mülksüzler

1.
ursula k. le guin'in mükemmel "ütopya-distopya"sıdır. insanı sorgular, kapitalist-sosyalist toplumları inceler, üzerine anarşist bir ütopya kurar ve fiziğin sınırlarında dans eder. devrimci ruhu, devrimin sürekliliğini anımsatır insana. bir kitap nasıl hem bilim-kurgu, hem ütopya-distopya denemesi, hem de böylesine sosyolojik-felsefik yaklaşımlarla dolu olmasına rağmen bu kadar sürükleyici olabilir sorusuna en mükemmel yanıttır.
devamını gör...
metis yayınları/ levent mollamustafaoğlu çevirmiş genel yayın yönetmeni bülent somay -ki somayı dikkatle takip etmekten de haz alırım- anarşist bir bilim kurgu, bir dönem o kitabın ismi yeterdi elde taşımak için.* yine çok sevdiğim filler mezarlığı kitabı yazarı zühtü bayar'ın mülksüzler kitabı yorumunu iktibas edeyim.

iktibas/alıntı:

zühtü bayar, “#8217;in canıma okuyuşunun öyküsüdür">ursula k. le guin’in canıma okuyuşunun öyküsüdür”, matbuat, sayı 24, mayıs 1997

le guin'i ve iki büyük ödüllü yapıtı mülksüzler'i bk edebiyatı içinde yerli yerine oturtmak istersek, şunları da eklememiz gerekli: mülksüzler, bk edebiyatı yapıtları sınıflandırmasında, "bilimsel bk"nun "sosyo-politik bk" sınıfına girer. her ne kadar yazarın kendisi, "ikircikli bir ütopya" altbaşlığını kullanmışsa da, bu tabir bk'yu derinlemesine tanımayan okur ve eleştirmenler için kullanılmış olsa gerektir. mülksüzler'in sınıflandırmadaki yeri, george orwell'in 1984'ü, yevgeni ivanoviç zamyatin'in mıy-bizler'i, aldous huxley'nin cesur yeni dünya'sı ve nihayet bir türk yazarının, dr. v. bilgin'in rüya mı hakikat mı?'sının yanıdır. mülksüzler'in bir ütopya olarak gösterilmesi doğru değildir ve zaten kaotik bir durumda olan kuramsal türk edebiyatında daha da büyük karışıklıklara yol açabilir. hem unutmamak gerekir ki, her bk yapıtı temelde bir "utopia"dır.
son olarak le guin'in altı çizilmesi gereken bir başka özelliğine daha dokunalım. bu yazar, diğer yetkin ürünler veren bilimkurgucu meslektaşları gibi özel bir yazınsal bk üslubu geliştirdikten başka, lenguistik sorunlarla da derinlemesine ilgilenir. onun için ursula'yı okurken, sentetik bir biçimde yarattığı sözcüklerin semantiği üstünde dikkatle durmak gerekir.
"nebula" ve "hugo" ödüllerini kazanmış ve "sf masterpiece" sıfatıyla taçlandırılmış mülksüzler için başka ne diyebilirim ki? okuyalım; dikkatle, zevkle, tümcelerin altını çize çize ve yazarın kurgulamadaki başarısına saygı duyarak..."
devamını gör...
"bu karabasan caddesinin en garip yanı da satılık milyonlarca şeyin hiçbirinin orada yapılmıyor olmasıydı. orada yalnızca, satılıyorlardı. işlikler, oymacılar, boyamacılar, tasarımcılar, makineciler neredeydi, eller neredeydi, yapan insanlar? gözden uzak, başka bir yerde. duvarların arkasında. dükkanlardaki herkes ya alıcı, ya da satıcıydı. nesnelerle sahip olmak dışında bir ilişkileri yoktı."

*
devamını gör...
amares urras tarif edilirken. birinci bölüm. hemen girişte bahsolunan duvar..

"bir duvar vardı. önemli görünmüyordu. kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. ama düşünce gerçekti. önemliydi. yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı.."
devamını gör...
sonunda bitirdiğim kitap, iyi bir roman.
her yerde istenmese bile bir otoritenin olduğunu ve bu otoriteye karsı da hep anarşist bir grubun olduğu gercegini daha cok gozler onune seren bir yapıt. mülksüzler ama insanların kinleri, hasetleri veya baska kotu duygulari mulksuz olmakla yok edilememekte. entelektuellerin arasinda cekismeye girenler var, fikirleri kendi fikri gibi gostermek isteyen. el hasıl okunmasını tavsiye edebileceğim iyi bir yapıt.
devamını gör...
sahipliğin olmadığı bir düzenin, günümüzde neden mümkün olmadığını açıklayan eserdir gözümde. bir şeyi fazladan elde tutmanın, olabilecek en büyük ahlaksızlık olduğu yansıtılır anarres'te. sahiplik gözetmek, bizim dünyamızda tecavüz gibi, şahsa küfür etmek gibi ağır bir cürümdür. ancak, insanların böyle bir yaşamı pratiğe dökmek için (romanda dahi olsa) gezegenler arası göç etmek durumunda olması, romanda bu göçe sadece kendini adamış olanların katılması ve insanların sadece hayatta kalıyor olması, tasvir edilenin gerçekçilikten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor bana.
devamını gör...
--- alıntı ---

konu anarres ve urras adlı bir ikili dünya sisteminde geçer. anarres odo’cu anarşistlerin, urras ise kapitalist ve devletçilerin dünyasıdır. hikâye shevek adlı bir anarresli’nin urras’a gidişiyle başlar. romanın yazarı ursula k. le guin’in sözleriyse şöyle: “romanım mülksüzler, kendilerine odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.”

--- alıntı ---
devamını gör...
distopya severlerin kaçırmaması gereken güzel bir roman. iki farklı dünyada iki farklı sistem hüküm sürüyor; kapitalizm ve anarşizm. işin güzel tarafı yazar taraf tutmadan sadece anlatıyor. iki taraf da diğerlerinin nasıl yaşadığı konusunda gerçekçi bir bilgiye sahip değil. anarşistlerin bulunduğu dünyadan kapitalistlerin bulunduğu dünyaya giden bilim adamı* ve onun kapitalizmi anlama çabasıyla ilerliyor kitap.
afili bir cümle yazmak gerekirse dünyamıza dışarıdan bir bakış diyebilirim kitap için, ilginç saptamaları var.
devamını gör...
“hayır kardeşim, aklım başımda. insanı delirten, gerçeğin dışında yaşamaya çalışmak oluyor. gerçek dehşet verici. insanı öldürebilir. yeterince zamanı olursa kesinlikle öldürür. gerçek acıdır -bunu sen söylemiştin!- ama insanı delirten yalanlar, gerçekten kaçışlar. kendini öldürmek istemene neden olan o yalanlar…”

bilim-kurgu' nun ötesinde bir romandır bence ama yazar mütevaziliği her zamanki gibi elden bırakmamış.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.