mistik cemaat veya tarikat oluşturma taktikleri

mistik cemaat oluşturma taktikleri
insanları aldatmanın, onların inançlarını ve duygularını sömürmenin, güç ve itibar kazanmanın çeşitli yolları vardır. ancak din istismarcıları ve baronları, genellikle tarih boyunca da günümüzde de benzer yolları izlemişlerdir. bunlar;
1)önce din büyüğü sayılan bir kişiye olağanüstü bazı özellikler yakıştırılır. böylece insanlar onun etrafında daha kolay toplanırlar.
2)sonra onun Allah’a çok yakın olduğuna vurgu yapılarak onun aracı ve kurtarıcı olması sağlanır.
3)daha sonra yazdığı kitapları, Allah’ın ilhamıyla yazdığı iddia edilir.
4)en sonunda, o cemaate girmeyenin kurtuluşa ermeyeceğine vurgu yapılır. böylece ayrı adı, ayrı önderi ve ayrı kitabı olan ayrı bir cemaat ortaya çıkar. bu amaçla önderleri farklı giyinir, farklı konuşur ve farklı davranır. aklını kullanan herkes, bunun bir oyun olduğunu anlar. ancak bazıları arzularını ve duygularını okşadığı için bu durumdan etkilenir ve bu tuzağa düşerler. gözleri büyülendiği için orada gördükleri pek çok olayı keramet sayarlar. bir kabile kültürü veya suç çetesi gibi birbirlerine kenetlenirler. yoğun hurafe bombardımanı ve hayali hikâyeler bunu güçlendirir. buraya katılanlar orada olmanın bazı faydalarını görebilirler. onları birbirine bağlayan şey zamanla menfaat ilişkisine döner. aralarında akıl ve mantık temelinden yoksun bir sevgi ve dostluk bağı oluşur. (bayındır, aracılık ve şirk)


mistiklerin savlari
mistik akımlar Allah konusunda panteist bir yaklaşımı benimsemişlerdir. panteizme göre tanrı’nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. bu anlayışa göre Allah her şeydir ve her şey Allah’tır. panteistler evrende var olan her şeyin (canlı ve cansız tüm varlıkların, fizik kanunlarının) aslında bir bütün olarak tanrı’yı oluşturduğunu iddia ederler. insanın da Allah’ın bir parçası olduğunu kabul ederler. mistik anlayış Allah, evren ve insan ayrımı yapmaz. böyle bir ayrımın göz ve akıl yanılsaması olduğuna inanır. bunun sonucu olarak, onlara göre tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da söz edilemez. yaratan ile yaratılan ayrımı yoktur. doğayla tanrı bir ve aynı şeydir. ezoterik felsefeye göre tanrı yaradan değil, var olandır ve evrenin tümüdür. varlık, o’ndan var olmuştur, o’ndan çıkmıştır(sudûr). her varlık o’ndan bir parçadır. parçalar bir bütün hainde tanrı’nın kendisidir. evrende görülen şeylerden başka bir tanrı yoktur. tanrı, evrendeki bütün varlıkların toplamıdır. evrenin başlangıcı ve sonu yoktur. tanrı, evren ve insan aynıdır. evren, makrokozmoz, insan mikrokozmozdur. o’na dönüş ancak tekamül, tenasüh, ruh göçü, reenkarnasyonla olur.
panteizmi ilahi kitapları esas alan tüm dinler reddeder. ancak antikçağ grek stoacıları, yeni platoncular ve doğunun vahdet-i vücut anlayışı, yahudilerin kabalası gibi anlayışlar panteizmi açıktan veya örtülü biçimde savunmaktadırlar. çağımızda ruhçuluğu(spiritualizm) savunan ‘new age’ akımı da benzer temaları işlemektedir.
43zuhruf/15-“buna rağmen insanlar, Allah’ın kullarından bir kısmını o’nun bir parçası saydılar. gerçekten de insan apaçık bir nankördür.”
panteizm(evreni Allah gibi görmek), arapça’da ‘varlığın birliği’ anlamına gelen ‘vahdet-i vücut’ anlayışıyla örtülü bir biçimde ifade edilirken, ‘fiziki evrenin birliği’ anlamına gelen ‘vahdet-i mevcut’ anlayışıyla açıkça evrenin tanrı oluşu, doğa ve içindekilerin tanrı olduğu kastedilmektedir. panteizm, sonuç olarak ateizmden çok farklı bir kapıya çıkmamaktadır. panteizmde tanrı evren olarak görülürken, vahdet-i vücut anlayışında evrenin tanrı, tanrı’nın bir parçası veya tanrı’nın bir yansıması olduğuna inanılır. tanrı yaratmış, kendisini evren olarak sunmuştur.
gizemcilik ve mistisizm bir mitostur. gizi ve mitolojiyi kutsar. aklın bulgularına değer vermez ve akılcı davranışı küçümser. mistisizm(gizemcilik) ve ateizm, tanrı ve değerler konusunda benzer temaları savunur ve birbirlerinin değirmenine su taşırlar. ilahi kitaplar(kur’an, tevrat, zebur ve incil), tanrı konusunda varlık problemiyle (ontolojik) ilgilenmez. ilahi kitapların ele aldığı konular ve vurguladıkları noktalar, Allah’ın varlığıyla ilgili değildir. hiçbir peygamber Allah’ın varlığını anlatma gibi bir görev üstlenmemiştir. ilahi kitaplar peygamberlere, “allah’ın var olduğunu anlatın veya Allah’ın var olduğunu ispatlayın” gibi bir görev yüklememiştir. kısaca Allah’ın varlığı konusu ne ilahi kitabın ne de peygamberin ilgi alanına girmemektedir. onlar ahlaki değerler, insanları alçaltan ve değerli kılan (örneğin kula kulluk etmeme gibi) nedenler üzerinde durmuşlardır. sözgelimi cana kıymayın, çalmayın, haksızlık yapmayın, aldatmayın, dürüst ve adil olun, zayıfı, yoksulu ve hastayı gözetin, kendinizi ve muhataplarınızı küçük düşürmeyin gibi. namaz, türbelerden medet beklemek yerine Allah’tan daha düzenli ve disiplinli bir şekilde yardım istemek ve Allah’ın bizlere sunduğu güzelliklerle o’nu unutmamak ve o’na teşekkür etmek için var… zekât paylaşmak için var… oruç, yoksullarla empati kurmak ve iç disiplinli bir yaşam için var… bu amaçla peygamberler tarafından sık sık dini buyrukları belirleyenin yalnızca Allah ve ilahi kitap olduğu vurgulanır ki insanların özgürlüğü birileri tarafından din adına kısıtlanmasın. yine o peygamberler sınırsız güç sahibinin yalnızca Allah olduğunu vurgulamışlardır ki insanlar birilerine boyun eğip de kendilerini küçük düşürmesinler.
11hud/1-2-“(bu) ilahi bir kitaptır ki, ayetleri her şeyden bütünüyle haberdar olan hikmet sahibi (allah) tarafından kendi içlerinde açık ve anlaşılır kılınmış, birbirleriyle açıklanmış ve ayrıca birbirleriyle bağlantılı olarak etraflı biçimde dile getirilmiştir ki, Allahtan başkasına kulluk etmeyesiniz. (ey peygamber, de ki:) “bakın ben size onun tarafından bir uyarıcı ve müjdeleyici (olarak) görevlendirildim:”
diğer bir ifadeyle Allah’ın ilahi kitabının veya peygamberin gündeminde insani ve ahlaki değerler vardır. müslüman; Allah, ilahi kitap ve peygamber deyince insani ve ahlaki değerleri anlar. ne var ki mistik ve ateist tiplemeler, konuyu tanrı’nın varlığına getirirler. ateist, “tanrı var mıdır? zannetmiyorum. varsa neden?” diye başlar sorularına. mistik, “tanrı vardır, ama tanrı kimdir, benden başkası mıdır, evrenden ve evrenin içindekilerden başka tanrı var mıdır? ben birebir tanrı olmasam bile bende de tanrılık özelliği veya tanrı’dan parça vardır” demeye getirir. dikkat edilirse ateistin de mistiğin de gündeminde insani ve ahlaki değerler yoktur. “tanrı ya yoktur veya varsa tanrı benim” gibi. oysa gündem tanrı’ya karşı çıkış ise bu durumda o’nun bildirdiği değerleri konuşmak gerekmez mi? ya hiç konuşmazlar veya ikincil sorun olarak gündeme getirirler. iki grup da tanrı’nın bildirdiği değerlerle ilgilenmezler. biri tanrı’ya inanmadığı için konuyla da ilgilenmez, diğeri ise o zaten tanrı olduğu için kendisi için artık bu kuralların geçerli olmadığını sabuklar. ne de olsa ‘ermiş’, ‘aşmış’, ‘olmuş’tur. kısaca insanlığını tamamlamış, insanlıktan çıkmış ve tanrılığa soyunmuştur.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar