muhammed ikbal

1873'de pakistan'da doğan islam alimi. kurtuluş savaşı zamanında pakistan halkını örgütleyip 1.5 milyon sterlin toplamıştır. bu parayı pakistan da zor durumda olduğu halde ankara hükümetine yollamıştır. islami benliğin iç yüzü ve islam düşüncesi adında kitapları vardır. bunlar islama değişik açılardan bakar. yazılarında birçok batı filozofunun düşüncelerine değinmiştir. 1938'de ölmüştür.

mevlana'ya hayranıdır.
devamını gör...
hindistanlı müslüman mütefekkir. kurtuluş savaşı sırasında pakistan halkını türklerin özgürlük mücadelesine destek vermek için örgütlemiş,1.5 milyon sterlin yardımı anadoluya göndermiş, islam kardeşliğinin en güzel örneğini sergilemiştir.
ali şeriati'ye göre islam aleminin insanlığa bir hediyesidir.
devamını gör...
"yıldızlar arası yol keşfindesin
lakin kendinden bihabersin
aç gözünü kendine bir an tohum gibi,
topraktan dirilesin bir ağaç gibi"

diye seslenir büyük ikbal lale-i tur'da

(bkz: lale-i tur)
devamını gör...
tarana-i hindi (hint åžarkısı)*

muhammad ıqbal

bütün cihanda hint bir tanedir;
bizler onun bülbülüyüz
o neşemizin bahçesidir.
nerede olursak olalım, ne kadar uzak olsak da evden,
kalplerimiz daima burada çarpar.
dünyanın en yüce dağları,
gökyüzünün komşuları,
bu toprağı her tehlikeden korur.
göğsünden binlerce nehir akar,
ki bu muhtaşem ülkedir
cennetin ihtişamını bile gölgede bırakan.
ey! ebedi akışlı ganga!**
hatırlar mısın bir karavan çadırlarını kutsal kıyılarına kurmuştu?
farklı inançlardan gelen insanlar,
burada açık kollarla karşılanmıştı,
din, insana diğer insanların düşman olduğunu öğretmez.
hepimiz hintliyiz
ve hindistan hepimizin.
roma yeryüzünden silindi
grek ve mısır da kayboldu;
ama bu ülkede bir şey var,
işte bu onu ölümsüz yapıyor;
zamanın kalu belasından beri
düşman güçler onu tetdit etse de,
hint hâlâ yaşıyor
ve sonsuza dek yaşayacak.
ey ikbal, kalbinde hissettiğin acıyı
hakkıyla anlayacak
sana akraba bir ruh yok.

çeviri: mustafa burak sezer

**ganj nehri.

* sahipzada sayyid zafar hashmi ilk görgü tanığı olarak şiirin nasıl yazıldığını anlatıyor: "lala hardayal, belli bir zamanda ingilizler tarafından hindistan'dan sürgün edilmişti. bir süre amerika'da yaşadıktan sonra berlin'de ölmüştü. ikbal, lahore'da, goverment college'de öğretim görevlisi iken hardayal aynı okulda master öğrencisiydi. hardayal büyük bir vatanperver olduğundan, sadece kendi okulunda değil tüm okullar arasında popüler bir kimliği vardı. bu zaman diliminde lahore'da yalnızca bir klüp vardı, genç adamlar hristiyan birliği (young men's christian association.) bir gün hardayal ymca'nın sekreteriyle kavga ederek klübü dargınlık ve öfke içinde terk etti ve rakip yeni bir klüp kurarak onu genç adamlar hint birliği olarak (young men's ındian association) adlandırdı. ikbal'in arkadaşı olan hardayal, şaire yaklaştı ve ününün zirvesinde, ateşli genç bir vatanperver olarak, ikbal'den törenle şaşaalı bir açılış yaparak, kurduğu yeni organizasyona başkanlık yapmasını rica etti. ikbal'e davetiye tören başlamadan bir kaç saat önce yapılmıştı. ikbal organizasyona geldi fakat başkanlık söylevi vermek yerine ayak üzeri bir şiir besteleyerek dinleyicilere okudu. "saare jahan se achcha hindostan hamara" (bütün cihanda hint bir tanedir) dizesini söyler söylemez topluluk kendinden geçti, ikbal bir beyitten diğerine geçtikçe seyirciler üzerinde sihirli bir etki oluşmuştu. insanlar ikbal'in, bu kadar küçük manifestosu olan dizelerle ne derece ruh karıştıran bir şiir oluşturduğunu görünce hayretler içinde kaldı.

mahatma gandi'yi de harekete geçiren bu tarana-i hindi şiiriydi ki şöyle dedi: "hangi hindistanlı kalp, ikbal'in hindostan hamara'sını duyunca zonklamaz? eğer böyle birisi varsa bunu onun için bir talihsizlik olarak görüyorum. ikbal'in şarkısının dili hint mi, hindistanca mı yoksa urduca mıdır? bunun hindistanın ulusal dili olmadığını kim söyleyebilir, bu dilin tatlı olmadığını, ya da en yüce düşünceyi ifade edemediğini? sonuç olarak, eğer tek başıma, ferdi olarak söyleyecek olsaydım, tamamen eminim ki eninde sonunda ne sanskiritçeleştirilmiş hintçe ne de farisileştirilmiş urduca yarışı kazanacaktır; bunu ancak hindistanlı kotarabilir. ancak dahili kavgalarımızı bıraktığımız zaman, bu suni çatışmaları unutacağız ve onları yarattığımız için kendimizden utanacağız.

kaynak: rafiq zakaria, iqbal, the poet and the politician, viking press.
devamını gör...
derin uykuya dalan gonca uyan, uyan kalk;



nergis gibi gözünü açıp etrafına bak;



safâ sarayımızı keder talan etti bak;



kuşlar ötüyor uyan!



bu ateşli feryatlar



her tarafı kavurdu.



her tarafta bir figanâ…







uyan derin uykudan,



derin uykudan uyan!



derin uykudan uyan!







bak bütün åžark ne halde,



külü göğe savrulmuş..



boğulmuş bir inilti, susuyorâ…



eseri yok.. bu kaybolmuş bir feryat.



bu toprakta her zerre bir muzdarip nazardır.



hindistanâ’dan isyan et; semerkandâ’dan,



ıraktan, hemedanâ’dan tuğyan et;



bir hayat göster, canlan..







uyan derin uykudan,



derin uykudan uyan!



derin uykudan uyan!







seher vaktidir, güneş ufukta yükseldi bak!



seherin kulağına kanlı bi küpe taktı



sahralardan, dağlardan, kafileler, kervanlar



yola koyuldu uyan!...



ey dünyayı gören göz, anlayan göz!



uyan da gör ne haldedir cihan!







uyan derin uykudan,



derin uykudan uyan!



derin uykudan uyan!







sen ne biçim ummansın? ovalar sakin!



böyle deniz olur mu, artmıyor eksilmiyor.



kabaran dalgalar yok, timsahlar kaynaşmıyor,



böyle deniz olur mu, bu denizin yarılmış göğsünden



başı göğe eren bir dalga ol da ufuklara kanatlan!







uyan derin uykudan,



derin uykudan uyan!



derin uykudan uyan!







hakkı ezeli kanunu sana, sana emanet edilmiştir.



Allahâ’ın varsa eğer, sağı sen, solu sensin!



onun serveti sen, onun kudreti sensin!



topraktan yaratılan bir kulsun sen, ey insan.



lakin zemin de sensin, evet zaman da sensin.



hakka ermek sırrının şarabını iç ve kan!



åžüphe uçurumundan fırla, kendini kurtar!...



ne duruyorsun davran!







uyan derin uykudan,



derin uykudan uyan!



derin uykudan uyan!

devamını gör...
pakistanli sair, dusunur, hukukcu.. avrupada tahsiline devam etmis, munih universitesinde felsefe doktorasini yapmistir. dogu gibi avrupa felsefesinde de iz birakmis bir ediptir. bu iki dunyanin felsefesini ve mistisizmini birbiriyle karsilastirmistir calismalarinda. goethe nin unlu dogu bati divanina bir cevap yazmistir payem-e mashriq te. biri spirituel dieri rasyonel iki dunya arasinda kopru kurmaya calismistir. "dogu tanriyi gordu dunyayi unuttu, bati tanriyi unuttu dunyayi gordu" demistir. ikbal universal dusunce ve felsefenin dogudan yukselen en onemli orneklerinden biridir. ona gore "yukselen hersey bir noktada birlesir"..

hukuk egitimi aldigi almanyanin heidelberg sehrinde adina bir cadde vardir. unlu islam bilimci annemarie schimmel tarafindan siirleri ve yazilari almancaya cevrilmistir
devamını gör...
anlatılır ki muhammed ikbal italyanlar'ın trablusgarb'ı işgal ettiklerini duyunca çok üzülmüş ve trablusgarb şehitlerinin anısına bir şiir yazmıştır. "peygamber efendimiz'in huzurunda" isimli bu şiirde meleklerin onu resulullah'ın (s.a.s.) huzuruna çıkardığını tasvir etmektedir. buna göre resulullah (s.a.s.) ona sorar:

"dünya bahçesinden uçarak bir rüya gibi geldin
oradan bizim için ne hediye getirdin?"

ikbâl bu soruyu şöyle cevaplar:

"dünya bahçesinde binlerce lâle ve gül vardır,
ama onların hiçbirinde vefa kökü yoktur.
fakat bir şişe getirdim efendimize,
bu şişede bulunan şey yoktur cennet'te bile.
zira bu şişede ümmetin şeref ve haysiyeti vardır,
bu şişede trablus şehitlerinin kanı vardır!"

devamını gör...
pakistan'ın mehmet akif'i olarak anılmakta.mevlana hayranı.batlı filozofları da takip etmiş...
istiklal savaşında ülkemize yaptığı yardımlar ve bu topraklara beslediği sevgiden dolayı minnettarı olduğumuz...

"sir" unvanı kendisine yakışmamakta ve şahsen benim aklımda kendisine dair bazı soru işaretleri bırakmaktadır o da ayrı bir mesele.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar