mine gökçe kırıkkanat

"yaratılışa" safsata diyecek kadar saftorik insan şeysi.

(bkz: mine gül kırıkkanat)

--- alıntı ---

dincilerin laiklik nefreti, dogmatik tahakküm kalelerini yıkabilecek tek gücün özgür düşünce olduğunu bilmekten ileri gelir. çünkü özgür düşünce, inançla sınırlanamaz, dogmatik öğretilerin kafesine kapatılamaz, dolayısıyla denetlenemez ve o kafesleri yıkacak bilgiye ulaşabilir...
çünkü özgür düşünce, her şeyden önce "kuşku duymak hakkı"dır. hiçbir bilgiye, olguya, veriye peşinen inanmamak; sorgulamak ve bağımsız gerçeği aramak hakkı.

--- alıntı ---
devamını gör...
28 şubat sürecinde, akit gazetesinin kendisi için kullandığı ifadeyi yazayım: "kartel medyasının çirkini". süper olmuş bence.

o aslında bu ülkenin herşeyine karşıdır. bu ülke insanına karşıdır. şu gün fransız orduları, memleketi işgal etse, istanbul'a, izmir'e asker çıkarsa, eline fransa bayrağını alıp tbmm'nin çatısına çekecek kişi budur. elitçidir, güya atatürkçüdür, ama "ermeni soykırımı"nı kabul etmiş, ermenilerden özür dilemiştir, dine karşıdır, düşmandır, istanbul insanı köylüdür, köylüleri sevmez. seni kim sevsin mine kırıkkafa!

bir dahaki seçimlere bağımsız aday olarak girse de, tirajını ölçsek bir.
devamını gör...
piknik sefasının da grand tuvalet ile yapılması gerektiği görüşündedir ve bunun gibi her toplumsal değerin uzağında olduğu gibi, tüm dünya halklarının ortak davranışlarından da bihaberdir.

sanırım halkı sadece, paris'ten istanbul'a uçakla gelip, havalimanından evine doğru geçerken sağında kalan sahil boyunda görmektedir.
devamını gör...
başörtüsünün ortaya çıkışı hakkındaki teziyle beni sinirlendirmekten çok güldürmüş yazardır.

--- alıntı ---

tarihte kadın, islamiyet'ten 13 yüzyıl, isa'nın doğumundan da yedi yüzyıl önce, ilk kez asur krallığı'nda tesettüre sokuldu. eski bir sami inancına göre, kadının saçları cinsel organını kaplayan kılların devamıydı ve erkekler kadının saçına bakıp kıllarını hayal etmesin diye asur'da kadınların başları kapatıldı!

--- alıntı ---





ünlü piknik yazısıyla ne kadar faşist olduğunu göstermiş olan sözde solcu. aha da o yazı:

--- alıntı ---

dünyayı harmanlayan her türk, sanırım istanbul atatürk havalimanı'yla gurur duyar. pek çok batılı benzerinden bile daha modern bu altyapı, türkiye'nin 'arap olmayan' yüzünü ağartmaktadır. öyle ki, geçen yıl turistik bir mısır turundan paris'e dönerken istanbul'da aktarma yapan bir fransız arkadaşım, 'aradaki farkı sana anlatamam,' demişti. 'kahire havalimanından sonra atatürk'e inince, hepimiz uygarlığa kavuştuk diye sevindik. avrupa, atatürk havalimanı'nda başlıyor!'

öve bitiyor, sayın seyirciler. mevsimlerden yaz ve bir pazar günü, atatürk havalimanı'ndan türkiye'ye giriş yapan insan, 'sahil yolu'ndan geçmek gafletine düşerse, ne denizi görür, ne havasını alır, kendisini devasa bir mangalda bulur, pişmese bile tütsülenir. belediye, halkımıza hizmet yarışında sahil yolu'nu bir güzel çimlemiş ve sanırım, üzerinde yürürler, oynarlar ya da en fazla yatarlar, sanmıştır. çünkü türk'ün mangal tutkusuna, zaten belgrad ormanları, çamlıca tepeleri ve daha pek çok yeşil alan feda edilmiştir. buralarda, ağaçlar füme dil, yapraklar dallar közlenmiş patlıcan görünümü arz etmekte, dağları taşları saran kebap dumanı 'keşke çiğ yeseler' dedirtirken, kesif et kokusu yamyam olmadıklarına hayıflandırmaktadır.

sahil yolu'nda ise, kilometrelerce uzunluktaki çim alan kenarından geçen arabalardaki seyircilerin görüş zaviyesinde olduğundan, manzara da mangal düzeyindedir : don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında ve salıncakta bebe sallamaktadırlar. her 10 metrekarede, bu manzara tekrarlanmakta, kara halkımız kıçını döndüğü deniz kenarında mutlaka et pişirip yemektedir. aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!
atatürk havalimanı'ndan sonra, mevsimlerden yaz ve pazar günleri, sahil yolu'nda arabistan bile değil, etiyopya'nın ete doymuş hali, 'etobur islamistan' başlıyor, sayın okurlar. istanbul olmayan ne varsa, istanbullu olmayan kim varsa orada: son beş yılda 4.5 milyon artıp, 3 milyonu istanbul'a akan nüfusun güruhu çimde etleniyor pazar günleri.

tabii ki onların da eğlenmeye, dinlenmeye hakları var. ama burada mı, böyle mi ?

halkımıza hizmet yarışındaki belediye, istanbul'un anadolu yakasında, şaşkınbakkal'dan fenerbahçe'ye uzanan bir kumsal şeridi yarattı bu yıl. maksat, caddebostan'ın nostaljik plaj kültürünü canlandırmak, hatta yayıp uzatmak. sonuç gerçekten güzel oldu : yeşil alanından kumsalına, şezlonglarından şemsiyelerine cote d'azur'u andıran bir düzenleme yapıldı. zaten sonuç güzel olduğu için başarısı paylaşılamıyor, kadıköy belediyesi ben yaptım diyor, istanbul büyük şehir hayır, ben yaptım. her neyse, açılışı kadıköy belediye başkanı selami öztürk, mankenler eşliğinde denize girerek yaptı. ne var ki 1930'ların caddebostan plajı modernitesini akla getiren açılıştan yalnızca bir gün sonra, 2005'in realitesi teslim aldı kumsalı, yeşil alanı ve sunulan tüm hizmetleri : ümraniye plaja indi. bırakın mayoyla denize girmek, sahilde laf atılmadan yürümek imkânsızlaştı. tesettür anaları kumsalda mangal yeller, babaları don paça yatarken, irili ufaklı danaları da pamukludan dalgıç tulumlarıyla suda cıp cıp yapıyorlardı. açılışın ertesi günü konulan mangal yasağı bir işe yaramadı, yalnızca iki gün sonra oturulsun diye halkımızın hizmetine sunulan tahta banklar, parçalanıp yakılmış, daha doğrusu mangala odun yapılmıştı. şimdi bu sahillerde sabah yürüyüşleri yapan 'creme de la creme' kadıköylüler, islamistan varoşlarının işgal ettiği denizlerine ve kumsallarına bakıyor, lanet yağdırıyorlar halkımıza 1 milyon karşılığında plaj hizmeti sunan belediyelere. ben de kendilerine sormak isterdim : neredeydiniz o varoşlar oluşurken, hangi partiye girip kaliteli sesinizi, dünya görüşünüzü duyurmaya çalıştınız, ne kadar ilgilendiniz politikayla? gecekondular denize inmez, eşkiya sizin yolunuzu da kesmez mi sandınız?
devamı cumaya.

--- alıntı ---
devamını gör...
bu kadına deniz kenarında mangal yaptıracaksın, bak o zaman görecek kara insanları. müslümanları tam bir yamyama benzetmiş seref yoksunluğu göstergesi. heykeli dikilesi ucube denilesi.
görünümü insan gibi fakat içinde bitmek tükenmek bilmeyen bir fitne hazinesi var ki bu kadını dövülmeye değer kılıyor. piknik yazısı ile tüm dediklerimi kendi belgeleriyle kanıtlıyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar