molla hüsrev

molla hüsrev
--------------------------------------------------------------------------------
muallimlik için kazaskerlik mâkamını terkeden veli molla hüsrev hazretleri

feramerz bir fransız subayıdır. türklerle nerede ve ne zaman tanışır bilemeyiz ama ecdadımıza hayran olur. nitekim kendi rızası ile islâmâ’ı seçer ve feramuz adını alır. o devir fransaâ’sında müslüman olmak zor, müslümanca yaşamak daha zordur. mübârek kalkar anadoluâ’ya gelir ve sivas, tokat civarında bir kuytuya yerleşir. oğluna âlemlere rahmet olarak gönderilen efendimizin adını koyar. kızını osmanlı emirlerinden hüsrev beyâ’e verir.

feramuz bey vefat edince, oğlu muhammed ablasının yanına sığınır. eniştesi bu çocuğun müthiş zekasına hayran kalır. tahsili için ne gerekiyorsa yapar. â“yeter ki sen oku┠der, â“gerisini düşünme!┠küçük çocuk bu teveccühün altında kalmaz, gecesini gündüzüne katar, akranlarına fark atar. nitekim molla olur. hem eniştesinin adıyla anılan bir molla. â“molla hüsrev!â”

genç kadıasker
bakın şu osmanlının güzelliğine, eğer bir kimse ehil ise önü açılır. devlet kademelerine ışık hızıyla tırmanır. nitekim molla hüsrev genç yaşta müderris olur. önce edirne åžahmelik, sonra çelebi medreseleri ondan sorulur. ikinci murat han ondaki cevheri farkeder. devlet hizmetinde saçını sakalını ağartmış onca yaşlı dururken, tutar kadıasker yapar.

günler geçer... murat han, oğlu mehmedâ’i (fatihâ’i) manisaâ’ya yollamaya niyetlenir. åžimdi ona hem babalık, hem hocalık yapacak birilerini arar. ancak bu kabına sığmayan hırçın çocuk ulemanın korkulu rüyasıdır. inanın bir mektep dolusu talebeyle uğraşmak daha kolaydır. çoğu bir bahane bulur, geri durur. gelgelelim molla hüsrev bu işe gönüllü talip olur. onu yetiştirmeyi çok arzular, hem de getirildiği muhteşem makamı terk edecek kadar.

nitekim genç müderris ile hırçın şehzade arasında tarifi zor bir muhabbet başlar. tabiri caizse abi, kardeş olurlar. molla hüsrev onun ufkunu açar. kendini aşmayı, büyük düşünmeyi öğretir. zaman zaman spil dağıâ’nın sarp yamaçlarında oturur hâyâl kurarlar. karadan gemi yürütür, haliçâ’e köprüler atarlar. sonra minare yüksekliğinde kuleler ve devasa toplar düşünürler. hani manda iriliğinde gülle atan koca toplar...

onlar sadece istanbulâ’un değil, romaâ’nın fethini planlar, buruşuk kağıtlar üstüne viyanaâ’yı, parisâ’i karalarlar. belki çizgiler çerden çöptendir, ama zafere inançları tamdır, sütun gibi.

aradan yıllar geçer. fatih hayallerinin bir kısmını gerçekleştirir (mesela istanbulâ’u alır) molla hüsrev ise bursa medreselerinde yeni fatihler yetiştirir.
genç padişah hocasını hiç unutmaz. unutamaz! fırsatını bulduğu an, bir ilim adamının gelebileceği son noktayı gösterir ona. åžeyh-ül islâm yapar. molla hüsrev tam 20 yıl bu makamda kalır ve kelimenin tam manası ile vazifesinin hakkını verir. fatihâ’in ifadesiyle, â“zamanın ebã» hanifesiâ”dir.

o ne sohbettir öyle!
molla hüsrevâ’in bakılmaya doyulmayan asil bir siması vardır. duyguludur, merhametlidir, insana kıymet verir. sade ve temiz giyinir. diğer devlet adamlarının aksine küçük ve basit bir sarık sarar. talebeleri onu öylesine severler ki, seher vakti kapısında birikirler. etrafında halka olup medreseye götürürler, gece yarısı yine eşikte toplanır, getirirler evine. zira yolda geçen her an yeni bir şeyler öğrenirler.

molla hüsrev hazretlerine tahsis edilen konakta elbette aşçılar, seyisler, hademeler vardır. ancak o, hiçbirini kendi hizmetinde kullanmaz. odasını elceğizi ile süpürür, camlarını kendi siler. esvaplarını yıkar, lambasını yakar. mübarek gündüzleri ilim anlatır, geceleri ilim yazar. ki her biri ömre bedel onlarca kitabın sahibidir.

sultanlara lala olmak...
ona göre alimler lala olmalı ve lala yetiştirmelidirler. sultana hakkı, hakikati, eğriyi, doğruyu gösterebilmenin tek yolu budur. nitekim kendileri fatihâ’e iyi bir lala olur ve gelecek nesiller için mükemmel lalalar yetiştirirler. meselâ bâyezidâ’e, yavuzâ’a ve kanuniâ’ye istikamet çizen zembilli ali cemali efendi bunlardan biridir.

molla hüsrev, bursa'da (emir sultan yakınlarında) kendi yaptırdığı medresenin bahçesinde medfundur.

http://www.biyografi.net/ki...
devamını gör...
molla hüsrev. (ö. 885/1480)

osmanlı âlimi ve müftüsü.

asıl adı mehmed’dir. biyografisini veren taşköprizâde babasını “ümerâ-i ferâsiha”dan “rûmiyyü’l-asl” ferâmurz diye kaydeder. bu ifadelerden babasının, rum vilâyeti şeklinde anılan sivas-tokat bölgesinde bulunan ve bir türkmen boyu olan varsak kabilesi beylerinden olduğu anlaşılır. ancak taşköprizâde’nin ifadesi eserini tercüme edip ona zeyil yazan mecdî tarafından yanlış anlaşılmıştır. mecdî, taşköprizâde’nin ümerâ-i ferâsiha terkibini “ümerâ-i françe” şekline çevirmiş ve buna ferâmurz’un mühtedi olduğu bilgisini eklemiştir. hoca sâdeddin efendi ise rûmiyyü’l-asl tabirini rum asıllı şeklinde yorumlamıştır. daha sonraki kaynaklar ve araştırmalar bu yanlış bilgilerden hareketle onun rum veya frenk asıllı olduğunu belirtmiştir. halbuki molla hüsrev’in dürerü’l-ĥükkâm adlı eserinin sonunda verdiği künye dedesinin adının ali olduğunu göstermekte ve aynı künyeye 843 (1439) yılı başlarına ait bir satış belgesinde mehmed b. ferâmurz b. hoca ali olarak rastlanmaktadır (gökbilgin, s. 172). yine taşköprizâde miftâĥu’s-sa`âde’de dedesinin isminin ali olduğunu kaydetmiş (ıı, 171) ve çağdaşı olan sehâvî de onun adını mehmed b. ferâmurz b. ali muhyiddin hüsrevî şeklinde zikretmiştir (eđ-đavǿü’l-lâmi`, vııı, 279). bazı araştırmalarda kürd nisbesiyle anılması ise mecdî’nin şekāik tercümesi ve zeylinin basılmış nüshasının kenarına eklenen (s. 135), “mevlânâ hüsrev’in babası ferâmurz ekrâddan varsak vilâyetinde sivas ile tokat ortasında tavattun ve temekkün edip ...” notuna dayanır. bu ifadenin türkmen boyu olan varsaklar’ın yanlış tanımlanmasından kaynaklandığı açıktır. molla hüsrev’in biyografisi hakkındaki bazı yanıltıcı bilgilerin ayıklanması neticesinde onun aslının amasya-tokat-sivas bölgesindeki varsaklar’a dayandığı ve babasının zâviyesinin bulunduğu sivas-tokat arasındaki köyde doğduğu anlaşılmaktadır. bu köy bir kısım kaynaklarda yozgat-yerköy civarındaki karkın olarak gösterilmiştir.

taşköprizâde’nin verdiği bilgiye göre molla hüsrev’in babası ferâmurz (ferâmuz, ferâmerz) vefat edince küçük yaştaki mehmed’i eniştesi hüsrev bey himayesine almış, bu sebeple ona önceleri “hüsrev kaynı” lakabı takılmış, daha sonra doğrudan eniştesinin adıyla hüsrev olarak anılmaya başlanmıştır (eş-şeķāǿiķ, s. 116). ilk eğitimini rum vilâyetinde aldığı anlaşılan molla hüsrev muhtemelen eniştesinin himayesi altında tahsilini ilerletti. bursa’da molla fenârî’nin oğlu bursa kadısı yûsuf bâlî’den icâzet aldı. ayrıca edirne’de sa‘deddin et-teftâzânî’nin öğrencilerinden burhâneddin haydar herevî ile molla yegân ve şeyh hamza gibi osmanlı âlimlerinden okudu. ilk resmî görevine edirne’de şah melek medresesi müderrisi olarak başladı. 839’da (1435-36) aynı şehirde bulunan çelebi (halebiyye) medresesi müderrisliğinin de kendisine verildiği kaydedilmektedir. ıı. murad’ın, saltanatı oğlu mehmed’e terketmesi sırasında (848/1444) kazaskerliğe getirildi. bu esnada müderris mi yoksa kadı mı olduğu konusunda açıklık yoktur. muhtemelen ıı. murad’ın yeniden tahta cülûsunun (850/1446) ardından bu görevden ayrıldı ve edirne kadısı oldu. nitekim 851-854 (1447-1450) yıllarında edirne kadısı sıfatıyla bazı hüccetleri tasdik ettiği görülmektedir (gökbilgin, s. 266, 279). bu bilgiler göz önüne alındığında biyografisini veren kaynakların aksine onun ıı. mehmed’le birlikte manisa’ya dönmeyip edirne’de kaldığı söylenebilir.

sultan mehmed’in ikinci defa tahta çıkışından sonra molla hüsrev’in durumunun ne olduğu belli değildir. muhtemelen o sırada kadılık görevinden ayrılmış ve kendisine bir tahsisat bağlanmıştı. onun istanbul’un fethi sırasında ıı. mehmed’i destekleyen grupta yer aldığı bilinmektedir. fethin ardından istanbul’un ilk kadısı hızır bey’in vefatı üzerine (863/1459) istanbul kadılığına getirilen molla hüsrev’e ayrıca galata ve üsküdar kadılıkları ile ayasofya medresesi müderrisliği de verilmiştir.

kaynaklardaki bilgilere göre 877 (1472-73) yılında molla hüsrev, bir düğün cemiyetinde dönemin âlimlerinden molla gürânî’ye padişahın sağında, kendisine solunda yer verilmesini ilmî derecesine uygun bulmadığından istanbul’u terkedip bursa’ya gitti. bursa’da emîr sultan’a yakın zeyniler semtinde bir arsa satın alarak hüsrev medresesi adıyla anılan medresesini yaptırdı. bu medrese vakfiyesine göre başlangıçta yirmili medrese olarak kurulmuş, 1000 (1591-92) yılında kırklı, 1004 (1595-96) yılında ellili medrese pâyesine çıkarılmıştır (baltacı, s. 314). fâtih sultan mehmed, molla hüsrev’i tekrar istanbul’a davet etti ve muhtemelen 878’den (1473-74) biraz sonra onu istanbul müftülüğüne getirdi. molla hüsrev vefat tarihi olan 885 (1480) yılına kadar bu makamda kaldı. cenazesi bursa’ya götürülerek hüsrev medresesi’nin hazîresine defnedildi. kaynaklarda molla hüsrev’in celâleddin adında bir oğlu ile hüsrevzâde lakabıyla meşhur mustafa efendi adında bir torunu olduğu belirtilmektedir.

molla hüsrev’in maddî imkânları epeyce iyi olmasına rağmen mütevazi bir hayat yaşadığı, vakur, hayır sever ve dindarane tavırları sebebiyle halk nazarında büyük bir saygı ve itibara sahip olduğu kaydedilir. kadılık görevini gönülsüz kabul ettiğini söyleyen molla hüsrev, bir yandan boşuna zaman harcamasına yol açan böyle bir işle imtihan edilmesi yüzünden hayıflanırken öte yandan hukuk tatbikatının içine girmenin onu bu sahada ihtiyaç duyulan bir metin (ġurerü’l-aĥkâm) kaleme almaya yönelttiğini, dolayısıyla bunun kendisi için hayırlı bir imtihan olduğunu belirtir. yine kendi açıklamasına göre bu metni tamamlamak üzereyken kadılık görevinden kurtulmuş ve peş peşe gelen bu iki nimet vesilesiyle şükranda bulunmak için onu şerhetmeye koyulmuştur (dürerü’l-ĥükkâm, ı, 3).

fâtih sultan mehmed’in kendi adıyla anılan cami etrafında yaptırdığı sahn-ı semân medreselerinin programını padişah başta olmak üzere vezîriâzam mahmud paşa, molla hüsrev ve ali kuşçu birlikte hazırlamışlardır (atay, s. 79). bu sebeple molla hüsrev, osmanlı ilmiye teşkilâtının kuruluş ve işleyişinde önemli katkıları bulunan kişilerden biridir.

kaynaklarda, fâtih sultan mehmed’in molla hüsrev’e karşı büyük saygı ve sevgi beslediği ve onun için, “zamanın ebû hanîfe’sidir” dediği rivayet edilir. osmanlı hukuk tarihinin en önemli simalarından olan ve padişahın huzurunda yapılan ilmî tartışmalarda reîsülulemâ sıfatıyla hakemlik yapan molla hüsrev başta fıkıh ve usûl-i fıkıh olmak üzere tefsir, arap dili ve edebiyatı, şiir ve hat sanatı gibi alanlarda eser vermiştir. fıkıh usulüne dair mirǿâtü’l-uśûl’ü ve dürerü’l-ĥükkâm adlı fıkıh kitabı ile bunların bazı şerh ve hâşiyeleri osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur (uzunçarşılı, ilmiye teşkilâtı, s. 22). ayrıca dürerü’l-ĥükkâm osmanlı döneminde şer‘î hukuk sahasında hâkimlerin ihtilâfları çözerken başvurdukları yarı resmî bir hukuk kaynağı işlevi görmüştür (akgündüz, ı, 6, 45). yetiştirdiği öğrenciler arasında zenbilli ali cemâlî efendi, fenârî hasan çelebi, molla hasan samsûnî, yûsuf b. cüneyd et-tokadî ve molla muhyiddin mehmed manisalıoğlu gibi âlimler bulunmaktadır. bursa’daki medresesinden başka istanbul’da şehzadebaşı’nda kendi adına bir cami yaptırmıştır.

eserleri. 1. mirķātü’l-vüśûl ilâ `ilmi’l-uśûl. bizzat müellif tarafından mirǿâtü’l-uśûl fî şerĥi mirķāti’l-vüśûl adıyla şerhedilmiştir (istanbul 1262, 1296, 1308 r., 1321, 1967, 1983; bk. mir’âtü’l-usûl). 2. dürerü’l-ĥükkâm fî şerĥi ġureri’l-aĥkâm. müellifin kaleme aldığı ġurerü’l-aĥkâm’ın şerhidir (ı-ıı, istanbul 1310, 1317, 1319, 1329; kahire 1294, 1297; bk. dürerü’l-hükkâm). 3. ĥâşiye `ale’t-telvîĥ. sadrüşşerîa’nın fıkıh usulüne dair et-tavżîĥ’i üzerine teftâzânî’nin yazdığı et-telvîĥ isimli hâşiyesine yapılan ilâvelerden ibarettir (ı-ıı, istanbul 1284; ı-ıı, mısır 1322). 4. ĥâşiye `alâ envâri’t-tenzîl li’l-beyżâvî. bakara sûresinin 142. âyetine kadar yapılmış bir hâşiye olup muhammed b. abdülmelik el-bağdâdî eseri bakara sûresinin sonuna kadar tamamlamıştır (süleymaniye ktp., yenicami, nr. 131/3; millet ktp., feyzullah efendi, nr. 114, 115; köprülü ktp., mehmed âsım bey, nr. 17; nuruosmaniye ktp., nr. 72, 146, 487). 5. ĥâşiye `alâ ĥâşiyeti’l-muħtaśar li’s-seyyid şerîf. ibnü’l-hâcib’in muħtaśarü’l-müntehâ adlı fıkıh usulüne dair eseri için seyyid şerîf el-cürcânî’nin kaleme aldığı hâşiyenin özellikle mukaddime kısmı üzerine bir hâşiyedir (süleymaniye ktp., cârullah efendi, nr. 471; hamidiye, nr. 424; damad ibrâhim paşa, nr. 229, 453). 6. şerĥu uśûli’l-pezdevî (beyazıt devlet ktp., veliyyüddin efendi, nr. 1141). 7. risâle fi’l-velâ. risâletü’l-velâ (risâle fî baĥŝi men tevellede min ĥürreti’l-aśl ve’l-`ıŧķ) adıyla da anılan eser molla hüsrev’in kölelik hukukuna dair önemli bir çalışmasıdır. birçok âlimin sert tenkitlerine mâruz olan risâle osmanlı hukukçuları arasında tartışmalara yol açmıştır (süleymaniye ktp., süleymaniye, nr. 1051, şehid ali paşa, nr. 2755, 2795/4; nuruosmaniye ktp., nr. 596, 1563/2). eser aleyhine hızır şah menteşevî (süleymaniye ktp., şehid ali paşa, nr. 2755/24), molla gürânî (süleymaniye ktp., şehid ali paşa, nr. 946, vr. 20-27), kemalpaşazâde (süleymaniye ktp., fâtih, nr. 5366) ve ganîzâde mehmed nâdirî (süleymaniye ktp., esad efendi, nr. 682) reddiyeler yazmışlardır. molla hüsrev bunlardan özellikle molla gürânî’nin risâlesine ecvibe `alâ molla gürânî (süleymaniye ktp., süleymaniye, nr. 1051), risâle fî cevâbi reddi mâ fî risâleti’l-gürânî (konya bölge yazma eserler ktp., nr. 226) ve risâle fî taĥķīķi mesâǿili’l-velâ redden `ale’l-gürânî (nuruosmaniye ktp., nr. 4909) adlarıyla anılan bir risâle ile cevap vermiştir. 8. naķdü’l-efkâr fî reddi’l-enžâr (süleymaniye ktp., giresun, nr. 92; kayseri râşid efendi ktp., râşid efendi, nr. 309). ecvibe `alâ esǿileti `alâǿiddîn er-rûmî (süleymaniye ktp., giresun, nr. 92; esad efendi, nr. 91/24), ecvibe fi’l-muĥâkeme beyne esǿile `alâǿiddîn er-rûmî (süleymaniye ktp., giresun yazmaları, nr. 3564) ve ecvibe `an suǿâlâti `ali er-rûmî (iü ktp., ay, nr. 2613) isimleriyle de bilinen eser, ali b. mûsâ er-rûmî’nin (ö. 841/1437) çeşitli ilimler ve eserler hakkında ileri sürdüğü görüşlerle ortaya atılan sorulara verilen cevapları içermektedir. 9. ĥâşiye `ale’l-muŧavvel. teftâzânî’nin eseri üzerine yazılmış bir hâşiyedir (millet ktp., feyzullah efendi, nr. 1791, 1792; nuruosmaniye ktp., nr. 4411; koca râgıb paşa ktp., nr. 1232, 1233). 10. vasiyetnâme. molla hüsrev, türkçe kaleme aldığı vasiyetnâmesinde ölümünün ardından defnedilinceye kadar yapılmasını istediği işlemleri anlatmaktadır (süleymaniye ktp., lâleli, nr. 905/2, pertev paşa, nr. 621/16; beyazıt devlet ktp., veliyyüddin efendi, nr. 3248). 11. esâsü’l-iķtibâs tercümesi (iü ktp., ay, nr. 13). nasîrüddîn-i tûsî’ye ait eserin arapça çevirisi olup fâtih sultan mehmed’e takdim edilmiştir.

bunların dışında kütüphane kataloglarında molla hüsrev adına kayıtlı olan eserlerden bazıları şunlardır: el-cevheretü’l-münîfe fî şerĥi vaśıyyeti ebî ĥanîfe (nuruosmaniye ktp., nr. 2155); erba`a ve ħamsûne farîża (antalya elmalı halk ktp., nr. 2788); el-fuśûlü’l-mühimme fî teǿlîfi’l-ümme (dib ktp., nr. 3955); ĥâşiye `ale’l-ħayâlî (samsun gazi ktp., nr. 351); ĥâşiye `alâ ŧavâli’l-envâr (manisa il halk ktp., nr. 864/2); kelâm müte`allaķ bi’t-tesmiye fî evâǿili’s-süver (köprülü ktp., ahmed paşa, nr. 329); risâle fî esrâri’l-fâtiĥa (beyazıt devlet ktp., bayezid, nr. 5999); risâle fî i`râbi “elîf lâm mîm źâlike’l-kitâb” (köprülü ktp., fâzıl ahmed paşa, nr. 1602); risâle ma`mûle `alâ sûreti’l-en`âm (köprülü ktp., fâzıl ahmed paşa, nr. 1609); risâle fî tefsîri ķavlihî te`âlâ “lem tekün âmenet min ķablü” (süleymaniye ktp., amcazâde hüseyin paşa, nr. 451/13); şerĥ-i ķırâǿât (samsun gazi ktp., nr. 187); ħulâśatü’l-fetâva’l-bezzâziyye (köprülü ktp., fâzıl ahmed paşa, nr. 1595); kâşifetü’ş-şübühâti’l-`aleviyye (bursa eski yazma ve basma eserler ktp., hüseyin çelebi, nr. 115); risâle `alâ `aśabe-i seb`a (beyazıt devlet ktp., veliyyüddin efendi, nr. 1602); risâle fi’l-vaż` (âtıf efendi ktp., âtıf efendi, nr. 2823).

bibliyografya:

molla hüsrev, dürerü’l-ĥükkâm, istanbul 1319, ı, 3; ıı, 36, 453; âşıkpaşazâde, târih (atsız), s. 184, 236; sehâvî, eđ-đavǿü’l-lâmi`, vııı, 279; neşrî, cihannümâ (taeschner), ı, 172, 218; taşköprizâde, eş-şeķāǿiķ, s. 116-120; a.mlf., miftâĥu’s-sa`âde, beyrut 1405/1985, ıı, 171-172; mecdî, şekāik tercümesi, s. 108, 135-139, 143, 144, 149, 179, 208, 209, 220, 229, 294, 302, 343, 344; hoca sâdeddin, tâcü’t-tevârih (s.nşr. ismet parmaksızoğlu), ankara 1992, ıı, 215, 228; keşfü’ž-žunûn, ı, 91, 113, 190, 497, 747, 899; ıı, 1144, 1199-1200, 1657; leknevî, el-fevâǿidü’l-behiyye (nşr. ahmed ez-za’bî), beyrut 1418/1998, s. 302-303; ilmiyye salnâmesi, s. 328-329; sicill-i osmânî, ıı, 271-272; osmanlı müellifleri, ı, 292-293; brockelmann, gal, ıı, 226-227; suppl., ıı, 316-317; gökbilgin, edirne ve paşa livâsı, s. 172, 266, 279, 352; hediyyetü’l-`ârifîn, ıı, 211, 435, 439, 443, 458; kehhâle, mu`cemü’l-müǿellifîn, beyrut 1414/1993, ııı, 584; uzunçarşılı, osmanlı tarihi, ı, 430; ıı, 151, 656-657, 665; a.mlf., ilmiye teşkilâtı, s. 22, 176, 229-230; cahid baltacı, xv-xvı. asırlarda osmanlı medreseleri, istanbul 1976, s. 314, 474; hüseyin atay, osmanlılarda yüksek din eğitimi, istanbul 1983, s. 79; r. c. repp, the müfti of ıstanbul: a study in the development of the ottoman learned hierarcy, london 1986, s. 154-166; mehmet şener, dürer’in kaynakları, izmir 1987, s. x-xvı; ahmet akgündüz, osmanlı kanunnâmeleri ve hukukî tahlilleri, istanbul 1990, ı, 6, 45, 196; molla hüsrev mehmet efendi: 1400-1480 (ed. ahmet hulûsi köker), kayseri 1992; hasan özket, molla hüsrev ve mir’âtü’l-usûl adlı eserinin kaynakları (yüksek lisans tezi, 1992), atatürk üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü; recep cici, osmanlı dönemi islam hukuku çalışmaları: kuruluştan fatih devrinin sonuna kadar, bursa 2001, s. 196-219; franz babinger, “husrev”, ia, v/1, s. 605-606.

ferhat koca *
devamını gör...
fatih sultan mehmet dönemi fıkıh alimi. genelde dini ve felsefi tartışmalara hakemlik yapardı. en önemli eseri "durer ve gurer" diye meşhur olan fıkıh kitabıdır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar