mahmut ustaosmanoğlu

kur'an tefsiri (bkz: ruhul furkan) okunması gereken, ahir zaman evliyası. ismailağŸa cemaatinin lideri.
son birkaç yıl içerisinde, ailesinden çok kişŸi silahlı saldırılar ile şŸehid edilmişŸtir. Allah acil şŸifalar versin.
devamını gör...
umre ziyareti yapmak için ülkemizden ayrılan güzide şahsiyet. bize düşmez ama Allah şimdiden kabul etsin. dualarını bizlerden de esirgemesin.
devamını gör...
umreye gitmesi doğan medyasına dert olmuş alim zat. Allah ziyaretini makbul eylesin
devamını gör...
an itibariyle umreye gittiğini duyduğum ve bir defa sohbetinde bulunduğum mübarek kişi.allah şefaatine nail eylesin umresini makbul eylesin.
devamını gör...
umre'ye gidişini ntv'nin her ne hikmetse haber sıralaması olarak önde verdiği kişi.
devamını gör...
evliya ile normal insan arasındaki farkı her yazısını okuduğumda daha da iyi idrak ettiğim za't-ı muhterem. işte o muhteşem yazılarından birisi.

az kaldı peygamber olacaklardı!..


müminler günümüzde tevrat, zebur ve incil'e sadece iman etmek zorundadır. kur'an öyle değildir; kur'an'a hem iman edilecek, hem tasdik edilecek hem de onunla amel edilecektir. kur'an her şeyimizdi. kur'an rahmettir! ne istiyorsanız? sizi istediğinize ancak kur'an kavuşturur. yağmur mu istiyorsunuz? kur'anâ–ı kerimle amel ederseniz yağmura kavuşurunuz. bedeninize sıhhat mi istiyorsunuz? kur'anâ… afiyet mi istiyorsunuz, kur'anâ… huzur, mutluk mu istiyorsunuz, kur'anâ… cennet'e, orada da cemalã»llâh'ı mı istiyorsunuz, kur'anâ… bütün bu saydıklarıma kavuşmak neye bağlıdır? kur'anâ–ı kerim'i tatbik etmeyeâ… eyvah başımıza gelenlere! nasıl oldu da bu millet kur'anâ–ı kerim unuttu? insana bakın ki; sabah yemeğini yiyip karnını doyurdu, öğlen geldi yine yedi, akşam oldu yine yiyip karnını doyurdu da hiç düşünmüyor ki;bana bunları kim verdi? bu kur'an çok büyük bir kitaptır. o'nun büyüklüğünü dünya aklı gerçek manada idrak edemez. o öyle bir kitaptır ki; haddi nihayeti olmayan Allah teala'nın,haddi nihayeti olmayan kelam sıfatının, haddi nihayeti olmayan eseridir.
rasã»lallah sallallahu aleyhi ve sellem efendiniz kur'anâ–ı yüklenenler için şöyle buyurmuştu: "az kaldı peygamber olacaklardır."
bu kısa izahattan sonra bütün müslümanlara soruyorum "elimizde böyle büyük bir eser, böyle büyük bir değer, böyle büyük bir zenginlik varken, biz niçin sefil, perişan ve fakir durumdayız?"
bizim bu halimiz şu hikâyede anlatılanın haline benzer. bir ev, evin altında küpler dolusu hazine var. evde oturan adam, fakru zaruret içinde geçimini zor sağlıyor. gün oluyor bir kuru ekmek bulamıyor. hâlbuki evinin içinde bir kazma vursa, hazine ile karşılaşacak ve zenginler sınıfına girecek. ama adam evinin altındaki hazineden habersiz, sıkıntı içinde ömrünü geçiriyor. bugünkü müslümanlarında durumu da böyledir.

eyvah! biz ne yaptik?
bir misal vereceğim. bir öküzü, bir gün aç bıraksanız ve ertesi günüde boynuna beşi birlik takılsa ne olur? öküz konuşsa şunu derdi; ben ne anlarım beşi birlikten, bana saman verin. günümüz insanı ile bu öküzün arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır. insan da diyor ki; "biz cennetin nimetlerinden, zevk sefasından anlamayız, bize bu dünyada lüks ve rahat yaşayacağımız için köşkler, villalar lazım." ne kadarda yanlış yapıyorlar, gerçeğin farkında değiller. ne zaman ki; hakikat ile karşı karşıya kalırlar, o zaman "eyvah biz ne yaptık? nasıl aldandık?" diyecekler ama iş işten geçmiş olacak.
ahirette bir takım insanlar cennetin kapısının önüne getirilecek. o sırada cennetin kapısı açılacak ve içerdeki hal ve ahvali görecekler. içerideki durum karşısında kendilerinden geçecekler ve içeri girmeye yönelecekler. ancak kapı kapanacak, dehşetli bir acı içinde geri dönecekler. o zaman anlayacaklar ki; cennetin içine girmek için kur'an ehli olmak gerekiyor.
mevla teala haber veriyor ki; kur'anâ–ı bilin, ona iman edin, onu hayatınıza tatbik edinâ… bunları bize misallerle, ibarelerle, kıssalarla beyan ediyor, onu tanıyalım, bilelim ve yaşayalım diyeâ…

israiloğullarında bizim için ibretler vardır
"eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı. sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı. Allah'ın, öteden beri süregelen sünneti budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın." (48/22â–23)
ayetâ–i kerimede geçen "allah'ın sünneti"nden kasıt, Allah'ın koyduğu kanunlardır. müminler kefirlerle savaşa kalktığında, kesin olan şudur ki; kâfirler arkalarını dönüp kaçarlar. Allah celle celaluhu burada gerçek müminleri haber veriyor. kur'an'a gerçek manada iman etmiş, onunla gerçek manada amel eden müminler için bildiriyor.
ey kardeşlerim! nerede o gerçekten iman etmiş müminler? nerede kur'anâ–ı kerim'e harfiyen itaat eden müminler? arayın da bulun bulabilirseniz. şimdi herkes düşmüş, makam peşine, koltuk peşine, para peşineâ…
iraklıların, filistinlilerin keyiflerine ne oldu? perişan vazıyette, her gün oluk gibi kan akıyor, ne olacağı da belli değil, bir kargaşadır devam edip gidiyor. bu durumda mevla teala yardım etmez mi? elbette eder, ama bizden gerçek manada iman etmemizi istiyor. ne buyuruyor rabbimiz:
"â…yoksa siz kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir..." (2/85)
yine bir başka ayetâ–i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
"biz, kitapta, israiloğulları'na : sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik." (17;4)
israiloğulları hem bu dünyada hem de ebedi âlemde kaybedenlerden oldu. israiloğulları bir anda kaybetmedi, onlar önce âdabı terk ettiler. sonra müstehabları, sonra sünneti, vacipleri derken sıra geldi farzların terkine. farzları terkten sonra sıra imanın terkine geldi. imanı terk ettikten sonra peygamberlerini öldürmeye başladılar. bu yaptıklarının cezası onları yakaladı. rabbimiz buyuruyor ki:
"bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. bu, yerine getirilmiş bir vaad idi." (17;5)
ayetâ–i celile de geçen israiloğulları'nın birinci fesadının cezasını babil mecüsilerinden buhtâ–ü nassar tarafından verildi. bunlar israiloğulları'nı öyle bir duruma düşürdü ki; sokak sokak bütün evleri didik didik aradılar, birçoklarını öldürdüler, sağ kalanları da esir aldılar. rivayet edilmiştir ki, yetmiş bin yahudi esir olmuştu. bütün mal ve mülklerini yağmaladılar.
israiloğulları'nın başına bu musibet niçin geldi? onlar sırasıyla, önce âdabı, müstehabi, sünneti, farzı ve imanı terk ettiler ve başlarına büyük felaket geldi.
aradan zaman geçti, israiloğulları'nın içinden bir takım insanlar çıkarak, onları doğru yola girmeleri için uyardı. onlarda bu uyarıcıların uyarılarını dikkate alarak atalarının yaptıklarından dönerek, hak yolda yaşanmaya başladılar. böyle olunca da Allah celle celaluhu onlara eski devletlerini tekrar verdi. malları çoğaldı, esaretten kurtuldular, tekrar hükümran oldular.
"sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık." (17;6)
kendilerine verilen nimetin kıymetini bilemediler. yine sapıttılar, geçmişte atalarının yaptıklarının aynısını yaptılar. önce âdap, müstehab, sünnet, farz derken imanları çıkıp gitti. bu defa başlarına musibet geldi.
"eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescid'e girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık." (17;7)
ey müslümanlar! israiloğulları'nın bu durumundan ibret alın. onlarda bugünkü insanlar gibi şu âdabı terk etsek ne olur diyordu? sonrada şu müstehabı yapmasak bir şey olmaz demeye başladılar. derken bir bakarsın ki, Allah korusun din elden çıkmış. işte israiloğulları'nın başına gelen bu felaket sizin de başınıza gelebilir.
kardeşlerim! biz ne zaman akıllanacağız?
şu müslümanların haline bakın! birbirlerini yiyip bitiriyorlar. düşmana karşı birlik olacakları yerde, herkes ayrı bir havadan vurulur, birbirlerini zayıf düşürüyorlar.

israiloğulları'nın yolunda ilerliyorsunuz
müslümanların esir gibi yaşamalarının sebebi ben-i israil'in yolundan gitmelerindendir. israiloğulları'nın yaptıklarını adım adım uyguladık ve hızla da onların akıbetine doğru sürüklenmekteyiz. size soruyorum, bugün istanbul'da bir milyon kişi namaz kılıyor diyebilir miyiz? diyemeyiz, işte bunun için bu durumlardayız. rabbim bize akıl fikir versin. hiçbir kıymeti ve değeri olmayan dünyalık zevklerin peşinden bizi koşturmasın.
"kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik, demeyesiniz diyeâ…" (06;156)
kur'anâ–ı kerim onları yarın ahirette çok zor durumlara düşürecek. onlar ahirette zoru gördüklerinde şöyle bir müdafaa yapamayacaklar; "bizden öncekilere gönderdiğimiz kitabı anlayamadık. çünkü bizim lisanımızda değildi. eğer bizim lisanımızda bize bir kitap gönderilmiş olsaydı, biz onunla amel ederdik ve bugün bu durma düşmezdik, diyemeyecekler.
diyemeyecekler çünkü rabbimiz bu kur'anâ–ı açık seçik anlaşılır bir şekilde inzal buyurdu.
"hakikaten biz bu kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. (18/ 54)
devamını gör...
bir defa görebildim uzaktan ama çok uzaktan.öyle değişik ki..sanki insan huzur buluyor uzaklardan görmeyle bile..o başka türlü bir insan.hiç sohbetine katılmadım, sesini duymadım ama hep saygı duydum, sevdim.
devamını gör...
unutulmuş birçok sünneti canlandırarak en büyük sevapları kazanmış insandır inşaallah. o olmasaydı türkiye'de çoktan sakal, cübbe, unutulacaktı, çok kişinin rahatsız olduğu çarşamba, sadece 300 metre uzaktaki balat gibi genişleyip hıristiyanların yaşadığı semt olarak kalacaktı.
devamını gör...
bulunduğu zaman ve mekana değer katan güzel insan.


''rahatlık, rasulullah'ın* sancağı altındadır.'' deyip her daim bu bilinçte olunması gerektiğine işaret etmiştir. her zaman!
devamını gör...
yüzüne bakıldığı zaman Allah'ı hatırlatan, ömrünü Allah yoluna adamış, aynı asırda yaşamış olmaktan onur duyduğum muhterem insan. *
devamını gör...
kendisi ve camaatiinin yaşayışı rasulallah(sav) ve ashabı gibidir.. sünnete tam bir ittibaaolup , bu yüzden de bazı insanlar tarafından sıkça eleştrilere maruz kalmışlardır..
zamanın kutbudur.. nur yüzlü,mübarek insan "eğer benim bir sünneti dahi yapmadığıma şahitolursanız bana tabi olmayın" demiştir..
devamını gör...
*ey iman edenler Allah tan korkun ve sadıklarla beraber olun. ayeti nin emri gereği birlikte olunması şart olan Allah*dostlarından biri.
devamını gör...
küçük yaşlarda yavuz selim camisinde sık sık sohbetinde bulunduğum, son zamanlarda kendisine hasret kaldığımız, söylediği ve yaptığı herşeyle, peygamber efendimiz(s.a.v) in sünnetine tam riayet eden mümtaz şahsiyettir.allah (c.c) kendisine acil şifalar ve uzun ömürler versin. *
devamını gör...
eğer bir sünneti bile terk ettiğimiz görürseniz beni bırakın demiş muhterem alim. Allah dostu.
kendi için istediğinden katbe kat fazlasını din kardeşi için isteyen mübarek.
* "kişi sevdiğiyle beraberdir" hadisini öğrendiğimizden beri Allah için seviyoruz.
devamını gör...
duasını aldıktan sonra bir insanın yapabileceği en kolay askerliği yaptığım mübarek zat.allah onun gibilerin sayısını arttırsın.
devamını gör...
ahir zaman alimi. Allahü teala başımızdan eksik etmesin. onlar da bu dünyadan göçtüğünde büsbütün öksüz kalacağız.
devamını gör...
zeki bulduk güzel bir işe imza atarak mahmut efendi'nin cemali hakkında bir yazı kaleme almış, bir çok kişiden duymuşluğumuz vardır mahmut efendi'nin yüzünün cennetlik olduğuna işaret diye lakin bunu güzel ve edebi dille ilk kez zeki bulduk yazmış;

bir yüzden gözüme düşen damlalar

yüzünde oyun izi olmayan adamları severim. kendini günübirlik yalanlara teslim etmeyecek kadar mutmain yüzlerin de olduğunu öğrendim zamanla. hele ki maskeleriyle ve buğulu sözleriyle insanları etrafına toplayan nice bezirganın olduğu bir dünyada; yüzüne bakınca utandığım insanları sevdim.

ne, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır; ne de bir şeyhe bağlanmak bir kula kul olmaktır diyeceğim. derdim tarikatlar, tasavvufun asıl mı çerçeve mi olduğu da değil. ruh güzelliği ya da insan-ı kamil olma yolundaki rehberlerden de dem vurmayacağım.

sadece, bir yüz gördüm ve â“bu yüz katışıksız bir müslüman yüzüdür┠dedim. â“o yüze bakan insanlar Allahâ’tan gayrısını düşünemezler┠diye düşündüm. lakin o yüze bakınca akıllarına beykozdaki villalar, şeyh efendi amma da çok severmiş nike ayakkabıları diye haset edenleri ayrı tutuyorum tabii.

dayan kalbim dayan!

bu ülkede 28 åžubat sürecinde ve sonrasında belki de en çok medyatik ve şiddet içeren saldırılara maruz kalan bir cemaatin büyüğünden bahsetmeye çalışıyorum. aslında, haddim değil mahmut efendi hakkında bir biyografi çalışması yapmak. zira bu konuda yetkin değilim. ancak, sureti insana ferahlık veren çok az insan arasında olmasa, Allah yaptıklarından razı olsun, der ve elimi çekerdim klavyenin üzerinden. bir mümin yüzü gördüğümde â“dayan kalbim dayan!┠derim. zira, bilirim ki müminlerin sureti rablerinden tecelliler taşır.

â“eğer benim bir sünneti dahi yapmadığıma şahit olursanız bana tâbi olmayınâ…â” diyebilecek kadar gittiği yoldan emin, yorgun ama zihni hala dinç, gülümsemesi bir dua gibi yüzüne oturmuş, hareketlerinde dokunduğu nesneyi, bastığı toprağı incitmek istemeyen bir naiflik var. bakışları öyle insanın içini okurmuş gibi değil; gördüğü ayıbı örtmeyi bir erdem bilen insanın hoşgören bakışında. hani, â“öyle bir baktı ki yüreğimi okudu, â“der, çağrı filminde bir putatapan, efendimiz için. evet, efendimiz, küfrü aleni yapana ezici ve delici bir nazarla bakarmış. lakin, efendimizi rehber alan nice Allah dostu gibi müşfik olmanın da sünnet olduğunu daima gözlerinde bir bilinç ışığı olarak hazır tutan güzel insanlardan mahmut efendi.

dua ferahlığı!

bir fotoğraf karesinde, yanında, hazzetmeyeceğiniz bir adam dahi olsa, o adam güzelleşmekte, Allah dostunun yüzündeki tebessüm ve dua ferahlığı hazzetmediğiniz insanın suretini güzelleştirmekteâ…

bugüne kadar yüzüne baktığımda, â“işte bu adam müslümandır!┠dediğim üç güzel yüzlü insandan biridir mahmut ustaosmanoğlu. zira, her bakışınızda bir daha bakmak istersiniz. tekrar tekrar bakışınızda o çocuk masumuyetini, peygamber sevgisine ve sünete râm olmuş hali hisseder, aklınıza kullardan sakladığınız günahlar gelir; utanırsınız. hangi cemaatten ya da hangi mezhebten yahut hangi partiden olursanız olun, kalbinizde efendimize doğru akan bir sevgi ırmağı varsa, mutlaka Allah dostu hocaefendinin yüzüne meftun olursunuz.

fatih camii avlusunda, bir ikindi namazı öncesi elini öptüğümüz, bu ülkede hakkında olmadık iftiraların dolandığı belki de yine bu ülkenin en büyük cemaatinin büyüğünü gördüğümde de aynı hisse kapılmıştım. hatta, herşeyi geride bırakıp â“düş peşine!┠diyen bir ses uzun süre çınlamıştı kulaklarımda.

bir kelebek konmuş gibi...

aşklara dair, Allaha dair, kadına dair çok konuşur insanlar. bazen, tasavvuf denizinin kenarında yüzme denemeleri yapanlar - ki ben de bu gruba dahilim- ilahi aşk adına mangalda kül bırakmazlar, -güya- Allah dostlarıyla bostan ve gülistanâ’da at koştururlarâ… bu at koşturma sırasında ıskaladığımız bir dervişin o mütebessim çehresine bir kelebek gibi konmuş aşk izi kiâ… bizim idrakimizin görmek istemediği bir serap olurâ… ama, serap gibi öyle uzakta duranın, yani Allah dostunun hali sinmiştir resimlere. ben, resimlere bakarak aşık olunan bir devre doğru gidiyorum mahmut ustaosmanoğluâ’nun, atasoy müftüoğluâ’nun, süleyman hilmi tunahanâ’ın, ilh. suretlerini her görüşümde.

ölmeden önce ölmek, demişti büyüklerimizâ… sanırım ölmeden ölmek abdest ferahlığında, dua gülümsemesinde, aşk ile şevk ile de olabilliyor ki; ülkemin amiral gazetelerinin saldırdığı bir güzel insana, bir Allah dostunun yüzüne baktığımda ölmeden ölesim geliyor; tüm dünyayı bir kenara itmenin ve rıza-yı bari için yürümenin damla damla süzüldüğü bir yüz. sireti suretine vurmuş olan kaç adem var şunun şurasında? kitaba, insana, kalbe ve dünyaya dokunurken yüzü buruşmadan zikr eden ve ilme her dem hakkını veren bir güzellik var fotoğraflarda.

dinginlik, duruluk, sadelik, sabır, neşe, dua, hasenat bir yüzde ancak bu kadar sıkı mündemiç olabillirdi. üç tane üzümü elinize alıp, şükrederek yemek ve ihsanın Allah'tan olduğunu bilmek yazılıdır bazı yüzlerde. o yüzlerden birini gördüğünüzde sizin suretiniz de ferahlar. yüzü bir harita gibi olan Allah dostuna bakıp, o haritanın ırmak çizgilerinde ağlamak isterdim hamd makamında....

â…

va esefi!

mahmut efendiâ’nin seyahatleri sırasında yanında bir tuğla bulundurduğu, ihtiyaç halinde bu tuğladan teyemmüm yaptığı anlatılırâ… bazen o tuğlayı kafamda kırasım gelir, siretim suretime yansıyıp dünya denilen maskeli baloda kendimden, kalbimden, ilimden ve direnmekten vazgeçtiğimde!

http://www.dunyabizim.com/n...
devamını gör...
gidip görenlerin pek bir anlam veremediği şahsiyettir kendileri. nedeni ise belki yaş ve durumundan sanılabilir fakat insanların bir insanı nasıl anladıkları ve anlattıkları daha önemlidir sanırım. kişinin kendini anlatması ise şimdilik konunun biraz daha dışında kalan bir durum.
insan için hassas terazinin neresinde dursanız zor oluyor tabii dengeyi bulmak.
herhalde vardır bir hikmeti. bilemiyoruz.
devamını gör...
askere giderken kendisi hastanede bana dua buyurmuştu. biz onun ihvanlarından olamadık ama Allah cc belki onu sevdiğimiz için ahirette onun ihvanlarından kabul eder. diyecek çok şey var, zeki bulduk çok güzel anlatmış Allah cc razı olsun.
devamını gör...
resulullah'ın sünnetlerini yerine getirmeye çalışan zafer e değil sefere çıkan insanlara Allah'ı c.c. anlatmak için canla başla çalışan alim
devamını gör...
-çehresi en etkileyici isimlerden biri.

-ihvanları özellikle libas noktasında sünnete ittiba noktasındaki çabaları ile öne çıkmışlar.

-kendisini görmedim ama ihvanlarının köklerimize sadakat noktasında ısrarcı tavırlarından hep mutluluk duydum.

-türkiye de en fazla uğraşılan 2. cemaat olması doğru yolda olduklarını göstermekte.

-yakın zaman da türkiyeyi en fazla etkileyen 10 manevi merkez arasında sayılabilir.
devamını gör...
- Allah baisret vereydi de şekilci bir cemaat lideri olmayaydı. malesef geleneğin taklide dayalı bir biçimde tezahür etmesi sonucu çok zeki bir insan olduğunu düşündüğüm şeyhin ömrünü bir taklitle sonlandırması ve kendinin kopyası taklitler üretmesi acı vericidir.
devamını gör...
eğer bir düşünce biçimi varlığını şekle dayandırıyorsa o düşünce biçiminin bilinç altyapısından her zaman şüphe etmişimdir. şeyh efendiyi tanımam etmem, bir ruhul furkan'ını biliriz. o da zaten bundan önce söylenenleri toplama halidir. kendinden birşey söylemez ama kendinden birşey söyleyenlerin ne söylediğini söyler.

tarikat erbabı'nın savunmazsam cehenneme giderim anlayışı ile savundukları şeyh efendidir. cemaatindeki kadınların çarşaflarını tek gözü kapatacak şekilde giymelerini söylediğini biliyorum. yani sağda solda çarşafının yüz kısmı yamuk gibi duran kadınlar görürseniz bu o kadının katı çarşamba cemaati mensubu olduğunu gösterebilir. tek gözünü kapatma uğraşından kaynaklanan bir çaba vardır çünkü.

bize beyinsiz diyen arkadaşlarımıza buradan herhangi bir cevap verilmeyecektir. bu kardeşlerime tevbe 31 ayetini hararetle tavsiye ediyorum. Allah emretmediği halde bir kadının tek gözünü kapatması fetvasını veren biri hakkında ne düşünmemiz gerekir? bunu sizlerin değerli taktirlerinize bırakıyorum.

biz dün sevgili molla ile uzun uzun gelenekten konuştuk ve ben "geleneğin yeniden keşfedilmesi gerektiğini düşündüğümü" söyledim. ben geleneğin salt taklide dayalı, bilinci öteleyen anlayışının karşısında duruyorum. bağnazlık dediğimiz şey bilinç gittikten sonra başlıyor.
devamını gör...
bir ata sözümüz var.. "zenginin parası züğürdün çenesini yorar."

bir de fuzuli'nin şu hikmetli mısrası... "kemal-i cehl ile dava-yı irfan olmaz"

mahmut efendiyi eleştirenler, kendince keşifler yapanlar için çok uygun düşüyor bu sözler...

çevresinde değiliz ama Allah için severiz, duasını bekleriz..

devamını gör...
kendisinin bilinçsiz bir gelenek taklidi yaptığını söylememiz boş yere değildir. zaman içinde doğruluğu sık sık tartışılan ve klasikleşmiş bir çok alim'in düşüncelerini fikri takibe tabi tutmaksızın "onlardan daha mı iyi bileceğiz?" anlayışı ile ruhul furkan isimli 30 ciltlik tefsi eserine yerleştirmesi yeterlidir kanaatimizce. ortada muazzam bir zeka, önemli bir beceri olduğunu teslim etmekle beraber bu anlayışın kişinin bilincini başkalarına teslim etmesi olarak görüyoruz.

yine en basitinden 4000 sünnet vardır anlayışı sünnete nasıl şekilci bir yaklaşım ortaya koyduğunun ve geleneksel bir hatayı nasıl devam ettirdiğinin bir göstergesi olarak ortada duruyor.

hadi sakal bırakmayı sünnetten saydık fakat şalvar, sarık, cübbe gibi tamamen arap örfüne dayalı kıyafetleri sünnet telakki ederek günümüze taşıması ve bunu desteklemesi peygamberin mahmut ustaosmanoğlu gözünde nasıl bir model olduğunu ortaya koyuyor. biz zihinlerde "sakallı, cübbeli, sarıklı, şalvarlı" bir peygamber imajına mı tabiyiz. yoksa baştan aşağı kuran mesajı ile dopdolu olan kıyafetleri insani olarak çevresel faktörlere dayalı olan bir peygambere mi tabiyiz?

eğer ilk peygambere tabi isek kimse kusura bakmasın o peygamber kutuplardan gelmiş olsa ve araplar peygamber sünneti diye eskimo kıyafetleri giyinmiş olsa Allah böyle bir sünneti kendi doğalarına aykırı olduğu halde taklid edenleri cezalandırırdı.

geleneğin yeniden keşfinden kastımız kuşkusuz tasavvuf geleneğinin aslında günümüzde olduğu gibi içi boş bir anlayış olmadığını hissediyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. temelini hikmetin oluşturduğu bu anlayış bilgi'yi insanı kamile ulaşmak için bir katalizöre çevirirken. 21. yüzyılın tasavvuftan arınmış tarikan anlayışı düşünceyi öteleyen bir halde değil midir_?
devamını gör...
cemaatinden değilim, ama bu o cemaatin hal ve tavırlarını haksız eleştirenleri uyarmama itab etmeme mani değildir...

geleneğin yeniden keşfedilmesi hususunda hem fikir olduğum üstada eleştirdiği şeyh efendinin bilinçsizce yaptığı bir söylem ve eylemini göstermesini rica etmek vacip oldu nefsimize...

ayrıca "yaklaşık 4000 civarında sünnet vardır bunlardan 3 ünü yapmadığı görseniz beni takip etmekten vazgeçin" diye bilecek kadar da yüce gönüllüdür...

şimdi sakin kafayla bir daha düşünüp hakkında yapılan varsa haksız eleştiri için hellalik istemek ve sıhhati için dua etmek lazım gelen birisinden bahsettiğini hatırlamak lazımdır...
devamını gör...
en iyi öğrencilerinden biri cübbeli ahmet olan sıradan bir alim. bütün gelenekçi alimler gibi tek yaptığı papağan gibi tekrarlamak. kendisinin özelliği biraz daha iyi tekrarlaması. tefsirinde gördüğüm şey bu. sünnet anlayışı ve kur'an'ı algılayışı filan olabildiğince şekilci ve geri ve çok sakat unsurlar barındıyor. tasavvufun bilgelik kısmıyla değil, daha çok masalsı ve saçma kısmıyla iştigal eder cemaati.

ya bi de, bi aralar sütyen bile takmazdı bu cemaat, gavur icadı diye, auehauehaeuh. Allah'tan sütyen takmaya başlamışlar, geçen birine sordum da. böyle komik bi cemaate mensup. bi müridi kabak sevmiyorum diye ciddi ciddi laf etmişti. yani bunları hocaya mal etmek gerekmez ama sonuçta kertenkele öldürmenin sevap olduğunu söyleyen talebesi de var.

bi tanıdık çocuğunu bunların kreşine vermiş, çocuklara peygamberin onları izlediği ve bu yüzden uslu olmaları gerektiği filan söylenmiş. sadece peygambere karşı da değil bu izleme algıları, bütün islam büyüklerine (!, aueuaehuh) bu tip güçler veriyorlar. yani gerçekdışı konuşuyorlar. vesile, şefaat gibi kavramlar havalarda uçuyor.

adam biraz temiz yüzlü, biraz sevimli diye millet laf edemiyor.

yani bildiğin yamuk din algısına sahip, sıradan bir alim. iyi bi adamdır filan da, böyle dokunulmaz kabul edilmesi filan gereksiz. hele ki muhterem fetullah gülen hocaefendi hazretlerinin bile eleştirilebildiği şu günlerde, auehuahaeuh...
devamını gör...
kendisi ve ve yakın talebesi ahmet mahmut ünlü nün son dönemdeki çıkışları şahsımı şüphelendirmeye başlamıştır. onlarla ilgili yanlış giden birşeyler var. şimdilik gayet temkinli yaklaşıyorum ama şu satırlar ve sorular bu sözlükte kayıtlı dursun:

entersan bir şeklide hiç bir yer kalmamış gibi ataköy de yapılması planlanan ama son anda iptal edilerek wow otelde yapılan toplantıda mahmut ustaosmanoğlu na üstün hizmet madalyası verildi.

bilindiği üzere üstün hizmet ödülü kavramı modern dünyada sıkça kullanılan bir kavram. dünyada ehli dünya tarafından yine ehli dünya olan birine ehli dünya ya olan katkılarından dolayı verilegelen ödüllerin ortak ismi olagelmiştir. bizim medeniyetimiz de devlet reislerinin alimleri ödüllendirdiği ve onları maaşa dahi bağladıkları vaki (her ne kadar ödül genelde reddedilse de). lakin be şahsen alimlerin toplanıp bir alime üstün hizmet madalyası vermelerini ilk kez gözlemiyorum, duyuyorum. herkesi modernleşmekle eleştirirken modern dünyaya özgü olduğu bilinen bir ödüllendirme mekanizmasını medeniyetimize yamamaya çalışmak nasıl bir çelişkidir? oldu olacak nobel din ödülleri verelim? tasavvuf ehli olduklarında söz ediliyor bu insanların. biz tasavvuf ehlinin dünyevi teşviklere tamah etmedikleri bilirdik, yanlış mı biliyor muşuz? velhasılın böyle ödül törenlerini fetullahçılarda görür de hep tiksinirdim, şimdi de kendilerinde görmekteyim.


yine bu ödül mevzusu ile alakalı olarak. mahmut ustaosmanoğlu nun kendi sözleri ile anlaşıldığı üzere bu alimler oraya kendi emriyle gelmişler. ahmet mahmut ünlü nün ve kendisinin herşeyden ve ödül töreninden de haberimiz var şeklindeki açıklamalarından anlıyoruz ki bu ödül töreni kendisinin de plan aşamasında bilgi sahibi olduğu bir vaka. şimdi ben bundan bu hocaefendinin bu alimleri emrederek kendisine ödül vermeye çağırdığını anlıyorum. bunu başka türlü anlayan varsa beri gelsin.

son olaylar kendisine karşı temkinli yaklaşmama sebebiyet vermiştir.
devamını gör...
marjinal bir kesimin hoca efendisidir. onlarda evrim geçiriyorlar.
devamını gör...
--- alıntı ---

geçen seçimde kendi oylarının ak parti'ye verildiğini ve bunun nedenlerini araştırdıklarını ifade eden erbakan, şöyle konuştu: “geçen seçimde, hepimizin bildiği inançlı bir grup, evlatlarını topladı. bendenizi de çağırdı. yardımcılarını da çağırdı ve dedi ki, 'ben hastayım, seçimler geldi, sizinle meşgul olamayacağım. şu yardımcılarım meşgul olacak.' yardımcılarına döndü, bendenizi göstererek, 'hocamızın izinden ayrılmayacaksınız' dedi.

seçime gittik, bunların camisinin önündeki sandığın ne oy aldığına baktık. yüzde 50 akp oy almış, yüzde 10 saadet partisi almış. kendilerini çağırdık, dedik ki, 'size bu tebligat yapıldığı halde bu hal nedir?' dediler ki, hata yaptık.” kendilerine bu hatanın cumhuriyet mitingleri nedeniyle yapıldığının söylendiğini anlatan erbakan, kendilerine, “bu milyonlarca insan cumhuriyet halk partisi'ni desteklerse, chp iktidara gelirse daha mı iyi olur? o karanlık günleri bir kez daha yaşamak istemediğimiz için, buna karşı bir kalkan olsun diye, saadet partisi'nin barajı geçeceğinden şüphe ettiğimizden dolayı ak parti'ye oy vermeyi tercih ettik” denildiğini söyledi.
--- alıntı ---

bu konuşmada adı geçen inançlı insaların lideri olan islam alimi.
http://www.ajans5.com/detay...
devamını gör...


--- alıntı ---

geçen seçimde kendi oylarının ak parti'ye verildiğini ve bunun nedenlerini araştırdıklarını ifade eden erbakan, şöyle konuştu: “geçen seçimde, hepimizin bildiği inançlı bir grup, evlatlarını topladı. bendenizi de çağırdı. yardımcılarını da çağırdı ve dedi ki, 'ben hastayım, seçimler geldi, sizinle meşgul olamayacağım. şu yardımcılarım meşgul olacak.' yardımcılarına döndü, bendenizi göstererek, 'hocamızın izinden ayrılmayacaksınız' dedi.

seçime gittik, bunların camisinin önündeki sandığın ne oy aldığına baktık. yüzde 50 akp oy almış, yüzde 10 saadet partisi almış. kendilerini çağırdık, dedik ki, 'size bu tebligat yapıldığı halde bu hal nedir?' dediler ki, hata yaptık.” kendilerine bu hatanın cumhuriyet mitingleri nedeniyle yapıldığının söylendiğini anlatan erbakan, kendilerine, “bu milyonlarca insan cumhuriyet halk partisi'ni desteklerse, chp iktidara gelirse daha mı iyi olur? o karanlık günleri bir kez daha yaşamak istemediğimiz için, buna karşı bir kalkan olsun diye, saadet partisi'nin barajı geçeceğinden şüphe ettiğimizden dolayı ak parti'ye oy vermeyi tercih ettik” denildiğini söyledi.

--- alıntı ---

erbakan hocanın bu yazıda işaret ettiği inançlı insanların lideri, islam alimi.
http://www.ajans5.com/detay...
devamını gör...
ismini duyunca gözlerimin önüne gelen hayatından haya ettiğim nadir insanlardan.

kiracısı olduğumuz yıllarda bir gün saçlarımı okşadı ve duasını aldım o muhteremin lakin nasipsizim vermeyince mabud neylesin sultan mahmut.
devamını gör...
3 nisan tavafta gördüm onu, müridlerinin bağlılıklarını, sabırlı bekleyişleri ile birlikte. tavafın 3.say ın da rahatsızlanıp yarıda bıraktı. büyük saygı duyuyorum. Allah ondan razı olsun.
devamını gör...
ali haydar efendi'nin seyr-i süluk'undan halife olarak geçmiş, " gayri nehyã® iktizai" denaetinde en azından itikadı kurtaralım çabasıyla ömrünü şekillendirmiş, mütedeyyin ve insanları tenvir eden bir zat. salih bir kulun özelliğini belli eden birçok unsur vardır: bunlardan birisi de insanlardan setrolmak yani nefsini belli etmemektir. ustaosmanoğlu da nefsini belli etmekten haya eden bir kuldur.

bugün, âlimlik vasıflarını ihtiva etmeyen, itikada bidat karıştıran kimselerin samanpazarında kürsü kapması ile eşdeğer garip bir zamandayız. bu âlimler de "sünneti ihya" etmeye gayret ettikleri devrimizde haksız ithamlarla karşı karşıyadır. muvahhid, muhlis olan, sünnetten ayrılmayan kullar, isnad-ı beşeri'nin tıknaz hücumlarına her zaman muhattap olacaklardır.

" en büyül ilim kendini bilmektir",
kendini bilen nefsini bilir. kendini bilmeyen insan hiçbir zaman hulus edemeyecektir. mahmud hoca da kendini bilirken başka insanlara da kendini bildirmiştir. hicri 14. asırdan itibâren vahdeniyetsizlik tavan yapmıştır.
halbuki, Allahü teala'nın takdiridir ki, karanlık bütün kasvetiyle ziyayı engellese de bazı salih kullar din-i islâma hizmet edecektir.

sünbülün davâsı servi daliledir.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar