müştak baba

müşŸtak baba (müşŸtak-i bitlisi), 1759 (h. 1172) tarihinde bitlisâ’te doğŸmuşŸtur. asıl adı muhammed mustafaâ’dır. müşŸtak baba'nın kullandığŸı mühürde â“muhammed mustafa müşŸtak-ı didar┠yazılıdır.

babası molla ibrahim, anneleri ise güneşŸ hatundur. annelerinin nesebi, gavs-ı azam seyyid abdulkadir geylani hazretlerine dayanmaktadır.
müşŸtak baba on yaşŸındayken babasını kaybetmişŸ, onu dedesi hacı süleyman hoca büyütmüşŸtür. ilk mektepten sonra 12 yaşŸında dedesi tarafından medreseye bırakılmışŸtır. ancak bu yaşŸtayken mustafa medreseden kaçarak sık sık saza, söze, musikiye ve şŸiire meyletmişŸtir. medreseden kaçtığŸını duyan dedesi süleyman hoca onu cezalandırma yoluna gitmişŸtir. dedesi, torununu beklediğŸinden farklı bir boyutta bulmuşŸtur. onun büyük bir ilim sahibi, tasavvuf ehli birisi olmasını beklerken o çalgıya, söze, şŸiire yönelmişŸtir. dedesi 15 yaşŸından itibaren torununun, belki daha fazla saygı göstereceğŸi bir mürşŸit yanında yetişŸebileceğŸini tahmin ederek, hersan mahallesi'nde oturan, bitlisin güneşŸi, şžems-i bitlisiâ’nin yanına vermeye karar vermişŸtir. şžems-i bitlisi aynı zamanda müşŸtak babanın amcasıdır. bir müddet amcasının yanında ders alan müşŸtak baba, amcasının tavsiyesi üzerine 20 yaşŸından itibaren, hacı hasan şžirvani hoca'nın yanına verilmişŸtir. bu zatın yanında kaç yıl kaldığŸı bilinmemektedir.

hacı hasan şžirvaniâ’den icazet (diploma) almışŸtır. daha sonra mürşŸitlik makamına oturarak irşŸada başŸlamışŸtır. müşŸtak baba, hacı hasan şžirvaniâ’den sadece tasavvuf dersi almamışŸtır. bir musiki hayranı olan hocasından musiki alanında da dersler almışŸtır. musikinin bütün inceliklerine vakıf olan müşŸtak baba, musikinin ruh hastalarını tedavi etmede bir vasıta olduğŸuna kesinlikle inanmışŸtır. müziğŸin; ruhun gıdası olduğŸunu yıllar önce müşŸtak baba söylemişŸtir. bu durumu bir şŸiirinde şŸöyle dile getirmektedir: ehl-i şŸikem idrã¢k edemez musiki ilmin, pakize-eda, cana safã¢, ruha gıdadır.
ã‚vã¢z-ı bülend ile demişŸ hazreti lokman,
hikmetle teğŸanni maraz-ı aşŸka devadır.
musikide oldukça yol alan müşŸtak baba ud çalmakta şŸöhret kazanmışŸtır. hatta bu sahada operaya benzeyen ve bitlisâ’i tanıtan tarihi ve edebi bir salname (yıllık) yazmışŸtır. yazdığŸı bu eseri ãœryan baba'ya itham etmek istemişŸtir. yazdığŸı bu eserle, ãœryan baba'nın huzuruna varır. kısa bir sohbetten sonra ãœryan baba: â“ey mustafa! senin koynunda bir cevahir vardır.┠deyince, müşŸtak baba yazmışŸ olduğŸu kitabını takdim eder. seyyid ãœryan baba, bu eseri evirip çevirdikten sonra bu iltifata lã¢yık olmadığŸını, ancak esere isim verebileceğŸini söylemişŸtir. sonunda esere asar-ul müşŸtã¢k fi eser-il (esrar-ul) uşŸşŸak┠ismini vermişŸtir. esere verilen bu isim, aynı zamanda şžeyh mustafaâ’ya da mahlas olmuşŸtur. bu hadiseden sonra mustafa ismi unutulup müşŸtak mahlası ile anılmışŸtır. esere isim veren ãœryan baba'nın ismindeki baba kelimesi de alınarak şŸeyh mustafaâ’ya müşŸtak baba denilmişŸtir. esere de kısaca asar adı verilir. belli bir çağŸa gelen müşŸtak baba bitlisâ’te evlenmişŸtir. bu evlilikten biri erkek, ikisi kız olmak üzere üç çocuğŸu dünyaya gelmişŸtir. kızlarından birisi tafte hanedanından ahmet bey'le, diğŸeri de ahmet muhlis paşŸa ile evlenmişŸtir. oğŸlu edhem baba ise müşŸtak babanın ölümünden sonra da onun ismini yad eden, ona layık olan bir evlat olmuşŸtur. ilim, terbiye ve irfan yönüyle mükemmel olan bu insanın şŸahsiyeti de o derece mükemmeldir. hiçbir zaman nefsine yenik düşŸmemişŸtir. kimseye üstünlük taslamadığŸı gibi, gurur ve kibirden kendisini soyutlamasını bilmişŸtir. sultan ıı. mahmudâ’un en gözde nedimlerinden birisi olmasına rağŸmen bu makamını asla kötüye kullanmamışŸtır. gerek engin kültürü, gerek şŸiirdeki dehası, gerek musikideki icra yeteneğŸi ve gerekse düşŸünceleriyle çevresinden daima takdir toplamışŸ, şžeyh-ül mütehayyirin lakabıyla anılmışŸtır. müşŸtak baba, 1832 yılında istanbulâ’dan ayrılarak bitlisâ’e dönmüşŸtür. dönüşŸ esnasında yol güzergahında olduğŸundan, muşŸâ’a uğŸrar. birkaç günlüğŸüne orada kalır ve orada katledilir.

birçok eser yazan müşŸtak baba'nın en ã–nemli eserleri şžunlardır:
1 - ã‚sã¢rüâ’l müşŸtak esrarüâ’l-uşŸşŸak. (asar) (biyografidir)
2 - divan-ı müşŸtak baba.
3 - mektubat-ı kimya-yı müşŸtak.
4 - baharname. (farsça divan)
5 - mişŸkã¢tüâ’l-müşŸtak mirâ’atü-l uşŸşŸak.

ankaraâ’nın başŸkent olacağŸını 140 yıl önceden söyler

başŸlı başŸına bir eser olan müşŸtak baba'nın divanı çok ilginç bilgiler vermektedir. ankaraâ’nın başŸkent olacağŸını 140 yıl önce müşŸtak baba müjdelemişŸ ve divanında da zikretmişŸtir.

alıntıdır: http://biyografi.net
devamını gör...
müştak, adı değil mahlasıdır.. ancak müştak baba ismiyle şöhret bulmuştur.
edebi yönü hayli kuvvetli bir mürşittir.
talebesinin ifadesine göre vefatına yakın 200.000 dervişi vardı. bunu çekemeyen yezidiler kendisini namaz kılarken seccadesinde boğarak öldürmüşlerdir.
vefat ettiği seccadenin altından şu beyitlerin yazılı olduğu kağıt çıkmıştır :

ya resulallah ulluvü şan senin
server i kevneynsin ferman senin
dest i hükmünde şeha çevgan senin
top senin çevgan senin meydan senin
söz senin devlet senin devran senin

Allah ve peygamber aşkını en güzel bir biçimde anlatan divanı vardır.
devamını gör...
cifir ile kehanetlerde bulunan türk nostradamus'u...

ankara'nın başkent olacağını söylemiş tutturmuş şimdi doğu hakkındaki kehanetlerini bekliyoruz...
devamını gör...
araştırmacı serhat ahmet tan, müştak baba'nın şiirlerinde yöneticilere "ya ak" cümlesi ile seslendiğini ve "ya ak" derken de ak parti'yi kastettiğini ifade edip ak parti'nin 2028'a kadar otobanda araba kullanacağını ve çok dikkatli olması gerektiğini daha sonrada çukurlu, virajlı derin bir vadi göründüğünü söyledi.
devamını gör...
peygambere olan iştiyakından dolayı müştak lakabı verilmiş, 1759-1832 yılları arasında hayat sürmüş sufidir. mahlası da olan müştak(مشتاق); özleyen, hasret duyan, istekli, hevesli manalarına gelmektedir.

ankara'nın başkent olacağını öngördüğü dizeleri şöyledir:

me’vá-yı názenine kim elf olursa efser
lá-büdd olur o me’va islámbol ile hemser
nun ve’l-kalem başından alınsa nun-ı yunus
aldıkda harf-i diger olur bu remz ızhár
miftáh-ı sure-i kaf ser-had-i kaf tá kaf
munzamm olunmak ister rá-yı resul-i peyamber
háy-ı huy ile áhir maksud oldu záhir
beyt-i veliyyü’l-ekrem elhác abd-i ekber
ey pádişáh-ı fehhám sultan hacı bayram
revhán ister ikram-ı müşták-ı abd-i çáker

"1000 mânâsına gelen elf sözü, güzeller beldesinin başına efser(tâc) olarak konursa, o belde istanbul’dan farksız bir hâle gelir. sonra, yunus suresi’ndeki nun ve kaf suresi’ndeki kaf harfleri alınır. resul’ün, yani hazreti peygamber’in rı harfi de bunlara ilâve olunmak ister ve maksad ‘hây-ı huy’ sözündeki ‘he’ harfi ile tamamlanır. ey anlayışlıların padişâhı olan sultan hacı bayram! senin bulunduğun o güzel belde, bu değersiz kul müştak’tan hürmet istiyor!”
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar