marie antoinette

sevgili kocasinin basiretsizligi ve kucuk oglunun sacma salak iftirasi bahane edilerek kafasi ucurulmus, mezarinin yeri belli olmayan, olumu goze alacak kadar kendisini cok seven isvecli asigini asla ama asla unutmayan avusturya asilli fransa eski kralicesi.
devamını gör...
aslında pasta dememiştir;bir fransız ekmek çeşidi olan kruvasan'dan bahsetmiştir.'halk ekmek bulamıyor' da ki ekmek başka bir çeşit ekmektir.e saf da bu mary biraz,ne sansın 'ekmek çeşidi mi yok başka' diye düşünmüş...
devamını gör...
tam bir deha...günümüz sorunlarınada şu şekilde çözümler bulabilirdi:

evinde yiyecek hiç bişeyi olmadığını söyleyen işçiye, evde yemeğin yoksa hilton palace da ye.......

dolmuşa çok yolcu doldurulduğundan yakınan yolcuya, helikopterle git gitmek istediğin yere...

havadaki oksijenin azaldığını söyleyen çevrecilere, oksijen yoksa azot soluyun...

avrupa birliği kapısında bekliyen türkiyeye, avrupa birliğine giremiyorsan sonu e harfiyle biten devletler topluluğuna gir...
devamını gör...
marie antoinettei ,çocukken izlediğim versayın gülü çizgi filminin baş kahramanı olan fransa kraliçesi.yalnış bildiğimiz çok meşhur bir sözü var."ekmek bulamiyorsaniz pasta yiyin"bu söz ona ait değildir.aslen kendisi avusturya kraliçesi marıa teresanın kızı olup, iki ülke çıkarlarını korumak için genç yaşta evlenmek zorunda kalmıştır.sarayda entirikalarla geçen hayatının ardından fransız ihtilaliyle birlikte giyotıne gönderlip idam edilmiştir.bahtsız kraliçelerden birisi.
devamını gör...
fransız devriminin monarşi şhttp://ehidi.meşhur "ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" sözünün kendisi tarafından söylediği düşüncesi yaygındır ama bu sözü söylediğine dair herhangi bir kayıt yoktur.aksine halk bu kadar fakirken ülkeyi daha iyi yönetmek adına kocası ile birlikte elinden ne geliyorsa yapacağı yazılıymış bir günlüğünde.ben yine de üçüncü kişi olarak yalancının yalancısıyım.
sistemi kişilere indirgeyerek eleştirmek ülkemizde de yaygın.yerleşik futbol fanatizmi her konuda damarlarımıza işlemiş.bizdeki anti-monarşi yıllardır vahdettin ve kimi gerileme dönemi padişahları üzerinden yapılagelmekte.cumhuriyet iyidir, vahdettin kötüdür o zaman monarşi de kötüdür gibi fransadaki anti monarşi bu kadıncağız üzerinden böyle bir anti slogan üretmiş.iyi ve kötünün birbirinden çok uzakta konumlandığı insan vicdanında kötü klasmanında kendisi, o zamanlar da halk tarafından pek sevilmemiş.
evlendiğinde 14, taç giyip ülke yönetiminde söz sahibi olduğunda ki siyasetten anlamadığı söylenir 20 yaşındaymış. yazılan kimi dış mihraklı alternatif biyografilerinde yıllardır anlatıldığı kadar "kötü" biri olmadığı falan yazar ama bu fikir fransada pek kabul görmüş değil.tarihe kötü olarak geçmiş çokça hikayesi var ama bu hikayelerin çoğu onun toy dönemlerine denk gelmekte ve zaten tarih anlatıları hiç de güvenilir değil.
maria antoinette, vahdettin,mustafa kemal ve niceleri gibi tarihe geçmiş iyisiyle kötüsüyle ve en önemlisi layıkıyla yaşamış temel insani özelliklere haiz günün gerçekleriyle yarılanmaktansa irdelenmesi gereken değilse rahat bırakılması gereken bir insan. herkes gibi o da kendi doğru bildiklerini yapmış, o doğrularla yaşamıştır ve bir zamanlar taç takıyorken, bir süre sonra aynı insan olarak giyotinle idam edilmiştir. sonuç itibariyle kişiler üzerinden sistem eleştirisi yapanlara buradan çıkarılacak çok dersler vardır.
devamını gör...


--- alıntı ---

Gelecek yılın 8 Haziran sabahı, Paris yakınlarındaki Saint Denis bazilikasının çanları 209 yıldır mezarını bekleyen bir cenaze için çalacak ve zamanın taşlaştırdığı minicik bir yürekten ibaret o cenaze, sonunda annesinin babasının koynunda ebedi huzura kavuşacak. Saint Denis bazilikası 1753 yıllık bir tapınak ve 70 adet Fransız Kraliyet ailesinin kabri. Defnedilecek minik yürek, yedi yaşında kapatıldığı hapishanede 10 yaşında veremden ölen, Kral 16. Louis ve Kraliçe Marie Antoinette'in küçük oğlu, 17. Louis. Gömüleceği bazilika önceden kralların özel mülkiyetiydi, 1792'den beri devletin, yani kamu malı. Zaten minik yüreğin defin izni, geçen hafta Kültür Bakanlığı'ndan gelen şu kısa mektupla verildi: "Bourbon Sülalesi Vakfı, cenaze masrafları tümüyle vakıf tarafından karşılanmak koşuluyla 17. Louis'nin yürek naaşını defnedebilir..."

9 Haziran 1795 sabahı bir gün önce ölen çocuğa defin ruhsatı versin diye Paris Temple Hapishanesi'ne çağrılan Dr. Philippe Jean Pelletan, cesetten çaldığı yüreği alkol dolu bir kavanozda kitaplığına sakladı. Doktorun ölümünden sonra gizlice elden ele geçen kavanozdaki yürek, her yeni 'nöbetçisine' şeref üzerine yeminler ve devrim yangınından kurtulabilmiş kralcıların asalet damgaları vurulmuş devir tarih ve saat kayıtlarıyla geçti. Ancak rivayet muhtelif ve taş kesen minik yüreğin 17. Louis'ye ait olup olmadığını anlamak için bilimin DNA gizemini çözmesini beklemek gerekti. Marie Antoinette'in naaşından alınan saç örnekleriyle yürekten alınan parçalar karşılaştırıldı ve iki ayrı devlet laboratuvarından 19 Nisan 2000 günü gelen DNA test sonuçları, iki yüzyıldır 'Pelletan Yüreği' adı altında mezar taşını arayan 17. Louis'nin cansız beden parçasına kimlik adını koydu, evet oydu!

Bourbon Kraliyet Sülalesinden Capet Oğlu 17. Louis'nin 10 yıllık yaşamı, bugün Fransa'da 'Çocuk Hakları' yasasına temel oluşturan 'kötü muamele mağduru çocuklar'ın simgesidir. 1792 yılında, yedi yaşında hapse atılan 17. Louis, yalnızca anne ve babasının giyotinle idamına tanık olmamış, Fransız Devrimi'ni izleyen ve günümüz siyasal literatürüne 'terör' kavramını kazandıran 'Terreur' döneminin işkence kurbanlarından biridir. Hapishanede veremden ölene kadar açlık, soğuk ve fiziki kötü muameleye maruz bırakılan 17. Louis, kendisine yiyecek, sıcak giyecek ve 'iyi' muamele karşılığında zamanın devrimci gardiyanları tarafından gerçek bir 'beyin yıkaması'na tabi tutulmuştur. Küçücük çocuk annesi, babası ve ait olduğu dünyadan nefret etmeye koşullanır. Zaten idam edilen annesi, babası ve krallığa küfürler yağdırınca beslenip ısıtılarak ödüllendirilir, yeterince inandırıcı hakaretler yağdırmazsa aç, susuz bırakılarak cezalandırılır, itilip kakılarak aşağılanır... Ancak masum canını, çağdaş psikolojide Stockholm sendromu adı verilen 'cellatlarına bağlılık' koşullanması da kurtaramaz. Üç yıllık bir işkenceden sonra verem alır son soluğunu.

Ne yazık ki dünya, bir kral oğlunun trajik öyküsünden 200 yıl sonra kötü muamele ve beyin yıkaması kurbanı milyonlarca çocukla dolu ve doluyor hâlâ. Bu öykü bana, Türkiye'de yalnız sokağa atılan, dövülen, ırzına geçiren çocukları değil; sıcak yemek ve giyecek karşılığında gencecik bedenleri rahleler önünde diz çöktürülüp kafalarında takke ya da yasaklanmış saçlarıyla inna binna, anlamadıkları bir dilde beyinleri yıkanan, Allah korkusuyla titretilip, cehennem ateşiyle tehdit edilen ve özgür iradesi silinen, zaten öğretilen dışında düşünmesi yasaklı bilinçleri çağrıştırıyor. Üstelik onların yüreklerine 200 yıl saklanacak kadar ne önem, ne de değer verilecek...

--- alıntı ---

http://www.radikal.com.tr/h...
devamını gör...
josephe jeanne marie antoinette von habsburg-lorraine; 1755 - 1793 yılları arasında yaşamış fransa kraliçesi.

fransa tarihinin en meşhur isimlerinden biri.
devamını gör...
avusturya asıllı fransa kraliçesidir.

hakkında kitap uyarlaması bir de film yapılmıştır, aman izlemeyin! filme uyarlanan antonia fraser imzalı kitabı okumadığım için, şu saniyeden itibaren okuyacaklarınız filmle alakalı eleştirilerimdir ve ağır derecede spoiler içerir!

--! spoiler !--

şöyle söyleyeyim, filmin tek güzel yanı kostümleri, saç ve makyaj tasarımları.

müzikler son derece berbat. dönem filmi değil de, amerikan gençlik filmi izliyor gibi hissettiriyorlar. hani alakasız parçalar olur da, e bu kadar mı olur be kardeşim!? sürekli tatlı, pasta, börek göstermelerine ya da dakikalarca ayakkabı, elbise seçmelerine, köpeklerle oynaşmalarına değinmiyorum bile... ancak o dönemde versailles sarayı'nda nasıl parti verilir öğrenmiş oluyoruz, çünkü partiler bitmiyor arkadaş, bitmiyor! bayılıyorsun.

elmas gerdanlık olayından tek cümleyle bile bahsedilmemiş. fransız devrimi'ne ise çok gelişi güzel bir selam çakılmış. hani azıcık ön bilgin varsa, o selamı da öyle alabiliyorsun. en kötüsüne gelirsek, bırak tutukluluk sürecindeki karanfil olayı'nı, yaşadığı ruhsal ve fiziksel değişimi görmeyi, sonrasında da yargılanmasını; zahmet edip idamını bile hiç ele almamışlar. finalinde giyotinin g'sini dahi göremiyorsun!

özetle: filmin yönetmeni ve senaristi sofia coppola kendini fransa kraliçesi olarak hayal etmiş. filmde giymiş, yemiş, içmiş, eğlenmiş, bir askerle aşk yaşamış, arada bir iki tane çocuk doğurmuş ve işler sarpa sarınca da at arabasına atlayıp kendini dağa, bayıra vurmuş (paris'e kaçtığı bilgisi bile verilmiyor, sadece gidiyor).

yaşasın fransa! yaşasın kral ve kraliçe!

--! spoiler !--


ha ama diyorsanız ki "ben dönem kostümlerine göz ucuyla bir bakacağım, arşiv taraması yapmaya üşeniyorum", o zaman belki işinizi görür.
devamını gör...
vatana ihanet suçundan 1793 yılı ekim ayında giyotinle başı kesilen fransız kraliçesidir.
marie antoinette evlenip veliaht prenses olduğunda henüz 14 yaşındaydı. fransa kraliçesi olduğunda 19, ilk anne olduğunda 23 yaşındaydı. öldüğünde ise 37 yaşındaydı.

celladının ayağına basıp, "özür dilerim mösyö istemeden oldu" dediği, cellatla dalga geçtiği için ceza olarak çırılçıplak soyularak idam edildiği söylenir.

*

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar