iskender pala nın kitabıysa kastedilen ergenlik dönemindekileri fena buhranlara sürükleyen kitaptır. okuduğumda vermiştim notunu o zamanlar şimdi ols değişeceğini sanmıyorum çünkü l m den sonra pala yı okumadım. dinledim hala fikrimin arkasındayım:
pala bir edebiyatçı değil bir araştırmacıdır. güzel hikayeler keşfedebilir güzel cümleler de bulabilir ama edebiyat ahkamı kesmesi biraz zor olur. bu sebeplearaştırmacılığının kadrini bilip bir yazarla gerçek bir edebiyatçıyla çalışmalıdır ki eserleri tadından yenmesin.
(bkz: ağır eleştiri içerir)
devamını gör...
beldenin birinde bir leylâ varmış. bir gün demiş ki tellâla:
-halka haber ver. yarın meydanda kazan kuracak ve herkese çorba dağıtacağım. toplansınlar, gelsinler.
bunu duyan halk, ertesi gün büyük bir heyecan ve sevinç içinde, söylenen yere akın etmiş. kiminin elinde tas, kiminde tencere, kiminde kova... herkes, daha fazla çorba almak sevdâsıyla, toplanmış meydana ... gelenler, kazanın önünde sıraya girmişler. pek muazzam, uzunca bir kuyruk oluşmuş ki, görmeye değer ...
bekleyenlerin kimi yanındakiyle havadan sudan konuşmaya, kimi ise kendi tenceresiyle bir başkasınınki arasında büyüklük kıyaslamaya durmuş. halk, sırada beklemeyi pek sevmez. işte bunun için, sıkılmayalım diye herkes, kendince bir meşgale bulmuş. durum böyle olunca, koca kuyruktan bir uğultulu ses duyulmuş.
herkes duyar da hiç, mecnã»n duymaz mı? konu leylânın dâveti olunca, şüphesiz o da duymuş. tellâlın sesi ulaştığı vakit, yüzünde bir tebessümle, demiş ki, kendi kendine:
-ah benim leylâm! canım! güzelim! görüyor musun bak, yine cömertliğini göstermiş, ikram edecekmiş. elbet halka verirken, benden de esirgemez. alayım da şu küçük kâseyi, leylâmın elleriyle dağıtacağı çorbadan nasipleneyim.
gele gele o da gelmiş meydana, kuyruğun sonuna ilişmiş. deyin hele, hiç mecnã»nun bekleyişi halkınkine benzer mi? tabiã® ki benzememiş. halktan kimileri:
-bu sıra da ilerlemedi gitti! diye sızlanmaya başlamışken mecnã»n, kalbinde bambaşka bir titreyişle mahcup; ama ümitli, mahzun; ama mütebessim, sızlanmadan beklemiş. onu gören bazıları, elindeki kâsenin küçüklüğüyle alay etmiş:
-ne enayi adamsın be, bedava çorbaya geliyorsun, şu elindeki küçücük kâseye bak. aklın olsa, bizim gibi yapar, evindeki en büyük kaplarla gelirdin ya, akıl sende ne gezer! demiş.
bazıları ise:
-yahu, dik dursana, ne o öyle sümsük sümsük! diyerek küçümsemiş.
diyeceksiniz ki,ne de sabırlı bu mecnã»n; onca laf işitiyor da, ses etmiyor.yok be yahu, vermesine verir cevabını ya, mecnã»n, o söylenenlerin bir kelimesini bile duymamış. deyin ki, nasıl duyacak sesleri? dolu dolu ve yerdeymiş gözleri... ne zaman çağırsa leylâ, böyle olur, halk da onun bu vaziyetiyle kafa bulurmuş.
bu arada, sırası gelen çorbasını almış. leylâ, her gelen için ayrı, pek büyük bir şefkatle ve mütebessim, büyücek kepçesini, kocaman kazana daldırmış. halk, tasını tenceresini doldurmanın sevinciyle kenara çekildikçe, sıra mecnã»nâ’a yaklaşıyormuş. ee, her şeyin sonu var. o koca kuyruk da böylece küçülmüş, küçülmüş, sonunda kala kala bir mecnã»n kalmış.
hani kalbi, avcısına yakalanmış bir ceylan gibi çarpıyordu ya mecnã»nun... hani bekleyişi diğerlerininkine hiç benzemiyordu yaâ… o, işte bu hâlin etkisiyle başı eğik, gözleri yerde, anlamış ki, sıra onda, heyecandan titreyerek, elindeki küçük kâseyi, leylâsına uzatmış. herkese sevgiyle ikram eden leylâ, mecnã»nu karşısında bu vaziyette görünce, birden kaşlarını çatmış. âh, öyle bir celâlle bakmış ki, görenler şaşmış. mecnã»n yere baka, millet şaşadursun; leylâ, o herkese çorba ikram ettiği kepçeyi kaldırmış, mecnã»nun kafasına indirmiş! ama ne indiriş!!
mecnã»n, hiç beklemediği bu davranışın ardından, âni bir hareketle yerden almış gözlerini, leylânın gözlerinin en derinine bırakmış. uzun uzun bakmış, bakmışâ… o bakarken, başından aşağı çok kan akmış. aldırmamış mecnã»n buna, yine, bir daha, bir daha bakmış. o kadar ki, ikisinin bakışları sanki birbirinde yok oldu sanırsınız. sanki öylece dondu da kaldılar zannedersiniz. epeyce sonra mecnã»n, sanki o gözlerde bir müjde okumuşçasına gülümsemiş.
-leylâm! yine leylâm! demiş, sürã»r içinde kenara çekilmiş.
bunu gören halk, galeyâna gelmiş. insanlar:
-sen demişler, sen gerçekten de delinin tekisin. adını mecnã»n koymakla pek de isabet etmişiz. vallâhi, senden adam olmaz. yâhu kafana kepçeyi indirdi, başını yardı, kanını döktü, sen hâlâ leylâm, leylâm!.. diye sayıklayıp duruyorsun. ne biçimsin ki, bir lokmacık onurun da yok. seni gören, ikramlandı sanır! oysa leylâ, senden çorbasını esirgemekle kalmamış, bir de sana zulmetmiştir. bu leylâ, böyle zâlimlik etmişken, senin şu hâline de bak! evet, evet, sen resmen zır delisin! zaten öyle olmasan, daha leylâ der misin?! bak sana neler etti!..
anlayacağınız halk, mecnã»na kızacağım derken, leylâyı kötülemeye durmuş. âh ah! gaflete bakın ki, leylâyı, mecnã»na yeriyorlar. nankörlüğe bakın ki, iki dakika önce elinden çorba alıp sevindikleri kimseyi, zâhirine aldandıkları bir hâdise yüzünden hemen yerin dibine sokuyorlar. biliyorum, çok kızdınız.
-bu ne biçim insanlık, hiç insan elinden nã®metlendiği kimse hakkında böyle konuşur mu? dediniz.
işte zaten mecnã»n da, buna dayanamamış. hiçbir şeye değil, halkın leylâ hakkında ileri geri konuşmasına kızmış. iki elini, beline öyle bir koymuş ki... kaşlarını leylâsı gibi öyle bir çatmış ki... o sümsük (!) adam gitmiş, yerine heybetli mi heybetli bambaşka biri gelmiş de, dönüp halka demiş ki:
-bana bakın, bana! oncanız arasında, seçti de benim başımı yardı, onu çekemediniz değil mi!? kıskanmayın a dostlar, leylâm belki bir gün lutfeder, sizin de başınızı yarar!
böylece susmuş tüm sesler... ne diyeceğini bilmez hâlde kalakalmışken halk, leylâm! diye diye, uzaklaşmış mecnã»n meydandan...
devamını gör...
mecnun leyla'nın aşkından çöllere düşmüş, çöllerde gezerken namaz kılan bir dervişin önünden geçmiş. adam namazı bozmuş ve koşup mecnunun yakasına yapışmış. bre melun namaz kılanın önünden geçilir mi? sen ne kadar günah olduğunu bilseydiler kıyamete kadar namaz kılanın önünden geçmez orada beklerlerdi' sözünü duymadın mı diye mecnunu hırpalayınca, garip aşım mecnun amca demiş doğru söylersin namaz kılanın önünden geçmek büyük günahtır ama ben leylaya olan aşkımdan hiç birşey görmüyorum, seni de görmedim demiş ve devam etmiş. kusura bakma derviş baba ben leylanın aşkından seni görmedim ama sen huzurunda olduğun mevlanın aşkından beni nasıl görebildin?
devamını gör...
reşat nuri güntekin'e ait hikaye kitabı.

her daim güzel düşünen ve güzel yazan bir insanın kitabı olunca yine olumsuzluğa yer açmayan kitaptır.

her çeşit hikaye ve karakter vardır. dostluktan, aşktan, sevgiden bahseden hikayeler üzerine kuruludur kitap. sıradan olayları geniş ve olumlu bir bakış açısıyla anlatır reşat nuri.

ayrıca birkaç oyuna da yer verilmiştir kitapta.
devamını gör...
leyla ile mecnun dini bir film değildir aslında. fakat show tv her ramazanda sahura yakın o berbat orhan gencebay filmini yayınlar. ve onun gibi daha nice filmi sırf ramazan geldi diye, ramazan boyu millete yedirmeye çalışır.

onlara göre eskiye ait olan ne varsa dini olduğu için böyle davranırlar.
devamını gör...
yüreklere sığmayacak bir aşk öyküsüdür.

mecnundan..
anlatanlar derler ki böyle cezbe ve incizab içinde dolanırken bir levhada kendisinin suretiyle leyla'nın suretini yan yana gördü. o an hemen eğilip, sevgilisinin resmini yahut ismini levhadan kazıdı. her şeyi önermelerin kısır dünyasında algılayan birileri, olanlara şahit oldu da neden iki resimden birisini sildiğini sordu. aşk yolunun erkanbilir yolcusuda cevaben dedi ki:

"bir olana iki görüntü yakışmaz. bizim için hakikat olan birdir. ayrılmak çoğalmak ve parçalanmak cahillerin işi. bilgeler her zaman her şeyin özündedeki birliği okurlar. bilgeler devamlı bir olana vurgu yaparlar. cahiller ise sürekli cisimleri, isimleri her şeyi ama her şeyi çoğaltırlar. cahiller, hep memleketleri ayrık vesilesi sayarlar. cahiller, genellikle kendi milletlerini en üstün millet sanırlar. cahiller, her şeyi kucaklayan dini bile ayırıcı bir şekille algılarlar. ama gerçek ariflerin nazarında her şey bir; her şey bir'i anlatır. ariflerin nazarında ilimde din de bilim de sanat da felsefe de ... her şey ama her şey insanı "bir" olana ulaştırır. insanlık "bir" olanın sırrına ermediği için bunca acıları yaşıyor. ne yazık ki tarih bir'i bilmeyenlerin trajedileriyle oluşuyor. hem sonra, sorunun özüne gelince... doğrusu ne ben bildiğiniz mecnun'um ne de leyla bildiğiniz canan. zira tenimiz bile bir ten, canımız dahi bir can."
devamını gör...
divan edebiyatı yazarlarından dünyaca ünlü hazret, fuzuli tarafından kaleme alınmış, hayatın anlamı olan aşk üzerine yazılmış, yazılacak en güzel eser. her aşığın okuması gerekendir.
devamını gör...
mecnun sokak köpeğini seviyormuş insanlar dayanamayıp sormuşlar bu pis köpeği niye bu kadar seviyorsun diye. ben bu köpeği leylanın mahalesinde görmüştüm demiş.böyle büyük bir aşk.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar