mustafa öztürk

türkiye'deki tarihselci camianın önemli isimlerindendir.

kendisinin otto yayınlarından çıkan meali önerilir.

samsun (19 mayıs) ilahiyat tefsir anabilimdalında hocadır
devamını gör...
hocamız çukurova üniversitesi ilahiyat fakültesinde tefsir anabilimdalı başkanıdır. 'anlam ve yorum merkezli çeviri' sunumuyla takdim edilen meal çalışmasında tedavüldeki meallerin aksine dil ve üslup bakımından yapaylıktan uzak ve kuran üslubuna yaraşır şekilde içli bir anlatım benimsemiş, anlaşılma esasına dayalı bir yöntem ve anlam merkezli bir teknik izlemiştir. kuran ı sadece teberrüken okunan bir kitap olmaktan ve anlaşılması güç bir yapıdan kurtarma çabası olarak, okuyucuya resmiyetten çok samimiyete dayalı bir okuma alışkanlığı kazandıracağına eminim.

bir not: hocanın çalışmalarını takip etmek yerine tarihselciliğine takılanlar çok şey kaybetmektedirler. kendisi tarihselciliği kuranı nüzul dönemine hasretmek gibi bir yanlışa düşülmemesi adına önemsemektedir.
devamını gör...
tarihselci bir ilahiyat akademisyeni. tarihselciliğini geçersek, müthiş analitik bir zekayı haiz. Allah ferasetini artırsın.

--- alıntı ---

hâlbuki hz. süleyman la ilgili pasajlar insanoğlunun belki de en çetin sınavını, yani onca maddi varlık ve zenginliğe rağmen azmayıp şımarmadan rabbine hamdedip şükreden bir kul olma imtihanını anlatıyor. doğrusu fakirliğe nisbetle zenginlikle imtihan çok daha zordur. zira fakirlikle imtihanda hepi topu iki seçenek söz konusudur. birincisi sabır, ikincisi şikâyet ve isyan... zenginlikte ise birinci ve zor seçenek şükür, ikinci ve kolay seçenek ise azgınlıktır. azgınlığın tezahür biçimleri ise neredeyse sonsuzdur. bu yüzden insanoğlunun zenginlikle imtihanı çok daha çetindir.


hz. süleyman la ilgili pasajlar bu zaviyeden okunduğunda hem mümin zenginin zenginlikle imtihanının nasıllığı hem de zenginlerin din algısının nasıl olması gerektiği elbet daha iyi anlaşılır. bu noktada denilebilir ki hz. süleyman kelimenin tam anlamıyla bir modeldir.

--- alıntı ---

bu yazdığını okuyup kendisini tipik bir sol yontucusu olarak tanımlayabilirsiniz. halbuki aynı yazıda kendisinin bu husustaki görüşü nettir.


--- alıntı ---

bununla birlikte, daha çok ebû zer el-gıfârî gibi üzerinden formüle edilmeye çalışılan maddi varlık ve zenginlik karşıtı söylemler de maalesef çok romantik gözüküyor. kur an dan, hz. peygamber in sünnetinden ve ümmet-i muhammed in büyük geleneğinden öğrendiğim müslümanlığa göre doğrusu ve olması gereken şu: bu dünya durdukça zengin de olacak fakir de; ama zengin hz. süleyman ın ahlakî hassasiyetine sahip bir zengin olmaya çalışacak. vallahu a lem.

--- alıntı ---

devamını gör...
meali yetkinliğini ıspatlayan ilahiyatçı.

ayetlerin kelime kelime tercümesinden daha çok, anlam bütünlüğü içerisinde çağa taşıyarak tercüme eder.
devamını gör...
bir ilim adamı ve tefsirci olarak memleketimizde pek az akademisyende bulunan bir üslup ve yetkinliği haizdir kendisi. görüşlerini bu tanımdan bağımsız tutuyorum, kabul ettiğimiz olur, katılmadığımız olur. ancak ikili ilişkiler ve sosyallik açısından sınıfta kalan hocadır. şu an asistanı olan devremin anlattıklarını buraya yazmayacağım ama kimsenin kendisiyle, en azından altı olarak çalışmak istemeyeceği türden biri imiş zat-ı âlîleri.
devamını gör...
ali bulaç'a yine ve yeniden dayayıp döşemiş üstad.

--- alıntı ---

lütfen bağişlayin, ben cahil bir ilahiyatçiyim!
(ali bulaç’a ithaf)
mustafa öztürk
geçen günlerin birinde ali bulaç’ın zaman gazetesindeki bir yazısına “bir meal sahibinin hâl-i pür melâli” diye bir eleştiri yazısı yazdım; kimileri sanal ortamda “sen kimsin de ali bulaç’a laf edersin” gibi meydan okumalarla bizi eleştiri bombardımanına tuttu. şimdi bir eleştiri daha yazıyorum, hem de ağir ve amiyane yazacağimi, yani amiyane olana amiyane biçimde mukabelede bulunacağimi en başindan ilan ediyorum. isteyen darilsin, isteyen ağiz dolusu küfürler savursun, hiç umurumda değil. zira artik bu kadar yeter. haa, bu arada önceki bombardıman ekibi de vaziyet alsın! bilumum bombardımanlarınızı merak ve heyecanla beliyorum. (not: büyük bir ihtimalle birleri çıkıp “bu mustafa hoca da artık cinnetin eşiğine gelmiş, sanki kafayı yemiş gibi; herkese eleştiri yazıp duruyor, diyebilir. ama kim ne derse desin, en azından benim nazarımda dinî değer ve semboller üzerinden olmadık adilik ve rezillikler yapıldığı sürece, bu eleştiri yazıları da yazılacaktır, hem de sonuna kadar yazılacak, en azından bu yazılarla sinmedeki öfkem biraz olsun bastırılacaktır. benim bu yazılarıma karşı, daha önce yapıldığı gibi, twitter ya da faceden “sen kimsin de ali abimize laf söylersin” gibi bir-iki cümle laf sokmayı düşünenler varsa, bu tür bir fırıldaklığa başvurmak yerine, çıkıp adam gibi karşıt eleştiri yazsınlar).
gelelim asıl meseleye, ali bulaç zaman’da bir yazı daha yazmış ve yazısına “ey vicdan ve akıl sahipleri...” diye de bir başlık atmış… yazıda 17 aralık’tan bugüne olup bitenleri kendince yorumlamış. bulaç’a göre süreç “siyasî”dir. siyaset geriden ahlakî değerler ve hukukî kurallar eşliğinde yapılır. eğer siyaset yönetme sanatı ve iktidar ilişkisini düzenleme etkinliği ise ahlaktan ve hukuktan bağımsız düşünülemez. siyasetçiler, rakiplerini tasfiye etmeye kalkışırken ahlakî ve hukukî kuralları ihlal ediyorsa, mücadele “pozitif siyaset alanı”ndan çıkar, “zer-u zor-u tezvir (para, aldatma ve baskı)”nın hükümferma olduğu “negatif siyaset”e döner. unutmayalım ki şiddet, terör ve savaş da siyasetin araçlarıdır. böyle bir siyaset yüceltilemez. ahlakî ve hukukî kaygıları olanlar bu siyasetin savunucusu olamazlar. hele söz sahibi, entelektüelse ya gücün yanında duran bir oportünisttir veya tercihini yapmış bir partizandır.
meşru siyasetin zorluğu altın (zer), aldatma, algı operasyonu, demagoji (tezvir) ve baskıdır (zor). tezvirin açık örneklerinden biri fethullah gülen hocaefendi’nin islam dinine “paralel bir din” kurmakla suçlanmasıdır. hocaefendi’ye yöneltilen suçlamaya göre, onun din anlayışı islam’ın tevhid inancının sınırlarını zorlamakta, “islam içinde paralel bir din” meydana getirmektedir.
türkiye’de de ilk defa geniş bir cemaat grubu böylesine bir algı operasyonuna tabi tutuluyor. liderine “yalancı peygamber, sahte veli, alim müsveddesi”; yüz binlerce mensubuna “bilinci uyuşturulmuş, narkoz yutmuş haşhaşi”; konumuna “sülük, sülükten beter”; barındığı yerlere “in” deniyor. ve daha neler! üretilmek istenen imaj şudur: bu insanlar bilinçten, akıldan yoksun; merkezden emir alan -haşa- sürüdürler; haşhaşin gibi tehlikeli örgüt üyeleridir, zararlıdırlar; öyleyse toplumun -aslında devletin- bunlardan bir an önce temizlenmesi lazım. bunlara yapılacak her türden kötülük caizdir.
hocaefendi, türkiye’nin yetiştirdiği birkaç önemli âlimden biridir. yerel ve ulusal sınırları aşmış, küresel bir vizyona ulaşmıştır. tefsir, fıkıh usulü, kelam, tasavvuf ve özellikle hadis ve siyer alanında muazzam bir birikime sahiptir. türkçeyi en beliğ kullanabilen üç-beş kişiden biridir. bilgi elde etme ve düşünme usulü hermönetik, tarihselci veya kafadan değil, islam’ın meşru ve makbul usulüdür. üniversite mezunu değildir, akademik kariyeri yoktur, ama zaten onu “islam âlimi” yapan geleneksel usulde yetişmiş olmasıdır. referansı kur’an ve sünnet’tir ve islam’ın ana gövdesine (sevad-ı azam) ve ana caddesine (gelenek) bağlıdır. dahası modern dünyayı, batılı bilimleri ve felsefesini de yakından takip etmekte, yerine göre kolayca referanslar verebilmektedir. her makbul islam âlimi gibi sosyal hayatla, ticaretle, ekonomiyle, bölgesel ve küresel siyasetle, eğitimle ilgilenmektedir. (bkz. a. bulaç, din, kent ve cemaat -fethullah gülen örneği, ufuk y. istanbul.) eğer efendimiz (sas)’in buyurduğu gibi “Âlimler peygamberlerin vârisleri” ise -ki öyledir- bu durumda hz. peygamber ne ile ilgilenmişse âlimler ve hocalar da onunla ilgilenir, ilgilenmelidirler. ebu hanife büyük bir müçtehitti, aynı zamanda ticaret yapardı. zorba yöneticilere karşı direnerek hayatını kaybetti. eğer muhafazakâr-dindarlar “hoca’nın siyasetle, ticaretle ne işi var?” diyorlarsa feci halde zihinleri laikleşmiş, farkında değillerdir.
hadi diyelim ki siyasiler kızgın, peki ilahiyatçılara ne oluyor? onlar ateşin üzerine su dökmeli değil mi? bu toplum cinnet geçirirse kim aklını başına, vicdanını kalbine iade edecek? biz de birbirimizi boğazlayacak mıyız?
cahil değillerse bütün ilahiyatçılar bilir ki, hocaefendi “beddua” etmedi, kur’an’da karşılığı olan “mübahale ve mülaane”de bulundu, bu da hükümete karşı bir komplo içinde olmadığını anlatmak içindi. aylarca islamî bir teamül çarpıtıldı, hocalardan biri çıkıp islam adına bu çarpıtmayı düzeltmedi.
bizim hüküm vermek üzere takip ettiğimiz usulümüz var. mesela hocaefendi eleştiriyi hak edecek bir fikri kendi ağzından söyledi mi, kitaplarında yazdı mı? bu yanlış fikir, sabit oldu mu (sübut)? sabit ise sarf ettiği lafızdan bu mana çıkar mı?
eveet, ali bulaç işte bunları söylüyor. elbet bizim de bir-iki çift sözümüz olacak. öncelikle sondan başlayalım. sayın bulaç “ben bir cahil ilahiyatçıyım”, bunu açık yüreklilikle itiraf ediyorum. neden derseniz, senin hocan fetullah’ın “allah evlerine ateşler salsın” diye başlayan cümlelerini –kusura bakmayın ama- ben hala beddua diye biliyormuşum. teşekkür ederim, mülaane olduğunu şimdi öğrendim. ama gene de kafama bir şey takıldı, mülaane denilen şey, aldatma/aldatılma meselesiyle ilgili olarak karı-koca arasında ve hâkim nezaretinde uygulanan bir mesele halletme formülüydü, bu yüzden acaba bugünkü meselede hâkim kim, karı kim, koca kim. açıklarsanız seviniriz. ha bir de mübahele vardı, de mi? doğru, fetullah’ın o cümleleri beddua değil, mübahele, yani iyi dilek ve temennide bulunmak gibi bir şeydi değil mi (!?) lütfen, cahilliğime verin, bunu da bilememişim. ama gene de sormadan edemeyeceğim bir husus var; şu cahilliğimle bildiğim, duyduğum kadarıyla mübahele kelimesinin kökünü oluşturan behl “lanet” demek, “behelehullah”, Allah ona lanet etsin demek, “aleyhi behletullah" ise Allah ona lanet etsin demek. bu manaya bakılırsa, mübahele bedduanın daniskası, dikalası demek. fetullah’ın akla zarar ifadelerinin beddua olması için, “ben beddua ettim” diye not düşmesi mi lazımdı. imdi, bütün bunları söyleyen ben, cahil bir ilahiyatçıyım; ama sen de haşhaşilere özgü bâtınî tevil ve tevilciliğin önde giden âlimisin. kesinlikle bundan emin olabilirsin.
fetullah ile ilgili ne demiştin; günümüz islam dünyası böyle alim, fazıl birini görmedi, ilim konusunda onun eline hiç kimse su dökemez gibi bir şey demiştin, üstelik onun referansı kur’an ve sünnet, demiştin değil mi? çıktınız bu mübareği dedikodular ve iftiralarla karalıyorsunuz, söylemediği şeyleri ona yakıştırıyorsunuz, demiştin, değil mi? peki, o zaman dedikodudan değil, kendi kitaplarından konuşalım. meryem [sırf ibadetle meşguliyet için] kendini ailesinden ve diğer insanlardan tecrit etmişti. biz ona ruhumuzu (vahiy meleğimizi) gönderdik. ruh ona eli yüzü düzgün bir erkek kılığında göründü” mealindeki meryem suresi 17. ayeti, “acaba ne idi bu ruh? hemen büyük çoğunluğu itibariyle bütün tefsirler, ayeti kerimede, “... ruhumuzu gönderdik...” diye belirtilen ruhun cebrail olduğunu ifade etmektedirler. ne var ki burada kur’an “ruh” tabirini kullanıyor; ruhun tayininde ise ihtilaf vardır. ihtimalin sınırları ise ihtilafın çerçevesini aşkındır; hatta efendimizin ruhunu içine alacak kadar da geniştir. evet, bu da muhtemeldir; zira hz. meryem çok afife ve nezihe bir kadındı. bu itibarla da gözlerinin içine başka bir hayal girmemişti ve girmemeliydi de. ona sadece kendisine helal olan biri bakmalıydı. o da olsa olsa efendimiz olabilirdi; zira o bir münasebetle hz. meryem’in kendisiyle nikâhlandığına işaret buyuruyordu. bu açıdan da “ruh”un efendimizin ruhu olabileceği de ihtimal dâhilindedir.” (“kuran’dan idrake yansıyanlar” fethullah gülen) diye yorumlayan, bu yorumla hz. peygamber’i meryem’in kocası, isa’nın babası yapan ben miyim?
şimdi bütün bu hezeyanlar bir tarafta dururken, ilahiyatçılara ne oluyor, diyorsun, öyle mi. merak etme, onlara pek bir şey olduğu yok. büyük çoğunluğu sipere yatmış, bekliyorlar. inşallah, savaş bitince siperden çıkıp galibin elini öpmek için sıraya girecekler. işte benim gibi birkaç cahil ilahiyatçı var, bilir bilmez yere konuşup duruyor.
haa, bir de demişsin ki, “eğer efendimiz (sas)’in buyurduğu gibi “Âlimler peygamberlerin vârisleri” ise -ki öyledir- bu durumda hz. peygamber ne ile ilgilenmişse âlimler ve hocalar da onunla ilgilenir, ilgilenmelidirler. ebu hanife büyük bir müçtehitti, aynı zamanda ticaret yapardı.” ila maşallah ne güzel söylemişsin. ama bir şeyi sanki unutmuş gibisin, müsaade ederseniz onu da ben ekleyeyim: evet, hz. peygamber ticaret yapardı, ebû hanife de bir âlim ve peygamber varisi olarak ticaret yapardı. şimdi de fetullah hoca yapıyor. o da âlim ve peygamber varisi olarak yapıyor pek tabii ki… ama arada küçük bir fark var: fetullah, türkiye’deki müslümanlar topyekün susuzluktan kırılsa, bir tek müslümana bile bir yudum su vermeyeceğinde zerre kadar şüphe olmayan koç gurubuyla iş tutup bu gruptan yüklüce himmetler koparmak adına, “söyleyin koçgillere, bizim tayyip ağa tüpraşa müfettiş gönderiyormuş; derhal tedbir alsınlar” gibi derin ticaretler de yapıyor ve böylece hem islam hem müslümanlık hem de ahlakın kitabını yazıyor. bir de istihbaratçılık diye bir hobisi var; bunu da unutmayalım. bu yüzden, bilmem kimin hangi alüfteyle düşüp kalktığını bu hobisi sayesinde bilebiliyor.
son olarak, lafı öyle bir yere getirmişsin ki hükümet ve cemaat kavgasında hükümet lehine cemaat aleyhine konuşanlar, oportünistin, çıkarcının önde gidenidir, demişsin. eğer oportünistlik diye bir şey varsa, emin ol bunun kitabını yazan sensin. üstüne üstlük, yıllar önce fetullah hakkında, “bu adam salya sümük vaaz ederken tiyatroculara taş çıkartıyor” diye yazan da sensin. şimdi ise “fetullah illim, fazilet, ahlak abidesidir” demektesin. fetullah eski fetullah, yani senin tiyatroculara taş çıkartıyor dediğin zamanda neyse, bugün de o… fetullah tarafında hiçbir şey değişmediğine göre, acep sen niye bu kadar değiştin ki… eğer bu adamın gerçek kimliği senin zihninde, “tiyatrocu artist” noktasından “peygamber namzedi” olma noktasına gelecek kadar değiştiyse, bunun bir açıklaması oportünizmin, kıblesizliğin kitabını yazmak, diğer bir açıklaması ise burnunun ucunu göremeyecek kadar basiretsiz olmaktır. şayet bu ikinci ihtimal doğruysa, yapılması gereken şey, senin kaleminden veya dilinden sadır olan hiçbir sözü kale almamaktır.
not: yazıyı bir çırpıda yazdım, ama kızgınlıktan dönüp bir kez daha okuyup düzeltmeyi başaramadım. okuyucular ifade kusurlarını lütfen mazur görsünler.

--- alıntı ---
devamını gör...
tüm kitaplarını tüm makalelerini okuduğum hoca. ilginç olan şudur, popularitesini şimdiki tamamen cemaat eleştirise borçludur. ve eleştiriler tamamen akademik üsluptan yoksundur. daha da ilginci neredeyse müslüman olmayacak kategorisine koyarken tarihselcileri, bugün sırf bu eleştirilerden dolayı baş üstündedir.

özetle isterse zemahşeri ayarında alim olsun, rüzgarını arkasına alan adamdır. kendisi diyordu müslüman olabilirsin ama bu adam olduğun anlamına gelmez. heyt be, belkide kendinden bilirdi bu sözü.
devamını gör...
dün akşam katıldığı bir tv programında, yaklaşık 900.000 hadisten oluşan hadis külliyatının kendisine mantıklı gelmediğini anlattı. buna gerekçe olarak da peygamber aleyhisselam'ın nübüvveti süresince 900.000 hadis sayılabilecek cümle söylemiş olamayacağını gösterdi.

900.000 hadis = 900.000 farklı söz zanneden bir ilahiyat profesörü. akademik kariyerini geçtim, ilahiyat da okumamış herhalde.
devamını gör...
'diğer cemaatleri de bertaraf etmek lazım' diyerek aslinda hükümet sözcülügü yapmis. evet butun cemaatler bertaraf edilsin cemaat memaat kalmasin hicbiri. herkes türgev cemaati altinda birlessin.
devamını gör...
"tarihselciliğini geçersek" diye başlayıp da pratik ve analiz zekasına övgüler dizmekten Allah'a sığınacağım kişi.

problem zaten pratik kafalı olmasında ya! hep yüzeysel "çözümlüyor" alim müsveddesi...

alimmiş (!) yahu cahildeki keyfiyet yok bunda... ona buna desteksiz sallamaktan başka ne numarası var, bir görsek!
devamını gör...
uzun konuşmalarında çokça mantık hatası yakaladığım ilahiyatçı. ancak çalışkan ve samimi bir adam olduğuna inanıyorum. Allah sa'yini meşkûr eylesin. yobaz tiplerin, çoluğun, çocuğun ilim işlerine karışmadığı bir türkiye'de öztürk gibi hocalarımızla güzel güzel beyin fırtınası yapmayı ben de isterim. elbette bu mümkün değil, bu işinn tabiatı böyle. o taşa tutulmaya devam edecek, biz de ona perde olmaya.
devamını gör...
31.07.2016 tarihinde cnn'de bulunan türkiyenin gündemi adlı proğrama konuk oldu ve yanında da hayri kırbaşoğlu ve birde yeni şafak gazatesi yazarı vardı.son olaylar üzerine konuşulmaktaydı.kendilerinin fetö mutaalaları gerçekten harika.zaten haşhaşilik söylemini fetö için kullanan ilk kimsedir.
devamını gör...
türkiye'nin gündemi programında fetö için 1984 romanından bir benzetme yapmıştır. kitapta bahsedilen bakanlıklar hep isminin tam tersi uygulamalar yapar mesela sevgi bakanlığı nefret, barış bakanlığı savaş üretir. işte bunun gibi fetö de yıllarca hoşgörü diyerek aslında tam tersini üretmiş demiştir. tam 1 distopik reis. * )
devamını gör...


dk. 28 de hocamız neler söylüyor böyle. vah vah. sevgili sadece kuran merkezli müslümanlar ne der aceba bu tarihselciye. orada da mealciler var ama sadece dinlemek zorunda kaliyorlar.
devamını gör...
içi dışı bir cam gibi bir adam. din adamlarından ister istemez yayılan o günahsızlık/kudsiyet havasından kendisinde eser yok. neşet ertaş türküsünde gözleri dolar, bir alevi deyişinde uzaklara dalar, az yer,hep acelesi vardır. tanıdığım en naif insanlardan birisidir. Allah ömrünü uzun eylesin, daha çok hemdem olalım.yetişmek istediği her menzile varsın inşallah.
kendisinden dinlemek isteyenler için 1.5 dakika ile mustafa öztürk kimdir;


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar