nefi

hiciv dendiğinde akla ilk gelen divan şairidir. üstelik sadece hiciv değil, her çeşit şiirleriyle insanın aklını başından alır adeta.

tûti-i mucize gûyem ne desem laf değil,
çerh ile söyleşemem, ayinesi saf değil



ayrıca (bkz: tahir efendi bana kelp demiş)
devamını gör...
nefi , 17. yüzyıl şairlerindendir. edebiyatımızdaki en ünlü kaside şairi olarak bilinir. övgülerindeki ve yergilerindeki aşırılıklarıyla ünlüdür. yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden olmuştur. hayal gücü çok zengin olan nefi”nin somut benzetmelerden yararlanması da belirgin bir özelliğidir. türkçe ve farsça divanı olan nefi”nin ayrıca hicviyelerini topladığı sihamı-ı kaza adlı bir eseri de vardır.

asıl adının ömer olduğuda söylenir..bugüne kadar okuduğum divan şairlerinden karakterinde tarzında kendimden bişeyler bulduğum değerli şairdir..
devamını gör...
şu muhteşem dizelere sahip şair
--- alıntı ---

gazel
Âşıka ta'n etmek olmaz mübtelâdır n'eylesin
Âdeme mihr ü mahabbet bir belâdır n'eylesin

gönlü dilberden kesilmezse acep mi âşıkın
gamzesiyle tâ ezelden âşinâdır n'eylesin

n'ola ta'yin etse zabt-ı mülk-i hüsnü gamzeye
zülfü bir âşüfte-i ser-der-hevâdır n'eylesin

zülfüne kalsa perîşân eylemezdi dilleri
anı da tahrîk eden bâd-ı sabâdır n'eylesin

n'ola olsa muztarib hâl-i dil-i uşşâkdan
sînesi âyîne-i âlem-nümâdır n'eylesin

olmasa nef'î n'ola dil-beste zülf-i dilbere
tab'-ı şûhu dâma düşmez bir hümâdır n'eylesin

--- alıntı ---
devamını gör...
nefi bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş fakat herkese selam verdiği halde kendisine:
-merhaba canım!
demiş. büyük heccav durur mu? hemen cevabı yapıştırmış:
+derhal çıkıyorum...
devamını gör...
zâhid bize peymâne yeter sanma tehî-dest
lâzım mı hemân subhe-i mercân elimizde


ey sofu, elimizi boş sanma, kadeh bize yeter, elimizde hep hercan tesbih olacak değil ya!
devamını gör...
nef’î (ömer), (1572-1635) ünlü 17. yüzyıl dîvân şairi. xvıı. yüzyıl ve bütün türk edebiyatının en büyük kaside şairi olarak tanınan nef’i, bu yüzyılın başında yaşamış, kasidede gerçek bir varlık göstermiş ve gerek kendi zamanında, gerekse sonraki yüzyıllarda kaside yazan bütün şairlere etki etmiş bir şairdir.en önemli arkadaşı ise turgay çağlar’dır(turgay bin abdin)
1572 yılında hasankale’de doğdu. bundan dolayı devrin kaynakları nef’i'den erzenü’r-rumî diye söze ederler. babası ülkesinin etrafından sipahi mehmed bey diye anılan bir kişidir.
gerçek ismi ömer olan nef’î, kaynaklarda nef’i ömer bey adıyla anıldığı gibi mührüne kazdırdığı beyitte de ömer adı görülmektedir.
daha küçük yaşlardan itibaren güçlü bir eğitim gördü. öğrenimini hasankale’de yapmış, sonra erzurum’a gelerek devam ettirmiştir. burada fars edebiyatının ünlü eserlerini okudu, arapça ve farsça öğrendi. nef’i erzurum’da öğrenimini sürdürürken genç yaşında şiir yazmaya da başlamıştır. ilk mahlası zarrî “zararlı”dır. 1585 erzurum defterdarı olan gelibolulu müverrih ali, şiirlerini görmüş, beğenmiş ve bu genç şaire nef’i “nafi, yararlı” mahlasını vermiştir.
padişah 1.ahmed zamanında istanbul’a geldi. devlet hizmetine girdi ve bir süre farklı memurluklarda çalıştı. daha sonraları 2.osman ve 4.murad dönemlerinde yıldızı parladı ve sarayla yakın bir ilişki kurdu. hicviyeleri ile ünlü olan nef’î yazdığı hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekti.dönemin müftüsü nef’i yi öven ancak içeriğinde nef’i ye kâfir diyen bir kıt’a söylemiştir.kıt’a: “şimdi hayli sühanveran içre, nef’i mâ’nendi var mı bir şair, sözleri seb’a-i muallakadır, imre-ül kays kendidür kafir.”
nef’i de buna karşılık olarak; “bize kâfir demiş müftü efendi, tut ben diyem o’na müselman. yarın vardıkta ruz-ı cezaya, ikimiz de çıkarız orda yalan.”
diyerek cevap vermiştir.ayrıca kendisine boşboğaz köpek diyen tahir efendi’ye “bize tahir efendi kelp demiş, iltifatı bu sözde zahirdir. mâlikî mezhebim zira, itikadımca kelp tahirdir.”
diyerek dolaylı bir yoldan köpek diyerek karşılık vermiştir.zira maliki mezhebince köpek temiz kabul edilir ve dokunulması halinde abdest bozulmaz.”tahir” de “temiz” demektir ve o dönemde “tahir” kelimesi “temiz”den daha popülerdi. devlet büyükleri hakkında bu kadar sert hicivler yazmasına rağmen uzunca bir süre 4.murad tarafından korundu, daha sonraları 4.murad kendisinden hiciv yazmamasını rica etti. her ne kadar nef’î padişah 4.murad’a bu konuda söz verse de, kalemini durduramayıp vezir bayram paşa hakkında bir hicviye kaleme aldı. bu hicviyesinden ötürü, 1635 yılında, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürüldü. sonra cesedi istanbul boğazı’nda denize atılmıştır.halk arasında nef’i efendinin ölümü hakkında şöyle bir rivayet geçmektedir: nef’i çok iyi bir şair olduğu için infazından vazgeçilmiştir.padişaha gönderilecek belge yazılırken nef’i de oradadır.belgeyi bir zenci yazmaktadır ve kâğıda mürekkep damlatır.nef’i de bu olay üzerine “mübarek teriniz damladı efendim” diyerek yaşama şansını kaybetmiştir.**
devamını gör...
nef‘î. (نفعي)

(ö. 1044/1635)

hiciv ve kasideleriyle ünlü divan şairi.

âlî mustafa efendi’nin mecmau’l-bahreyn adlı eserindeki bilgilerden ve hâfız ahmed paşa’nın 1034’te (1625) sadarete gelişi üzerine ona yazdığı kasidesinde kendi hayatına dair düştüğü kayıtlardan hareketle 980 (1572) yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir. asıl adı ömer olup erzurum’un pasinler (hasankale) ilçesindendir. pasinler sancak beyi mirza ali’nin torunu, mıcıngerd (sarıkamış) sancak beyi mehmed bey’in oğludur. soyunun dulkadıroğulları’na, çağatay veya timurlular’a tâbi çağatay türkleri’ne dayandığına dair kayıtlar tartışmalıdır. kırım hanına nedimlik yaptığı anlaşılan babası da şairdir. babasına dair bilgi verdiği ve, “peder değil bu belâ-yı siyahtır başıma” mısraının yer aldığı hicviyyesinde onun kırım’a giderek rahat bir ömür sürdüğü, ardında bıraktığı ailesinin yoksul ve korumasız kaldığı anlaşılmaktadır. genç yaşta şiirle ilgilenen nef‘î eğitim hayatına pasinler’de başladı, erzurum’da devam etti, bu arada farsça öğrendi. önceleri “darrî” mahlasını kullanan şaire gelibolulu âlî tarafından “nef‘î” mahlası verildi. defterdarlık göreviyle erzurum’da bulunan âlî’ye olan yakınlığı dikkate alınırsa nef‘î’nin şiir sanatı ve edebî bilgiler yanında fars kültürüyle alâkalı gelişimini de âlî aracılığı ile sağlamış olduğu düşünülebilir. nitekim onun kendi üzerindeki tesirini “sühan” redifli kasidesinde yansıtmış, tezkire yazarı riyâzî de bir hiciv kıtasında bu ilişkiyi dile getirmiştir.

ı. ahmed’in (1603-1617) ilk saltanat yıllarında istanbul’a giden nef‘î’nin sadrazam tarafından sultan ahmed’e tanıtıldığı muhakkaktır. nef’î sunduğu kasidelerle kısa zamanda sultanın iltifatını kazanarak yakınları arasına girmiş ve ilk olarak dîvân-ı hümâyun’da maden mukātaacılığı görevine getirilmiştir. daha sonra mukātaa kâtipliği, kısa bir müddet sürgüne gönderildiği edirne’de murâdiye mütevelliliği ve istanbul’da cizye (haraç) muhasebeciliği görevlerinde bulundu (naîmâ, ııı, 235). dört padişah döneminde yaşayan nef‘î, ıv. murad devrinde sanatının ve şöhretinin zirvesine ulaştı, kendisi gibi sert yaratılışlı olan padişahla yakınlık kurarak onun sevgisini ve iltifatını kazandı. devrin ileri gelenlerine sunduğu kasideler ve şiir sanatındaki başarısı ile devlet erkânından takdir gördü. methiyeleri vesilesiyle aldığı câizeler kendisine ne kadar itibar edildiğini gösterir. ancak istikrarsız kişiliği yüzünden çevresiyle kurduğu ilişkileri devam ettiremedi. yakın dostları dahil insanları rencide edecek derecede sövgüye varan hicivler yazmaktan geri durmadı. hırçın kişiliği ve davranışları, özellikle sınır tanımayan yergileri gözden düşmesine ve devlet adamlarının hedefi durumuna gelmesine yol açtı. kıskançlıklara sebep olan şöhretinin de etkisiyle sıkıntılar yaşadı, şiirlerinden anlaşıldığına göre üç defa görevinden uzaklaştırıldı. naîmâ’nın yer verdiği bir rivayete göre ıv. murad, sarayda şairin sihâm-ı kazâ adlı eserini okurken taht yakınına yıldırım düşmesini uğursuzluk kabul etmiş ve nef‘î’ye hicvi yasaklayıp onu görevinden azletmiştir (a.g.e., ııı, 235). bu sebeple şair, hayatının son yıllarını sürgüne gönderildiği edirne’de murâdiye mütevelliliği göreviyle geçirdi. hüsrev paşa’nın bağdat seferi vesilesiyle edirne’den sultan murad’a gönderdiği bir kaside ve 1043’te (1634) sultan murad’ın edirne’ye gelişi üzerine yazdığı kasidesiyle yeniden padişahın iltifatını kazanarak istanbul’a döndü.

ancak yine hicivlerine devam eden nef‘î kendi sonunu hazırladı ve hicivleri yüzünden ölüme mahkûm edildi. kâtib çelebi (fezleke, ıı, 183) ve naîmâ’ya (târih, ııı, 222) göre bayram paşa tarafından boynueğri mehmed ağa’ya teslim edilerek saray odunluğunda boğdurulup cesedi denize atıldı. fakat sihâm-ı kazâ’nın bir nüshasında (iü ktp., ty, nr. 9699) şairin istanbul’da sirkeci iskelesi yakınlarında mezarının bulunduğuna dair bir kayıt vardır. ayrıca mevlânâ dergâhı içindeki hadîkatü’l-ervâh’ta nef‘î’ye bir makam-mezar atfedilmektedir. kaynaklarda ölümü için farklı tarihler verilmekteyse de, “katline oldu sebeb hicvi hele nef‘î’nin” ve, “geçti sihâm-ı kazâ” mısraları 1044 (şâban; 1635 [ocak]) tarihinin doğruluğunu göstermektedir.

nef‘î sanatına güvenen, bildiğini açıkça söylemekten çekinmeyen bir kişiliğe sahipti. ifadelerinde sert, acımasız, hatta isyancı tavırlar sezilir. hayatı bir savaş meydanı olarak gören mücadeleci şahsiyeti gerilimli bir ömür sürmesine yol açmış ve nef‘î zaman zaman hırçın, tutarsız, saldırgan olmuştur. bunda bir bey soyundan gelişi ve yaşadığı çağın karmaşık hadiselerinin de etkisi olmalıdır. nef‘î’nin sanatkâr kişiliğinde sosyal çevre ve gelenek kıskacından kurtulma endişesinden söz etmek gerekir, o sanat çevresinde kendini ispat çabasını aşmıştır. şiirinde tasannua yer vermez. örfî-i şîrâzî dışındaki iran şairleri nef‘î için artık aşılması gereken sıradan şairlerdir. bu tavır divan şiirindeki iran etkisine bir baş kaldırı niteliğindedir. kasidelerinde tok ve gür bir ses, gazellerinde mûnis ve rindmeşrep bir anlayış mevcuttur. ilk dönem şiirlerindeki iran edebiyatı etkisi onun bilhassa örfî, evhadüddîn-i enverî ve hâfız-ı şîrâzî’yi takip ettiğini gösterir. olgunluk devrinde bütün iran şairlerine karşı üstünlük iddiasında bulunurken örfî ve enverî’den ihtiyatla söz eder. türkçe kasidelerinde hâkānî-i şirvânî, firdevsî, kemâl-i isfahânî, ömer hayyâm, sa‘dî-i şîrâzî, hâfız-ı şîrâzî, ferîdüddin attâr, feyzî-i hindî ve molla câmî gibi şairlere eşitlik, hatta üstünlük iddiasındadır. türk şairleri içinde başta bâkî olmak üzere fuzûlî, şeyhülislâm zekeriyyâzâde yahyâ, şâhidî (ibrâhim dede) gibi şairlere nazîreler yazmıştır. mevlânâ celâleddîn-i rûmî için bir şiir kaleme alması, farsça şiirlerinde samimi bir mutasavvıf tavrı ortaya koyması, mevlevî dedelerinden feyiz aldığına dair rivayetler ve divanının bir nüshasının (millî ktp., nr. 2239/1) “mecmûa-yı şuarâ-yı mevleviyân” başlığını taşıması gibi işaretler onun bir mevlevî muhibbi olabileceğini düşündürmektedir.

nef‘î övme-övünme-yerme üçlüsüyle özetlenebilecek şiirini mübalağa ile beslemiştir. mübalağa, vuzuh ve fahr gibi özellikleriyle nef‘î artık yeni bir tarzın sahibidir. sözü güzel söylemede ustalaşmış, söylemek istediğini mazmunlar arkasına saklamak yerine açıkça söylemeyi tercih etmiştir. anlam üzerinde yoğunlaşmış, derinleşmeyi zengin hayallerle desteklemiştir. şiirinde sanatlı ifade endişesi, anlamda gizlilik yoktur. kelime oyunları yerine âhenk ve mûsikiye, mânaya ve mazmuna önem verir. kullandığı dil bakımından devrinin diğer şairleriyle aynı özelliği gösteren nef‘î, sebk-i hindî şairlerinden sayılmamakla birlikte bu akımın dil ve üslûp anlayışına sahiptir. dili sağlamdır. yabancı kelimelere fazlaca yer veren şairin kasidelerinde görülen debdebeli, yabancı terkiplerle dolu dili gazellerinde daha sadedir.

klasik türk şiirinde kendine has bir eda oluşturmayı başaran nef‘î önemli bir şair kabul edilir. yenişehirli avni bey’e kadar bazı şairler özellikle kaside alanında ya onu takip etmiş ya da onun ustalığını kabullenmiştir. nef‘îyâne söyleyiş güftî, sabrî, fehîm-i kadîm, nâilî, nedîm, hâzık, hâmî-i âmidî, mezâkī süleyman, izzet ali paşa, şeyh galib, haşmet, keçecizâde izzet molla, kâzım paşa ve üsküdarlı hakkı bey gibi şairleri etkilemiş, şiirlerine nazîreler yazılmış ve bu etki ziyâ paşa, nâmık kemal, tevfik fikret gibi şairlere kadar ulaşmıştır.

eserleri. 1. türkçe divan. nef‘î’nin bizzat tertip ettiği divanında kasideler ağırlıktadır. saltanatına şahit olduğu padişahlara, devlet yetkililerine ve din adamlarına çeşitli vesilelerle kasideler sunmuştur. bu kasidelerde üslûp çok başarılıdır; denilebilir ki türk edebiyatında kaside onun usta ellerinde klasik biçimini kazanmıştır. bilhassa methiye ve fahriyede gösterdiği başarı dikkat çekicidir. nesîb bölümlerinde baharın güzelliği, bayram coşkusu, yaşanan çevre olarak istanbul, mimari yapıların tasviri, şehir ve çevre güzellikleri, sultan atlarının tasviri, yiğitlik, savaş tasvirleri, aşk ve içki gibi konular başarıyla anlatılır. savaş ve yiğitlik konularını işlediği manzumelerinde tok sesi, kılıç kalkan çınlamaları, ok vınlamaları duyulacak kadar canlıdır. yine başarıyla uyguladığı mübalağada insan mantığını hayrete düşürecek kadar derinleşir. nef‘î döneminin az beyitli gazel söyleme geleneğine uymuş, her bakımdan muhtasar ve anlamlı beyitler yazmıştır. gazellerinde sevgi, sevgili, şarap, meclis, mûsiki, felekten, sevgiliden şikâyet, ıstırap gibi konuları ele almıştır. bazı gazellerinde nedîm’i ve lâle devri’ni müjdeleyen anlatımlar vardır. istanbul’un mesire yerleri gazellerin konuları arasındadır. nef‘î’nin iki defa basılan divanının (bulak 1252; istanbul 1269) metin akkuş tarafından karşılaştırılan metninde altmış iki kaside, bir terkibibend (sâkīnâme), bir mesnevi, dokuz kıt‘a-i kebîre, 134 gazel, iki kıta, dört nazım, beş rubâî, on altı müfred yer alır. divan üzerine metin akkuş (1991, atatürk üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü) ve selçuk bahir (2004, fırat üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü) doktora tezi hazırlamış, f. tulga ocak bir doçentlik çalışması yapmıştır (bkz: bibl.). metin akkuş divan metnini daha sonra yayımlamıştır (ankara 1993). 2. farsça divan. daha çok tasavvufî aşka dair şiirlerin yer aldığı eser şairin fars dili ve kültürüyle ilgili birikimi açısından önemlidir. mehmet atalay divanın metnini doktora tezi olarak hazırlamış (1988, atatürk üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü), daha sonra da metni arap harfleriyle yayımlamıştır (erzurum 2000). buna göre divanda sekiz na‘t, sekiz kaside, bir terciibend, bir kıt‘a-i kebîre, yirmi bir gazel ve 171 rubâî bulunmaktadır. 3. tuĥfetü’l-`uşşâķ. farsça divanda mevcut doksan yedi beyitlik bir kasideden ibarettir. fuzûlî’nin enîsü’l-ķalb adlı eserine nazîre olan kasidenin metnini ve türkçe çevirisini ali nihad tarlan neşretmiştir (bkz: bibl.). 4. sihâm-ı kazâ. şairin hicivlerinin yer aldığı bu mecmuada ince hayallerle bezenmiş, sanatlı, zekâ ürünü manzumelerin yanı sıra kaba sözler, itham, küfür gibi sıradan ifadeler de vardır. tâhir efendi ve şeyhülislâm yahyâ ile karşılıklı hicivleri zarif örnekler olarak kabul görmüştür. nef‘î bu eserinde oldukça sade bir dil kullanmıştır. yergilere konu edilen kişiler arasında babası mehmed bey, devlet erkânından gürcü mehmed paşa, kemankeş ali paşa, ekmekçizâde ahmed paşa, bâkî paşa, receb paşa ve halil paşa; sanat çevresinden nev‘îzâde atâî, kafzâde fâizî, uruszâde, fırsatî, mantıkī, ganîzâde mehmed nâdirî, veysî, derviş ali, mehmed bâlî, tıflî, riyâzî ve azmîzâde mustafa hâletî yer alır. eserde kaside, kıta ve terkibibend gibi değişik nazım şekilleri kullanılmış olmakla birlikte daha çok dörtlükler tercih edilmiştir. sihâm-ı kazâ saffet sıtkı (istanbul 1943) ve metin akkuş (ankara 1988) tarafından seçmeler halinde yayımlanmıştır.

nef‘î’nin bir de münşeat mecmuası olduğu belirtilmişse de ünsî çelebî’nin “kıt‘a-ı ünsî çelebi der-ta‘rîf-i sâhib-dîvân melikü’ş-şuarâ-yı rûm hazret-i nef‘î efendi rahmetullāhi aleyh” başlıklı kıtası vesilesiyle yazılmış bir mektubu (nşr. ocak, hsbbd, x/4 [1981], s. 125-130) dışında başka yazıları ele geçmemiştir.

bibliyografya:

nef’î ve sihâm-ı kazâ’sı (haz. saffet sıtkı), istanbul 1943, neşredenin girişi, s. 4-26; nef‘î divanı (haz. metin akkuş), ankara 1993, neşredenin girişi, s. 1-37; nef´î, farsça divan (haz. mehmet atalay), erzurum 2000, neşredenin girişi, s. 1-35; kâtib çelebi, fezleke, ıı, 183; rızâ, tezkire (nşr. ahmed cevdet), istanbul 1316, s. 95; naîmâ, târih, ııı, 222, 235; muallim nâci, esâmî, istanbul 1308, s. 326-328; sicill-i osmânî, ıv, 576; osmanlı müellifleri, ıı, 441; ziyaeddin fahri [fındıkoğlu], erzurum şairleri, istanbul 1927, s. 30-35; süleyman külçe, şair nef’î neden ve nasıl öldürüldü, izmir 1948, s. 20-36; abdülkadir karahan, nef’î divanından seçmeler, istanbul 1972, s. 1-13; a.mlf., “nef’î”, ta, xxv, 177-178; a.mlf., “nef’î”, ia, ıx, 176-178; f. tulga ocak, nef’î ve türkçe divan (doçentlik tezi, 1980), hacettepe üniversitesi; a.mlf., “nef’î’nin bilinmeyen şiirleri”, jts, ıv (1980), s. 79; a.mlf., “nef’î konusunda yeni iki belge”, hsbbd, x/4 (1981), s. 125-130; a.mlf., “xvıı. yüzyıl şâiri nef’î ve kaside”, türkbilig, sy. 3, ankara 2002, s. 63-82; orhan okay, edebiyat ve sanat yazıları, istanbul 1990, s. 95-100; haluk ipekten, nef’î: hayatı, sanatı, eserleri, ankara 1996, s. 55-97; ali ekrem [bolayır], “nef’î’de tasannu”, defm, ıv/3-4 (1341), s. 133-145; kemal edib [kürkçüoğlu], “nef’î’nin bilinmeyen birkaç şiiri”, dtcfd, vıı/2 (1949), s. 287-294; naimüddin seyyid, “nef’î’nin bilinmeyen kasideleriyle diğer manzumeleri”, a.e., xı/1 (1953), s. 125-147; m. fahrettin kırzıoğlu, “tolgadırlu (dulkadırlu) beylerinden gelen pasinli şair ömer nef’î’nin sekiz arka atası ve babası şah mehmed’in bir tarih şiiri”, tdl., x/120 (1961), s. 919-923; ali nihad tarlan, “nef’î ve tuhfetü’l-uşşâk tercümesi”, istanbul yüksek islâm enstitüsü dergisi, ıı (1964), s. 189-200; sabahattin küçük, “nef‘î’de at sevgisi”, fırat üniversitesi sosyal bilimler dergisi, ıı/l, elazığ 1988, s. 177-191; dündar aydın, “belge ve kaynaklara göre nef’î’nin dedesi mirza ali’nin hayatı ve soyu”, mütad, sy. 5 (1990), s. 165-184; ziya avşar, “nef’î’nin hayal kavramına yaklaşımı”, bilig, sy. 24, ankara 2003, s. 89-114; f. babinger, “nef`ī”, eı² (ing.), vııı, 3; mustafa kutlu, “nef’î”, tdea, vıı, 6-8.

metin akkuş *
devamını gör...
rivayete göre, vezir bayram paşa’ya yazdığı ve bir yerinde vezire;

“senin kadar büyük devlet düşmanı mı olur
neden durur saltanatın sahibi, bilsem a köpek”

diye hitap ettiği şiirinden dolayı idama mahkum edilir.

idam edilmesine az bir zaman kala birileri araya girer ve dârüssaâde ağası’nı, şairin affı için mektup yazmaya ikna eder.

zenci olan ağa mektubu yazmaya başlar. bizim nef’i de ağayı izlemektedir. bir damla mürekkep damlar kağıdın üzerine ve nef’i çenesini tutamaz;

“efendim, teriniz damladı”

ağa da sinirlenir, mektubu yırtar. ve nef’i idam edilir.
devamını gör...
kendisi hakkındaki tesbitleri manidardır.

"görmedim nef'i gibi bir rind-i âli meşrebi
hem geda hem padişah-ı kâmkâre naz eder"

(nefi diye biri varmış ben onun gibi birisini görmedim. hem dilencidir beş parası yoktur hem de cihan padişahına posta koyar)

bu da bir başka murakabesi:

olsak nola nefi gibi rusva-i dü-alem
hem aşık u hem şairi u hem bade perestiz

(ben aşığım şairim ve çok mey içiyorum. elbette dünya ve ahiretim berbat olacak benden adam mi olur)
devamını gör...
idam ipi boynunda iken bile doğruları söylemekten kaçınmayan ve son sözlerini güzel bir hiciv le tamamlayan nefinin ağzından çıkan son cümleler.

<ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
gam çekme hakikatte eğer arif isen
farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş>

günümüz türkçesi:

"ey gönül! hele şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş.
var ise de gönülden anlayan bir sırdaş yokmuş. eğer bilge isen, şu dünya için asla gam çekme
ve tut ki dünya diye bir şey de zaten yok imiş."
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar