melancholia

lars von trier'in yazıp yönettiği, kasım ayında vizyona girecek son filmi. *
antichrist te lars ile beraber çalışmış charlotte gainsbourg yanı sıra kirsten dunst ve kiefer sutherland gibi ünlü simaları bir arada göreceğiz film, yönetmenimizin ilk bilim kurgu deneyimi olarak görülmekte.

bu hafta cannes film festivalinde premiere gösterimi yapılacak filmin, antichrist in -yanılmıyorsam altın ayı da- kopardığı yaygaraya yakın benzer bir geri dönüşü olup olmayacağı ise merak konusu.










devamını gör...
henüz izlemediğim ve salt bilim-kurgu diye kategorize edilebileceğine kesinlikle inan(a)madığım lars von trier filmi.
neticede tür filmleri yapmayı reddeden bir akımın (bkz: dogma 95) en öne çıkan temsilcisinden bahsediyoruz.
hadi onu da geçtim, o adamın adı lars von trier! ne bileyim hani aykırı tarz, anormal kişilik falan ya onu diyorum işte...
ne kadar bilim-kurgu olabilir ki yani değil mi?
şimdiye kadar izlediğimiz hangi trier filmi gerçekten "normal" bir filmdi yahut hangisini herhangi bir türe sokabildik?

ayrıca filmin fragmanından gördüğüm kadarıyla, yine atmosferik ve psikolojibozangillerden bir film olmuş.
antichrist'ten sonra bir trier filmi ne kadar psikoloji bozar ki denilebilir.
doğdudur...
ama bu film de pek altta kalmayacak gibi duruyor.
charlotte gainsbourg'un suratını görmek bile yetti desem çok mu abartmış olurum acaba? bilemedim.

göreceğiz bakalım.
devamını gör...
lars von trier'i bir yönetmen olarak hazetmem. hal böyleyken melancholia'yı bir seyredeyim bakalım dedim. filmde justine rolünü oynayan kirsten dunst birinci sınıf bir aktris. filmde rolü onun yerine başkasına verselerdi film beş para etmezdi. trier iyi bir yönetmen değil, oyuncusu onu kurtarmış.
devamını gör...
lars von trier'in olduğunu öğrenmeden önce bir sahnesini şans eseri görmüş ve antichirist'i andırıyor diye düşünmüştüm. inceledikten sonra trier'in tarzını oturtmaya devam ettiğini gördüm. oyuncu seçimleri iyi olmasına karşın herkesin beğenemeyeceği türden bir yapıt melancholia. tam bir melankolik atmosfer hakim. konu izleyiciye verilmiyor, direk filmin içine girmesi isteniyor. yavaş yavaş anlama kavuşuyor öğeler. pek çok metafor var, karakterlerle empati kurulursa duyguyu net olarak verebiliyor. bilim-kurgu günümüz sinemasının vazgeçilmez unsurlarından biri haline geliyor. her filmde teknolojinin de getirdiği imkanlar kullanılmak istenirken ortaya fantastik kurgular çıkıyor. trier, filmin başında yakaladığı sanatsallığı filmin tümüne yayamıyor. görsel olarak eşine az rastlanır bir başlangıçla karşılaşan izleyici, filmin ağır temposuyla biraz hayal kırıklığına uğruyor. olayların akışı içerisinde 'aile' kavramı bir kaç kez tecavüze uğruyor. bu trier'in hayat görüşünün bir uzantısı olabilir ama yine de rahatsız edici. totalde kendi alanında izlenmesi gereken filmlerden biri ancak tatmin seviyesi düşük.
devamını gör...
şiirsel bir anlatıma sahip filmdir.. hareketli kamera çekimi insanı yorar izlerken ama filmdeki görüntüler fotoğraf karesi gibi estetiktir..
devamını gör...
ilk dakikasından itibaren insanı gerim gerim geren bir film. hatta benim için şimdiye kadar izlediğim en etkileyici filmler arasına 7.sıradan giriş yapmıştır. film de melankolinin dibine vurulmuş olmasının da payı büyük tabi. içten içe sarsıyor insanı, bir garip düşüncelere gark ediyor finalinde. sarsıldım resmen. evet gerçekten.
devamını gör...
izlenmeyecek bizzat filmin içine girerek yaşanması gereken bir film yapmak istemiş trier.

melankoliyi-deliliği hissetmen lazım filmi izledim de anladım demek için. sezgi*ye azıcık bırakman lazım kendini. öyle bi gezegen yok evet, ama bırak kendini işte..

deliliğin kıyısında daha rahat bazısı evet. sereserpe uzanır orada. köfte*nin tadı kül olur. kül eder başındaki onu. ne demiştik delilik. delilik ki, sana, onu görmek kendini güvenli hissettirir, bana içinde olmak huzur verir. huzurlu bir yer olmadığı bilgisinin huzurunu.

dünya belki aklın sökmediği bir yer. belki deliliğe kılıf bulmak için delirdiğim bir yer. bilmiyoruz, hangisi makbul. o zaman biraz susalım.
devamını gör...
trier in elinden çıktığı şaibeli. kendisi bile inanmamış yahu.

"reklam işleri için bana melancholia ile ilgili filmden alınmış bazı fotoğraflar, poster görselleri, fragmanlar gösterdiler. cevabım şu oldu: "ben bu filmi bilmiyorum" ama bu sizin yaptığınız film dediler. umarım değildir dedim. gördüğüm şeyler çok fazla klişeye ve benim çok uzak durduğum bir estetiğe sahipti. umarım onların altında benim sevebileceğim bir film yatıyordur. bu durum bana luchino visconti filmlerini hatırlattı, sanki kremşantinin altındaki kremşanti gibidir filmleri. wagner dinleyerek çalıştım, saf bir kalple yaptım filmimi ve herkes de çok doğru ve güzel yaptı işini. ama filmden kareler görünce "galiba lanetlendim, bu hiç de hoş değildi." ben normalde yaptığım filmlere aşık olurum. görebileceğiniz en kendinden memnun yönetmen benimdir. ama bu film amerikan ana akım filmlerine çok yakın oldu. filmin benim için vaadini yerine getiren tek kısmı dünyanın sona ermesi.
devamını gör...
bu sabah dur şunu izleyeyim dedim. ne yalan söyleyeyim, hiç de umduğumu buldum diyemem. tarkovsky'nin solaris'nin yandan yemişi gibi geldi bana. başlığa baktım, toprağım da benim gibi düşünmüş.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar