mim kemal öke

ilmi ve fikri anlamda oldukça donanımlı bir gazeteci ,yazar. fakat ondan en son aklımda kalan eşine hoş görünmek için saç ektirmiş olması ve tam kel olacakken lepiska gibi saçlara sahip olmasıdır. *
devamını gör...
saç ektirmesi ile sembolleşmiş emekli profesör. saç ektirme hikayesini bri röportajında şöyle anlatıyor;

"- tgrtâ’de program yaparken çekimde parlamasın diye kelime pudra sürüyorlar. o sırada yönetmenin â“ya adamın kabağına bir şey yapın, parıl parıl parlıyor ampul gibi┠dediğini duydum. bunu duyunca insanın canı yanıyor. eve gittim bir â‘tasavvufi öyküler antolojisi⒠kitabı açtım, karşıma bir hikaye çıktı. dağlarda yaşayan, halkın eren dediği meczup bir adamcağız var, yılda bir şehre, aynı berbere gider, kafasını tıraş ettirir, dönermiş. o gün de, berbere geldiğinde içeriye muazzam bir atı, silahları olan deli dumrul gibi bir eşkıya girmiş. eşkıya baba ereni görür, eline tükürüp babanın başına vurup,â“kabağa bak kabağa┠der. herkesin içi cızlar, baba erenler gibi muhterem bir zata bu yapılmaz diye ama kimse sesini çıkartamaz. eşkıya tıraş olduktan sonra, atına biniyor, at bir şaha kalkıyor, adamı kafasının üzerine çakıyor. kabağı paramparça oluyor. herkes baba erenlere koşuyor, yaptığının keramet olduğunu düşünerek â“aman baba erenler biz seni çok hoşgörülü bir zat bilirdik, niye böylesine beddua ettin┠diyor. baba erenler: â“evladım ben bir şey yapmadım, kabağın sahibi kızdı┠diyor. orada da herhalde kabağın sahibi kızdı. eşime â“ben saç ektirmeyi düşünüyorum┠dedim. o da bana kestiği bir ilanı gösterdi; gidip ektirdim. "
devamını gör...
sac ektirmesi hikayesi neredeyse 15 sene oncesiye dayanir, hala bazilari unutamamis demek ki. madem esine guzel gorunmek istiyor, bir anlamda sevap bile islemis diyebiliriz. guzel muhabbeti olan sempatik ve kaliteli bir insandir.
devamını gör...
12.
bir zamanlar tgrt de proğram yapan mim kemal öke'nin dedesidir.


mason'dur.

--- alıntı ---
prof. dr. mim kemal öke’nin kendisiyle aynı ismi taşıyan tıp profesörü dedesi mustafa kemal’in özel hekimidir ve mason locaları kapatıldığında da dede mim kemal öke maşrık-ı azam pozisyonundadır. hiç kuşkusuz da sabetaycıdır. oysa, torun mim kemal öke, milliyetçi ve siyonizm karşıtı olarak bilinir
--- alıntı ---

http://www.sabetay.50g.com
devamını gör...
13.
cerrahi profesörü ve operatör doktordur. 1884 yılında istanbul'da doğmuş ve ölümüne kadar atatürk'ün hekimliğini yapıp, sağlığı ile yakından ilgilenmiştir. cerrahide, özellikle karın cerrahisi alanında yaptığı yeniliklerle haklı bir ün kazanmıştır. 1955 yılında ölmüştür. ayrıca tarihçi, siyasal bilimci, akademisyen, tercüman gazetesi yazarı, milliyetçi ve siyonizm karşıtı kimliğiyle bilinen prof.dr. mim kemal öke'nin dedesidir.
devamını gör...
az evvel trt de belgesel tadında kendi hayatını anlatıyordu, bir ara baktım o ağlıyor ben ağlıyorum... evet gözlerimden yaş süzüldü babalık üzerine yaşadıkları yaptıkları düşündükleri...

mason diyenler içinde çok güzel anlatmıştır...

''kapıyı çarpıp çıktım (çıktım dediği yer mgk erkanı, kapıyı kenan paşaya çarpar) caddede bir bankta oturuyorum ulan dedim şu hayata bak sen yurt dışında oku vatanını sev sonra başına gelenlere bak, ermeni lobisi tehdit etsin , ülkede hain muamelesi gör ne masonluğun kalsın...'' aşağı yukarı böyle bir şeydi... bulun izleyin arkadaşlar en azından kızı ve oğluna dair yaşadıkları ''dünyayı kurtarmaya yazgılı'' adamın acziyetini anlatıyor...

heee namaza ingiltere'de başlaması , bunda bir papazın vesile olması tam hidayete eriş romanı tadında ama gerçekç olşu ayrı bir lezzet...
devamını gör...

zaman gazetesi'nin pazar ekinde, 28 åžubat sürecinde boğaziçi üniversitesi'nden atılan profesör mim kemal öke ile, o dönemde yaşadıklarına ilişkin bir röportaj yayınlandı. röportajın başlığı "boğaziçi üniversitesi'nden kolumdan tutup attılar!"


fatih vural - 22.04.2012
istanbul ticaret üniversitesi öğretim üyesi olan prof. dr.mim kemal öke'yle 28 åžubat süreci ve devamında yaşadığı zor günleri konuştuk.
28 åžubat'ın etkisinin uzun süre devam ettiğini söyleyen mim kemal öke; tercüman gazetesi, boğaziçi üniversitesi ve trt'den bu nedenle gönderildiğini belirtiyor. öke, ak parti'yi kapatma davası iddianamesine bile girmiş!
28 åžubat sürecinde neler yapıyordunuz?
stv'de milletin meclisi'ni yapıyorduk. bu programda da demokratikleşmenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyorduk. çok da başarılı bir programdı, çok sevilirdi. o sırada gazeteciler ve yazarlar vakfı'nda danışmanlık yapıyordum. vakıfta da çok ağır baskılar altında kalmıştı arkadaşlar.
ne gibi baskılar?
her yaptığımız batıyordu. bütün camia tehdit altındaydı. dolayısıyla çok sıkıntılı günlerdi. programımız dahi ağır baskılar altında durdurulmak zorunda kalacaktı.
bu baskıların devamı geldi mi?
28 åžubat'ı belli bir dönemle sınırlamak yanlış olur. bu süreç, ak parti iktidara geldikten sonra da darbe planları, açılan kapatma davalarıyla devam etti. ben o dönemde tercüman'da bir operasyonun kurbanı oldum. 28 kişi, kapının önüne konduk, yazar kadrosundan.
tercüman kimindi, o sırada?
mehmet emin karamehmet'indi. ben gazeteyi okumadığım için yazımı göndermeye devam ediyorum... yazar arkadaşım osman özsoy, "üç gündür bizim yazımız çıkmıyor kemal hoca. sen biliyor musun sebebini?" dedi. "haberim yok." dedim. "ya hoca, sen de amma safsın ya!" dedi. meğerse kapının önüne konmuşuz!
yönetime bunun sebebini sormadınız mı?
genel yayın yönetmeni de gitmişti.
ya sonra?
bir tek boğaziçi üniversitesi'nden part-time maaşım vardı. bunlar olunca, full-time hocalığa geçeyim diye düşündüm. atatürk enstitüsü'ndeydim, o sırada. "full-time da istemiyoruz seni, part-time da istemiyoruz." dediler. içlerinde doçentliğine, profesörlüğüne imza attığım kişiler vardı. bir gerekçe bile sunamadılar. akademisyen arkadaşlarımdan biri "hocam, idare mahkemesi'ne gidelim." dedi. eşim de "mahkemeye gidelim, bari tazminatını kurtar." dedi. ben ekmeğini yediğim yere ihanet edemezdim. tazminatımı almadan istifa etmek mecburiyetinde bırakıldım. burada böyle bir adamın durması gerekmiyor dediler, herhalde... ben de şaşırdım.
boğaziçi üniversitesi'nde rektör kimdi?
prof. dr. sabih tansal'dı. gittim odasına... "ben bu kadar sene bu üniversiteye hizmet vermişim. bunu bana nasıl yapabilirsiniz?" dedim. gıkını çıkartamadı. güvenliği içeriye çağırdı. o kadar sene tanıdığım, birlikte çay-kahve içtiğim görevliler, kollarımdan tutup beni dışarı attılar. ondan sonra evimin telefonu sustu. kimse ne arıyor, ne soruyordu. selamlar, sabahlar kesildi. ben bu kadar telefonumun kesik olduğu, parasız kaldığım ve sıkıntı içinde olduğum bir dönem hatırlamıyorum.
nasıl geçindiniz?
bir süre ailemin birikimiyle. arkadaşlarıma telefon edip "ben açım, bana iş verin." diyordum. "ben açım." dedim ya, "açım." dedim. bir dairem vardı, satmak zorunda kaldım. (öfkeleniyor)
kitap yazarlığınız devam etmiyor mu o sırada?
'din-ordu gerilimi' diye kitap yazmıştım. bu kitap 2002'de çıktığında ak parti daha iktidar olmamıştı. dünya üzerinde, cuntalarla cemaatler arasındaki çekişmeyi küresel bazda işleyen bir kitaptır. o kitap iki baskı yaptı da, bir tek gazete ve dergide yer almadı. o gün yazdığım kitapta dedim ki: "dinsel kurumlarla askerã® kurumlar arasındaki bir çatışma, mutlaka askerã® kurumların yenilgisiyle sonuçlanır. bütün dünyada böyle olmuştur." bir uzlaşmaya varılması için gerekenleri anlattım. orduların, 21. yüzyılda sivil otoriteye nasıl bağlanması gerektiğini içeren öneriler de vardı kitapta. türkiye yoktu içinde. ama baştan sona kitabı okuyan biri, bu kitabın türkiye için yazıldığını anlayabilir. bu da benim 28 åžubat'a karşı tepkimdi. sonra 'derviş ve komutan'ı yazdım. derviş ve komutan da türkiye'deki bölümüydü. o kitap da üç baskı yaptı.
ne zamana kadar sürdü, o kötü günler?
28 åžubat süreci, ak parti iktidar olduktan sonra da, onunla boğuşarak devam ettirildi. 2005'te trt'den program teklifi aldım. trt'de 'düşünce iklimi'ni yapmaya başladık. 'laikçi' çevreler, bu programı hedefe koydular. hatta öyle ki, hayrettin karaman hoca'yı çok severim, bir programda miras hukukuna girmişti. "miras hukukunun 21. yüzyılda islam akidelerinin bozulmadan yeniden yorumlanmasında yarar var." dedi, sonra uuufff! 'miras hukukunu getirmek istiyorlar' diye manşet attılar, aleyhimize.
hangi gazete attı bu manşeti?
vatan gazetesi. mustafa mutlu köşesinde bizi hedefe aldı. ramazan'a denk geldiği için programın konusu da ramazan'la ilgili olmuştu. tabii ramazan olduğu için islamã® konular konuşuluyordu, ne konuşulabilirdi ki başka? o battı işte, "oooo, trt'de irticai programlar yapıyorlar." diye... trt'nin o zamanki müdürü ali güney hiç sahip çıkmadı. "ben bunları yapan adamları, kulağından tutup atarım." dedi. yani beni kast ediyor. ben de "buna gerek yok. ben istifa etmeyi bilirim." dedim.
yüzünüze mi söyledi bunu?
gazeteye söyledi. ramazan olduğu için programda ilahiler söyleniyor... zara'yı da çok severim. o sırada bir ilahi albümü vardı. programda "kadınlar ilahi söyler mi hocam?" diye sordum. hayrettin karaman bey de "güzel sesli olduktan sonra tabii ki söyler." dedi. bunu televizyon kanalları "hayrettin karaman, kadınların ilahi okuyamayacağını söyledi." diye tam tersine verdi! hele mehmet ali birand... gözlerime, kulaklarıma inanamadım ya! hayrettin karaman, miras hukukunun yeniden yorumlanmasını söylüyor. vaaay, irticayı getiriyorlar! trt içinde soruşturma başlattılar hakkımda. onunla yetinmediler, chp'nin milletvekili çıktı, suç duyurusunda bulundu.
sebep?
irticayı getirmek istiyormuşuz türkiye'ye!
kimdi o milletvekili?
izmir milletvekili enver öktem'di. bizim o programda konuştuklarımız; vatan gazetesinin manşetinin ve chp'lilerin suç duyurusunun ardından, abdurrahman yalçınkaya tarafından ak parti'yi kapatma davasının iddianamesine alındı. düşünebiliyor musunuz, türkiye'ye irticayı getirmeyi düşünüyormuşuz!
tayyip bey bakanlık teklif etti; ama siyasete girmek istemedim

boğaziçi üniversitesi'nde ne kadar süre görev yaptınız?
23 sene. emekliliğimi alamadan, istifa etmek zorunda bırakıldım. tazminatımı da yaktım! o zaman bana 'fethullahçı' diyenlere bakıyorum da şimdi bu camiaya yanaşmak için elinden geleni yapıyor. benim derdim iktidar değildi. iktidarda olmak da istemedim.
nasıl istemediniz?
tayyip bey de ak parti kurulmadan bana "kurucu üye ol. iktidar olursak, seni eğitim bakanı yapmak isteriz." dedi. ben, "hayır, teşekkür ederim. siyaseti düşünmüyorum." dedim.
tüm bunlar yaşanırken, askerle bir diyaloğunuz oldu mu?
benim 'din-ordu gerilimi' kitabım çıkmıştı. ankara'da bir toplantıda, o dönem genelkurmay başkanı olan hilmi özkök'e yakın paşalardan biri, yanıma yaklaşmak istedi. geldi, "mim kemal bey, son kitabınızı okudum." dedi. ben de "hangisi?" diye sordum. 'din-ordu gerilimi. kitabınızın pek çok yerinin altını çizdim. defalarca okudum." dedi. ben de "aman, benim üstümü çizmeyin de!" dedim, gülüştük. "yazdığınızın yüzde 90'ına katılıyorum. mim kemal bey, türkiye cumhuriyeti size minnettardır. siz bu ülkeye çok hizmette bulundunuz." dedi. işte o, iade-i itibardı. bir yerde, 28 åžubat'tan dolayı özür dilemeleriydi.
hilmi özkök dönemi...
evet. bu davranışın da hilmi paşa'dan bağımsız yapılmış olması, bence mümkün değildi.
28 åžubat operasyonu başladığında ne hissettiniz?
"allahüekber" dedim. sevinmedim; ama beşer olarak üzülmedim de! ama insanların kibrinin, mütekebbir olmalarının Allah tarafından hiç hoş karşılanmayacağını bir kez daha görmüş olduk. "işte ilahi adalet tecelli etti." dedim.
o günler geldi mi aklınıza?
ya o günleri unuttum, ben. ama insanları şimdi gülerek izliyorum. 'irticacı' deyip, üniversiteden atılmama sebep olanlar; şimdi kadir gecesi'nde mesaj çekiyorlar, 'kadir geceniz kutlu olsun' diye... "allah Allah" diyorum. iyi, hidayete ermişlerse güzel, buna sadece seviniriz. bir intikam peşinde değilim; ama Allah mütekebbir olandan hoşlanmıyor. ben hakkımı helal ettim.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar