martin heidegger

metafizik düşŸünce üzerine ciddi çalışŸmalar yapan alman filozof.

nietzsche ile birlikte batı düşŸüncesini radikal eleşŸtirilere tabi tutmakla beraber nietzsche'yi de aslında nihilizmi derinleşŸtirdigi için eleşŸtiren düşŸünür.batı düşŸüncesinin farklılıkları , farklı yaşŸam tarzlarını yadsıdıgı , belli bir yaşŸam tarzını evrenselleşŸtirip dayattıgı için eleşŸtirir.farklılıkların farklı yaşŸam biçimlerinin olması gerektigini savunur.

aynı zamanda ünlü düşŸünürlerden hannah arendt ile aşŸk yaşŸadığŸı söylenen kişŸi.
devamını gör...
nesneler ve varlık arasındaki ayırımın üzerine dikkatleri çekerek, klasik felsefenin varlık anlayışlarının bu iki ayırımı gözden kaçırdıklarını ileri sürer. varlık, kendisi ve başkaları hakkında soru sorup, bir varoluş gerçekleştirme potansiyeline sahipken, nesneler dünyada kendiliğinden önümüzde hazır varlıklardır. varlık, ontolojik bir yapı sergilerken, varlıklar (nesneler) bilgisel bir yapı segilerler. bu nedenle, nesneler epistemoloji ve bilimin konusu olurlar. varlık ise varoluş olarak ontolojinin çözümleme alanına girer.

heideggerâ’e göre, varlığın kendisini tanıdığı veya sorguladığı yer dasein denilen insan olma olanağıdır. dasein bir öze değil, bir varoluşa sahiptir. klasik varlık anlayışlarındaki öz ve varlık anlayışının daseinâ’ın varlığı için geçerli olmadığını, fakat nesneler için geçerli olduğunu öne sürer. nesnelerin özleri; yani ne için yapıldıkları onların varlıklarını belirler. daseinâ’ın doğuştan getirdiği bir öz yoktur. onun özü varoluşudur, diyen heidegger, daseinâ’ı, bu varoluşu gerçekleştirmek için kendi geleceğinin, olanaklarının ve projelerinin peşinde koşan sonlu ve geçici bir varoluş olarak tanımlar. dasein, bir varoluş olarak önceden belirlenmiş bir öze veya kadere sahip değildir. bunun için de o özgür varlıktır. onun özü, kendi varoluşunu kendisi için gerçekleştirmektir. daseinâ’ın bir özü veya kaderi olmadığı için o, dünyaya atılmış ve terkedilmiş olarak kendini bulur. atılmış varlık olarak dasein, dünya içinde diğer daseinâ’larla ve nesnelerle karşılaşır. bu karşılaşma onu tedirgin yapar. tedirginlik ve kaygı içinde diğer şeylerle ilişkiye girerek, kendisini bu ilişki içinde tanımaya ve var etmeye çalışır. ilgi ve kaygı, daseinâ’ın temel varoluş karakteridir. kendi varoluşunu gerçekleştirme peşinde koşan dasein, bir gün yakınlardaki bir daseinâ’ın ölümünü görerek, varoluşunun sonlu olduğunu anlar. varoluş olmadan varlığın olmadığını hissederek, hiçlikle karşı karşıya kalarak, ölümle yüzleşir. bir gün sıranın kendisine de geleceğini anlayan dasein, ölüm kaygısı içinde kendi varoluşunu hatırlar ve onu gerçekleştirmenin yine kendisinde olduğunu anlayarak, kendisini diğer daseinâ’lardan farklı yapan otantik varoluşunu yaşamak ister. bazı daseinâ’lar ise başka daseinâ’ların varoluşunu kendilerine örnek alırlar. böyle daseinâ’lar kendi varoluşunu değil de, başkalarının varoluşunu gerçekleştirdikleri için otantik olmayan bir varoluşu yaşarlar. daseinâ’ın amacı, diğer daseinâ’ların önüne sıçrayarak, kendi varoluşunu yaşamak olmalıdır. çünkü asıl varlık, kendini kendinde gerçekleştiren varoluş tarzıdır.


a. kadir çüçen, 2007:245
devamını gör...
martin heidegger, 1926 yılında, ölüm fikrinin insanı nasıl koruyabildiği sorusunu incelemiş ve kendi kişisel ölümümüzün farkında olmanın bizi bir varoluş şeklinden daha yüksek olana geçmeye sevkettiği şeklindeki önemli kavrayışa varmıştır. heidegger dünyada iki türlü temel varoluş şeklinin bulunduğuna inanmaktadır: (1) varolmayı unutma durumu ya da (2) varolmayı düşünme durumu.

being and time (harper&row, 1962, s.210-24)

bir kişi varolmayı unutma durumunda yaşıyorsa madde dünyasında yaşayıp kendisini sıradan hayat oyalamalarına kaptırmıştır: “düzeyi düşmüştür”, “boş gevezeliğe” kaptırmıştır kendini, “onların” içinde kaybolmuştur. kendini sıradan dünyaya, işlerin gidiş şekliyle ilgili kaygılara teslim etmiştir.

diğer durumda, varolmayı düşünen durumda, insan işlerin gidişine değil oluşuna hayran olur. bu tarzda varolmak devamlı olarak varolmanın farkında olmak demektir. sıklıkla, “ontolojik tarz” (yunanca “varoluş” anlamına gelen “ontos’dan alınmıştır) olarak söz edilen bu tarzda, insan, varolmayı düşünür, sadece varolmanın kırılganlığını değil, kişinin kendi varoluşuna ait sorumluluğunu da düşünür. insan, yalnızca bu ontolojik tarzda kendini yaratışıyla ilişkide olduğu için kendini değiştirme gücünü yalnızca burada kavrayabilir.

insan alışılmış şekilde birinci durumda yaşar. varoluşu unutma sıradan varolma tarzıdır. heidegger buna “otantik olmamak” der- insanın kendi hayatı ve dünyasının sahibi olduğunun farkında olmadığı, “kaçtığı”, “düştüğü” ve sakinleştirildiği, rasgele birisi tarafından sürüklenerek” seçimlerden kaçtığı tarzdır bu. ancak, insan ikinci varolma durumuna girdiğinda (varolmayı düşünme) otantik olarak vardır (bundan dolayı, “otantik” teriminin psikolojide çok sık modern kullanımı görünmektedir). bu durumda kişi tam bir öz farkındalık yaşar- deneysel (meydana getirilmiş) ego olduğu kadar aşkın (meydana getirilen) ego olarak da kendisinin farkındadır; kendi olanaklarını ve sınırlılıklarını kabul eder; mutlak özgürlük ve yoklukla yüzleşir- ve onların karşısında endişelenir.

şimdi bütün bunlarla ölümün ne ilgisi var? heidegger insanın varolmayı unutma durumundan, daha aydınlık, kaygılı varolmayı düşünme durumuna sadece düşünerek çabalayarak, dişlerini sıkarak gelemeyeceğini fark etmişti. Bazı değiştirilemez, düzeltilemez şartlar, insanı en baştaki, sıradan varolma durumundan, varolmayı düşünme durumuna geçmesi için sarsan dürten, “belirli kaçınılmaz deneyimler” vardır. bu kaçınılmaz deneyimlerin içinde ölümün eşi benzeri yoktur:

ölüm hayatımızı otantik bir tarzda yaşamamızı bizim için olası kılan bir durumdur.

bu bakış açısı- ölümün hayatımıza olumlu katkıda bulunması- kolayca kabul edilen bir bakış açısı değildir. genellikle ölümü öylesine kötü bir şey olarak görürüz ki, herhangi bir farklı görüşü saçma bir şaka gibi bertaraf ederiz. bu baş belası olmadan da idare ediyoruz, teşekkürler.

fakat yargılarınıza bir süre için ara verip herhangi bir ölüm düşüncesinin olmadığı hayatı bir hayal edin. hayat yoğunluğundan bir şeyler kaybeder. ölüm inkar edildiğinde hayat küçülür.

irvin yalom, varoluşçu psikoterapi, s. 53-54
devamını gör...
üstadımız, 26 eylül 1889 da almanyaâ’nın messkirch, schwarzwald bölgesinde doğdu ve 26 mayıs 1976 da batı almanyaâ’nın gene messkirch bölgesinde alem i bekaya irtihal eyledi. geriyeyse sarsıcı bir düşünce ve sonu gelmez tartışmalar bıraktı.
existansiyalismâ’in başta gelen savunucularından biri olarak kabul edilir. ontoloji ve metafizik alanında ortaya koyduğu çalışmalar 20. yy avrupa felsefesini derinden etkiledi ve edebi eleştiri, hermönötik, psikoloji ve teoloji gibi diğer bütün insani disiplinler üzerinde büyük bir tesir husule getirdi.

babası bir roma katolik kilisesi zangocu olan heidegger önce dine ilgi gösterdi.rahip olma olma düşüncesiyle 1909 da freiburg üniversitesinde teolojiye başladı fakat daha sonra 1911 de felsefe ve matematiğe kaydı. onun felsefeye olan ilgisi1907 de alman filozofu franz brentanoâ’nun von der mannigfachen bedeutung des seienden nach aristoteles (aristotalesâ’e göre varlığın çeşitli anlamları üzerine) adlı çalışması üzerine yaptığı geniş çaplı bir araştırmaya kadar uzanmaktadır.
brentanoâ’nun ontolojiyle ilgili bu çalışması heideggerâ’de ömür boyu sürecek olan (olmak) fiilinin tüm farklı kullanımlarının altında tek, temel bir anlam bulunduğu kanatinin doğmasına sebep oldu. gene bu yüzden o, özellikle sokrat öncesi olmak üzere kadim yunanlılara yönelik bir alaka peydahladı. bu filozofların yanısıra, heideggerâ’in çalışması açıkça platon, aristo, 2. yy ın gnostik felsefecileri, existansialismin ilk filozofları sã¸ren kierkegaard ve friedrich nietzsche; felsefecilerin dikkatini insan ve tarih bilimlerine yönlendiren wilhelm dilthey; ve felsefedeki fenomenoloji hareketinin kurucusu edmund husserl dahil olmak üzere bir çok 19. yy. ve 20. yy erken dönem filozoflarından etkilendi.
heidegger daha yirmisindeyken freiburgâ’ta neo-kantçılığın axiology okulunun önde gelen ismi heinrich rickert ve daha o zaman meşhur olan husserl ile birlikte çalıştı. husserlâ’ın fenemenolojisi, özellikle psikolojismin insanın geleneksel felsefi çalışmalarına girmesine karşı mücadelesi genç heideggerâ’in doktora tezini belirledi: die lehre vom urteil im psychologismus: ein kritisch-positiver beitrag zur logik (psikolojideki yargı doktrini: mantığa eleştirel-pozitif bir katkı;1914). dolayısıyla, heideggerâ’in son döneminde bahsettiği anksiyete, düşünce, unutkanlık, merak, huzursuzluk, dikkat ve huşu psikoloji olarak anlaşılmamalı. ve onun insan, umumiyet, ve ötekine-yönlendirilmişlik konularını işleyişi de sosyoloji veya antropoloji veya siyaset bilimi olarak amaçlanmamıştı. onun sözleri temelde aynı anlama gelen varlığın farklı şekillerde açığa çıkış tarzları anlamına geliyordu.
devamını gör...
islamcı camiada bu adamın anlaşılma biçimi zum olduğu vakit rıza nur'un beni anlama biçimine benzer. 3 adama acırım islamcılar hakkında konuştuğunda neteküm, biri bu, biri spinoza, biri feyerabend.
devamını gör...
aforizmaları ile ünlüdür.

eğer düşünce ve şiir,
kendi iktidarları olan şiddetsiz iktidara
bir daha ulaşamazlarsa,
burada ortaya çıkan insanın köksüzleştirilmesi
sonumuz anlamına gelir.
devamını gör...
felsefeyi zenginleştirme çabaları olan usta felsefeci.
fenomenoloji felsefesinden etkilendiği bilgileri her ne kadar derslerde ve kitaplarda dayatılsa da, heidegger bu felsefeyi orijinal bir şekilde baştan ele almış ve zihnã® süzgecinden geçirdikten sonra bizlere sunmuştur.

ayrıca heidegger'in aforizmaları da hayli meşhurdur. günümüz yazarları, ustanın aforizmalarını kullandığı vakit ya da ondan bir alıntı yaptığı vakit kendisini takdis edilmiş hisseder, huzur bulur.
devamını gör...
18. ilintilik ve imlenimsellik. dünyanın dünyasallığı, beyin kanaması geçiriyo olabilir miyim acaba, neyse bu ontik meseleleri daseinın ontolojik analizindeki temporal bir belirlenim olarak görüp, el-altında-olan pragmata anlamındaki gereçler sayesinde bu praksis içinde anlayıp, varolanın varlığının anlamına ilişkin ontolojik bir analitiğe varabilirim belki. heideggerle çorlulu ali paşa medresesinde oturup nargile içerken, hacı bu im ve imlenim bölümü ne ola şimdi, bu kaan hoca pek iyi çevirememiş heralde senin kitabı, bi anlatıver demek falan güzel olurdu öyle bişeyler işte...
devamını gör...
kendine ait bir terminolojisi olduğu için kastıran kişi.öncelikle terminolojiyi öğrenmek gerekiyor.ha şimdi bunu niye yazdım ? şöyle ki, sürekli heidegger çevirilerinin imkansızlığından bahsedilir.nietzsche vesaire için de böyledir bu.kaan ökten varlık ve zamanı çevirmiş, yanına da varlık ve zaman kılavuzu koymuş, yani o kılavuz dediğin kaan ökten in heiddeger den anladığı..
biz elin aciz kulunun çevirilerinin imkansızlığından bahsededuralım, bir dolu arapça bilmeyen ümmet-i muhammedin kutsal kitabı çevirilerden, başka kişilerin tefsirlerinden anlamaya çabalıyor üstelik çeviriler 1500 yıl öncesinin arapçasından günün diline...yani konuyu bağlarsak ortada dilbilimsel bir sakatlık var.işte böyle de konuyu yine dine getiririm.
tanım: metafiziğin varlık sorusunun üstünü örttüğünü hatta bulandırdığını falan iddia etmiş kişi.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar