medine vesikası

ilk defa kurulan islami bir devletin ilk anayasasıdır.müslümanlar tarafından özenle incelenmesi gerekir, çünkü hem peygamberimiz tarafından yazdırılmıştır hem de yalnızca müslümanları değil o şehirde yaşayan herkesi bağlamaktadır.
devamını gör...
besmeleyle başlamasının sebebi anlaşmanın taraflarının da ehli kitap olmasındandır bu bir. ikincisi çok hukukluluğun en önemli örneklerindendir. ali bulaç daha birkaç gün önce vesika ile ilgili bir yazı yazmıştır. çok hukukluluk düşüncesi ile askerin sivil mahkemede yargılanmasının karşılaştırılmasını ve karıştırılmış olmasını eleştiriyordu.
devamını gör...
bir arada yasama adina ilk vesikadir, islamiyetin ilk anayasasi kabul edilir ayni zamanda. bu vesikayla efendimiz sav caminin bir kosesinde hristiyan ve yahudilere yer ayirip ibadet etme ve muslumanlarinin ibadetlerini izleme imkani vermistir.
devamını gör...
demokrasi havarilerinin, dinler arası diyalogcu ılımlı islamcı tayfanın yanlış yorumlayıp, sürekli örnek gösterdiği ve asıl maksadinin gösterilmesi elzem olan bir sözleşme.

ibni hisam söyle rivayet etmiştir:


--- alıntı ---
bismillâhirrahmânirrahîm.
(1) bu kitap (yazı), peygamber muhammed tarafından kureyşli ve yesribli mü'minler ve müslümanlar ve bunlara tabi olanlarla yine onlara sonradan iltihak etmiş olanlar ve onlarla beraber cihad edenler için (olmak üzere tanzim edilmiştir).
(2) işte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet (câmi'a) teşkil ederler.
(3) kureyş'den olan muhâcirler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile kan diyetlerini ödemeye iştirak ederler ve onlar harp esirlerinin fidyei necâtını mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre ödemeye iştirak edeceklerdir.
(4) benû 'avf'lar kendi aralarında âdet olduğu vechile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye iştirak edeceklerdir ve (müslümanların teşkil ettiği) her zümre (tâife), harp esirlerinin fidye-i necâtını mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(5) benû hârisler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile evvelki, şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasında iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(6) benû sâide'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(7) benû cuşem'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(8) benû'n-neccâr'lar kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(9) benû 'amr ibn 'avf'lar, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(10) benû'n-nebît'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
(11) benû'l-evs'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir...
(12) mü'minler kendi aralarında ağır malî mes'uliyetler altında bulunan hiç kimseyi (bu halde) bırakmayacaklar, fidyei necât veya kan diyeti gibi borçlarını iyi ve mâkul bilinen esaslara göre vereceklerdir.
(12/b) hiçbir mü'min diğer bir mü'minin mevlâsına (kendisi ile akdî kardeşlik râbıtası kurulmuş kimse) mümâna'at edemez (diğer bir okunuşa göre: hiçbir mü'min diğer bir mü'minin mevlâsı ile, onun aleyhine olmak üzere bir anlaşma yapamayacaktır).
(13) takvâ sahibi mü'minler, kendi aralarında mütecâvize ve haksız bir fiil îkaını tasarlayan yahut bir cürüm yahut bir hakka tecavüz veyahut da mü'minler arasında bir karışıklık çıkarma kasdını taşıyan kimseye karşı olacaklar ve bu kimse onlardan birinin evlâdı bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.
(14) hiçbir mü'min bir kâfir için, bir mü'mini öldüremez ve bir mü'min aleyhine hiçbir kâfire yardım edemez.
(15) Allah'ın zimmeti (himâye ve temînatı) bir tekdir; (mü'minlerin en ehemmiyetsizlerinden birinin tanıdığı himâye) onların hepsi için hüküm ifade eder. zîra mü'minler, diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin mevlâsı (kardeşi) durumundadırlar.
(16) yahudilerden bize tâbi olanlar, zulme uğramaksızın ve onlara muârız olanlarla yardımlaşılmaksızın, yardım ve müzâheretimize hak kazanacaklardır.
(17) sulh, mü'minler arasında bir tekdir. hiçbir mü'min Allah yolunda girişilen bir harpde, diğer mü'minleri hâriç tutarak, bir sulh anlaşması akdedemez; bu sulh, ancak onlar (mü'minler) arasında umumiyyet ve adâlet esasları üzere yapılacaktır.
(18) bizimle beraber harbe iştirak eden bütün (askerî) birlikler, birbirleriyle münâvebe edeceklerdir.
(19) mü'minler, birbirlerinin Allah yolunda (uğrunda) akan kanlarının intikamını alacaklardır.
(20) takvâ sahibi mü'minler, en iyi ve en doğru yol üzerinde bulunurlar.
(20/b) hiçbir müşrik, bir kureyşlinin mal ve canını himâyesi altına alamaz ve hiçbir mü'mine bu hususta engel olamaz (yani kureyşliye hücûm etmesine mani olamaz).
(21) herhangi bir kimsenin, bir mü'minin ölümüne sebep olduğu katî delillerle sâbit olur da maktûlün velîsi (hakkını müdafaa eden) rızâ göstermezse, kısas hükümlerine tabî olur; bu halde bütün mü'minler ona karşı olurlar. ancak bunlara, sadece (bu kaidenin) tatbiki için hareket etmek helâl (doğru) olur.
(22) bu sahîfe (yazı)nın muhteviyatını kabul eden, Allah'a ve ahiret günü'ne inanan bir mü'minin bir kaatile yardım etmesi ve ona sığınacak bir yer temin etmesi helâl (doğru) değildir; ona yardım eden veya sığınacak bir yer gösteren kıyâmet günü Allah'ın lânet ve gazabına uğrayacaktır ki o zaman artık kendisinden ne bir para tediyesi ve ne de bir tavîz alınacaktır.
(23) üzerinde ihtilâfa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah'a ve muhammed'e götürülecektir.
(24) yahudiler, mü'minler gibi, muharebe devam ettiği müddetçe (kendi harp) masraflarını karşılamak mecburiyetindedirler.
(25) benû 'avf yahudileri, mü'minlerle birlikte [ibn hişâm'da bu, 'ma'a' (= ile) olarak, ebû ubeyd'de ise 'min' (= den) olarak zikredilir] bir ümmet (: câmi'a) teşkil ederler. yahudilerin dinleri kendilerine, mü'minlerin dinleri kendilerinedir. buna gerek mevlâları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler. (25/b) yalnız kim ki haksız bir fiil irtikâb eder veya bir cürüm îkâ eder, o sadece kendine ve âile efradına zarar (vermiş) olacaktır.
(26) benû'n-neccâr yahudileri de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır.
(27) benû'l-hâris yahudileri de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır.
(28) benû sâ'ide yahudileri de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır.
(29) benû cuşem yahudileri de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
(30) benû'l-evs yahudileri de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
(31) benû sa'lebe yahudileri de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır. yalnız kim ki haksız bir fiil irtikâb eder veya bir cürüm îka eder, o sadece kendini ve aile efradını zarardîde etmiş olacaktır.
(32) cefne (âilesi) sa'lebenin bir kolu (batn) dur; bu bakımdan sa'lebe'ler gibi mülâhaza olunacaklardır.
(33) benû'ş-şuteybe de benû 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır. (kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareket olmayacaktır. (34) sa'lebe'nin mevlâları, bizzat sa'lebeler gibi mülâhaza olunacaklardır.
(35) yahudilere sığınmış olan kimseler (bitâne), bizzat yahudiler gibi mülâhaza olunacaklardır.
(36) bunlar (yahudiler)'dan hiçbir kimse (müslümanlarla birlikte bir askerî sefere), muhammed'in müsaadesi olmadan çıkamayacaktır.
(36/b) bir yaralamanın intikamını almak yasak edilemeyecektir. muhakkak ki bir kimse bir adam öldürecek olursa neticede kendini ve âile efradını mes'ûliyet altına sokar; aksi halde haksızlık olacaktır (yani bu kaideye riâyet etmeyen bir kimse haksız vaziyette olacaktır). Allah bu yazıya en iyi riâyet edenlerle beraberdir. (37) (bir harp vukuunda) yahudilerin masrafları kendi üzerine ve müslümanların masrafları kendi üzerinedir. muhakkak ki bu sahîfede (yazıda) gösterilen kimselere harp açanlara karşı, onlar kendi aralarında yardımlaşacaklardır. onlar arasında hayırhahlık ve iyi davranış bulunacaktır. (kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareketler olmayacaktır.
(37/b) hiçbir kimse müttefikine karşı bir cürüm îka edemez: muhakkak ki zulmedilene yardım edilecektir.
(38) yahudiler müslümanlarla birlikte, beraberce harp ettikleri müddetçe masrafda bulunacaklardır.
(39) bu sahîfenin (yazının) gösterdiği kimse lehine yesrib vâdisi dahili (cevf), harâm (mukaddes) bir yerdir.
(40) himâye altındaki kimse (cârr), bizzat himaye eden kimse gibidir; ne zulmedilir ve ne de (kendisi) cürüm îka edecektir.
(41) himâye verme hakkına sahip kimselerin izni müstesnâ, bir himâye hakkı verilemez.
(42) bu sahîfede (yazıda) gösterilen kimseler arasında zuhurundan korkulan bütün öldürme yahut münâzaa vak'alarının Allah'a ve resûlullah muhammed'e götürülmeleri gerekir. Allah bu sahîfeye (yazıya) en kuvvetli ve en iyi riâyet edenlerle beraberdir.
(43) ne kureyşliler ve ne de onlara yardım edecek olanlar, himâye altına alınmayacaklardır.
(44) onlar (= müslümanlar ve yahudiler) arasında, yesrib'e hücum edecek kimselere karşı yardımlaşma yapılacaktır.
(45) şayet onlar (yahudiler), (müslümanlar tarafından) bir sulh akdetmeye veya bir sulh akdine iştirake davet olunurlarsa, bunu doğrudan doğruya akdedecekler veya ona iştirak edeceklerdir. şayet onlar (yahudiler), (müslümanlara) aynı şeyleri teklif edecek olurlarsa, mü'minlere karşı aynı haklara sahip olacaklardır; din mevzuunda girişilen harp vak'aları müstesnâdır.
(45/b) her bir zümre, kendilerine ait mıntıkadan (gerek müdafaa ve gerekse sâir ihtiyaçlar hususunda) mes'uldür.
(46) bu sahîfede (yazıda) gösterilen kimseler için ihdas edilen şartlar, aynı şekilde evs yahudilerine, yani onların mevlâlarına ve bizzat kendi şahıslarına, bu sahîfede (yazıda) gösterilen kimseler tarafından sıkı ve tam bir muhafazakârlık ile tatbik olunur. (kaidelere) muhakkak riâyet edilecek, bunlara aykırı hareket olmayacaktır. ve haksız şekilde kazanç temin edenler, sadece kendi nefsine zarar vermiş olurlar. Allah bu sahîfede (yazıda) gösterilen maddelere en doğru ve en mükemmel riâyet edenlerle beraberdir.
(47) bu kitap (yazı), bir haksız fiil îka eden veya cürüm işleyen (ile cezâ) arasına engel olarak giremez. kim ki bir harbe çıkar, emniyette olur veya kim ki medine'de kalırsa yine emniyet içindedir; haksız bir fiil ve cürüm îkaı halleri müstesnâdır. Allah ve resûlullah muhammed himayelerini, (bu sahîfeyi) tam bir sadakat ve dikkat içinde muhafaza eden kimseler üzerinde tutacaklardır.
--- alıntı ---
devamını gör...
maddelerinin burada yer alması gerektiğine inanıyorum öncelikle:

" bismillâhirrahmânirrahã®m.
1-)bu kitap (yazı), peygamber muhammed tarafından kureyşli ve yesribli mü’minler ve müslümanlar ve bunlara tabi olanlarla yine onlara sonradan iltihak etmiş olanlar ve onlarla beraber cihad edenler için (olmak üzere tanzim edilmiştir.)
2-)ışte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet (câmi'a) teşlil ederler.
3-)kureyş'den olan muhacirler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile kan diyetlerini ödemeye iştirak ederler ve onlar harp esirlerinin fidyei necâtını mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre ödemeye iştirak edeceklerdir.
4-)benã» 'avf'lar kendi aralarında âdet olduğu vechile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye iştirak edeceklerdir ve (müslümanların teşkil ettiği) her zümre (taife), harp esirlerinin fidyei necâtını mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
5-)benã» hârisler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile evvelki, şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasında iyi ve mâ
kul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
6-)benã» sâide'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
7-)benã» cuşem'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiler altında kan diyetlerini ödemeye ve her zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâ
kul bilinen esaslara ve aâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
8-)benã»'n-neccâr'lar kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
9-)benã» 'amr ıbn 'avf'lar, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştiraık edeceklerdir.
10-)benã»'n-nebã®t'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâkul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
11-)benã»'l-evs'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre, harp esirlerinin fidyei necâtını, mü'minler arasındaki iyi ve mâ
kul bilinen esaslara ve adâlet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir.
12-)mü'minler kendi aralarında ağır malã® mes'uliyetler altında bulunan hiç kimsei (bu halde) bırakmayacaklar, fidyei necât veya kan diyeti gibi borçlerını iyi ve mâkul bilinen esaslara göre vereceklerdir.
12/b-)hiçbir mü'min diğer bir mü'minin mevlâsına (kendisi ile akdã® kardeşlik râbıtası kurulmuş kimse) mümâna'at edemez (diğer bir okunuşa göre:hiçbir mü'min diğer bir mü'minin mevlâsı ile, onun aleyhine olmak üzere bir anlaşma yapamayacaktır.)
13-)takvâ sahibi mü'minler, kendi aralarında mütecâvize ve haksız bir fiil ã®kaını tasarlayan yahut bir cürüm yahut bir hakka tecavüz veyahut da mü'minler arasında bir karışıklık çıkarma kasdını taşıyan kimseye karşı olacaklar ve bu kimse onlardan birinin evlâdı bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.
14-)hiçbir mü'min bir kâfir için, bir mü'mini öldüremez ve bir mü'min aleyhine hiçbir kâfire yardım edemez.
15-)allah'ın zimmeti (himaye ve teminâtı) bir tekdir; (müminlerin en ehemmiyetsizlerinden birinin tanıdığı himâye) onların hepsi için hüküm ifede eder. zã®ra mü'minler, diğer insanlardan ayrıolarak birbirlerinin mevlâsı (kardeşi) durumun-dadırlar.
16-)yahudilerden bize tâbi olanlar, zulme uğramaksızın ve onlara muârız olanlarla yardımlaşılmaksızın, yardım ve müzâheretimize hak kazanacaklardır.
17-)sulh, mü'minler arasında bir tekdir. hiçbir mü'min Allah yolunda girişilen bir harpde, diğer mü'minleri hâriç tutarak, bir sulh anlaşması akdedemez; bu sulh, ancak onlar (mü'minler) arasında umumiyet ve adâlet esasları üzere yapılacaktır.
18-)bizimle beraber harbe iştirak eden bütün (askerã®) birlikler, birbirleriyle münâvebe edecek-lerdir.
19-)mü'minler, birbirlerinin Allah yolunda (uğrunda) akan kanlarının intikamını alacaklardır.
20-)takvâ sahibi mü'minler, en iyi ve en doğru yol üzerinde bulunurlar.
20/b-)hiçbir müşrik, bir kureyşlinin mal ve canını himâyesi altına alamaz ve hiçbir mü'mine bu hususta engel olamaz (yani kureyşliye hücã»m etmesine mani olamaz.)
21-)herhangi bir kimsenin, bir müminin ölümüne sebep olduğu katã® delillerle sâbit olur da maktã»lün velã®si (hakkını müdafaa eden) rızâ göstermezse, kısas hükümlerine tabã® olur; bu halde bütün mü'minler ona karşı olurlar. ancak bunlara, sadece (bu kaidenin) tatbiki için hareket etmek helâl (doğru) olur.
22-)bu sahife (yazı)nın muhteviyatını kabul eden, Allah'a ve ahiret gününe inanan bir mü'minin bir kaatile yardım etmesi ve ona sığınacak bir yer temin etmesi helâl (doğru) değildir; ona yardım eden veya sığınacak bir yer gösteren kıyamet günü Allah'ın lânet ve gadabına uğrayacaktır ki o zaman artık kendisinden ne bir para tediyesi ve ne de bir tavã®z alınacaktır.
23-)üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah'a ve muhammed'e götürülecektir.
24-)yahudiler, mü'minler gibi, muharebe devam ettiği müddetçe (kendi harp) masraflarını karşılamak mecburiyetindedirler.
25-)benã» 'avf yahudileri, mü'minlerle birlikte (ıbn hişam'da bu, “ma'a” (=ile) olarak, ebã» ubeyde'de ise “min” (=den) olarak zikredilir) bir ümmet (:câmi'a) teşkil ederler. yahudilerin dinleri kendilerine, mü'minlerin dinleri kendilerinedir. buna gerek mevlâları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler.
25/b-)yalnız kim ki haksız bir fiil irtikâb eder veya bir cürüm ã®kâ eder, o sadece kendine ve âile efradına zarar (vermiş) olacaktır.
26-)benã»n- neccâr yahudileri de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır.
27-)benã»â€™l-haris yahudileri de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır.
28-)benã» sâ'ide yahudileri de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır.
29-)benã» cuşem yahudileri de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
30-)benã»'l-evs yahudileri de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
31-)benã» sa'lebe yahudileri de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır. yalnız kim ki haksız bir fiil irtikâb eder veya bir cürüm ã®ka eder, o sadece kendini ve aile efradını zarardã®de etmiş olacaktır.
32-)cefne (ailesi) sa'lebenin bir kolu (batn)dur; bu bakımdan sa'lebe'ler gibi mülâhaza oluna-caklardır.
33-)benã»'ş-åžuteybe de benã» 'avf yahudileri gibi aynı (haklara) sahib olacaklardır. (kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareket olmayacaktır.
34-)sa'lebe'nin mevlâları, bizzat sa'lebeler gibi mülâhaza olunacaklardır.
35-)yahudilere sığınmış olan kimseler (bitâne), bizzat yahudiler gibi mülâhaza olunacaklardır.
36-)bunlar (yahudiler)'dan hiçbir kimse (müslümanlarla birlikte bir askerã® sefere), muham-med'in müsaadesi olmadan çıkamayacaktır.
36/b-)bir yaralamanın intikamını almak yasak edilemeyecektir. muhakkak ki bir kimse bir adam öldürecek olursa neticede kendini ve âile efradını mes'uliyet altına sokar; aksi halde haksızlık olacaktır (yani bu kaideye riâyet etmeyen bir kimse haksız vaziyette olacaktır.) Allah bu yazıya en iyi riâyet edenlerle beraberdir.
37-)(bir harp vukuunda) yahudilerin masrafları kendi üzerine ve müslümanların masrafları kendi üzerindedir. muhakkak ki bu sahã®fede (yazıda) gösterilen kimselere harp açanlara karşı, onlar kendi aralarında yardımlaşacaklardır. onlar arasında hayırhahlık ve iyi davranış bulunacaktır. (kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareketler olmayacaktır.
37/b-)hiçbir kimse müttefikine karşı bir cürüm ã®ka edemez:muhakkak ki zulmedilene yardım edilecektir.
38-)yahudiler müslümanlarla birlikte, beraberce harp ettikleri müddetçe masrafda bulunacaklardır.
39-)bu sahã®fenin (yazının) gösterdiği kimse lehine yesrib vâdisi dahili (cevf), harâm (mukaddes) bir yerdir.
40-)himâye altındaki kimse (cârr), bizzat himaye eden kimse gibidir; ne zulmedilir ve ne de (kendisi) cürüm ã®ka edecektir.
41-)himâye verme hakkına sahip kimselerin izni müstesna, bir himaye hakkı verilemez.
42-)bu sahã®fede (yazıda) gösterilen kimseler arasında zuhurundan korkulan bütün öldürme yahut münâzaa vak'alarının Allah'a ve resã»lüllah muhammed'e götürülmeleri gerekir. Allah bu sahã®feye (yazıya) en kuvvetli ve en iyi riâyet edenlerle beraberdir.
43-)ne kureyşliler ve ne de onlara yardım edecek olanlar, himâye altına alınmayacaklardır.
44-)onlar (=müslümanlar ve yahudiler) arasında, yesrib'e hücüm edecek kimselere karşı yardımlaşma yapılacaktır.
45-)åžayet onlar (yahudiler), (müslümanlar tarafından) bir sulh akdetmeye veya bir sulh akdine iştirake davet olunurlarsa, bunu doğrudan doğruya akdedecekler veya ona iştirak edeceklerdir. åžayet onlar (yahudiler), (müslümanlara) aynı şeyleri teklif edecek olursa, mü'minlere karşı aynı haklara sahip olacaklardır;din mevzuunda girişilen harp vak'aları müstesnadır.
45/b-)her bir zümre, kendilerine ait mıntıkadan (gerek müdafaa ve gerekse sâir ihtiyaçlar hususunda) mes'üldür.
46-)bu sahifede (yazıda) gösterilen kimseler için ihdas edilen şartlar, aynı şekilde evs yahudilerine, yani onların mevlâlarına ve bizzat kendi şahıslarına, bu sahifede (yazıda) gösterilen kimseler tarafından sıkı ve tam bir muhafazakarlık ile tatbik olunur. (kaidelere) mahakkak riâyet edilecek, bunlara aykırı hareket olmayacaktır. ve haksız şekilde kazanç temin edenler, sadece kendi nefsine zarar vermişolurlar. Allah bu sahifede (yazıda) gösterilen maddelere en doğru ve en mükemmel riâyet edenlerle beraberdir.
47-)bu kitap (yazı), bir haksız fiil ã®ka eden veya cürüm işleyen (ile cezâ) arasında engel olarak giremz. kim ki bir harbe çıkar, emniyette olur veya kim ki medine'de kalırsa yine emniyet içindedir;haksız bir fiil ve cürüm ã®kaı hallerini, (bu sahã®feyi) tam bir sadakat ve dikkat içinde muhafaza eden kimseler üzerinde tutacaklardır. "
devamını gör...
ne kadar ilginç. hz. muhammed'in o dönemde, birbirlerinin gırtlağına yapışmış ve birbirini öldürmekten bitap düşmüş (hem de farklı dinden) insanlar arasında sağladığı barış ve huzuru bugün sağlamaktan ne kadar uzağız. şimdi aynı memleketteki insanlar bıraksanız birbirini gebertecek particilik yarışından. hatta ne partisi siyaseti, trafikte bile insanlar birbirini öldürecek duruma geldi. ne kadar yazık. doğru düzgün bir iç savaş yaşamadık mı diye oluyor bütün bunlar acaba? dibi görüp istanbul sokaklarında birbirimizi doğrayınca mı şu salak şımarıklığımızdan kurtulacağız? hayırlısı diyelim.
devamını gör...
yahudilerin bu antlaşmayı kolaylıkla imzalamalarındaki etkenlerden biri, yahudi olmayanlara verdikleri sözleri bağlayıcı kabul etmemeleridir.

netekim imzalarına ihanet etmekte de herhangi bir sakınca görmediler ilerleyen süreçte.
devamını gör...
--- alıntı ---

hicretle birlikte teşekkül eden şartlar çerçevesinde hz. peygamber’in kuruluş halindeki bir devletin başkanı olma özelliği ön plana çıkmaya, kendisinin dinî rehberliği yanında siyasî liderliği önem kazanmaya başladı. medine vesikasında müslümanlar sadece diğerlerinden ayrı bir grup olarak anılmakla birlikte belgenin resûl-i ekrem tarafından düzenlendiğinin belirtilmesi, sözleşmenin asıl taraflarının müslümanlar olması, kendisinin peygamber sıfatıyla anılması ve anlaşmazlıkların kendisine getirilmesinin hükme bağlanması onun daha baştan itibaren yönetimde inisiyatifi ele aldığını, vesikada statüsü üzerinde ayrıntılı biçimde durulmasa da hz. peygamber’in devlet başkanı olarak öne çıktığını göstermektedir.

--- alıntı ---

*
* *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar