mucize

en'am suresinde, aşağıdaki ayetlerde Allah (c.c.), kafirler için mucizenin işe yaramayacağını bildirmektedir. zaten kafirler için sorun inanmak/inanmamak değil, Allah'a hasm/rakip kesilmeleridir.

109-bir de onlar en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ediyorlar ki kendilerine bambaşka bir mucize gelseymiş, muhakkak ona inanacaklarmış. de ki: "mucizeler ancak Allah katındadır!" onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nereden bileceksiniz.

110-biz onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. önceden buna iman etmedikleri gibi bırakıveririz kendilerini azgınlıkları içinde körü körüne bocalar giderler.

111-biz onlara, dedikleri gibi melekler indirmiş olsak da ölüler kendileriyle konuşsa da bütün varlıkları karşılarında kümleler halinde toplasak da, Allah dilemedikçe iman edecek değillerdi. fakat onların çoğu bu gerçeği bilmezler.

devamını gör...
tabiri caizse Allah kendisini bir hukukla ba?lam??t?r, ki bunun da çok anlaml? bir ismi vard?r; (bkz: sünnetullah). yani Allah'?n sünneti. yani Allah'?n yapmay? kendine ho? gördü?ü, uygun gördü?ü adetleri. yani adetullah
biraz parça parça olacak, ama lütfen sab?rla takip ediniz;

adetullah, ya da sünnetullah tabirleri ayn? zamanda evren kanunlar? için de kullan?l?r. yani yerçekimi kanunu sünnetullah'd?r, yani Allah'?n sünnetidir. Allah evreni, gördüklerimizi ve göremediklerimizi adetullah dedi?imiz kurallar manzumesi ile idare ve sevk eder.

peki ya mucizeler?

mucizeler, insanlar?n evren kanunlar? ile izah edemedi?i, ola?and???, harikulade olaylard?r. mucize göstermek yaln?zca peygamberlere mahsustur. mesela hz. süleyman rüzgara oturup uzun mesafeleri çok k?sa zamanda katedebilmi?, hz. yakub'un gözleri, o?lu (hz. yusuf)'un gönderdi?i gömle?i yüzüne sürünce aç?lm??, hz. isa iyile?mez denilen kötürümleri iyile?tirmi?tir. peki bunlar adetullah' a ters hadiseler midir? Allah mucizeleri gösterirken kendi sünnetine ters mi davranm??t?r?

son zamanlarda yayg?nla?an bir kanaate göre; mucizeler ilim ile gelinebilecek en yüksek a?amalar?n birer tezahürleridir. mesela hz. süleyman'?n rüzgara oturup uzun mesafeleri çok k?sa zamanda katetmesini, bugünkü uçaklar?n rüzgara oturup uzun mesafeleri k?sa bir zaman içerisinde katetmeleri ile ayn? ?ekilde anlayabilir miyiz? ya da yine hz. süleyman'?n saba melikesi belk?s'?n taht?n? göz aç?p kapay?ncaya kadar huzura getirilmesini modern anlam?yla ???nlanma olarak izah edebilir miyiz?

bana kal?rsa mucizeler hiç bir zaman adetullah s?n?r?n?n d???nda olaylar de?illerdir. mucizeler s?n?rlar? evren kanunlar? ile çizilmi?, son derece üstün bir teknoloji, yani tan?d?k bir deyi?ler; hikmet unsurlar? bar?nd?ran olaylard?r. bunu bir örnek ile anlataca??m;

age of empires tarz? bilgisayar oyunlar?nda birçok kural vard?r, belirli ?artlar? sa?lad???n?zda belirli kazan?mlar elde edersiniz, ya da sa?lamad???n?zda kay?plar ya?ars?n?z. örne?in e?er belirli seviyede bu?day toplayamam??san?z oyunun kurallar?na göre yeni bir ev yapamazs?n?z, ya da belirli say?da ev yapamam??san?z yeni köylüler olu?turamazs?n?z, gibi.. yani orada bir hayat ilerler, ve tamam? kurallara tabidir. x'i yapmazsan?z y olmaz, ya da y olmazsa, x olmaz. t?pk? bizim hayat?m?z gibi, çal??mazsak param?z olmaz, param?z olmazsa araba alamay?z. veya bir di?er örnek; hava ?s?n?rsa su buharla??r, su buharla??rsa yukar? ç?kt?kça so?ur ve bulut haline gelir, sonra ya?mur olur ya?ar, vs. vs.. fakat bu tip oyunlarda baz? ?ifreler olur. mesela 100 adet sava?ç? olu?turmak için 10.000 birim yiyecek toplaman?z gereklidir, ama bu ?ifreyi yazd???n?zda pat diye 100 askeriniz olur, üstelik 10.000 birim yiyece?i b?rak?n 10 birim yiyece?iniz dahi yoktur. bu bir nevi oyun hilesidir. i?te mucize dedi?imiz ?eyin yap?s? biraz bu oyun hilesine benzer.

nas?l m??

e?er bu oyunun içindeki her hangi bir figür olsayd?k, bu 100 askerin birden nas?l oyuna girdi?ini anlayamayabilirdik, fakat oyuna d??ar?dan bak?ld???nda bunun ne kadar kolay bir?ey oldu?unu görebilirdik. bir ?ifre yaz?l?yor o kadar. peki bu gerçekten bu kadar kolay m?? sanm?yorum. e?er bir oyunda bir ?ifre yaz?ld???nda kurallar?n tamamen d???nda bri olay gerçekle?iyorsa bu oyunun tamamen d???nda bir durum de?ildir. bunun da alt yap?s? oyunun programlama k?sm?nda halledilmi?tir. yani ben herhangi bir oyunu aç?p "kazan?n lan!!" dedi?imde rakiplerimi yenemiyorsam, elimdeki oyunun kod plan?na hükmedemedi?im, o koddan zerrece anlamad???m ortaya ç?kar. fakat e?er ben son derece kabiliyetli bir programc? isem, ve elimdeki oyun da kodlar?n? de?i?tirmeme müsade eden aç?k kaynakl? bir oyun ise, ben girer oyunun kodlar?na uzun uzun u?ra??r ve oyun esnas?nda "yenin lan!" dedi?imde dü?manlar?m? yendirecek bir alt yap? yazarsam, yani bir ?ifre alt yap?s? olu?turur, sisteme yeni bir ?ifre yazarsam, o zaman o ?ifre çal???r. ama bunun için o oyunun alt yap?s?na hakim olmam, o oyunun anlad??? dilden konu?mam laz?m gelir. yoksa isterseniz büyük iskenderi mezar?ndan ç?kar?n, getirin ekran ba??na sabahtan ak?ama kadar ekrandaki dü?mana "da??l?n, yenilin, ölün, defolun" dese o oyuncular ona hiçbir tepki vermeyeceklerdir.

anlatmaya çal??t???m ?u, kanaatimce Allah mucizeleri yarat?rken evren kanunlar?n?n s?n?rlar? çerçevesinde yarat?yor. mesela ben tek elimle 10 kilo kald?r?yorsam, fakat benim kas yap?m?n s?n?rlar?nda tek elimle 1 tonu kald?rmak yaz?l? ise, benim elimle 1 tonu kald?rmam d??ar?dan bak?ld???nda mucize oluyor. asl?nda ben sadece Allah'?n bana verdi?i s?n?rlara ula??yorum. böylece Allah hem kullar?n? mucizeleriyle etkiliyor, hem de bizlere ö?ütler veriyor, yol gösteriyor.

belki de anlatmaya çal??t???m ?eyi ?urada daha iyi anlatm???md?r; (#2302975)



devamını gör...
kendisini görmek için çok da uzağa gidilmemesi gerekendir.
åžimdiki akıl ve anlayışımızla, birden bire dünyaya gelsek ve her şeye çocukluğumuzdan getirdiğimiz göz ve zihin alışkanlıklarımız olmadan baksak, etrafımız kafayı yedirtecek mucizelerle dolu değil midir?
açmak gerekirse;
düşünsenize, bir bakıyorsun kuru, kupkuru bir daldan rengarenk ve kokulu çiçekler çıkyor, öbüründen mis kokulu ve tatlı meyveler. nasıl yani, içinde ne var bu toprağın, nedir bu kuru dal? birer yaratıcı mı? nerden biliyorlar bunu? deniz ikiye yarılınca, ölü dirilince mucize oluyor da bunlar ne peki? bir an şu zaman ve mekanın dışına çıkınca, olaylara bu gözle bakınca, aslında kafayı yememek elde değil. belki de bu yüzden bir çocukluk dönemi yaşamak gerekiyor. yavaş yavaş, göre göre, alışa alışa büyümek gerekiyor ki kafayı yemesin insan.
bebek demişken, nedir bu mucizeyi görmemekteki ısrarımız Allah aşkına? yahu düşünsenize anne karnındaki bir damla suyun, şekillendiğini, büyüdüğünü, mükemmel hale geldiğini ve orada yaşayabildiğini. gözü, parmağı, evet evet cinsiyeti. 6. haftada atmaya başlayan kalbi. åžimdi bunların biyolojik sebeplerini anlatarak işin mucize kısmını ve dolayısıyla da Allahla olan bağlantısını örtmeye çalışacak arkadaşlara ben de şu anda yazı yazmakta oldukları sitenin teknik alt yapısını anlatır ve bunu bu hale belli planlar dahilinde getirenlerin varlığını ve çabasını ve emeğini yok sayarım.
devamını gör...
mozole mirach'ın harika şarkısı.


mucize gibi birşey bu anlamazsın , dokunamazsın
onu bazen çok ister ama çok ister ama bulamazsın
karanlıkta korktuğunda yanlızlıktan bıktığında
bu dünyadan soğuduğunda , koşsan kaçsan kurtulamazsın..
tek yol var ya da uçurumlar
dar yollar sönmez yangınlar
oyun biter gözünü açarsın
etraf göğnü figanı basarsın
hadi bana anlat bir yolunu
kaz ya da kör dipsiz kuyumu
åžimdiden hazırla ki suyunu
susuzlukta susuz kalma zor

bir rüya var sonsuza dek sürmez
bir dünya var ebediyen bitmez

yalanlar dolanlar , o sahte oyunlar
gözümde değersiz onlarca kural var
önemi yok ve de bi dönemi şok edecek kanıtım çok
elimde yazılı not var ..
eğer kafanda canlanırsa yaptığın hatalar
unutma can bedenden çıkana dek dönüş var
lakin ne zaman gelir melek borcu almaya
emanete ihanet unutma en büyük hata
zor günümde her dostum sırtı sıvazlar
zaman değişir araya girer belki fesatlar
yapılır hesaplar , eksiler artılar
belki onlar haklı biraz sende hatalar
her kusurum için bin estağfirullah
bir çok korkum var ya rab maazallah
herkez hata yapar bu dünyada
åžarkımı dinliyorsun sende bu rüyada

bir rüya var sonsuza dek sürmez
bir dünya var ebediyen bitmez
devamını gör...
müslüman bilincinde muciz/e, hasmı aciz bırakan, karşı konulması mümkün olmayan ve reddedilemeyen hakikattir.



--- alıntı ---
"İsbat-ı Nübüvvet" (peygamberliğin hak ve hakikat olduğunun isbatı) bahsinin üzerine oturduğu en önemli alan burasıdır. Bunun için Mustafa Sabri Efendi merhum, "asrın Kelam kitabı" olarak nitelendirilen Mevkıfu'l-Akl'da "mucize" meselesi üzerinde hayli geniş bir şekilde durmuş ve mucizenin inkârının nübüvvet kurumunu inkâr anlamına geleceği gerçeğinin altını kalın çizgilerle çizmiştir. O biliyordu ki, mucizeyi inkâr tavrında ısrar eden Ferid Vecdi, Hüseyin Heykel gibi isimlerin söylemleri, Efendimiz (s.a.v)'in Müslümanlığımızda tuttuğu yerin azaltılmasına, bu da adı var kendisi yok bir Müslümanlık tarzına müncer olacaktır!..

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=1017

--- alıntı ---

devamını gör...
mor ve ötesi nin bırak zaman aksın albümünden etkileyici bir şarkı. bu da sözleri:

güneş doğdu ruhuma
sustum, umudumu gördüm onda
bir şey bilsem söyliycem
seni sevdigimden başka

aptallığın bile tam bana göre
çocuksun sen de
yok yok yok
bu mutluluktan
ağlıycam şimdi
yok yok yok yok
ağlıycam şimdi, yapma

bir sözüm bin yere gider, en sonunda
gözlerime bir bak yeter

mutfakta çıplak ayak sesin
huzur mu bu, mucize arzusu
sonsuzdum ve mahvoldum
güneşli gün yalanlarıyla avundum.
devamını gör...
hz. musa'nın kızıldeniz'i geçmesiyle ilgili ntv'de yayınlanan bir haberin ne kadar tarafgir olduğunu göstermiştir. haberin sunuluşuna bakılırsa musa'nın Allah'a dua ederek denizin içinden inananlarla birlikte yol alması mucize değilmiş vs...
bilim ilerledikçe kutsal kitaplardaki anlatıların izahı da sebep sonuç bağlamında imkan kazanmakta. bu verilerin doğrulanması inananları sevindirip inanmayanları da en azından düşünmeye sevk etmeli iken basit bir ters mantıkla ya da pozitivist bir yaklaşıma hizmet etmek adına insan kendi kalesine gol atabiliyor. esasında bu yaklaşımın altında yatan ön kabule itiraz etmek istiyorum, mucize imkansız demek değildir; kutsal kitaplar hitap ettiği insanların bilgi ve kavrayış düzeyine uygun olarak -günümüzde fiziksel açıklaması yapılabilecek olayları- mucize olarak sunar ki bunu vahye muhatap kıldığı insanı hayrete düşürmek için yapar. ardından bu sunuşun çok da işe yaramadığını sonraki vahiylerde anlatır ki insan basiretin, tefekkürün, irfanın önemini bilsin de yaratılan alemi, süt veren hayvanları, güneşi, gece gündüz devinimini, inciri, zeytini düşünerek rahmanã® kudretin ne kadar içkin tezahürleri olduğunu fark etsin yani gözünü, kalbini, kulaklarını çalıştırsın.

#mucize-degilmis.html
bu arada oğuz haksever'i de günün safı ilan ediyorum, sevâbã® dinler" target="_blank">http://video.ntvmsnbc.com/m... kavramını literatüre kazandırdığı için kendisine teşekkürü bir borç biliyorum.
devamını gör...
ahmet altan'ın 14 ekim 2010 gunu taraf gazetesindeki yazısının başlığıdır.


--- alıntı ---

Bütün canlılar içlerinde bir program taşıyorlar.

Ve, o programla çoğalıyorlar.

Düşünsenize, bir damla erkek spermi minicik bir dişi yumurtasıyla buluşuyor, bütünleşiyor ve yumurtadaki programla, spermdeki program birlikte çalışmaya başlıyor.

Yeni bir canlı oluşuyor.

Beyni, akciğerleri, kalbi, midesi, pankreası, dalağı, kan damarları, elleri, kolları, ayakları, parmakları şekilleniyor.

Birkaç istisna dışında bütün insanlarda bu organlar hep aynı yerde.

Kılcal damarlar hep aynı yerlerden geçiyor.

Damarlarda dolaşan kanın miktarı, yapısı herkeste aynı.

Ama tanrı, iki damladan bir canlı inşa etme mucizesiyle yetinmiyor.

Hepsinin kılcal damarlarının dağılımı, karaciğerinin işlemesi birbirine benziyor ama hepsinin bir başka “ruhu”, bir başka zihni, bir başka karakteri oluyor.

Bedensel faaliyetleri nerdeyse tıpatıp aynı ama gene de tümüyle birbirinden farklı milyarlarca insan çıkıyor ortaya.

Tanrı, bununla da yetinmiyor.

Bütün bu insanlara birbirinden farklı parmak izleri veriyor.

Altı milyar birbirine benzemeyen parmak izi yapıyor.

Parmağınızın ucuna bakın, o küçücük yerde altı milyar farklı şekil yaratmanın ne demek olduğunu düşünmek bile, bir insanın nasıl mucizevî bir yaratık olduğunu anlamaya yeter.

Bu mucize binlerce yıldanberi tekrarlanıyor.

O kadar çok tekrarlanıyor ki biz bir “mucize” ile karşı karşıya olduğumuzu unutuyoruz.

Mucize, sıradanlaşıyor bizim gözümüzde.

Kıymetini bilmez hale geliyoruz.

Tanrı mucizelerini yaratıyor ve biz büyük bir nankörlükle o mucizeleri yok ediyoruz.

Aslında, gelişmişlik ve ilkellik, tanrının mucizesine gösterilen özende billurlaşıyor.

İnsan denen mucizenin kıymetini bilmek, gelişmişliğin en önemli işareti.

İlkellik ise, o mucizenin değerini anlamamak ve insanlara hor davranmakla gösteriyor kendini.

Bu açıdan baktığımızda, Şili’deki 33 madenciyi yedi yüz metre toprak altından kurtarmak, herhalde insanlık tarihinin en büyük “ibadetlerinden” biri.

Tanrının yarattığına gösterilen bu özen, onun mucizesine gösterilen bu saygı, insan canını kurtarmak için sarf edilen bu emek, sadece bir gelişmişliğin, insan değeri bilmenin değil, o insanları yaratan “kudrete” duyulan saygının da en büyük göstergesi.

Bilmiyorum dindarlar ne düşünür, ne der ama hangi ibadet, hangi ayin, tanrının yüceliğine, yaratıcılığına, kudretine, eserlerine daha fazla saygı gösterebilir, onu daha fazla memnun edebilir?

Bir de tersini düşünün.

İnsan canına değer vermemeyi düşünün.

İnsanlarınızın yeraltında kalmasına, binlerce ton toprağın altında ezilip yok olmasına, o mucizenin parçalanmasına göz yummayı düşünün.

Bundan daha büyük bir günah olabilir mi?

Böyle baktığınızda, Şili’de kutsal bir ibadetle insanlar kurtarılırken, en büyük günahlar bizim topraklarımızda işleniyor.

Ölmemesi mümkünken sadece aldırmazlık yüzünden ölen her insanla birlikte hepimiz büyük bir günaha girmiş, bir mucizeye ihanet etmiş olmuyor muyuz?

Tanrı, kâinatı tasarlayan, onun içindeki mucizeleri şekillendiren büyük ve eşsiz bir sanatçı gibi gözükür bana.

her gün gidip o “sanatçının” önünde eğilen, onu selamlayan, ona hürmet eden ama onun eserlerine kabaca, barbarca, aldırmazca davranan, onun mucizelerini hiçe sayan insanlar düşünün.

O “sanatçı”, mucizelerine kötü davrananları sever miydi?

Sadece “kendisine” değil “eserlerine” de saygı gösterilmesini beklemez miydi?

Dindarlar cehaletimi bağışlasınlar ama ben, dinin, sadece tanrıya değil, onun eserlerine de saygı gösterilmesi anlamına geldiğine inanıyorum.

Bir insanın canını kaybetmesine göz yummak da değil sadece, o insanın mutluluğuna engel olmak, onun haklı isteklerini yok saymak, onu acılara ve kederlere terk etmek de bana büyük bir günah gibi gözüküyor.

Her insan tanrının bir eseriyse, onun bir mucizesiyse eğer, o esere saygısızlık etmek tanrıya da saygısızlık etmek anlamına gelmez mi?

Şili’de büyük bir ibadetin gerçekleştiğine inanıyorum.

Ne yazık ki kendi ülkemde büyük günahların işlendiğini düşünüyorum.

Ve, Tanrı, cehennemini, kendisinden ziyade eserlerine hürmetsizlik edenler için yapmıştır sanıyorum.


--- alıntı ---


http://taraf.com.tr/ahmet-a...
devamını gör...
insan aklının açıklayamadığı ve Allahu tealanın iradesine bağlı olandır. ancak dünün insanın aklını aciz bırakan olaylar belki ileride insanın açıklayabileceği hale gelecek. bunu şu anda bilemiyoruz.

Allahu alem, mucizelerde sünnetullahın dışında değildir. çünkü biz biliyoruz ki Allah'ın yasalarında bir değişme olamaz. ancak onun iradesi dahilinde zamanın şartlarında bilinemeyen bazı olayların peygamberler eliyle gerçekleşebilmesi mümkün olmuştur.

tekraren ifade edelim ki, mucize Allah'ın iradesinin dışında bir olay değildir. ve onun kainata koyduğu yasalar dairesinde gerçekleşir. bizim bugün o yasaları bilmiyor oluşumuz yaşanan mucizeleri yasa dışında istisnai bir olay yapmaz.
devamını gör...
--- kur'an'ın altın ikliminde ---
nasıl ki, hz. musa zamanında sihir revaçta idi; hz. musa, elindeki âsâ ile sihrin ve sihirbazın karşısına çıktı ve onları aştı.. derken onunla sihirbazların düzeni bozuldu.. bozulmalıydı da, zira hz. musa hakkı temsil ediyordu ve hak'tan teyit görüyordu. yed-i beyzâ mucizesiyle ortalık nurlanıyor ve insanlar dalga dalga nurun etrafında halkalanıyordu.. ve derken bunlar karşısında bir gün firavun dize geldi; geldi de yobazlığa başvurmaya başladı.
(...)
hz. isa (aleyhisselâm) zamanında ise revaçta olan tıptı. tabiplik oldukça ileri bir seviyedeydi. söylendiğine göre romalılar, o gün beyin ameliyatı bile yapıyorlardı. bu, o günün insanlarına, bir bakıma ölmüş insana yeniden hayat vermek gibi harika görünüyordu. onun için hz. isa (aleyhisselâm) ruhullah olarak o günkü tıp ilminin ulaşabileceği zirvelerin çok ötesinde mucizeler gösteriyor; Allah'ın izniyle ölüleri diriltiyor, ölmüş ruhlara hayat üflediği gibi, bir kısım cansız cesetleri de Allah'ın izniyle hayata döndürüyordu.

nebiler sultanı devrinde ise, ifadelerdeki sihir, kelimelerdeki hayat mevzubahis idi. bir söz, ölmüş heyecanlara hayat veriyor ve yığınları ayağa kaldırıyordu. insanlar, şiirdeki sihrin gücüyle âdeta büyüleniyorlardı.

lebid, söz söylediği zaman gruplar, yerinde birbirine giriyor ve yerinde birbirine girmiş yığınlar hemen ayrılıp sulh oluyorlardı. a'şâ için altın yaldızlı, altın sırmalı kürsüler kuruluyordu. kendisini bir sene bekleyen insanların karşısına çıkan şair, çok büyük bir tezahürat ve coşkuyla karşılanıyordu. herkes kulak kesilip onu dinliyordu.. o zaman bu şiirler daha söylenirken ezberleniyordu...
--- kur'an'ın ifade üstünlüğü ---


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar