liberalizm

1. (Tematik)
ekonomik ve siyasal olarak ikiye ayrılan ama bazen ayırmadan yorum yapıldığŸı için kafa karışŸıklığŸına yol açan dünya görüşŸü.
devamını gör...
3. (Tematik)
insanların zeki varlıklar olduklarına ve rahat bırakılırlarsa kendileri için en doğruyu bulabileceklerine, bu yüzden de en büyük iyi'nin "hürriyet" olduğuna inanan siyasi doktrin. liberalizm ilk olarak 17. yy'da bir siyasi anlayış olarak ortaya çıkmıştır, john locke ve david hume gibi filozoflarca savunulan görüşler doğrultusunda insanların otoriter bir devletin köleleri olmak zorunda olmamaları ve, kralın insanları rahat bırakması savunulmuştur. bundan ötürü hayat, hürriyet ve mülkiyet hakları'nın kutsallığı ve asla ihlal edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. o dönemler için bu siyasi anlayış çok yeni bir şeydi.

bu siyasi liberalizme 18. yy'da adam smith ve david ricardo'nun katkılarıyla iktisadi bir boyut da eklenmiştir. bu iki filozofun yorumları doğrultusunda insanların hayat hürriyet ve mülkiyetlerinin güvence altına alınması sadece ahlaki açıdan doğru olmakla kalmıyordu, aynı zamanda ülkenin iktisadi açıdan da en başarılı şekilde ilerlemesi sonucunu doğuruyordu. çünkü insanlar sadece kendi çıkarlarını düşünseler bile bir görünmez el onların çabalarını toplumun yararına olacak şekilde düzeltiyordu. çünkü mülkiyet hakkı vardı ve kimse kimsenin malına el koyamadığı için ister istemez kendisine bir şey almak istiyorsa başkasına bir şey vermek zorunda kalacaktı. dolayısıyla başkasına faydalı olan bir şey yapmadığı takdirde asla kendisine de faydalı olamayacaktı.
liberal düşünce sadece ahlaki normlar koyan bir düşünce geleneği değildir. aynı zamanda gene başlangıçtaki kabullerden hareketle dünyanın nasıl biçimlendiğini de anlamaya çalışır. bu çerçevede liberaller devlet'in kuruluşunun nasıl gerçekleştiğine ilişkin yaklaşımlar da geliştirir ve buraya nasıl gelindiğini de anlamaya çalışırlar. yani liberalizm sadece "herkes özgür olsa ne güzel olurdu" şeklinde bir ütopya değildir, aynı zamanda devlet'in ne olduğuna ve nasıl ortaya çıktığına ilişkin realitelere de bakan ve cari düzenin iktidar ilişkilerinin nasıl oluştuğuna, bunların insanlar tarafından nasıl ve ne amaçla ortaya çıkarıldığına, veya nasıl kendi kendine oluştuğuna ilişkin açıklamalar da getirirler. burada da liberalizm 2 ayrı ekole ayrılır, toplumsal sözleşmeci ve doğal hukukçu ekoller. günümüz liberalleri de böyle bir ayrıma tabidir. toplumsal sözleşmeci ekole göre geçmişte nasıl olursa olsun, bugün yapılması gereken herkesin faydasına özgür ve adil bir anayasa tasarlamak ve bunu insanlara sunmaktır. herkes bunun kendisinin faydasına olduğunu görünce zaten kabullenecektir, çünkü insanlar içerde iyidir. bu yüzden tamamen adil, ya da eşitlikçi ve aynı zamanda da özgürlükçü bir anayasa yapmak mümkündür, böyle bir anayasa yaptığımızda herkes bunu kabul edecektir. bu iyimser bakış açısına karşılık bir doğal hukukçu liberal insanların içerde iyi olduklarına (en azından hepsinin) inanmaz ve herkesin çıkarları öyle gerektirdiğinde bütün kuralları suistimal etme potansiyeline sahip olduğu gibi karamsar bir düşüncededir. buradan hareketle bir doğal hukukçu liberal "devlet"'in ve kamusal alanların bu tip insanların eline geçtiğinde mutlaka kötüye kullanılacağına, zaten bütün kötülerin devleti ele geçirip vatandaşların hayatına egemen olmaya çalışacağına inanır. bu yüzden bir doğal hukukçu liberal devletin ve sahip olduğu güçlerin her ihtimale karşı mümkün olduğu kadar küçük tutulmasını ve vatandaşlara asla karışılamamasını ister.

bu iki günümüz liberalizm ekolü arasındaki temel tartışma sosyal devlet alanında yaşanır. sosyal sözleşmeci liberaller devletin sosyal yardımlar yapması gerektiğini ve bunun için de zenginden alıp fakire verebileceğini savunurlar. çünkü parası olmayan birisinin sadece "özgür" olması bir sonuç doğurmamaktadır ve onun o özgürlüğü kullanabilmesi için paralandırılması gerekmektedir, insanlar bunu pekala kabul edeceklerdir, bu belki biraz adaletsizdir ama herkesin faydasınadır, eğer fakir olsaydı zengin de bunu kabul edecekti. (john rawls ekolü diyebiliriz buna, modern liberalizm)

doğal hukukçu liberaller ise devletin hiç bir şekilde sosyal yardım yapmamasını savunurlar, çünkü devletin birinden alıp ötekine vermesi adaletsizlik olduğu gibi zaten işe de yaramamaktadır, çünkü alınan paralar sadece yolsuzluklara gitmekte veya yandaş kişilere dağıtmaktadır. üstelik diğer liberallerin sandığı gibi insanların bu tip bir toplum faydasına sosyal yardımları kabul etmeleri diye bir şey de sözkonusu değildir, insanlar "kendilerine ait" hissettikleri parayı vermemek için direnecek, vergi kaçıracak, yatırımından vazgeçecek veya yurt dışına kaçıracaklardır. vermek istemeyen insanın "ben onun yerinde olsaydım" diye zaten düşünmeyecektir, ötesi ütopiktir. (buna da robert nozick ekolü diyebiliriz bugün; klasik liberalizm, ya da liberteryenizm)

türkiye'ye gelince.

türkiye'de liberalizm prens sabahattin ve ahrar fırkası ile başlamış, serbest cumhuriyet fırkasında biraz ifade edilmiş, sonra dp ve özal anap'ında ifade edilmiş. gerçek anlamda ilk bağımsız "liberal" oluşumlar ise liberal düşünce topluluğu (1992) ve liberal demokrat parti (1994)'dir. (ldp, 2002'ye dek hem siyasi hem de iktisadi anlamda liberaldi, fakat sonradan bu misyondan uzaklaşarak siyasi liberalizmi terk ettiği için artık siyasi gözlemcilerce dikkate alınmıyor.) ldt ise faaliyetlerine atilla yayla başkanlığında devam ediyor.

günümüz türkiye'sinde irili ufaklı ve kendisini "liberal" olarak tanımlayan az sayıda grup var halihazırda. fakat bunun sebebi liberalizmin türkiye'de güçsüz olması değil. saf haliyle veya bağımsız olarak liberaller ayrı ve güçlü bir organizasyona sahip olmasalar da türkiye'nin ilginç şartları sebebiyle kendilerini dp'den beri sağ partiler aracılığıyla ifade ediyorlar ve bu anlamda liberaller türkiye'deki en etkili siyasi dönüşüm projesini yürütmektedirler. insan haklarının tanınması, ülkenin demokratikleştirilmesi, ekonomideki devletçi eğilimlerin azaltılması ve küresel ekonomiyle entegrasyon, ifade özgürlüğünün arttırılması ve resmi bir ideolojinin yerini sivil ve kaynağını halktan alan bir anayasanın alması gibi liberal taleplerin hepsi türkiye'de eskiden olduğu gibi merkez sağ partiler içerisinde yeralan liberallerce dile getiriliyor.
devamını gör...
4. (Tematik)
liberalizm de genel amaç herkes istediğini yapsın değildir, liberalizm aslında sınırlı özgürlük anlamına gelmektedir..

devlete karşı değillerdir, devletciliğe karşıdırlar..

keza liberalizm e göre millet devlet içindir anlayışı yoktur, devlet millet için vardır..

devletin görevi milletin huzur ve refahını sağlamaktır..
devamını gör...
8. (Tematik)
liberalizm kelime kökeninden de anlaşılabileceği gibi â“liber┠ekonomik,politik,gündelik yaşamda özgürlüğü savunan felsefi bir düşüncedir.bireyselciliğe,hukukun üstünlüğüne,fırsa eşitliğine,yasalar önünde herkesin eşit olmasına,serbest piyasaya,şeffaf devlete,devletin amacının bireyleri koruması gerektiğine,özl teşebbüsün olmasına,mülkiyet hakkının korunmasına,toplumun refaha ulaşması için öncelikle bireylerin refaha ulaşmasını gerektiğine inanan,bunları destekler şekilde tezler koyan bir felsefedir

liberalizmin ne zaman,niye,hangi sebeple,neye tepkiyle doğduğunu anlatacağım.

liberalizm ilk olarak aristotalesâ’in politika kitabında geçtiği söylenir ancak; realist olursak liberalizm 18. yüzyılda ingilitereâ’nin merkantalizmine ve magna carta anlaşmasıâ’na tepki olarak doğdu.dönemin ünlü filozoofları john locke hobbes ve adam smith bu düşünceyi geliştiren üzerinde tartışan kişiler olmuştur.

ingiltereâ’de yaşanan merkantalizm büyük toprak sahiplerine geniş anlamda çıkar sağladığından,ticaretin loncalar tarafından kontrol edildiğinden ,piyasaya ailesinde aristokrat olmayan kişilerin girememesinden,kölelik düzeninden,mahkemede aristokların ve krallk bünyesinde çalışanların üstün hakları olmasından,klerikalizmin ülke yönetiminde etkin role sahip olmasından,kilisenin yani dinin politikayı,ekonomiyi, hatta bilimi etkilediğinden,monarşinin baskıcıbir rejim olmasından dolayı tepki olarak doğmuştur.

liberalizm bence anarşiszme en yakın ideolojidir.özgürlüğü,insan düşüncesin serbestliğini savunan,yasakçı zihniyete karşı çıkan bir olgudur.gerek ekonomide,gerek politikada liberal düşünceye göre toplum kendinini ve sistemi regüle eder.bireyin çıkarına zararlı olan bir şey toplumun çıkarına da zararlı olduğundan toplumsal reflex herzaman öne çıkar ve kendini gösterir.ekonomik anlamda örnek verirsek, bildiğiniz gibi pazarda,marketlerde satılan sebzelerin veya diğer malların fiyatı hemen herhafta değişir(özellikle büyük marketlerde) bunun sebebi equbilirum noktasını yani eşitlik noktasını yakalamak içindir.daha basite indirgeyelim.markette ki bir ürünün gerçek fiyatı 1 ytl olsun.market sahibi veya üretici daha çok kar sağlamak amacı ile ürünün fiyatını 1o ytl yapsın.bunu gören tüketici bu malı almaktan vazgeçer weya ürünün ikame malını alır.ekonominin temel direği burda dengeye girerek yani arz talp ilişkisi dewreye girerek talebin olmadığı malın fiyatı düşer.üretici 10 ytl ye satamadığı malın fiyatını düşürür taki equbilirum noktasına kadar yani â“consumer surplus(tüketici artığıdır heralde bunun türkçesi)┠ve â“producer surplusâ“(üretici artığı) dengelenene kadar .kısacası malın fiyatı hem üreticiye hemde tüketiciye maximum kar sağlayan noktaya kadar düşüer.bu düşmeyi sağlayan şey insivible hands yani görünmeyen eldir.görünmeyen el piyasayı kontrol eder.kim bu görünmeyen el diye soracak olursak,sen ben ailemiz yani bütün toplumdur

kendi adıma konuşursam ben adam smith;in laisser faire laissez passer yani bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler düşüncesine katılıyorum.devletin ticaretin içinden tamamen çekilmesini,bürokrasinin olabildiğince azaltılmasını,özel girişimin desteklenmesini savunuyorum.bu bağlamda tekelciliğede karşı değilim çünkü yasakçı olmayan bir yönetim şeklinde hiç bir firma tekel kalamaz.åžimdi neden böyle düşündüğümü anlatıyım.

türkiyede bisiklet üreten sadece tek bir firma olduğunu varsayalım.a firması.bu a firması istediği şekilde fiyatları kontrol ediyor,üretimi düşürüp yükseltiyor.gerçekte fiyatı 10 ytl olan ve maliyeti 5 ytl olan bisikletin fiyatını arttırıp 50 ytl ye çıkartıyor.bundan sonrası önemlidir.a firması fiyatı 50 ytl ye çıkardığı için talep düşüyor ve kar majrı da düşüyor,ayrıca bunu gören girişimciler maliyeti 5 ytl olan bir malı 50 ytl ye değilde gerçek fiyatı olan 10 ytl satabilceklerini ve büyük kar yapabileceklerini düşünüp piyasaya giriyor.halk ta aynı sonradan piyasaya giren b firması gibi düşünüp ucuz olan mala talep gösteriyorlar.rekabeti gören a firması satışları azaldığı için fiyatı tekrar rekabet edebileceği fiyata indirgiyor.böylece tekelâ’in piyasayı istediği gibi yönlendirmesinin olanaksız olduğunu gördüğüm için tekelin oluşmasında bir sakınca görmüyorum.tekele karşı olmamamın diğer sebebi ise özgürlüktür.eğer bir kişi kimsenin atılmadığı bir işe atılıp riskleri ve opportunity costu gözden geçirdiyse,zekası ve yeteneği ile piyasanın tek hakim gücü olduysa buna sadece saygı duymak gerekir zannımca.

kendi fikirlerime göre;serbest piyasada devlete bağlı hiç bir manipülasyonun olmadığı,devletin asgari ücret, kira zammı kısıtlaması gibi ki bunlar uzun dönemde toplumun zararına olacaktır(talep gelirse anlatırım) yöntemlere başvurmadığı,merkez bankası veya fed gibi kurumların gerek kurla gerekse fiyatlarla oynamadığı bir devlet ,serbest piyasayı en iyi şeklde uygulayan devlettir.



zaten liberalizm temel olarak :bireyin amaçlarına ulaşabilmesi için kullanacağı yolları kendisinden daha iyi kimsenin bilemeyeceği düşüncesidir. bir liberal için herkes kendi amaçları doğrultusunda rasyonel davranabilme yetisine sahiptir ve kendi mutluluğunu nasıl sağlayabileceğini başkalarından iyi bilir. her bireysel seçim bu varsayımdan ötürü rasyonel kabul edilir ve bundan ötürü de dokunulmaz nitelik kazanır.(viki den alıntıdır) önem werir

dünyamız milyonlarca yıldan beri dönüyor kendi etrafında.insanlıksa binlerce yıldır kendini geliştirmeye,devinimliğe önem wererek yeniliğe çabalıyor.toplayıcık yaparak yaşamaya çalışan insan oğlu o dönemlerde komun bir hayat yaşıyormuş ta ki toprakla haşır neşir olana kadar.bu dönem cilalı taş devri dönemine denk gelir.insan önce tarlayla uğraşır,sonra emek verdiği için o tarlanın başkası tarafından talan edilmemesi için geceleri tarlanın başında durur,sonra o tarlanın başına ev kurar ve en sonunda da kendi sınırlarını çit yaparak belirler.işte bu dönemden beri yani binlerce yıldan beri insanoğlu özel mülkiyete sahip.bunun ortaadn kalkması imkansız derecede zordur(bence imkansız).her insanın aynı bilinç seviyesine sahip olup bencillikten kendini soyutlaması gerekmektedir.bu daha da zordur(bence daha da imkansız).tamamen kendi olanaklarıyla kendi emeğini kullanamayarak ekilen bir ağacın meyvesini yiyememek özgürlüğe inanmış biri için bana ters geliyor.

bence fukuyamaâ’nın dediği gib:ideolojilerin sonu gelmiştir.

*
devamını gör...
11. (Tematik)
Allahsızlıktır. puta tapıcılıktır. "görünmez el" resmen puttur. fukuyama da puta tapar. seni fatalist kılmakla kalmaz, iradeni de inkar ettirir, belini kırar. hazreti ibrahim puta düşmandı. hazreti peygamber de ! müslüman ümitsiz olmaz. olamaz. fukuyama benimkini yesin.
devamını gör...
14. (Tematik)
liberazim bir düşünüştür .pratik olarak toplumlar uygulayamazlar ancak liberal geçinebilirler. demokrasi gibidir. demokraside bir düşünüş biçimidir. demokratik geçinen dünya ülkeleri hep devrimlerle anılmıştır. peki suç kimde düşünce mi uygulanamaz yoksa uygulayacak insanlar mı yok.?
devamını gör...
15. (Tematik)
her ideoloji gibi teoride çok güzel olup uygulamada altına yapan bir düşünce sistematiğidir. aynı sosyalizm gibi. çünkü bu tür ideolojiler "uygulanabilirlik" kriteri dikkate alınmadan oluşmuşlardır.

herkesin tek tip olarak yaşaması insan doğasına ne kadar ters ise, insanları tamamen kendilerine bırakmak da o kadar aykırıdır insan tabiatına. çünkü insanlar ne aşırı baskı altında yaşayabilir, ne de aşırı özgür oldugunda başkalarına yaşama imkanı tanır. insan denen yaratığın fıtratı budur. sen gidip de kardeşim seni hiçbir şekilde sınırlamıyoruz dersen adam ortalığın * . . .

yani mesela türkiye'de asgari ücret denen olay olmasa birçok işveren işçilerini aylık 200-300 liraya çalıştırır. sosyal güvence denen sistem olmasa toplum yapısı tamir edilemeyecek dercede çöker. herşeyi insanların iradesine ve girişimciliğine teslim etmek de, herşeyi devletin elinde toplamak da çok aşırı uygulamalardır ve asla başarıya ulaşamazlar. bu nedenle liberalizm kendisini yenilemek zorunda kaldı, hala da yenilemeye devam ediyor; sosyalizm uygulandığı hiçbir yerde başarıya ulaşamadı, çünkü insanın dilinde konuşmuyordu tıpkı liberalizm gibi.

bir devlette ve toplumda illa da belli bir ideolojinin uygulanması gibi bir zorunluluk varmış gibi davrananları anlamıyorum. toplumun menfaati, huzuru, refahı ve güvenliği için ne lazımsa o uygulanmalı. yok, liberalizm veya sosyalizm bu konuda şöyle diyor, o yüzden bunu yapacaz. e ama bu yanlış! olmaz, kara kaplı öyle söylüyor.
uzun lafı kısası, bir düşünceye kütük gibi bağlanmak yerine hepsinden mümkün olduğunca faydalanmak gerekiyor kanımca . . .
devamını gör...
18. (Tematik)
sadece ekonomik bir düşünce sistemi olmayıp bir yaşam tarzıdır ahlaki sorgulamalarıda içine alan felsefi bir yaklaşımdır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar