felsefesiyle yapılmış olsa gerek, çeşitli bölgelerde kullanılan farklı söyleyişler için “soranice” ve “guranice” gibi lehçeler (?) uydurmuşlar. daha bir dil olduğu bile kabul edilmeyen bir dilcenin, nasıl lehçesi olur, anlamış değilim. zaten kürtçe, yazı diline de sağlam bir biçimde yansımış değildir. sırf farklılaşmak adına “w, ã©, ã»â€ gibi harflerin latin alfabesine eklenmesi neticesinde oluşturulan uyduruk bir alfabe ile, biçimsiz dizilişler ve görünüşler gösteren yazılar yazılmaya çalışılmaktadır. kuşkunuz olmasın, temeli sağlam olmadığı için bir kürdün yazdığını, çoğu zaman başkası anlamaz. çünkü rastgele yazılışlar vardır. birisi “kardeşâ€ anlamına gelen sözcük için “keko” der, diğeri “keki” der, başka biri “keke” der… bu söyleyiş yazıya da yansıyınca, edebi değer taşıyan bir eser bile vermemiş olan bu uydurma dillin, tek heceli olabileceğini bile düşündürebilecek yapılarını görmek, insanı güldürmektedir. (:

tüm bu anlattıklarım neticesinde; kürtçe, henüz ulus bilincine sahip olmayan ve bugüne kadar “toplum” olamamış kürtler tarafından, başta türkçe olmak üzere arapça, farsça, ermenice… gibi dillerden alınan sözcüklerle kurulmaya çalışılmış, sağlam bir dil bilimsel yapısı bulunmayan, kişiler arasında tam anlamıyla iletişimi sağlayamayan ve sadece çok basit konuları anlatabilmek için geliştirilmiş; bu nedenle de “sığ” kalmış ve bir “aşiret dili” olmaktan öteye gidememiş bir dilce veya dilimsidir. bu dilce için, türkçede dil adlarını yaparken de kullanılan “ca – ce – ça – çe” ekini kullanarak “kürtçe” demek de yanlıştır; fakat günlük yaşamda hep böyle söylenegeldiği için bu hâli kullanılmaktadır. böylesine derleme ve uydurma dilce için “dil” demek, dil bilimsel gerçekliklerden uzaklaşmayı gerektirdiği için, biraz “yanlı” bir tutum içerisinde olunduğunu gösterir.
devamını gör...
173.
-alıntılamadır-

karma diller ve iki örnek:
klasik osmanlıca ve kürtçe
prof. dr. ahmet buran
fırat üniversitesi, fen-edebiyat fakültesi,
aburan@firat.http://edu.tr
özet
bu makalede dil türleri bağlamında “karma diller” ele alınarak, oluşum süreçleri,
örnekleri ve özellikleri incelenmiştir. “klasik osmanlıca” ve “kürtçe” karma dil örneği
olarak incelenmiş; manzum ve mensur metin örnekleri ile söz varlığı üzerindeki değerlendirmelerle
“karma dil” olma durumları tespit edilmiştir.
anahtar sözcükler: dil türleri, karma diller, türkçe, klasik osmanlıca, kürtçe.
mıxed languages
summary
ın this article, mixsed languages with the process of their formation and their
features were investigared by giving examples in the context of kinds of language. the
classical ottoman turkish and kurdish were investigated as the examples of mixed
languages and they were determined as mixed languages by giving examples in verse and
prose styles.
key words: kinds of language, mixed languages, turkish, klassical ottoman
turkish, kurdish.
giriş
dil, insanların bilme ve bildirişme ihtiyaçlarını karşılayan bir araçtır. insan-
varlık ilişkisinde dil bilgi aracı, insan-insan ilişkisinde ise bildirişme aracıdır.
(karaağaç, 2002: 9) dilin toplumsal ve kültürel yanı insan-insan ilişkileri, yani bildirişimi
sağlama işleviyle ilgili olduğu için, dil daha çok bu boyutuyla bilinmekte
ve tanımlanmaktadır. dolayısıyla f. de saussure de dili "bildirişimi sağlayan göstergeler
dizgesi" olarak tanımlamıştır. (saussure, 1988: 46)
dili "bir etkinlik" ya da bir "uygulayım" olarak tanımlayanlar, aynı zamanda,
dilin statik, doğal bir tanımını yapmanın hayal olduğunu da söylerler.
(achard, 1993: 37) nitekim her etkinlik kendi bağlamında gerçekleşir ve her gerçekliğin
kendine özgü bir bağlamı ve yapısal görünümü vardır. n. chomsky ise derin
yapıda aynı özelliklere sahip olan dillerin yüzey yapıda dönüştükleri ve değiştikleri
kanaatindedir. (chomsky, 2001: 173-236)
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
20
nasıl tanımlanırsa tanımlansın bu tanımların hiçbiri dilin temel işlevinin
bilme ve bildirişme olduğu gerçeğini değiştirmez. tabiã® ki bilme ve bildirişme olayı
da akıl ve bilinç ile doğrudan ilgili bir olgudur. kişisel ve toplumsal olarak insanın
varlığı algılama biçimiyle ilgili olduğunu düşündüğümüz dili, niteliklerine göre
şöyle tasnif edebiliriz:
1- doğal diller:
bunlara ana dilleri demek de mümkündür. kendi doğal şartları içinde doğup
gelişen bu dillerin, toplumun zihinsel ve sosyo-kültürel dünyası ile sıkı bir bağı
vardır. sesbirim, biçimbirim, sözcük ve cümle gibi dilin temel birimleri bakımından
bu diller özgün özelliklere sahiptirler. aynı zamanda bu diller bir toplumu millet
hâline getiren temel kültür değerlerinin de başında yer alırlar. ortak (standart)
diller, ortak dillere dayanan yazı dilleri, lehçe ve ağızlar, bu dil alanı içinde bulunurlar.
ayrıca doğal dillerin çeşitli şekillerde karışması ile oluşan ve “karma dil”
denilen diller de vardır. bu dilleri biraz sonra daha geniş bir şekilde incelemeye
çalışacağız.
2- yapma diller:
bir ya da daha çok kişinin, çeşitli dillerin söz varlığından ve kurallarından
yararlanarak yaptıkları dillerdir. bu tür diller, farklı dillerle konuşan insanların anlaşmazlık
sorununu gidermek amacıyla yapılmışlardır. bilinen ilk örneği mehmet
muhiddin tarafından
yapılan ve 1580 tarihli bir mecmuada özellikleri gösterilen balibilen
adındaki dildir. daha sonra dünyada 500 dolayında yapma dil denemesi
olduğu bilinmektedir. volapük, ido, universal ve occidental gibi örnekleri
arasında en tanınmışı esperanto'dur.
3- özel diller:
belli bir sosyal grup arasında oluştuğu için "sosyolekt" terimi ile ifade
edilen bu dillere "grup dili" ya da "özel dil" denmektedir. sosyolekt "birey üstü dil
dizgesinin, bir dilbirliğinin üyelerinden bir grup tarafından karakteristik kullanılışı"
(aksan, 1987: 87) biçiminde tanımlanmaktadır.
kimi meslek mensupları, sosyal ve siyasal gruplar ile yaş grupları arasında
böyle diller oluşabilmektedir.
bir gruba mensup kimselerin, kelimelerin yapı ya da anlamlarını değiştirerek
oluşturdukları diller de vardır. bunlara jargon diyoruz. jargonlar da özel diller
arasında yer alır. a. caferoğlu'nun ilk defa tespit ettiği "erkilet çerçilerinin gizli
dili" ya da "kuş dili" olarak bilinen ve çeşitli şekilleri olan anlaşma araçları jargon
örnekleridir. (kaymaz, 2003: 111-130)
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
21
argoyu da özel diller arasında değerlendirmek mümkündür. argo, çeşitli
grupların kendi aralarında anlaşmayı sağlamak için ortak dilin kelimelerine farklı
anlamlar yükleyerek oluşturdukları, sanatlı, nükteli bazen de kaba ve müstehcen
dildir. (aksan, 1987: 80-92)
dil ilişkileri
insanlar topluluklar hâlinde yaşarlar. toplu hâlde yaşayan insanlar arasında
bildirişim kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. nitekim, dil de insanın bu ihtiyacından doğmuştur.
aynı toplumun üyeleri arasında iletişim ve bildirişim nasıl bir ihtiyaç ve
gereklilikse, topluluklar, milletler arası iletişim ve bildirişim de bir ihtiyaçtır. tarihte
aynı coğrafyayı paylaşan, iç içe ya da yan yana yaşayan topluluklar arasında,
komşuluk, ticaret, turizm ve kültürel ilişkiler dolayısıyla dil ilişkileri de gerçekleşmiştir.
günümüzde, çağdaş iletişim teknolojileri dolayısıyla, artık mesafe kavramı
ortadan kalktığı için, sadece yakın komşu ülkelerin dilleri ile değil, dünyanın herhangi
bir yerindeki diller ile de ilişkiler kurulabilmektedir.
diller arası ilişkide, her dil, bir diğerinden çeşitli unsurlar alır veya verir.
bu alış verişin temelinde ise iki ana öge vardır: "ihtiyaç/bilgi" ve "moda/özenti".
bir dil diğer dillerden ihtiyacı dolayısıyla "bilgi alıntıları" yapabilir. bilgi alıntıları
alıcı dile yeni bir kavram getirirler. bu yüzden de genellikle kalıcı olurlar ve girdikleri
dilin söz varlığı içinde uzun süre yaşayabilirler. moda ve özenti alıntıları
ise, bir ihtiyaçtan kaynaklanmayan ve alıcı dilinkavram dünyasına fazla bir şey
katmayan alıntılardır. bu tür alıntılar uzun ömürlü olmazlar, genellikle kısa bir süre
içinde kullanımdan düşer ve unutulurlar. (karaağaç, 2002: 97-100)
diller arası ilişkide alıntının yönü, genellikle, üst kültürden alt kültüre, yönetenden
yönetilene, merkezden taşraya, üretenden tüketene doğrudur. bu esaslar
içinde alıntıları kaynakları bakımından üç bölüme ayırmak mümkündür.
ödünç kelimeler: daha çok aynı dil ailesi ya da aynı dilin çeşitli katmanları
arasındaki iç alıntılardır. bu tür alıntılarda alınan kelimeler ses, şekil ve anlam
yönünden hiçbir değişikliğe uğramazlar. dillerin beslendiği bu kaynaklar "dillerin
hayat damarları" olarak değerlendirilir.
melez kelimeler: bunlara dış alıntılar diyoruz. alıntıların en yaygın biçimidir.
bu tür alıntılarda, alınan kelimelerin ses ve anlam yapılarında değişiklikler
olur; genellikle alıcı dil onu kendi yapısına uydurur: narduban > merdiven, skala >
iskele gibi.
anlam aktarması: alıntılardaki yerleştirmenin "en uç” noktasını oluşturan
bu tür alıntılarda, kelimenin anlam yapısı alıcı dilin kendi unsurlarıyla karşılanır.
(karaağaç: 2002: 103-106) cold war = soğuk savaş, le mur du son = ses duvarı,
prendre du soup = çorba almak
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
22
karma dil nedir?
ve yehova, "bunların hepsi tek kavim" dedi. " konuştukları dil aynı, giriştikleri
işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım
şunların. birbirlerini anlayamaz olsunlar." dedi.
(osmanlıca lisan-ı muhtelit, ing. mixed language, alm. mischsprache, fr.
langue mixt)
efsaneye göre, hz. adem'den babil'e kadar insanlar, kusursuz olduğu kabul
edilen bir tek dili biliyor ve kullanıyorlardı. (eco, 1995: 82-83) günün birinde
tanrılık iddiasında bulunan firavun göğe yükselen bir kule yaparak tanrı'yı yakalamaya
karar verir. kule inşaatı devam ederken, tanrı "bunların dillerini karıştırayım
da birbirlerini anlamaz olsunlar; kendi aralarında kavgaya tutuşsunlar ve benimle
uğraşmaktan vazgeçsinler" der. tanrı dediğini yapar, dillerini karıştırır ve
insanlar birbirini anlayamazlar; kendi aralarında kavgaya başlarlar ve böylece tanrı
ile uğraşmaktan da vazgeçerler.
tevrat kaynaklı bu efsaneye göre dillerin karışması ve farklılaşması, dolayısıyla
da çoğalması, bu olay ile başlamış ve bu tarihten sonra gelişmiştir.
bu rivayetin gerçekliği konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değildir.
ancak, günümüzde genellikle iki ya da daha çok dilin çeşitli tarihã®, coğrafã®,
siyasã® ve kültürel sebepler ile karışmasından meydana gelen bazı karma dillerin
varlığını biliyoruz. "karma dil", "vernaküler" ya da "sınır dilleri" denilen bu tür
dillere, batılı araştırmacılar niteliğine ve gelişme düzeyine göre, "sabir", "pidgin"
ya da "creol' adını vermektedirler.
türkiye'de yayımlanan bazı sözlüklerde de karma diller hakkında bilgiler
verilmektedir:
berke vardar, karma dilleri şöyle tanımlamaktadır: "çeşitli dillerin karışmasından
oluşmuş dil. karma diller, yeterince gelişmemiş bir aşamada bulunan
çeşitli toplulukların, ülkelerine gelen gelişmiş topluluklardan bireylerle daha kolay
ilişki kurabilmek,, alış veriş yapabilmek vb. nedenlerle onların dillerinden büyük
ölçüde öge almaları sonucu oluşmuştur. akdeniz yöresinde rastlanan fransızca ve
provansça, ispanyolca ve katalanca, italyanca ve arapça karışımı sabir dilleri tecimle
ilgili olarak yaratılmış, sınırlı bir alana özgü, kısıtlı birleşim kuralları olan
anlaşma araçlarıdır. ana dili olarak kullanmazlar. sabir terimi başka yörelerde rastlanan
benzer anlaşma yöntemleri için de geçerlidir. picin ise ingilizceyle uzak
doğu dilleri (özellikle çince) arasındaki ilişkilerin ürünüdür ve sabir'den çok daha
gelişmiş bir yapısı sözlüğü vardır. kreoller, çeşitli toplumsal ve tarihsel nedenlerle
ana dili düzeyine yükselmiş karma dillerdir. haiti'de, martinique'te, guadeloupe'ta
fransız kreolleri, jamaika'da ingiliz kreolü konuşulur. portekiz, hollanda kreolleri
de vardır". (vardar, 1998: 134-135)
mehmet hengirmen, "çeşitli toplumsal etmenler sonucu iki veya daha fazla
dilden alınan ögelerin ortak kullanımına dayanan, zamanla kendilerine özgü bir
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
23
yapı kazanmış olan diller" (hengirmen, 1999: 2001) şeklinde; ahmet topaloğlu;
"genellikle medeniyet bakımından alt seviyede bulunan toplulukların, ilişki kurdukları
üst seviyedeki milletlerin dilinden aldıkları türlü ögelerle meydana
getirdekleri dil” (topaloğlu, 1989: 96) ; atakan altınörs, "kültürler arası etkileşim
yoluyla, iki ya da daha fazla dilden alınan ögelerin ortak kullanımına dayanan ve
zamanla kendine özgü bir yapı kazanmış olan dil" (altınörs, 2000: 48); zeynep
korkmaz ise "çeşitli dillerin karışmasından oluşan dil; daha kolay anlaşabilmek
amacıyla, aşağı bir uygarlık düzeyinde bulunan toplulukların ilişkide bulundukları
veya bir arada yaşadıkları üstün uygarlıktaki toplulukların dillerinden aldıkları türlü
ögelerle meydana getirdikleri karma dil. akdeniz'deki sabir, çin sularındaki
pidgin english, pasifik'teki beach-la-mar dilleri ve yerli amerikan dillerinden
chinook dili ile karışmış ingilizceden oluşan chinook ingilizcesi gibi. bunlarda
jargon ve lingua franka nitelikleri vardır” (korkmaz, 1992: 96) şeklinde açıklamaktadır.
karma dillerin oluşum süreci
özellikle "melez kelimeler" ve "anlam aktarması" başlıkları ile belirttiğimiz
alıntılar, sayı ve kullanım sıklığı bakımından ileri bir düzeyde olursa, dilin yapısı,
mantığı bozulmakta ve söz konusu dil yavaş yavaş değişmektedir. bu değişim
bazı hâllerde millã® dili bütünüyle yok edebilmektedir. nitekim a. millet
"psikologie du langue" adlı eserinde geri kalmış milletlerin önce iki dilli olduklarını,
daha sonra da dillerini kaybettiklerini yazar.
joseph vendryes "conferences de institut de linguistique de universite de
paris" eserinin 1933'te çıkan "la mort de langues" (dillerin ölümü) adlı konferansında
dillerin ölüm sebeplerini şöyle açıklamaktadır:
1. güçlü ve hakim bir dilin millã® dili yavaş yavaş sömürmesi
2. bozuk dilli yeni kuşaklar oluşurken özgün dili konuşan insanların ölüp
gitmesi
3. gramerinin unutulması dolayısıyla dil bünyesindeki bozulma
4. faydalı bir yabancı dile aşırı ilgi gösterilmesi
5. yeni bir yabancı dili öğrenen kuşakların ana dilini ihmal etmesi
6. millã® dil ile birlikte öğrenilen faydalı yabancı dil dolayısıyla çift dilli
bir toplum hâline gelmek ve zamanla faydalı yabancı dilin galip gelerek
millã® dili saf dışı bırakması
7. başta dil olmak üzere, millã® kurumların taklitçilik yüzünden tahrip olması
ve aydınların gafleti yüzünden ana dilinin kaba, aşağılık bir halk
ve köylü dili sayılması
8. millã® dilin edebiyattan ve edebã® yetenekten yoksun kalması
9. millã® dil ile yabancı dilin rekabeti sırasında halkın millã® dile sahip çıkmaması
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
24
10. çeşitli sebeplerle dilin ses yapısının bozulması ve telaffuz bozuklukların
ortaya çıkması
11. yabancı ve yanlış türetmeler yüzünden millã® dilin söz varlığı ve yapım
sisteminin bozulması ve dilin tarihselliğinin tahrif edilmesi
12. dilde hayata, çağa uyma ve hayatı ifade etme imkanının kalmaması
13. konuşma dilinin yazı dili hâline gelmesi
14. ana dilinin çöküşü, yok oluşu karşısında toplumun top yekun ilgisiz
kalması.
bu on dört maddede özetlenen sürecin sonunda, kutsanan, önemsenen faydalı
görülen dil ya da diller karşısında işlevsiz kalan millã® dil, rene balibar'ın ifade
ettiği gibi, "kendisinin diğer dillerden farklı olduğunu gösteremez ve aralarındaki
ilişkiyi tanımlayamaz" hâle gelir. (achard, 1993: 49) farklılığını gösteremeyen
ve diğer dillerle ilişkisini tanımlayamayan diller, ya bütünüyle yok olur ya da başka
dillerle karışarak karma diller hâline gelirler.
tarihte varlığı bilinen ancak bugün yaşamayan onlarca kavim vardır. bu
kavimler, topluca ve birdenbire yok olup gitmemişlerdir. dilleri ve dolayısıyla
kimlikleri değiştiği için başka isimlerle ve başka dilleri kullanarak yaşamaya devam
etmişlerdir. yakın tarihimizde de dil değiştiren birçok topluluk mevcuttur.
örneğin j. deny "les langues du mond" adlı eserinde samoyetçe konuşan
kamassi taifesinin 1840'tan itibaren türkçenin kaça lehçesini, 1890'dan sonra da
rusça konuştuklarını ve yaklaşık seksen yıl içinde iki defa dil değiştirdiğini belirtmektedir.
bulgar türkleri, slav bulgarcasını benimsemiş ve kendi dillerini tamamen.
kaybetmişlerdir. memluklar da artık tamamen arapça konuşmaktadırlar. lars
johanson, tofaca konuşan topluluğun iki yüzyıl önce samoyetçe konuştuğunu
yazmaktadır. (johanson, 2002: 34)
karma diller, çok dilliliğin yaşandığı coğrafyalarda, ortak bir anlaşma aracı,
"lingua franka", geçer bölge dili olarak ortaya çıkarlar. akdeniz'deki sabir, çin
sularındaki pidgin english, pasifik'teki beach-la-mar, amerika'daki chinook ingilizcesi;
new york'taki porto rikoluların kendi aralarında kullandıkları ve ingilizce
ile ispanyolcanın karışımından meydana gelen dil, kamerun'un fransız ve ingiliz
yönetimi altında kalan bölgelerinde oluşan kreoller ve malta adasında arapça ile
latin dillerinin karışımından meydana gelen maltaca gibi birçok dil bu bağlamda
söz konusu edilebilir. yine fransa ile almanya arasındaki alsace lorraine yöresi
ile avusturya ile italya arasındaki trentino alto adige yöresinde de karma diller
kullanılmaktadır.
pierre achard, karma dillerin sabir ve pidginden daha ileri bir düzeyini
temsil eden kreollerin oluşum süreçlerini şöyle izah etmektedir:
"1. aşama: yabancı dille konuşan bir a grubu, bir b durumunda, kendi
diliyle iletişim kurmayı dener. bu değişimler düzenliyse, işlevselliği aza indirgenmiş
bir dil ortaya çıkar. söz dağarı fakir, biçimbilgisi ve sözdizimi basit olan bu
dile, "pidgin" veya "sabir" adı verilir.
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
25
2. aşama: a ve b arasındaki ilişkiler yoğunlaşırsa pidgin karmaşıklaşır.
eğer a, birbirlerinden belki de uzak olan bl, b2, vb. gruplarla aynı biçimleri kullanırsa
pidgin iletişim dili hâline gelir. bu aşamadaki mantık, bu tür bir değişkene bir
görünürlük kazandırır. bu görünürlük 1. aşamada yoktur.
2. tekrar aşama: daha önce iletişim dili durumunda olan a dili yayılımındaki
önceliği kaybeder ve a sicili b ile birçok şekilde birleşerek al, a2 gibi
değişkenlerin doğmasını sağlar.
3. aşama: bir a değişkeni, bir b durumunda , c alt kümesinin "anadili”
durumuna geçer. işlevler bütünü oluşmasa da (çok dillilik savına göre) artık c
olarak adlandırılabilecek a değişkeni bir "kreol" olacaktır. (bu durumda 3. aşama
bir dekreolleşme ya da doğuş aşaması olarak adlandırılabilir).
4. aşama: dil bütünlüğü içinde c, bir değişken olarak ele alınabilir. (a ile
çift dillilik açısından ilişkisini sürdürse bile). bu durumda c karmaşıklaşır ve kreol
konumundan çıkar.
toplumsal olarak, 2. aşamadaki bir değişken pidgin, 4. aşamadaki bir değişken
de kreol adını alır. bilimsel sınıflandırmalar ve toplumsal sınıflandırmalar
arasında bir sapma vardır". (achard, 1993: 45-46)
karma dil olarak “klasik osmanlıca” ve “kürtçe”
bizim coğrafyamızın en büyük karma dilleri "klasik osmanlıca" ve onun
yeterince gidemediği coğrafyalarda "kürtçe" ve "zazaca"dır.
bilindiği gibi, yabancı yapısal ögeleri yoğun biçimde kopyalayan diller,
genellikle tehlike altındadır. bu dillerin başka dillerden kopyaladıkları yapısal
ögeler, dilin gramer mantığını ve işleyişini bozarak onu karma dil hâline getirirler.
bu durum daha da ilerler ve dilin bir sosyal işlevi kalmazsa, o zaman dil bütünüyle
ortadan kalkar ve yerini yeni ve farklı bir dile bırakır.
türklerin islamiyeti kabulü ile başlayan süreçte arapça ve farsçanın kutsanması,
bilim, din, edebiyat ve devlet dili olarak daha çok bu dillerin tercih edilmesi
ve türkçenin kaba, zayıf ve kötü bir köylü dili olarak görülmesi, türkçede
önemli bir sosyal işlev kaybı oluşmasına sebep olmuştur. çok yoğun bir yapısal
öge kopyalaması ile birlikte, bilgi alıntılarının yanında moda ve özenti alıntılarıyla,
sayı ve sıklık bakımından yabancı ögelerin belirleyici olması sonucunda türkçede
“klasik osmanlıca” adı verilen bir yazı dili dönemi yaşanmıştır. bu dönem ve anlayış
içinde yabancı ögeler, türkçenin kimliğini değiştirmiş ve söz varlığı ile gramer
özellikleri bakımından karma bir dil hâline gelmesine sebep olmuştur.
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
26
osmanlıca:
osmanlı devleti içinde kullanılan dili iki bölümde değerlendirmek gerekir.
biri halkın kullandığı günlük ve edebã® dildir. bu dili yunus emre'de, dede korkut'ta,
pir sultan abdal'da, dadaloğlu'nda; atasözlerinde, deyimlerde, masallarda,
bilmecelerde, ninnilerde, tekerlemelerde, türkülerde görmek mümkündür. türkçenin
kimlik ve varlık mekânları olan bu anonim ve ferdã® halk edebiyatı mahsullerinde
türkçe bütün sadeliği ve güzelliğiyle korunmuştur.
ikincisi ise "klasik osmanlıca" dediğimiz "edebã® dil"dir ki, bu dil, söz varlığı
ve gramer kuruluşları bakımından tam bir “karma" dil karakterindedir. özellikle
divan edebiyatında kullanılan bu dilden seçtiğimiz biri manzum, diğeri mensur
iki örneği burada incelemek istiyorum.
manzum örnek:
ey tab-ı hüsnün afet-i nã®ruy-ı âfitâb
haclet-pezã®r-i reng-i rã»hun
rã»y-ı âfitâb
nailã®
"ey güzelliğin, parlaklığın, güneşin ışığının gücünü yok eden sevgili! senin
yanağının rengi utançtan güneşin yüzünü kızartır."
kelimelerin dillere göre dağılımı:
t (1)
ey ar. (2)
hüsn far (8)
haclet tâbã®ã»
âfet
nã®rã»y
âfitâb
pezã®r
renk
ruh
rã»y
tamlamalar:
tâb-ı hüsn (far.+ar. kelimelerle farsça tamlama)
âfet-i nirã»y-ı âfitâb (farsça tamlama)
haclet-pezã®r-i reng-i ruh (ar.+far.+far.+far. kelimelerle farsça tamlama)
ruy-ı âfitâb (farsça tamlama)
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
27
ekler
hüsnün (hüsn arapça, "ün" eki türkçe)
ruhun (ruh farsça, "un" eki türkçe)
mensur örnek:
"te'affã»n-i hevâ-yı şi'âb ve harâret-i rã®k-i batha'dan gül-i nev-bahâr-ı ömri
nâzenã®n olan etfâl-i nâz-perver ve hurd-sâli hevâ-zede-i sumã»m-ı helâk olmaktan
sakınurlardı".
veysã®, dürretü’t-tac
"yolların (sokakların) havasının kokusundan ve mekke'nin kumlarının sıcaklığının
ömürleri nazlı ilkbahar gülü olan nazla beslenmiş çocuk ve gençlerini)
öldürücü zehir gibi olan hava vurgunundan korurlardı".
kelimelerin dillere göre dağılımı:
tür (1) ar. (8) far. (8)
hevâ
olan bahta (mekke)
olmaktan ömr şi’ab
sakınurlardı etfâl
sumã»m
helâk gül
te’affün nev-bahâr
harâret nâzenã®n
nâz-perver hevâ-zed
hurd-sâl rã®k
tamlamalar:
te'affun-i hevâ-yı şi'âb (ar. + far. + ar. kelimelerle farsça tamlama)
harâret-i rã®k-i batha (ar. + far. + ar. kelimelerle farsça tamlama)
gül-i nev-bahâr-ı ömr-i nâzenã®n (far. + far. + ar. + far. kelimelerle farsça tamlama)
etfâl-i nâz-perver (ar. + far. kelimelerle farsça tamlama)
hurd-sâl (farsça)
hevâ-zede-i sumã»m-ı helâk olmak (far. + ar. + ar. + t. kelimelerle farsça tamlama)
ekler
batha'dan(batha arapça, "dan" eki türkçe)
olan (ol-an türkçe)
olmaktan (ol-mak+dan türkçe)
sakınurlardı (sakın-ur-lar-dı)
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
28
görüldüğü gibi kelimeler, ekler, tamlamalar bakımından neredeyse bütünüyle,
cümle mantığı bakımından da büyük oranda farklılaşmalar görülmektedir. arapça,
özellikle edebã® eserlerde kelime seviyesinde yer alırken, farsça kelime, tamlama ve
kısmen de cümle bakımından bu ortak yapıda yer almaktadır. türkçe ise az sayıda
kelime, ki bunların çoğu da yardımcı fiildir, biraz da ek olarak yer almaktadır.
kürtçe:
kürtçe, yazı dili geleneği olmadığı için standartlaşmamış ve adeta osmanlıcanın
halk ağızlarındaki kullanımını temsil eden bir karma dil görünümüne bürünmüştür.
kürtçenin gramer yapısındaki karmaşıklığı daha önce yazdığımız kimi yazılarımızda
da belirtmiştik. (buran, 1992) söz varlığı konusunda bugüne kadar çok
sayıda çalışma yapılmış ve yayınlanmıştır. (gülensoy: 1994) bu çalışmalarda genellikle
kürtçenin söz varlığının karma olduğu da ortaya konmuştur. biz burada
rusya bilimler akademisi tarafından yayınlanan “kürt dilinin etimolojik sözlüğü
(tsabolov, 2001)”nü esas alarak kürtçenin söz varlığı üzerinde özet bir değerlendirme
yapmaya çalışacağız. söz konusu sözlüğün birinci cildinde yer alan 3499
kelimenin 3435’i -aşağıdaki tabloda görüleceği gibi- başka dil ve lehçelere aittir.
kalan 64 kelimenin kökeni ise açıkça belirtilmemiştir.
kökeni açıkça belirtilmeyen kelimeler şunlardır: “agana, agin,angutin, ar,
araj, armuş, avir, azap, angir, adine, alandin/alın, argun, arşil, axinin,/axin,
balangaz, balgar, ban, band, baş, bawbaw, bahir, balara, bani, bebaxti,
bicang/picang, bilçasura/bilçazarda, bilur, biriyan, çandi, çip, çopi, çam, çavbal,
çeli, çirusin, çük, dafa, dasalat, do, danin, derav, dolidang, du, existin, ejgar,
farzik, firkas, fig, firangula, gavızin, girov, gornapişik, herati, hamez, hajin, kurdunda,
kaşkalan, kelak, kotan, mahjub, mamik, mar” bu kelimelerden bir bölümünün
kökeni ya da kürtçeye hangi dilden geldiği bellidir. mesela, du kelimesi farsçadan
kürtçeye geçen iki anlamındaki sözdür. dolayısıyla bu kelimelerin de önemli
bir kısmının kökeni başka dillerdir.
aslında, binlerce kelime arasında birkaç kelimenin kökenini bilinmemesi
ya da bulunamaması tek başına bir anlam ifade etmez. özgün bir dilden bahsedebilmek
için, söz konusu dilin, “ dilin temel birimleri” dediğimiz “ sesbilgisi, yapıbilgisi,
söz varlığı, cümle bilgisi ve vurgu” gibi beş esas bakımından özgün olması
gerekir. kürtçe bu beş esas bakımından özgün değildir. sesleri ve ses sistemi, yapısal
özellikleri ve ekleri, söz varlığı ve cümle yapısı itibariyle kendisini oluşturan
dillerin özellikleri dışında hiçbir özgün özelliğe sahip değildir. türkiyede bu konuda
yapılan çalışmalara atıfta bulunmak çoğu zaman kabul görmediği için, ben dilcilik
konusunda otorite sayılan rusya bilimler akademisinin bir çalışmasına atıfta
bulunmak istiyorum. rusya bilimler akademisinin yayınladığı kürt dilinin etimolojik
sözlüğüne göre, kürtçenin söz varlığının dillere göre dağılımı şöyledir:
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
29
a
ã ä€ b ç d ä’ f g î³ h x i äª ä´ k ä¶ l m top yüzde
arap. 101 97 53 91 6 78 4 84 5 29 100 81 51 80 88 6 52 52 349 1407 %40,96
fars. 52 9 93 134 74 130 4 29 99 7 58 9 1 5 41 37 109 31 82 1004 %29,23
türk. 20 4 58 87 85 61 10 19 37 7 5 1 9 8 14 57 9 15 506 %14,73
yun. 3 2 1 1 3 1 3 3 1 18 %0,52
erm. 1 10 5 9 3 7 5 2 10 16 8 76 %2,21
rus 1 1 2 %0,06
azer. 2 3 1 1 1 8 %0,23
es.ir. 3 5 14 88 13 38 1 2 26 21 6 1 8 14 21 8 35 304 %8,85
it. 2 2 %0,06
av. 4 1 1 3 9 %0,26
lur. 1 2 1 4 %0,12
talca 5 1 3 2 1 2 1 15 %0,44
fa.aäž 10 1 2 4 4 7 5 3 2 38 %1,11
gür. 1 1 1 5 1 1 10 %0,29
lasg. 1 1 %0,03
avr. 2 2 %0,06
es.hi. 2 1 3 %0,09
parf. 1 1 %0,03
alm. 1 1 %0,03
ara. 2 2 4 %0,12
sor. 2 2 %0,06
lat. 1 1 1 3 %0,09
çin. 1 1 %0,03
oset. 1 1 1 3 %0,09
sans. 1 1 1 3 %0,09
bel. 1 1 2 %0,06
afg. 1 1 %0,03
baht. 1 1 %0,03
sem 1 1 %0,03
huns. 1 1 %0,03
hi.av 1 1 2 %0,06
3435 100,00
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
30
görüldüğü gibi rusya bilimler akademisi tarafından hazırlanan kürt dilinin
etimolojik sözlüğü’ne göre kürtçenin söz varlığının % 99’dan fazlasının kökeni
başka dillerdir. başka dillerden gelen kelimelerin % 40.96’sı arapça; %
39.09’u farsça(<farsça %29.23, eski iranca %8.85 ve fars ağızları %1.11 ;
%14.96’sı da türkçedir. (azerice<%0.23). bu üç dilden alınan kelimelerin toplamı
yaklaşık olarak % 95’tir. % 2’lik ermenice kelimeyi de katarsak bu oran %97’ye
yükselmektedir. daha küçük oranlarda kelimesi olan dilleri de katınca bu oran
%99’u geçmektedir.bu, bizim tespitimiz değil, rusya bilimler akademisi tarafından
hazırlanan kürt dilinin etimolojik sözlüğü’nün yaptığı etimolojinin ortaya çıkardığı
bir sonuçtur.
yukarıda ortaya konan gerçeği metinler üzerinde göstermek için, biri manzum,
diğeri mensur iki örnek metni burada incelemek istiyorum.
manzum örnek:
kürtçesi:
hendan bık e hunçeya dehane
nâlan ke hezare dasitane
(mem u zin, s. 228)
farsçası:
handân be kun gonca-ı dehân
nâlân be kun hezâr dâsitân
kelimelerin dillere göre dağılımı:
t ar. far. (7)
hendan (handân)
bı ke (be kun)
hunçe (gonca)
dehan (dehân)
nalan
hezar
dasitan
tamlamalar:
hunçeya dehane (gonca-i dehân, farsça)
hezare dasitane (hezar-ı dâsitân, farsça
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
31
kürtçesi:
nam ü neseba hwe hun ayan kın
sırra dile bo mera beyan km
(mem u zin)
farsçası:
nâm ü neseb-i hod tu ayan kun
sırr-ı dil-e bo mera beyân kun
kelimelerin dillere göre dağılımı:
t ar. far. (9)
nam
hwe (hod)
eyan (ayan)
kın (kun)
sır
me ra (ma ra)
dil
beyan
tamlamalar:
nam ü neseba hwe (nâm ü neseb-i hod, farsça)
sırra dile bo (sırr-ı dil-i bo, farsça)
mensur örnek:
kürtçesi:
wi lı ser reki ne aw heye ne çamor, we erdä— hışkda korpiyek çekıriye.
türkçesi:
ne su ne çamur olan o yolun üstünde, o kuru yerde, bir köprü yapmış.
farsçası:
seri an rah ne ab hest ne gil u der cay-i huşk peli kerde.
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
32
kelimelerin dillere göre dağılımı:
ar. (1) fars.(7)
erd (arz)
t(4)
ne wi (u/vey)
çamor ser
korpi (köprü) rek (reh ki)
he (he, evet, var) kın (kun)
aw (ab)
hışk (huşk)
çã©kiriye (çe-kerde)
tamlamalar:
erde hışkda (arz-ı huşk: ar. + far. kelimelerle farsça tamlama)
ekler:
hışkda (hışk farsça (<huşk) kelime, "da" türkçe ek) korpiyek (köprü
(türkçe)+yek (farsça)
sonuç
görüldüğü gibi karma diller, sadece avrupa dilleri ile ilişkide olan diller
arasında değil, dünyanın her yanında meydana gelebilmektedir. uzun süreli kullanımları
sonucunda kreol durumunu aşıp, kendine has kurallar geliştirerek edebiyat
ve bilim dili hâline de gelebilmektedirler. ancak her hâlükârda bu diller ve bu dilleri
konuşan topluluklar tek kökenli (homojen) değil, çok kökenli (heterojen) bir
karaktere sahiptirler. kürtçe ağırlıklı olarak arapça, farsça ve türkçeden oluştuğu
gibi, kürtler de köken bakımından arap, fars ve türk kökenli topluluklardan
oluşmaktadır.
osmanlıca ile kürtçenin eş zamanlı ve benzer bir karışım ve oluşum süreci
vardır. osmanlıca daha çok yazı dili olarak, kürtçe ise konuşma dili olarak kullanılmıştır.
(gülensoy, 1986) arapça-farsça ve türkçe ile diğer bazı dillerin kesişme
noktasında (sınır bölgelerinde), çok dilliliğin kaçınılmaz sonucu olarak, bir dil karışması
meydana gelmiş ve kürtçe bu coğrafyada bir geçer bölge dili (lingua
franca) hâline gelmiştir. devlet, bilim ve edebiyat dili olmadığı hâlde, birçok topluluğun
kürtçeyi benimsemesi ve zamanla asıl dillerini terk etmesi ise, kürtçenin
basit kurallara dayanan ve kolay öğrenilen “geçer bölge dili” olmasıyla ilgilidir.
yukarıda verdiğimiz örnekler, gramer özellikleri ve söz varlığı bakımından bu
karmaşıklığı açıkça göstermektedir.
sosyal bilimler enstitüsü dergisi sayı : 20 yıl : 2006/1 (19-33 s.)
33
kaynaklar
achard, pierre, 1993, dilsel toplumbilim (çev. deniz kırımsoy), itstanbul.
aksan, doğan, 1987, her yönüyle dil, ana çizgileriyle dilbilim-ı, ankara.
altınörs, atakan, 2000, dil felsefesi sözlüğü, istanbul.
buran, ahmet, 1992, doğu ve güneydoğu anadolu üzerine araştırmalar ııağızlar-,
ankara
chomsky, noam, 2001, dil ve zihin, ankara.
eco, umberto, 1995, avrupa kültüründe kusursuz dil arayışları (çev. kemal
atakay), istanbul.
gülensoy, tuncer, 1986, doğu anadolu osmanlıcası-etimolojik sözlük denemesi-,
ankara.
gülensoy, tuncer, 1994, kürtçenin etimolojik sözlüğü, ankara.
hengirmen, mehmet, 1999, dilbilgisi ve dilbilim terimleri sözlüğü, ankara.
karaaäžaç, günay, 2002, dil, tarih ve insan, ankara.
kaymaz, zeki 2003, türkiye’deki gizli diller üzerine bir araştırma, izmir.
korkmaz, zeynep, 1992, gramer terimleri sözlüğü, ankara
lars, johanson, 2002, türk dili haritası uzerinde keşifler (çev. nurettin
demir-emine yılmaz), ankara.
olender, maurice, 1998, cennetin dilleri (çev. dost kitabevi), ankara.
saussure, ferdinand de, 1988, genel dilbilim dersleri (çev. berke vardar),
istanbul.
topaloäžlu, ahmet, 1989, dilbiıgisi terimleri sözlüğü, istanbul.
tsabolov, p.l., 2001, etimologiçeskiy slovar kurdskogo yazıka- tom 1,
rossiyskaya akademiya nauk, institut vostokovedeniya, moskva.
vardar, berke 1998, açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü, istanbul.
devamını gör...
175.
işin bir de dilbilim noktasında menzilsiz tartışmalar oluyor. kürtçe gözüktüğü kadarıyla gerçekten de komşu coğrafyalarındaki dillerle büyük etkileşim yaşayarak, belki de onlardan türeyerek ortaya çıkmış. doğrudur, eğer bunu tartışacaksak italyanca, ispanyolca ve portekizce de köylülerin yamultarak konuştuğu latinceden başka bir şey değildir. üç dilin de kelime haznesi ezici oranla latince'den evrimleşmiştir. tüm türk dilleri ortak bir dilden türeyip kendi yakın coğrafyalarından etkilenerek evrimleşerek farklı diller haline gelmişlerdir. venedikli gemicilerden duydukları kelimeyi yamultarak türkler kancaya kanca demiştir. siz hiç kancanın italyanca'dan gelmiş olduğunu düşünebilir miydiniz? yediğiniz portakalın adı onu portekizli denizciler osmanlı'ya getirmiş de dedeler oradan görmüşler diye portugal'dan geliyor. farsça olmasa çapraz ve çerçeve diyemeyecek, haftanın günlerini sayamayacaktınız. bu sebeple dilbilimci, etimolog olmadan bırakalım kürtçeyi hiçbir dil hakkında bu kadar esaslı iddialarda bulunmamak gerekiyor. aksi bir davranış rakı sofrasında ayetullah kesilmeye benziyor. herkes uzmanlığını bilmeli.
devamını gör...
176.
türk lehçelerinden çuvaşça ve gagauz türkçesi dışında diğer dillerden büyük bir sözcük aşırma söz konusu değildir. çuvaşça moğol dilinden gagauz türkçesi ise slav dillerinden etkilenmiştir. türkiye türkçesi güncel türkçe sözcüğünde 122 bin sözcüğün 15 bin kadarı alıntıdır. bu da %14'e karşılık gelir. ha buraya bu 15 bin sözcüğü yazarsak günlük yaşamda kullandığımız birçok sözcükle karşılaşırız. ancak unutulmamalı ki 105 bin türkçe sözcük ise hiç de az değildir. büyük türkçe sözlükte de durum farksız dır. 616bin sözcüğün 89 bin kadarı alıntıdır. 520 bin türkçedir! 89 bin sözcük gerçekten çok fazla ancak 520 bin sözcük gerçekten mükemmel bir rakam... kürtçe'nin çıkmış bütün sözlüklerindeki araştırma hep aynı. %97 alıntı. kanca sözcüğünün türkçe olmadığına şaşırmam çünkü türkçe kök sözcük olan "kanmak" ve yaşam sıvısı olan "kan" ile bir ilgisi yok. vişne portakal mandalina vb. sözcükler de türkçe kök sözcüklerle açıklanamaz. ancak kavun çilek çağla vb sözcükler türkçe ile açıklanabilir. ancak kürtçe de "kök sözcük" olmadığı için hemen hemen hiçbir sözcüğün kökeni açıklanamıyor. sorduğum zaman da "kürtçe çok karmaşık bir dil öyle kök sözcük falan yok her sözcüğü ayrı ayrı adlandırır" diyorlar. bu oldukça gülünç geliyor bana. bir dilin dil olabilmesindeki ilk kural kurallı olmasıdır, ekinin kökünün belli olmasıdır. kural yok kayıt yok eeeee ne var? arapça kurallılıkta, sözcük türetme de, söz dağarcığında birincidir. ikinci dil ise türkçedir. farsça sözcük olan çerçevenin birebir anlamı kalıptır. çapraz sözcüğü ise kesişik anlamındadır. iran havaalanlarında uçaklar için "gelen" ve "giden" diye yazılmasına ne buyurursunuz. böyle olunca farsça yoksul bir dil mi olur? ayrıca ispanyolca, italyanca, fransızca ve romence latin dilinin kollarıdır. lehçe demiyorum çünkü herbiri başlı başına birer dil olma özelliği göstermektedir. yani latinceden alıntı yapmamışlardır, bizzat llatincenin kollarıdırlar.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar