masallar ve efsaneler, bir milletin kültüründe mühim yer tutan, zengin imajinasyon ögeleri içeren, dinlemesi ve okuması zevkli metinlerdir. batıdaki örneklerinden biraz daha farklı olarak şark masal ve destanları, bilhassa arap, çin, iran, türk, japon ve hint efsaneleri görkemli kaybedenlerin övüldüğü, ilahi yasalara ve ahlak kurallarına uyanların er ya da geç mükafatlandırıldığı, kötülerin planlarının ters yüz olduğu didaktik ve ahlaki sonlara sahiptir.

masal ve destanların önemli unsurlarından birisi de değişik görünüşlere sahip, korkutucu, olağanüstü bir takım vasıflara sahip insan yahut hayvanlardır. mezkur öykülerdeki ana karakter, bunlarla fiziksel ya da zekaya dayanan bir mücadeleye girmekte ve sonunda onları mağlup ederek kahramanlıklarını perçinlemektedirler. destanların ve masalların muhakkak gerçeğe dayanan rivayetlerin kuşaktan kuşağa abartılarak aktarılmasıyla oluşmuş metinler olduğunu dikkate alırsak, acaba bu yaratıkların da o toplumdan şu veya bu sebeple dışlanmış hasta, engelli fertler olduğu gerçeğine uyanmış olmaz mıyız ?

örneğin irlandalı yazar bram stoker'ın etkisi bugüne kadar süren yeraltı ve korku edebiyatının öncü karakterlerinden birisi olan dracula'yı eski bir osmanlı sarayı yanaşması romen derebeyi vlad tepeş'ten ilhamen yazdığını biliyoruz. ancak stoker, vlad'ın caniliklerini ayrıca geceleri yaşayan, kan içerek beslenen, keskin dişlere sahip birisi olarak betimleyerek olaydaki gizem ve gerilimi arttırmıştır. eğer (bkz: porfiria) hastalığını duyup duymadığınızı sorarsam muhtemelen hiç duymamışsınızdır. bu hastalığa sahip insanların diş etleri çekik, dişleri sivri, göz kapakları çöküktür ve demir eksikliğinden ötürü kan içmeye istek duyarlar. görünümleri drakula ve vampir illüstrasyonlarıyla hemen hemen aynıdır ki çocuklar için korkutucu olabilirler. stoker'ın yaşadığı ve büyüdüğü çevrede büyük ihtimalle bu hastalığa sahip olan birisi vardı. ola ki anne ve babasının günahından ötürü lanetli bir çocuk olduğu düşünülüyor ve insan içine de çıkarılmıyordu. stoker da alıp bunu kullandı.

gelelim eski bir türk destanı olan tepegöz'e. buradaki tepegöz de doğumu ve büyümesine dair birçok abartılı unsurla korkutuculuğu arttırılmış kuvvetli ihtimal engelli bir şahıstı. içirkinliğinden ötürü stenmeyen, paganik türk kültüründe gök tanrı'nın lanetine uğramış, belki de günah meyvesi bir çocuk olduğu için doğaya atılmıştı. her nasılsa hayatta kalmayı başaran genetik bozukluğa sahip tepegöz, tabiatta ne bulursa onunla besleniyordu. kişi bilmediğinden korkar düsturunca dede korkut isimli hikayeci şaman, olayı abarttı ve onu günde yüzlerce koyunla beslenen sonra da insan yiyen bir canavara dönüştürdü. olay büyük ihtimal sonradan kabile şefi olan bir yiğidin namına kutsal bir paye biçmek için üretilen ve abartılan hikayecikti. öldürülen tepegöz burada figüran olmaktan öteye gidemedi. tek istediği mağarasında rahat bırakılmak ve karnını doyurmaktı.

adı ister goblin ister gollum ister kar adamı yeti olsun standart güzellik ve estetik ölçüleri uymayan her canlı bir şekilde insanlar tarafından suçlanarak ortadan kaldırılmaktadır. bu dünyaya bahtsız olarak gelen zavallılar öldükten sonra da lanetlenme korku unsuru olmaktadır.

harper lee'ye atfedilen ama büyük ihtimalle truman capote tarafından kaleme alınan to kill the a mockingbird - bülbülü öldürmek- romanı aslında bir bakıma da bu meseleye eğilerek kişinin bilmediğine ve farklı görünene karşı korkusunun ne kadar büyük bir zulüm getirdiğini anlatan ahlaki bir eserdir. romanın filminde robert duvall tarafından canlandırılan boo karakteri, kasabadaki çocukların hakkında korkunç hikayeler anlattığı evden dışarı çıkmayan bir özürlüdür. kahramanlarımızla tek iletişimi ağaç kovuğuna onlar için bıraktığı ufak hediyeler olan boo'nun aslında nasıl melek gibi bir kalbe sahip olduğu sonunda anlaşılacaktır.

güzel ve estetik olanın her yerde tercih edilen, sonsuz krediye sahip, el üstünde tutulan karakterler olması bir yana dünyaya çirkin, biraz da alışılmışın dışında bir görünümle gelenlerin iyi olmaktan başka şansı yoktur. türk filmlerindeki çirkin simalı kötü adamların özel hayatlarında melek gibi olması tesadüf değildir. çoğu zaman bu da yetmez. çirkinler sevilmez, dışlanırlar ve hakarete uğrarlar. spartacus'ün kölelerin de bir tanrısı olduğuna inanıyorum dediği gibi notre dame'ın kamburu'ndaki quasimodo da kulların görünümüne göre değil kalplerindeki iyiliğe göre muamele görecekleri bir yerin hasretini çektiği için rahip frollo'ya boyun eğiyordu. çünkü cennetin anahtarları rahip frollo'daydı. çirkinlerin tanrısı hepimizi bağışlasın.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar