naat

3. (Tematik)
arif nihat asya'nın peygamberimiz için yazdığı muhteşem şiiri.

naat

seccaden kumlardı..
devirlerden, diyarlardan
gelip, göklerde buluşan
ezanların vardı!

mescit mümin, minber mümin…
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..

Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı…
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından…

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
mübarek akşamdır;
gelin ey fâtihalar, yâsinler!

devamı için ( http://siir.sezgiler.com/si... )
devamını gör...
6. (Tematik)
*
dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar!
falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin!
külden martı doğuran odalıklar
ve kâhyalar
kara pıhtıyla damgalanmış veznelerde dili
şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
ey hayat rengini sazendelik sanan
yırtlaz kalabalık!
dinleyin bendeki kırgın ikindiyi
hepiniz kulak verin!

güneşin
koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
yazlar yok
yok artık altında suskun yolları saklı tutan
karla örtülmüş kırların kışı
gitti giden yerine gelmedi başka biri
orada
duyumsatmadı kendini hiçlik bile
belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
varla yok harman eden sesi uçursak
diye bize verildi
yetti bir yüzyıl böceklerde ve otlarda
soluyuş izlerimiz silmek için
ne yesek
lokmaya vurulur gibi değil
yuduma gelmiyor içtiklerimiz
dernekler toplanıyor dışta tutmak için
kanat vuruşlarını yumuşak kılan etkeni
utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle
kapanıyor bilanço

top mermisi, kör testere
defalarca boyanmış çaput parçaları
sıkıştırdık günlerimiz arasına ki
serazat kahkahalar atalım
yapmacıktan nefretimiz
sebep olsun kavgamıza
bekleyiş arzından kovsunlar bizi
ne yemen biraz öncemiz diyelim
ne biraz sonramız meksika.

canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız
yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça
üstü başı kükürtlü bu dünyadan
kancıklık
sıçradı çevirdiğimiz sayfalara
artık kimse bize haber vermeyecek
hemen şu tepenin ardında
saldırmaya hazır ve müsellâh
bir düşman taburu durduğunu
çünkü gerçekten yok
böyle bir ordu
bir düşmanımız kaldı
kendi
dudaklarımız
arasında.

biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
çırpını çırpını giden atlardan indik
girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
zihnimiz acizlerin şikâyeti sığacak kadar
kanırtılırken ses etmedik
öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
kaldıysa bir soru içimizde
o da bir şey:
nerdedir yerle gök arasındaki ulak
nerde biz?

kimseden bir işaret gelmeyecek
bir melek kimsenin alnını sıvazlamasa
söylemez kimse size dünyadaki ömrü boyunca
hiç bir insana yan bakışı olmayan kimdi
kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
öğretmek için cephe nedir
kıyam etti
torunu kucağında
dönünce bütün gövdesiyle döndü
bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
bir bilinebilseydi
nedir veçhe.

dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar!
sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
omzunuzdan vaveylâ heybesini atın
boşa çıksın reislerin, kâhinlerin, şairlerin kuvveti
güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
ağız dolusu gülmeden taşlıkta.
devamını gör...
7. (Tematik)
grup mavera'nın çağın sonundayız adlı albümünde yer alan harika bir ezgidir.



--- alıntı ---

çatlayan toprağımıza
yağar Allahın habibi
güneşi dudaklarında
doğuransın ey rasul

yüce Allahın adıyla
hükmeder mührün sahibi
ayna olup gönüllerde
yansıyansın ey rasul

her şafağın muştususun
cebrailin nefesiyle
sinede aşk ateşini
yandıransın ey rasul.

bir kelimeyle dirilir
milyonların sinesinden
korkunun saltanatını
kaldıransın ey rasul

--- alıntı ---

devamını gör...
12. (Tematik)


--- alıntı ---

Bugünkü yirminci asır başlarındaki dünya Müslümanlarının toplamının yüzde yirmibir civarı Arapça konuşur. Yani zannedildiği gibi Arapça konuşanlar Müslümanların ekseriyetini teşkil etmezler. Urduca daha kalabalıktır. Yüzde yirmisekiz civarındadır. Türkçe ve şubeleri yüzde yirmialtı civarındadır. Malezya ve Endonezya gibi mahalli diller de vardır. Boşnakça ve Arnavutça gibi diller de var Müslümanların kullandığı. Türkçe bütün tarih içerisinde Müslüman dünyasının yüzde yirmibeşler civarında olduğu halde dünya edebiyatında Efendimiz’e yazılan naatların yüzde sekseni Türk edebiyatına aittir. Biz Türkler Efendimiz’i çok severiz. Öyle severiz ki Süleyman Çelebi’nin deyimiyle; “Hem heva üzerine döşendi bir döşek/Adı sündüs döşeyen anı melek.” Biz Efendimizin yer yatağında veya karyolada doğmasına bile razı değiliz. Ancak havaya döşenen bir döşek üzerinde dünyaya gelmesini kabul ederiz. Bunların olup olmaması önemli değildir. Bu hadiseler önemli. Bunlar edip insanların edebiyatıdır. Aşık insanların edebiyatıdır. Elbette ki dervişlik denen Resulullah Efendimiz’e bağlılık geleneğinin edebiyatıdır.

--- alıntı ---

devamını gör...
13. (Tematik)
bir ülkücü olan arif nihat asya tarafından yazılmıştır. demek ki neymiş? her kesimin iyisi kötüsü varmış. hem de çok iyisi.
devamını gör...
16. (Tematik)
efendimiz*i övmek için yazılmış şiir.

en güzeli arif nihat asyanındır sanırım.


seccaden kumlardı...
....................................
devirlerden, diyarlardan
gelip göklerde buluşan
ezanların vardı!

mescit mü'min, minber mümin...
taşardı kubbelerden tekbir,
dolardı kubbelere "amin!"

ve mübarek geceler, dualarımız,
geri gelmeyen dualardı...
geceler ki pırıl pırıl,
kandillerin yanardı!

kapına gelenler, ya muhammed,
uzaktan, yakından-
mü'min döndüler kapından!

besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
iki dünyada aziz ümmet,
muhammed ümmetiydi.

konsun -yine- pervazlara
güvercinler;
"hu hu" lara karışsın
aminler...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatiha'lar, yasin'ler!

şimdi seni ananlar,
anıyor ağlar gibi...
ey yetimler yetimi,
ey garipler garibi;
düşkünlerin kanadıydın,
yoksulların sahibi...
nerde kaldın ey resul,
nerde kaldın ey nebi?

günler, ne günlerdi, ya muhammed;
çağlar ne çağlardı;
daha dünyaya gelmeden
müminlerin vardı...
ve birgün, ki gaflet
çöller kadardı,
halime'nin kucağında
abdullah'ın yetimi,
amine'nin emaneti ağlardı!

hatice'nin goncası,
aişe'nin gülüydün.
ümmetinin gözbebeği,
göklerin resulüydün...
elçi geldin, elçiler gönderdin...
ruhunu Allah'a,
elini ümmetine verdin.
beşiğin, yurdun, yuvan
mekke'de bunalırsan
medine'ye göçerdin.

biz dünyadan nereye
göçelim ya muhammed?
yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
altın devrini yaşıyor...
diller, sayfalar, satırlar
(ebu leheb öldü) diyorlar:
ebu leheb ölmedi, ya muhammed;
ebu cehil, kıtalar dolaşıyor!

neler duydu şu dünyada
mevlid'ine hayran kulaklarımız:
ne adlar ezberledi, ey nebi,
adına alışkın dudaklarımız!
artık, yolunu bilmiyor;
artık, yolunu unuttu
ayaklarımız!
kabe'ne siyahlar
yakışmamıştır, ya muhammed,
bugünkü kadar!

haset, gururla savaşta;
gurur, kafdağı’nda derebeyi...
onu da yaralarlar kanadından,
gelse bir şefkat meleği...
iyiliğin türbesine
türbedar oldu iyi!

vicdanlar sakat
çıkmadan yarına.
iyilikler getir, güzellikler getir
adem oğullarına!

şu gördüğün duvarlar ki
kimi taif'tir, kimi hayber'dir...
fethedemedik, ya muhammed,
senelerdir!

ne doğruluk, ne doğru;
ne iyilik, ne iyi...
bahçende en güzel dal,
unuttu yemiş vermeyi...
günahın kursağında
haramların peteği!

bayram yaptı yabanlar:
semave'yi boşaltıp
save'yi dolduranlar...
atını hendeklerden -bir atlayışta-
aşırdı aşıranlar...
ağlasın yesrib,
ağlasın selman'lar!

gözleri perdeliyen toprak,
yüzlere serptiğin topraktı...
yere dökülmeyecekti, ey nebi
yabanların gözünde kalacaktı!

konsun -yine- pervazlara
güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
aminler...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatiha'lar, yasin'ler!

ne oldu, ey bulut,
gölgelediğin başlar?
hatırında mı, ey yol,
bir aziz yolcuyla
aşarak dağlar taşlar,
kafile kafile, kervan kervan
şimale giden yoldaşlar?

uçsuz bucaksız çöllerde,
yine, izler gelenlerin,
yollar gideceklerindir.

şu tekbir getiren mağara,
örümceklerin değil;
peygamberlerindir, meleklerindir...
örümcek ne havada,
ne suda, ne yerdeydi...
hakkı göremiyen
gözlerdeydi!

şu kutu, cinlerin mi;
perilerin yurdu mu?
şu yuva-ki bilinmez,
kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?-
kuşlarını, bir sabah,
medine'ye uçurdu mu?

ey abva'da yatan ölü
bahçende açtı dünyanın
en güzel gülü;
hatıran, uyusun çöllerin
ılık kumlarıyla örtülü!

dinleyene hala,
çöller ses verir:
"yaleyl!" susar,
uğultular gelir.
mersiye okur uhud,
kaside söyler bedir.
sen de, bir hac günü,
başta muhammed, yanında ebubekir;
gidenlerin yüzbin olup dönüşünü
destan yap, ey şehir!

ebubekir'de nur, osman'da nurlar...
kureyş uluları karşılarında
meydan okuyan bir ömer bulurlar;
ali'nin önünde kapılar açılır,
ali'nin önünde eğilir surlar.
bedir'de, uhud'da, hayber'de
hak'kın yiğitleri, şehid olurlar...
bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.

konsun -yine- pervazlara
güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
aminler...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatiha'lar, yasin'ler!

vicdanlar, sakat çıkmadan,
ya muhammed, yarına;
iyiliklerle gel, güzelliklerle gel
adem oğullarına!

yüreklerden taşsın
yine imanlar!
ıtri, bestelesin tekbir'ini;
evliya, okusun kur'an'lar!
ve kur'an'ı göznuruyla çoğaltsın
kayışzade osmanlar!

na'tini gaalip yazsın,mevlid'ini süleyman'lar!
sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
geri gelsin sinan'lar!
çarpılsın, hakikat niyetine
cenaze namazı kıldıranlar!

gel, ey muhammed, bahardır...
dudaklar ardında saklı
aminlerimiz vardır!..
hacdan döner gibi gel;
mi'raç'tan iner gibi gel;
bekliyoruz yıllardır!

bulutlar kanad, rüzgar kanad;
hızır kanad, cibril kanad;
nisan kanad, bahar kanad;
ayetlerini ezber bilen
yapraklar kanad...
açılsın göklerin kapıları,
açılsın perdeler, kat kat!
çöllere dökülsün yıldızlar;
dizilsin yollarına
yetimler, günahsızlar!
çöl gecelerinden, yanık
türküler yapan kızlar
sancağını saçlarıyla dokusun;
bilal-i habeşi sustuysa
ezanlarını davud okusun!

konsun -yine- pervazlara
güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
aminler...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatiha'lar, yasin'ler
devamını gör...
18. (Tematik)
syanla âlã»de bir mücrim-i âvareyim,
cenâb-ı risâlet-penâha geldim ben fakir.

derd-i isyanla tepeden tırnağa yâreyim,
bir kıpkızıl dertten emane geldim ben fakir.

yandıkça yandım hasretiyle dilde dildârın,
vuslat deyip bir ulu şâhe geldim ben fakir.

göster keremin dã®delerim kan ile doldu,
göster ki bir yüce dergâh’e geldim ben fakir.

yüz sürüp hâk-i pâye, sarıldım dâmenine,
derde dermân cihan-penâhe geldim ben fakir.

yandı derã»num el-emân ve hã»n oldu sã®nem,
herkese açık bir bâb-ı şâhe geldim ben fakir.

kurtar kayd-ı sivâdan aç artık nikâbını,
katında bir nã®m-u nigâhe geldim ben fakir.

dehre sor efgânımı, sã®nemdeki âhımı,
ey hicrânda penâhım râhe geldim ben fakir!

aradım yıllar boyu, dolaştım vâdi vâdi,
her şey bir hayâlmiş, dergâhe geldim ben fakir.

iì‡syanla âlã»de bir mücrim-i âvareyim,
cenâb-ı risâlet-penâha geldim ben fakir.

derd-i isyanla tepeden tırnağa yâreyim,
bir kıpkızıl dertten emane geldim ben fakir.

yandıkça yandım hasretiyle dilde dildârın,
vuslat deyip bir ulu şâhe geldim ben fakir.

göster keremin dã®delerim kan ile doldu,
göster ki bir yüce dergâh’e geldim ben fakir.

yüz sürüp hâk-i pâye, sarıldım dâmenine,
derde dermân cihan-penâhe geldim ben fakir.

yandı derã»num el-emân ve hã»n oldu sã®nem,
herkese açık bir bâb-ı şâhe geldim ben fakir.

kurtar kayd-ı sivâdan aç artık nikâbını,
katında bir nã®m-u nigâhe geldim ben fakir.

dehre sor efgânımı, sã®nemdeki âhımı,
ey hicrânda penâhım râhe geldim ben fakir!

aradım yıllar boyu, dolaştım vâdi vâdi,
her şey bir hayâlmiş, dergâhe geldim ben fakir


m.fethullah gülen
devamını gör...
19. (Tematik)
--- alıntı ---

Ya Habiballah resul-i halık-ı yekta tüyi,
Ber güzin-i Zülcelali pak-ü bihemta tüyi;
Nazenin-i Hazret-i Hak sadr-ü bedr-i kainat,
Nur-i çeşm-i Enbiya çeşm-i çerağ-i ma tuyi;
Der şeb-i Mi’rac bude Cebrail ender rikab,
Pa nihade ber ser-i nüh künbedi hazra tüyi;
Ya resulallah tü dani ümmetanet acizend,
Rehnüma-yi acizani bi ser-ü bi pa tüyi;
Servi bostan-i risalet nev behar-i ma’rifet,
Gülbün-i bağ-ı şeriat sünbül-i bala tüyi;
Şemsi Tebrizi ki dared na’ti Peygamber ziber,
Mustafa vü Mücteba an seyyid-i ala tüyi.

Anlamı:

Ey Allah’ın sevgilisi! Eşsiz Yaratıcı’nın Elçisi sensin,
Allah’ın kulları arasından seçtiği pak ve benzeri olmayan sensin;
Ulu Allah’ın nazlısı, kainatın yüksek derecelisi ve tekemmül etmişi
Peygamberlerin gözünün nuru bizim gözlerimizin ışığı sensin;
Miraç gecesi “Cebrail” rikabında olduğu halde,
Dokuz kat yeşil kubbenin üstüne ayak basan sensin;
Ey Allah’ın Elçisi! Bilirsin ki ümmetlerin acizdirler,
Başsız, ayaksız acizlerin yol göstericisi sensin;
Peygamberlik bostanının selvisi, ma’rifet dünyasının ilk baharı,
Şeriat bağının gül fidanı, yüce sünbül sensin;
Şemsi Tebrizi Peygamberin methini ezberlemiştir,
Mustafa vü Mücteba, o yüksek Ulu sensin.

--- alıntı ---

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar