miraç kandili

hz peygamber'in (sav) göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabul edildiği gecedir.
bu yıl 28 haziran gecesine denk gelmektedir.
devamını gör...
mirac gecesi, recep ayının 27. gecesidir. mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. olayın iki aşaması vardır. birinci aşamada hz. peygamber (s.a.v) mescidül-haram'dan beytü'l-makdis'e (kudüs) götürülür. kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. ikinci aşamayı ise hz. peygamber (s.a.v)'in beytü'l-makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur. mirac olarak anılan bu yükselme olayı kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.

hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:

hz. peygamber (s.a.v) burak ile beytü'l makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. cennet ve cehennemin durumlarını gördü, sidre-i müntehâ'ya geçti, Allah'ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

sabahleyin mescid-i haram'a çıkıp kureyş'e haber verdi. hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. iman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. birtakım erkekler ebû bekir'e koştular.

ebu bekir;

"eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi.

onlar:

"onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler.

o da:

"ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum" dedi. bunun üzerine kendisine sıddık unvanı verildi.

kureyşliler içinde beytü'l-makdis'i o zamanki haliyle bilenler vardı. bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. derhal hz. peygambere beytü'l-makdis gösterildi. bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.

"gerçi beytül-makdis'i tanımlamada isabet etti." dediler.

sonra:

"haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?" dediler.

peygamber (s.a.v)

"evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, revhâ'da idi. bir deve kaybetmişler arıyorlardı. yüklerinde bir su kadehi vardı. susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu.

"bu da diğer bir alâmettir" dediler. sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.

bu defa da kervan olduğu gibi hz. peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
"içlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler".

bunun üzerine:

"bu da diğer bir âyettir" dediler ve o gün hızla seniyye'ye doğru çıktılar. güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. derken içlerinden birisi:

"güneş doğdu!" diye haykırdı. diğer birisi de:

"işte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (hz. muhammed'in) dediği gibi" dedi. böyle olduğu halde yine iman etmediler de:

"bu apaçık bir büyüdür." dediler. bazıları göğe yükselmenin de "burak" üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: mescid-i aksâ'ya kadar isrâ (gece yolculuğu) burak ile olmuş. ondan sonra mirac, asansör kurulmuştur.

ebu sa'îd-i hudrî'den rivayet olunduğu üzere resulullah buyurmuştur ki:

"beytü'l-mak-dis'te olanları bitirdiğim zaman mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona "koruyucu melekler kapısı" denir. koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.

nitekim bu konuda : "

ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk" buyurulmuştu.
(hicr, 15/17)

ve ebu sa'îd-i hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:

"sonra mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. cebrail kapının açılmasını istedi. "o kimdir?" denildi.
"cibril" dedi.

"yanındaki kim?" denildi.

"muhammed" dedi.

"öyle mi?

o peygamber olarak gönderildi mi?" denildi.

o, "evet" dedi.

hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona ismail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.

"burada resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:

"biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin:

"allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" işte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. rabbinin ordularını kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür."
(müddessir, 74/31)

ve buyurdu ki:

derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah'ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: "mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor. "kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın" diyor.

"ey cibril! bu kim?" dedim.

"baban âdem" dedi. ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti

"hoş geldin salih peygamber ve salih evlad" dedi.

sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu.

ey cibril! bunlar kimler?" dedim.

o: "yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi.

sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
"ey cibril! bunlar kimler?" dedim.

"bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi. "
sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar.

"bunlar kim? ey cebrail!" dedim.

o:

"bunlar zinakarlar" dedi. "allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler."
sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. bunlar firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.

"ey cibril! bunlar kimler?" dedim...

dedi ki:

"bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir".

sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.

"ey cibril! bunlar kimler?" dedim. o:

"bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi.

sonra ikinci göğe çıktık. orada yusuf ile buluştum. ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. bana selam verdi, hoş geldin dedi.

sonra üçüncü göğe geçtik. orada iki teyzeoğlu; yahya ve isa ile buluştum. giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. bana selam verdiler. hoş geldin dediler.

sonra dördüncü göğe geçtik. idris ile buluştum. bana selam verdi, hoşgeldin dedi. nitekim yüce Allah:
"biz onu yüce bir yere yükselttik" (meryem, 19/57) buyurmuştur.

sonra beşinci göğe geçtik. orada milletine sevdirilmiş olan harun ile buluştum. etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. beni selamladı, hoşgeldin dedi.

sonra altıncı göğe çıktık, orada musa b. imran ile buluştum. çok kıllı idi. üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. musa dedi ki:
"insanlar beni "allah katında en şerefli olan yaratık" diye iddia ederler. bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. fakat her peygamber ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. "

sonra yedinci göğe geçtik. ben, orada ibrahim ile buluştum. sırtını beyt-i ma'mur'a dayamıştı. beni selamladı.

"salih peygamber ve salih evlad hoş geldin" dedi. bunun üzerine bana denildi ki:

"işte senin yerin ve ümmetinin yeri."

sonra resulullah,
"gerçekten ibrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu peygamber (hz. muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin yardımcısıdır."

(al-i imran, 68) âyetini tilavet etti ve buyurdu ki:

"sonra beyt-i ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. ona her gün yetmişbin melek girer, kıyamete kadar geri de dönmezler. sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.

"ey cibril! bu nedir?" dedim. o:

"şu rahmet nehri, şu da Allah'ın sana verdiği kevser'dir" dedi. bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. sonra kevser'in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var.

*

sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. ondan sonra musa'ya uğradım.
"rabbin ne emretti?" dedi.

"üzerime elli namaz farz kıldı" dedim.

o:

"dön, azaltması için rabbine yalvar. çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz" dedi.

rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. o benden on vakit namaz indirdi. sonra musa'ya döndüm. bu şekilde musa'ya uğradıkça rabbime dönüyordum. sonunda beş vakit namaz farz kıldı.

musa, yine:

"rabbine dön, azaltmasını iste" dedi.

ben:

"çok müracaat ettim, artık utandım." dedim.

bunun üzerine bana denildi ki:

"sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. bir iyilik on katı iledir. her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır."

* *
devamını gör...
dursun ali erzincanlı'dan dinlemek güzeldir geceyi...



kapatın gözlerinizi
ve karanlığı seyredin.
işte böyle bir gece.
mekke’de bir gece
yorgunluk havada
gariplik suda
simsiyah bir sessizlik
uyku bile uykuda.
kâbe’nin hatîm kısmında
yanı üzre yatan biri var
yıl hüzün yılı
ebu talib yok
yıl hüzün yılı
vefakâr eş
haticetül kübrâ yok.
kâbe’nin hatîm kısmında
yanı üzre yatan biri var
teselli arayan kalp
hüzünle çarpan kalp
o’nun kalbi.
ve ayak sesleri
yıldızlar ışıldıyor.
bu ayak sesleri göklerden
yol veriyor yıldızlar.
semâdan inenler var.
izin verseydi Allah
kâinat inerdi yere
çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan
sultân-ı levlâk’tır.
habîb-i zîşândır o
nur-u hüda’dır.
merhamet ufkunun nazlı güneşi
kainatın biricik çiçeğidir o.
izin verseydi Allah
Âlemler inerdi yere
oysa emir yalnız cebrail’e
ve yalnız cebrail iner yere
kalk ya rasulallah
semada melekler seni bekler
taif’te taşlanan yüzüne hasret
alaya alınan sözüne hasret
seni bekler melekler.
yer yüzünde vefa yok mu?
seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.
sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?
davetini hafife mı aldılar?
üzülme ve aç gözlerini
öteler bekliyor seni
bu gece kainat adını anacak,
aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.
burak, senin için uçacak.
aç gözlerini ya habiballah
bu gecenin adına isra diyecek Allah.
ey yedi kat sema aç kapılarını,
ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere
deki hazreti adem’e;
cennetin kapısına adı yazılan
isminin hatrına af istediğin
salih oğul geliyor.
söyle isa’ya:
kuytu köşelerde
havarilerinle Allah’a sığınırken,
bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın
ve insanlığa gelişini müjdelediğin
ahmet geliyor.
yusuf’a, idris’e, harun’a söyle
musa’ya deki:
vasıflarına hayran olup da
ümmetinden olmak istediğin
salih kardeş geliyor.
müjde ver ibrahim peygamber’e:
dua dua yalvarıp
gelmesini istediğin oğul geliyor
aç kapılarını ey yedi kat sema
bu gelen muhammed mustafa
cebrail yol gösterir
ve yürür sultanlar sultanı
bu nasıl bir yürüyüştür.
bu nasıl bir eda?
inci inci ter mübarek alınlarında
baştan ayağa edep var
attığı her adımda.
sultanım,
cennetler gösterilirken o gece
ümmetini hayal ettin mi cennette?
cehennemin alevleri selamlarken seni,
gözyaşlarını gördü mü cebrail?
ümmetim dedin mi?
sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok
tahiyyat duası haber verdi bize
sen bizi hiçbir yerde
hiçbir zaman unutmadın
inşallah biz de seni unutanlardan olmayız.
Allah seni unutturmasın bize.
bir söz sultanının dediği gibi
eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme
ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu
talaal bedru aleyna diyeceğiz.
miraç gecesi
yürüdü rasulullah
cebrail önde
bir gece yürüyüşüyle
yürüdüler… yükseldiler.
yükseldikçe yükseldiler.
cebrail durdu birden,
ya rasulallah, benimle buraya kadar.
efendimiz niçin diye sordu
burası sidre-i münteha’dır
bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.
Allah rasulu, sordular:
nasıl gidilir sidre-i münteha’da?
cibril-i emin cevap verdi:
aşkla!
aşkla gidilir ya rasulallah
aşkla gidilir ya habiballah
aşkla gidilir ya nebiyyallah
yürü sultanım yol senindir!
aşk vadisinde mühür senin.
söz senindir hal senindir.
muhabbetin adı sensin.
varlıkların tadı sensin
yürü ve selamını ilet
gözü yaşlı ümmetinin
sensiz bunca yetimin
ilet selamını
ahir zamanın ahını
yüceler yücesine ilet
sultanım
sen dönerken miraçtan
ilahi hediyelerle
bizim için miraç olan
beş vakit namazla,
bakara suresinin son iki ayetiyle
ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle
dönerken sen miraçtan
biz ahir zamandan
ebu bekir edasıyla bakıyoruz sana
“o söylediyse doğrudur”
rasulullah söylediyse doğrudur.
ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor
kainatin kalbini:
her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah
kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp,
kendisine bir takım ayetler gösterelim diye
etrafını mübarek kıldığımız
mescid-i aksa’ya götürdü.
çünkü, işiten ve bilen odur.
şimdi açın gözlerinizi
ve mîrâc’a hazırlanın…
devamını gör...
peygamber efendimiz buyurmuşlar ki:

recep ayında bir gece vardır ki, bir kimse o gün*) oruç tutsa,gecesinde*) namaz kılsa,ibadet etse, bir senenin bütün günlerini oruç tutmuş,bütün gecelerini ibadetle geçirmiş sevabı verilir. o gün recep ayının yirmi yedinci günüdür.

bir kimse recep ayının yirmi yedinci günü oruç tutsa * Allah u teala o kimseye atmı ay oruç tutmuş sevabı yazar.

özetle: yarın oruç tutabilenler tutsunlar derim ben. hayırlı kandiller.
devamını gör...
bu yıl da bugüne denk gelen kutlu bir kandil. tabi bugün de her zaman olduğu gibi +sevap point peşinde koşan naylon müslümanlara, iman ölçerle gezen kaba softa ham yobazlara lanet okuyacağız. islama yakışmıhttp://yorsunuz.net
devamını gör...
recep ayındaki iki kandilden biri. mirac uruc =>yükselme yükseliş gibi bir kökten gelir (mücerret sülasi için: ayın,ra,cim) efendimiz hz. muhammed mustafa, (sav) Allah'ın emri ile evvela mescid-i aksa'ya oradan da Allaha uruc eder. Allah da namazla nimetlendirir rasulünü ve ümmetini.
devamını gör...
umarım bu güzel gecenin büyüsünü bozacak müslümanların huzur ve sabrını kaçıracak bir takım gösterilere şahit olmayız. rahman herkesin göğsünü rahmetiyle doldursun inşallah.
devamını gör...
miraç, peygamber efendimizin bir gece mescid-i harâm’dan mescid-i aksâ’ya, oradan da yüce Allah’ın huzuruna vardığı, içerisinde pek çok hikmet ve sırların bulunduğu mübarek bir yolculuğun adıdır. mirac gecesinin recep ayının 27.gecesi gerçekleştiği sanılmaktadır.

bütün islam aleminin kandili mübarek olsun.
devamını gör...
--- alıntı ---

bütün evliyanın sultanı olan resul-i ekrem aleyhissalâtü vesselâm, değil yalnız kalbi ve ruhuyla, belki hem cismiyle, hem havassıyla, hem letâifiyle, kırk seneye mukabil kırk dakikada, velâyetinin keramet-i kübrâsı olan miracı ile bir cadde-i kübrâ açarak hakaik-i imaniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş, mirac merdiveniyle arşa çıkmış, kab-ı kavseyn makamında, hakaik-i imaniyenin en büyüğü olan iman-ı billâh ve iman-ı bil'âhireti aynelyakin, gözüyle müşahede etmiş, cennete girmiş, saadet-i ebediyeyi görmüş, o miracın kapısıyla açtığı cadde-i kübrâyı açık bırakmış. bütün evliya-yı ümmeti seyr ü sülûk ile, derecelerine göre, ruhanî ve kalbî bir tarzda o miracın gölgesi içinde gidiyorlar.

--- alıntı ---
devamını gör...
"kur'an isra olayını anlatır! miraç ise rivayetlerle inanç haline gelmiştir!"[prof. dr. israfil balcı]


isra olayına iman ederiz ama miraç yahudi uydurmasıdır! [ercümend özkan]


kur'an'da miraç yoktur, isra vardır! [prof. dr. caner taslaman]


peygamber göklere yükseldi mi! [prof. dr. şaban ali düzgün]


miraç olayı isra 93. ayet ile çelişir mi? [prof. dr. abdülaziz bayındır]

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar