mehmet şevket eygi

ilginç hasasiyetleri olan, çirkin camilerden, jipe binen türbanlılardan, bağŸırtılarak zerzevatçı hoparlölerinden bed sesli müezzinlerin okuduğŸu ezanları dinlemekten, görgüsüzlükten ve açıkça söylemese de fethullah hoca efendiden haz etmeyen milli gazete yazarı...
devamını gör...
derin insandır. derin insanları yorumlarken geçmişten habersiz olmak, kumsala bakıp okyanusu tasvir etmeye benzer.

sultanahmet'teki evinde de nadide sanat eserleri barındıran, hatta bu konuda uzman olan üstad. bu toprakların evlatları daha siyasi mücadele konusunda hiçbir iddia sahibi değilken çıkmasına vesile olduğu yayınlarla onbinlere şuur veren, ilham veren insandır. birçok hoca amca, okuma yazmayı sökmeye çalışırken, onbinleri sabah namazına toplayan adamdır en zor zamanlarda. eskilerdendir yani.
devamını gör...
68 de altıncı filoya karşı yapılan öğrenci eylemlerine, yazarı olduğu bugün gazetesinden itirazlarını bildiren kişi.

"amerika Allah'a inanıyor, dini var, amerika'da islamiyeti yayabilmek hürriyeti var. amerika inançlarımıza hürmet ediyor. amerika ehvendir, ehafftır, ehli kitaptır."

o ehli kitap amerika, 1968 de durdurulamadığı için 2008 de ehli kitap ıraklıları kurşuna dizmiştir. yanlış hesap bağdattan dönememiştir. vesselam.
devamını gör...
ayşe arman ile röportajında başörtülüler besleme gibi giyiniyor diyerek kendisine içten içe gıcık olmamı sağlayan şahıs. sanki dıştan gıcık olabilecekmişim gibi.
devamını gör...
1933 zonguldak doğŸumlu. galatasaray lisesi mezunu.. milli gazete' nin en eski yazarlarındandır.. kendini gençlere ve kedilerine vakfetmişŸtir..

http://mehmetsevketeygi.com


--- alıntı ---
gençlerimiz

muhatabım terbiyeli, inançlı, efendi bir genç. yedi sene imam-hatip okulunda okumuşŸ, teknik bir branşŸta yüksek tahsil yapmışŸ. beşŸ vakit namaz kılıyormuşŸ. damdan düşŸercesine sordum:

– serserilik, uğŸursuzluk yapıyor musunuz?

– hayır, dedi. kendimi yetişŸtirmeye çalışŸıyorum.

– sizi imtihan etmeme müsaade eder misiniz? olumlu cevap alınca şŸu soruyu yönelttim:

– Allah’ın on dört sıfatını sayar mısınız?

– sayamam... dedi. Allah, Allah!.. yedi sene imam-hatip okulunda okumuşŸ ve en basit bir ilmihal bilgisini öğŸrenememişŸ.
coğŸrafyadan imtihan ettim, avrupa ülkelerinin başŸkentlerini bilemedi. tarih sordum, o sahada da asgari lise kültüründen mahrumdu.

peki, bu genç nasıl yetişŸecek?

“kitap okuyarak kendimi yetişŸtirmeye çalışŸıyorum.”

kitap okuyarak yetişŸmek mümkün olsaydı, okulları, üniversiteleri tatil etmemiz gerekirdi. verirsin çocukların eline ders kitaplarını, ihtisas kitaplarını bunları evlerinde okurlar, öğŸrenirler, bilgi, kültür, uzmanlık sahibi olurlar. böyle bir şŸey mümkün müdür? değŸildir.

otodidakt denilen kendi kendini yetişŸtirmişŸ adamlar vardır. bunlar milyonda birdir. bu kadar küçük istisnalar kuralı bozmaz.

müslüman bir genç nasıl yetişŸir?

1. paralel-alternatif bir eğŸitim görerek: paralel-alternatif eğŸitim ne demektir? vaktiyle bu konuda bir nebzecik yazmışŸtım. alternatif eğŸitim hakkında kitap yazılması gerekir.

2. hanegi eğŸitimi: istidatlı, kabiliyetli, iyi niyetli, zeki, azimli, iradeli, cevherli bir genç; ehliyetli, vasıflı, güçlü, üstün bir zata “takılır”. eskiden buna mülazemet denilirdi. bir örnek vereyim. mesela, on dokuzuncu asırda istanbul’da bir genç, ahmed cevdet paşŸa’ya yaklaşŸsa, paşŸa da onu benimsese, bir nev’i talebesi veya mânevî çocuğŸu gibi kanatları altına alsa; genç, paşŸa’nın konağŸına gidip gelse, sohbetlerinde bulunsa, onun bazı hizmetlerini görse; birkaç sene sonra bu takılmadan, bu mülazemetten büyük faydalar elde eder. bu eğŸitim kütlevî bir eğŸitim değŸildir ama bu yolla çok yüksek, çok değŸerli, çok parlak, ileride çok hizmet edecek kimseler yetişŸebilir. rahmetli mahir iz hocamız böyle bir kimseydi. Kendisine takılan gençler ondan çok yararlanmışŸlar, aydınlanmışŸlar, manen ilerlemişŸlerdir. bu devirde hanegi eğŸitimi verecek şŸahsiyetler kaldı mı?

3. istidatlı, kabiliyetli, cevherli, kerestesi kıymetli (kavak tahtası değŸil, ceviz tahtası...) bir gencin yetişŸmesi için birtakım masraflar yapılması gerekir. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, on-on iki yıl içinde böyle bir öğŸrenci için tahminimce 1 milyon dolar harcanmalıdır. yanlışŸ anlaşŸılmasın, delikanlıya veya genç kıza bir kuruşŸ burs verilmeyecektir. ona nakit para ödenmeyecektir, bu 1 milyon dolar onun yetişŸmesi için, çok ciddi bir plan ve program dâhilinde, yerli yerinde, verimli bir şŸekilde harcanacaktır. birkaç misal vereyim:

(a) edebi türkçe ve osmanlıca öğŸrenmesi için, mesela 5 bin dolar. özel hoca tutulacak, iki sene içinde fuzulî divanını şŸerh edecek şŸekilde edebî lisan bilgisi ve kültürü olacaktır.

(b) tarih hocası tutulacak, hem tarih, hem tarih felsefesi ve metodu okutulacaktır.

(c) siyaset kültürü hocası tutulacak, bu sahada bilgilendirilecek ve aydınlatılacaktır.

(d) en az beşŸ yabancı dil öğŸrenecektir. (beşŸ yabancı dili öğŸrenmeye takati, sabrı, azmi, kabiliyeti yetişŸmiyorsa, onu hemen kovmak gerekir...)

(e) görgü, kibarlık, kerem, mürüvvet, fütüvvet hocası tutulacaktır. (acaba bugünün türkiye’sinde böyle hocaları bulmak mümkün müdür?

bu kadar para bulunmazsa istidatlı ve cevherli bir gencimiz adam olamayacak mıdır? olur, ancak efsâne çapında bir azme, iradeye, sabra sahip olması gerekir.

belki şŸimdiye kadar elli kere yazmışŸımdır: insan kişŸiliğŸinin üç vechesi, üç boyutu vardır. birinci boyut: bilgi ve kültür boyutu. ikinci boyut: aksiyon, yani ahlâk ile ilgili boyut. üçüncü boyut: sanat, estetik, güzellik ile ilgili boyut.

farz edelim ki, yetişŸmesini istediğŸimiz gencin tahtası veya kerestesi çok kıymetli, çok sağŸlam; o gerçekten işŸlenmeye, yatırım yapmaya değŸecek bir kimse. peki, bu kıymetli kereste nasıl işŸlenecektir? onu kim işŸleyecektir? işŸte mesele buradadır.

hacı beyler bir vakıf kurmuşŸlar, her ay yüz kadar gence 100’er lira burs veriyorlarmışŸ. Bunun adını da üniversitede genç okutmak, genç yetişŸtirmek koymuşŸlar. ne kadar boşŸ bir kuruntu! Ayda yüz lira vereceksin ve bir genç, adam olacak. bendeniz böyle dualara âmin diyecek kadar saf değŸilim.

kötü bir marangoza, vasıfsız bir mobilyacıya fevkalade değŸerli bir ceviz kütüğŸü verirseniz, adamcağŸız, o canım keresteyi mahv ve berbat eder. ehliyetli, liyakatli, maharetli, hünerli, sanatkâr bir marangozun eliyle o kütükten şŸaheser eserler meydana gelir.

bu satırlarımı okuyan gençler üzülmesinler ve bana darılmasınlar. gerçekler acıdır.

filan cemaat, feşŸmekân zümre, falan grup pırlanta gibi, elmas gibi, yirmi dört ayar altın gibi gençler yetişŸtiriyormuşŸ. Bu gibi edebiyatlar aldatıcıdır.

üniversiteye giden bir genç, abuziddin efendi hazretleri’ne intisap ediyor, bu kuru intisap sanki sihirli bir değŸnektir, gencimiz bir anda pırlanta oluyor, elmas oluyor, yirmi dört ayar altın oluyor. olacak şŸey değŸil...

diyelim ki, istidatlı bir genci alternatif ve paralel eğŸitimle yetişŸtirdik, on parmağŸında on hüner. beşŸ yabancı dil biliyor, bin türlü marifeti var. bu gence tasavvufî terbiye verilmezse azması, yolunu şŸaşŸırması önlenemez. “ben neymişŸim?” der ve belasını bulur.

osmanlı imparatorluğŸunu yücelten temel müesseselerden biri enderun-i hümayun mektebiydi. şŸimdi türkiye’de böyle bir okul var mı?

keşŸke müslümanlar derme çatma, üzerleri kiremit kaplı, hangar gibi, baraka gibi binalarda ibadet etselerdi de; bütün güçlerini, bütün maddî imkânlarını vasıflı, güçlü, üstün, ehliyetli, liyakatlı, başŸarılı, ahlaklı, faziletli, işŸbilen, tuttuğŸunu koparan,, hayat mücadelesi denilen yarışŸmada en önlerde koşŸan, değŸerli elemanlar yetişŸtirmişŸ olsalardı. mesela abdi ipekçi’nin, yanında pek cılız kalacağŸı birkaç medyacı yetişŸtirselerdi.
güçlü, vasıflı, üstün adamlar, hizmetliler yetişŸtirmek hususunda cami helâlarına, cami kaloriferlerine, cami klimalarına, camilerin ışŸıldak, fırıldak ve zırıldaklarına, cami lojmanlarına yaptığŸımız masrafı yapmadık.

nice istidatlı, cevherli, kabiliyetli gencimiz harcandı.

filan din baronunun etrafında çok genç varmışŸ... Bundan bana ne? Benim derdim ve konum gençlerimizin iyi yetişŸmesi. Filan baronun avanesinin çok olması beni ilgilendirmez, sevindirmez.

hangi tarikattan, hangi cemaatten, hangi zümreden olurlarsa olsunlar, gençlerimizin vasıflı ve iyi müslümanlar, vasıflı ve iyi insanlar, vasıflı ve iyi vatandaşŸlar olmalarını istiyorum. bu memleket öyle insanlarla kurtulur. müslümanlar öyle insanlarla izzet bulur. öyle insanlar, sadece türkiye’ye hizmet etmezler, bütün insanlığŸa hizmet ederler.

mehmet şŸevket eygi
--- alıntı ---

edit : imla
devamını gör...
1933 zonguldak doğumlu. galatasaray lisesi mezunu.. milli gazete' nin en eski yazarlarındandır.. kendini gençlere ve kedilerine vakfetmiştir..

http://mehmetsevketeygi.com


--- alıntı ---
gençlerimiz

muhatabım terbiyeli, inançlı, efendi bir genç. yedi sene imam-hatip okulunda okumuş, teknik bir branşta yüksek tahsil yapmış. beş vakit namaz kılıyormuş. damdan düşercesine sordum:

– serserilik, uğursuzluk yapıyor musunuz?

– hayır, dedi. kendimi yetiştirmeye çalışıyorum.

– sizi imtihan etmeme müsaade eder misiniz? olumlu cevap alınca şu soruyu yönelttim:

– Allah’ın on dört sıfatını sayar mısınız?

– sayamam... dedi. Allah, Allah!.. yedi sene imam-hatip okulunda okumuş ve en basit bir ilmihal bilgisini öğrenememiş.
coğrafyadan imtihan ettim, avrupa ülkelerinin başkentlerini bilemedi. tarih sordum, o sahada da asgari lise kültüründen mahrumdu.

peki, bu genç nasıl yetişecek?

“kitap okuyarak kendimi yetiştirmeye çalışıyorum.”

kitap okuyarak yetişmek mümkün olsaydı, okulları, üniversiteleri tatil etmemiz gerekirdi. verirsin çocukların eline ders kitaplarını, ihtisas kitaplarını bunları evlerinde okurlar, öğrenirler, bilgi, kültür, uzmanlık sahibi olurlar. böyle bir şey mümkün müdür? değildir.

otodidakt denilen kendi kendini yetiştirmiş adamlar vardır. bunlar milyonda birdir. bu kadar küçük istisnalar kuralı bozmaz.

müslüman bir genç nasıl yetişir?

1. paralel-alternatif bir eğitim görerek: paralel-alternatif eğitim ne demektir? vaktiyle bu konuda bir nebzecik yazmıştım. alternatif eğitim hakkında kitap yazılması gerekir.

2. hanegi eğitimi: istidatlı, kabiliyetli, iyi niyetli, zeki, azimli, iradeli, cevherli bir genç; ehliyetli, vasıflı, güçlü, üstün bir zata “takılır”. eskiden buna mülazemet denilirdi. bir örnek vereyim. mesela, on dokuzuncu asırda istanbul’da bir genç, ahmed cevdet paşa’ya yaklaşsa, paşa da onu benimsese, bir nev’i talebesi veya mânevî çocuğu gibi kanatları altına alsa; genç, paşa’nın konağına gidip gelse, sohbetlerinde bulunsa, onun bazı hizmetlerini görse; birkaç sene sonra bu takılmadan, bu mülazemetten büyük faydalar elde eder. bu eğitim kütlevî bir eğitim değildir ama bu yolla çok yüksek, çok değerli, çok parlak, ileride çok hizmet edecek kimseler yetişebilir. rahmetli mahir iz hocamız böyle bir kimseydi. Kendisine takılan gençler ondan çok yararlanmışlar, aydınlanmışlar, manen ilerlemişlerdir. bu devirde hanegi eğitimi verecek şahsiyetler kaldı mı?

3. istidatlı, kabiliyetli, cevherli, kerestesi kıymetli (kavak tahtası değil, ceviz tahtası...) bir gencin yetişmesi için birtakım masraflar yapılması gerekir. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, on-on iki yıl içinde böyle bir öğrenci için tahminimce 1 milyon dolar harcanmalıdır. yanlış anlaşılmasın, delikanlıya veya genç kıza bir kuruş burs verilmeyecektir. ona nakit para ödenmeyecektir, bu 1 milyon dolar onun yetişmesi için, çok ciddi bir plan ve program dâhilinde, yerli yerinde, verimli bir şekilde harcanacaktır. birkaç misal vereyim:

(a) edebi türkçe ve osmanlıca öğrenmesi için, mesela 5 bin dolar. özel hoca tutulacak, iki sene içinde fuzulî divanını şerh edecek şekilde edebî lisan bilgisi ve kültürü olacaktır.

(b) tarih hocası tutulacak, hem tarih, hem tarih felsefesi ve metodu okutulacaktır.

(c) siyaset kültürü hocası tutulacak, bu sahada bilgilendirilecek ve aydınlatılacaktır.

(d) en az beş yabancı dil öğrenecektir. (beş yabancı dili öğrenmeye takati, sabrı, azmi, kabiliyeti yetişmiyorsa, onu hemen kovmak gerekir...)

(e) görgü, kibarlık, kerem, mürüvvet, fütüvvet hocası tutulacaktır. (acaba bugünün türkiye’sinde böyle hocaları bulmak mümkün müdür?

bu kadar para bulunmazsa istidatlı ve cevherli bir gencimiz adam olamayacak mıdır? olur, ancak efsâne çapında bir azme, iradeye, sabra sahip olması gerekir.

belki şimdiye kadar elli kere yazmışımdır: insan kişiliğinin üç vechesi, üç boyutu vardır. birinci boyut: bilgi ve kültür boyutu. İkinci boyut: aksiyon, yani ahlâk ile ilgili boyut. üçüncü boyut: sanat, estetik, güzellik ile ilgili boyut.

farz edelim ki, yetişmesini istediğimiz gencin tahtası veya kerestesi çok kıymetli, çok sağlam; o gerçekten işlenmeye, yatırım yapmaya değecek bir kimse. peki, bu kıymetli kereste nasıl işlenecektir? onu kim işleyecektir? işte mesele buradadır.

hacı beyler bir vakıf kurmuşlar, her ay yüz kadar gence 100’er lira burs veriyorlarmış. Bunun adını da üniversitede genç okutmak, genç yetiştirmek koymuşlar. ne kadar boş bir kuruntu! Ayda yüz lira vereceksin ve bir genç, adam olacak. bendeniz böyle dualara âmin diyecek kadar saf değilim.

kötü bir marangoza, vasıfsız bir mobilyacıya fevkalade değerli bir ceviz kütüğü verirseniz, adamcağız, o canım keresteyi mahv ve berbat eder. ehliyetli, liyakatli, maharetli, hünerli, sanatkâr bir marangozun eliyle o kütükten şaheser eserler meydana gelir.

bu satırlarımı okuyan gençler üzülmesinler ve bana darılmasınlar. gerçekler acıdır.

filan cemaat, feşmekân zümre, falan grup pırlanta gibi, elmas gibi, yirmi dört ayar altın gibi gençler yetiştiriyormuş. Bu gibi edebiyatlar aldatıcıdır.

üniversiteye giden bir genç, abuziddin efendi hazretleri’ne intisap ediyor, bu kuru intisap sanki sihirli bir değnektir, gencimiz bir anda pırlanta oluyor, elmas oluyor, yirmi dört ayar altın oluyor. olacak şey değil...

diyelim ki, istidatlı bir genci alternatif ve paralel eğitimle yetiştirdik, on parmağında on hüner. beş yabancı dil biliyor, bin türlü marifeti var. bu gence tasavvufî terbiye verilmezse azması, yolunu şaşırması önlenemez. “ben neymişim?” der ve belasını bulur.

osmanlı imparatorluğunu yücelten temel müesseselerden biri enderun-i hümayun mektebiydi. şimdi türkiye’de böyle bir okul var mı?

keşke müslümanlar derme çatma, üzerleri kiremit kaplı, hangar gibi, baraka gibi binalarda ibadet etselerdi de; bütün güçlerini, bütün maddî imkânlarını vasıflı, güçlü, üstün, ehliyetli, liyakatlı, başarılı, ahlaklı, faziletli, işbilen, tuttuğunu koparan,, hayat mücadelesi denilen yarışmada en önlerde koşan, değerli elemanlar yetiştirmiş olsalardı. mesela abdi ipekçi’nin, yanında pek cılız kalacağı birkaç medyacı yetiştirselerdi.
güçlü, vasıflı, üstün adamlar, hizmetliler yetiştirmek hususunda cami helâlarına, cami kaloriferlerine, cami klimalarına, camilerin ışıldak, fırıldak ve zırıldaklarına, cami lojmanlarına yaptığımız masrafı yapmadık.

nice istidatlı, cevherli, kabiliyetli gencimiz harcandı.

filan din baronunun etrafında çok genç varmış... Bundan bana ne? Benim derdim ve konum gençlerimizin iyi yetişmesi. Filan baronun avanesinin çok olması beni ilgilendirmez, sevindirmez.

hangi tarikattan, hangi cemaatten, hangi zümreden olurlarsa olsunlar, gençlerimizin vasıflı ve iyi müslümanlar, vasıflı ve iyi insanlar, vasıflı ve iyi vatandaşlar olmalarını istiyorum. bu memleket öyle insanlarla kurtulur. müslümanlar öyle insanlarla izzet bulur. öyle insanlar, sadece türkiye’ye hizmet etmezler, bütün insanlığa hizmet ederler.

mehmet şevket eygi
--- alıntı ---

edit : imla
devamını gör...
bir sohbetimizde kendisine "geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?" diye soran bir arkadaşımıza "ben köpek gibiyim. bir dilim ekmek bulursam yer kıvrılırım." diye izahatta bulunan ve gözlerimi yaşartan sözü sert bir düşünce adamımızdır. mütevazı bir hayat yaşamaktadır. estetiğe dikkat eder. giyimine kuşamına dikkat eder. kullandığı kelimelere dikkat eder. ilim ve bilimi birbirinden ayırmaz. akıllıdır.
devamını gör...
kendisini çok severim, ama fethullah hoca hakkında söylediklerini çok ayıplıyorum. zaten herkesin üzerine gittiği bir dönemde müslüman bir dava adamına destek olması gerekirken suni sorunlar çıkarması kendisine hiç yakışmadı. bunu fethullah hoca cemaatiyle hiçbir yakın uzak ilişkisi olmayan bir kişi olarak yazıyorum. şu ana kadar yazdıklarımı okuyanlar bunu anlayabilirler...
devamını gör...
isteyen fikir özgürlüğü, isteyen başka birşey desin, ben müslümanların birbirlerine gazetelerden sert ifadelerle sataşmalarını hiç doğru bulmuyorum. bunun islam ahlakıyla bağdaşmadığını düşünüyorum. üstad'ın ihlas risalesini bir kez okumuş insan, gerçek kardeşliğin nasıl olması gerektiğini bilir.
devamını gör...
(bkz: büyük gazete) de çokca yazar ismine rastladığım halde peder beye sorduğum sorunun cevabında beni şoke eden yazar.
- hacı baba bu kadar meslek sahibi nasıl oluyorda bir gazetede toplanabiliyor. ( avukat, doktor, psikolog, öğretmen, emekli emniyet amiri, çocuk doktoru, bitki uzmanı, biyolog vs.)
- hepsi şevket abinin kendisi. isimler müstear isimler
-....?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar