lüzumsuz adam

mansur bey adlı,bütün günleri aynı faaliyetler çerçevesinde geçen bir adamın hikayesi anlatılıyor.hayatındaki sıradanlıklar ve bundan duyduğu zoraki mutluluk en ince ayrıntısına kadar belirtiliyor.sonunda ise bu hayattan nasıl vazgeçebilirim sorusunu soruyor kendi kendine.
devamını gör...
sait faik abasıyanık ın kitabı.

derleme öyküler var. lüzumsuz adamın tek kitap olduğunu düşünmüştüm.. kısa hoş tatlı keyifli daha bir çok sıfatı hak edebilecek bir eser. okurken keyif veriyor insana. üsküdar a git kız kulesinin orda takıl sonra geri dön derken gözünüzde eriyip gidebilen bir eser, nacizane tavsiye ederim.
devamını gör...
sait faik abasıyanık yazmış, iyi de yazmış hani:

''o, dünyaya hayretle bakmaya doğmuştur. hiçbir şey anlamadan şaşırmaya doğmuştur. başını alıp yollarda dolaşmaya, insanlar neler yapıyor diye görmeye, görmemeye gelmiştir. bir köprüde durup suyun rengine bakmak, bir kızın bacaklarını seyretmek: bunu kimler öpebilir? şu saçı nasıl okşarlar? okşayan ne mübarek, ne iyi, ne harikulade birisidir kim bilir? öyle olmasa, bir kadın da kendini seçebilir? demek dünyada başkaları, korkunç surette iyi, olmayacak kadar akıllı... belki de onlar aptes bile dökmüyorlar. belki de o insanlar ter bile kokmuyorlar. onlar kokular gibi, onlar yaz akşamları gibi, onlar deniz gibi, balıklar gibi tertemizdir. ya onlar da ara sıra burunlarını karıştırırlarsa bu kıza layık mıdırlar? ya bu kız da akşam olunca işinden yorgun dönünce çoraplarını çıkardığı zaman onları kokluyorsa?..."



devamını gör...
sait faik abasıyanık çapkın adam. yazmış yine:

''çorbama sarmısak koydurtmadım. gezintimi yaptım. hava kararırken maçka'ya vardım. oralar da bir başka âlem... dönüşte yedi sene daha mahalleden dışarı çıkmamaya karar vereyim dedim, olmadı. bu başımı döndüren, iki günlük hayattan şaşkına dönmüştüm. bir ara ne düşündüm bilir misiniz? şu bizim dükkânla evi satayım. o sazlı gazino yok mu hani, söz açtığım? orada dışarı siparişlerini gören kız vardı ya -hani alnı dar olanı- onu metres tutayım. bir sene sonra öleyim. bineyim boğaziçi vapuruna günün birinde. bebek'le arnavutköy önlerinde arka taraftaki oturduğum kanepeden kalkayım, etrafıma bakayım; kimseler yoksa, denizin içine bırakıvereyim kendimi.''

devamını gör...
neler neler var:

''yaşamak için yerim. bulursam bol şarap içerim. cıgarayı ağzımdan düşürmem. yaprak yerim. kuş yerim. daha olmazsa toprak yerim. ama insan eti yemem. hep mideden. sağlam bir midem var. çok yemem. makineyi döndürecek kadar yerim. fazla istemem. keyifle yerim, keyifle içerim. bu gençlik ondan. hiçbir şeye aldırmam. papaz rakı içiyor, sarhoş oluyor, papaz kızlar bakıyor, papaz gülüyor derler. desinler, vız gelir. hayatta bir şey yapmak istediğim halde, yapamadım. kumar oynamadım. o kadarına elim varmadı. yoksa insanların yaptığı her şeyi yapmak isterim. gençliğimde kuru ekmekle soğan yerdim. ama genç kızları görünce bir tay gibi kişnerdim."


devamını gör...
"gitgide birçok şeyler öğrendi ya; önce gülmesini öğrendi. mahzun, zarif bir gülüş buldu o ağız. nereden, nasıl getirdiler bu gülüşü de oraya oturttular, bunu öğrenemedim."*

içinde ondört öykü barındırıyor bu kitap:

lüzumsuz adam
ben ne yapayım?
birahanedeki adam
mürüvvet
ip meselesi
menekşeli vadi
bizim köy bir balıkçı köyüdür
kaçamak, papağan, karabiber
bacakları olsaydı
ayten
papaz efendi
bir külhanbeyi hikayesi
kameriyeli mezar
hayvanca gülen adam
devamını gör...
hayal kırıklığı da vardır:

''söyleyin ben ne yapayım? yazı yazmak, böylece şu harbi atlatıp iyi bir kütüphane açmayı düşünüyor, yalnız kendilerine, zevklerine güvendiğim insanlar vasıtasıyla kitap çıkartmak, tabilik etmek istiyordum. hiçbir kötü kitap basmamak şartıyla hayatımı kazanmayı tasarlamıştım. olmayacak. böyle giderse, babadan miras birkaç parçayı da tüketeceğim. ne yapayım? bulgur mu alayım, dersiniz? bizans'tan kalma o istanbul balıkpazarı'nın yukarısındaki kocaman yapılardan birisine tepeleme doldurayım, içine de bir kürt bekçi mi dikeyim? ha, ne dersiniz?"

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar