nicklerle hikaye yazmak

efendim birvarmisbiryokmus.

tek eğlencesi aynalar karşısında nokta kadar sivilcesiyle uğraşmak olan gamlıbaykuşundertliarkadaşı mirza_sultan çok sıkıntılıdır. bu sıkıntısını gidermek için kolpa bir kara bela olan boyaci cocukdan öneride bulunmasını istemiştir.
tavsiye üzerine sözlüğe girip ancak düşünüp düşünüp uygun bi nick adayı bulamayan adam daha da sıkıntıya girince boyacı çocuğun valla kurda yedirdin beni nidalarına kahkihkohkoh şeklinde cevap vererek kurtlara yedirilişini izlemiştir.
eyyorlamam bu kadar ve evet saçma; ama yaptım oldu. *






devamını gör...
sözlüklerin vazgeçilmez artı getirgeçlerindendir. bir yazarın ismini orada geçiriyorsanız ve o yazar tanımı okumuşsa artınız banko oluyor. ve ne üzücüdür ki en beğenilen tanım oluyor bu.

kanımca pek bir özelliği bulunmuyor bu tip hikayemselerin. çünkü hakikaten zorlama oluyor.

zamanında biz de yaptık mı yaptık, akıllandık çok şükür. daha da yazmam.
devamını gör...
ceyranda kalan düşüncelerimi arafta toplayıp yazıyorum manasız bir şekilde.
adeta nesir macunu yutmuş gibi dolma kalemim.
yagmurun golgesi mi olurmuş yokartıklebronjames!
iflah olmaz karamsar değilim yaşım daha genç!
uvey duygularım oluyor bazen, o zaman kabul beni alın dışarı...
asimelek bir tarafım da yok değil ama insancılım.
ekolacivert bi bisiklet gördüm geçen,
kendini cocuklukta unutan adam gibiydim görsen.
buhavadagidilmez dedi annem,
resim yaptım boyaci cocuk oluverdim de.
audrey hepburn gibi olmak isterdim,
hep yanlış yazıyorum başka bir şey diyecektim.
aldı başını gitti yazı ne desem ki şimdi?
gaddarzâlim yarımâlim bir düşünmeyenadam geldi dedi ki,
sen dedi yanlış yoldasın, dön geri.
haklıydı heraldezannedersemgaliba.
marla singer gibi samsun216soft içesim geldi,
yok dedim formatsavara dalip şarkı söylemek en iyisi.
bazıları çok güzel şarkı söylüyor mesela cameloque,
saza niye gelmedin trequartista?
ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın,
söyleyen gitti hoşçakalın.

devamını gör...
"ne desem ki şimdi bilemedim" dedi verdiğim hediye karşısında.
yüzü adeta sarimsibir renge bürünmüştü. şöyle bir baktı, "ne yani sen şimdi bana düşünen at muamelesi mi yapıyorsun" dedi.
" saçmalama ne alakası var şimdi, manasız manasız konuşma. ne kadar mutevehhimsin sen ya" dedim.
"he saçmalayan ben oldum yani, tamam peki o zaman" dedi.
öylece kaldım. zaten naifbişey.di, üstelik tam bir iflah olmaz karamsardı. "nediyeyimben şimdi" dedim kendi kendime.
tam o sırada hediyeyi geri uzattı, aldedigitdedi. "neden böyle yapıyorsun" dedim. "nebileyimben, içimden öyle yapmak geliyor" dedi.
"ne diyorsun sen, kimim ben farkında mısın?" dedi.
"şu an gözümde bir otoban faresi kadar bile değerin yok" dedi.
çok ileri gitmişti artık. daha fazla uzatmadım. sadece "şimdi gidiyorum, ama dönüşüm muhteşem olacak. bak buraya yazıyorum, dediydi dersin." dedim ve görevililere "beni alın dışarı" diye seslendim.

yolda giderken kendi kendime düşündüm. " yapılcak şey miydi şimdi, yemin ediyorum valla kurda yedirdin beni şimdi. ama dur bakalım, sen misin benim verdiğim hediyeye uvey evlat muamelesi yapan, bekle sen bakalım görürsün" dedim. mevzunun ona verdğim hediyenin orjinal imitasyon olmasıyla alakası yoktu. bugün heyheyleri üzerindeydi.

ertesi gün aynı yerde buluştuk. pek yüz vermiyordu, ben de ses etmedim.
bis süre öyle oturduk. sonra yeni hediyemi yavaşça önüne koydum. "bu seferki çok nevi şahsına münhasır" dedim.
önce şöyle bir göz ucuyla baktı, sonra umursamaz tavırlar takınmaya gayret gösterek paketi açtı ve ağzı açık kaldı.
"ay inanmıyoruuuum, çok şeker! dedi.
"ya Allah seni napmasın emi" dedim. "ben buraya gelmişim, "buradayim, buyumek ve olmek uzere" tavrımı takınmış ve karşıma geçmişim ve sen sadece çok şeker mi diyorsun?"
"ay çok özür dilerim yaa" dedi. "bu, bu adeta yeni bir dünya istiyorum diyene yenidünya vermek gibi bir şey. kendimi bir nev-i aziyade gibi hissediyorum. hep bir vosvosumolsun der dururdum, ama bu çok daha değerli bir şey, çok teşekkür ederim" dedi.
"yaa kızım, sen beni hiçbir şeyi düşünmeyenadam mı sandın? senin karşında dönülmezakşamınufkundandönmüşadam var!" dedim.
gülümsedi.
"yalnız tek bir şeyi anlamadım, bunu üzerinde neden bunu evde denemeyin yazıyor?" diye sordu.
bir an bocaladım. "çünkü evde değil burda denemeni sitiyorum ehe ehe" dedim. "ay çok tatlısın yaa" dedi.
iyi sallamıştım yalnız. gece youtube'a bir video yüklerken yazmıştım "bunu evde denemeyin" diye, sabah da dalgınlıkla paketin üstüne onu yazmışım.
benim de zayıf yönüm bu işte, hep yanlış yazıyorum.
"inan bana deli kızın türküsünü söyleyen denli mutluyum şu an" dedi. bir şey demedim.
"o değil de, dünküyle bugünkü arasında dünya kadar fark var. nasıl oldu bu?" diye sordu.
"eee orası da meslek sırrı artık, hem de sadece iki kişinin bildiği sırrı" dedim.
içimden ise sadece "salak " dedim.
yaptığım tek şey dünkü hediyeyi bizim evin alt sokağındaki boyacı cocuk'a götürerek başka bir renge boyatmaktı fakat o bunun farkına varmamıştı.
işte karşımdaki insan görünüşe bu derece önem veriyordu.

o sırada mekânın sahibi geldi, "artık kalkmanızı rica edeceğim" dedi.
"neden, yassahmıgardaş?" dedim.
"hayır efendim, mekânı kapatıyoruz da" dedi.
"ha oldu o zaman dedim, hesabı bıraktım ve çıktık."

"ne yapacaksın şimdi? diye sordu."
"lokmacizadedomatesefendi'nin sohbeti varmış, onu dinlemeye gideceğim. sonra da eve gidip robdöşambrımı giyip ayaklarımı uzatacağım, ya sen?
"benim de eve gitmem lazım, saat geç oldu" dedi.
"o zaman gitmeden son bir kez söylesene, nasıl buldun hediyemi?" dedim.
"trequartista hayatım, trequartista" dedi.
"gerizekalı" dedim. içimden tabii.
italyanca kursuna gidiyordu o aralar.

ayrıldık. yolda yürürken "allah'ım ben nerede hata yaptım?" diye düşündüm.
sanırım artık bu ilişkiye bir nokta koymanın zamanı gelmişti.
sohbetin yapılacağı derviche moderne'in evine doğru yürümeye devam ettim.

devamını gör...
dün üniversitenin bahçesinde otururken, bankta biri geldi yanıma ‘’naber turpentine nasılsın’’ dedi. şöyle döndüm baktım, tanıyamadım. ‘’kimsin kusura bakma’’ dedim. ‘’ est. sizin bölüme yeni geldim arkadaşlar bahsetti senden’’dedi. ‘’gel buyur otur o halde’’ dedim. sohbet muhabbet derken, ailesinden bahsetti bana! evlat edinilmiş üveyim ben dedi. çok zor günler geçirmiş. hem çalışıp hem okuyormuş. bir de gönlünü birine kaptırmış hayyam olup şiirler yazmış onun uğruna. sonra evinin hanımı çocuklarının anası yapmış aziyadeyi. öyle manasız manasız baktım suratına. düşünen attan farkım yoktu. helal olsun abi dedim. derdifenâymış ama üstesinden gelmişsin maş. dedim. tabi ya ne sandın sen beni dedi. seninkarsindadengirmirmehmetfiratyok dedi. est. öyle demek istemedim dedim. anladım ben seni dedi. neyse ee başka napıyosun dedim. kahvem olsa ders çalışacağım da kahvem yok dedi. aman abi bu da laf mı dedim. gel gidelim kantine kahveler benden dedim. hay hay dedi. ağır ağır yürümeye başladık. giderkencameloquea rastladım. elinde bir kutu üstünde bunu evde denemeyin yazıyordu. hayırdır bu ne dedim. saklamaya çalıştı sorumdan sanki mütevehhim olmuştu. sonra anlatırım sana turpentine şimdi böyle uluorta söyleyemem dedi. Allah Allah dedim sanki nutellanın gizli tarifini bulmuş da,iki kişinin bildiği sırrı benden saklıyor. neyse dedim aldedigitdedim. ya dur sen de bizimle gel kahve içmeye gidiyoruz dedim. tambendiyecektim ay sen çok yaşa emi dedi. neyse koyulduk yola. sonra e senden ne haber dedi kusura bakma benim arada exception handlerim çalışmıyor. unutuyorum böyle ne diyeceğimi ne söyleyeceğimi dedi. dedim boş ver benim muhterem peder de böyle alışığım sorun yok. vardık kantine kahveleri söyledik başladık sohbet etmeye.
devamını gör...
dedim bu ara dersler fazla zorluyor beni anatomi latince derken kafam iyice karıştı. bütün gün hipotalamus frontall diye ortalıkta dolaşır oldum. latincesi iyi olan biri var mı bir yardım edin bana dedim. sundance kid dediler. nerden bulurum bu adamı kime sorayım dedim moriartyye git o bilir dediler. vardım gittim ona dinledi beni sağ olsun. dedim hani yeni bir dunya istiyorum diyene yenidunya vermek gibi bir şey vardır ya! benim de yardıma ihtiyacım var söyle nerde bulurum bu adamı dedim. gel içeri bir soluklan dedi. gitti bir bardak çay getirdi oturdu karşıma, aldı eline franz fiodor kafkayevski kitabını şu sayfayı bitireyim yardımcı olurum sana biraz bekle dedi. hava iyice kararmıştı benim hemen arkadaşı bulmam gerekiyordu tam bu düşünceler zihnimi meşgul ederken elektrikler gidiverdi. yok artık dedim. dur telaşe etme elektrik doktoru bir arkadaşım var. ararım onu hemen gelir. dedim ben karanlıktan korkarım deli kızın türküsünü söyleyen denlilere dönebilirim kenan ı arayan yusuf da olabilirim Allahını seversen çabuk!!!
devamını gör...
aradan saatler geçti ben korkulu ve yalvaran gözlerler boş boş karanlığa bakıyordum. öyle dalmışım öyle ki . kapı sesiyle irkildim. ben doktorum çekilin diye bir ses! ben sayko dr dedi. bu da hemşirem zeyneb. hasta hanginiz söyleyin çabuk acil doktoruyum işim var gücüm var dedi. şaştık kaldık afalladık. dedik beklediğimiz doktor sen değilsin. hadi kardeş geldiğiniz gibi gidiniz dedik. zeyneb bağırdı. dalga mı geçiyorsunuz siz bizimle! buraya nasıl geldiğimizle ilgili bir fikriniz var mı dedi.
malabadi köprüsü gibi trafik! o trafiği aşıp gelmek, zaman karşı yarışmak nedir bilir misiniz dedi. kendimizi çok kötü hissettik. zeyneb hemşirenin suratı birden zeynebs olmuştu. öfkeden deliye dönmüştü. korktuk çok korktuk.
devamını gör...
frontall lobundaki mantıklı düşünceleri birleştirerek yazarlar arasında gerçekleştiğini düşündüğü cinayetin, nasıl olduğunu idrak etmeye çalışıyordu. arkasından bir müzik açtı.. evet her şey aydınlanmaya başlamıştı...

to be continued..
devamını gör...
hayatta hep sol bek oynadım ben hiç trequartista olup da ara paslar atmadım. hangi takıma girsem uvey evlat muamelesi gördüm, hiç yerim olmadı gol sonrası sevinç görüntülerinde. oysa ilgili kullanıcı sahibi bendim bu hayatın. bir zeyneb'in sekiz günü gibi benden ayrışmış akmıyordu hayat. adolf kitler gibi yenik bir lider bile olmayı isterdim doğrusu. klavyenin en çok eskiyen üç tuşuydum ben: asdasdasdas. gene de kıştan zor çıkıp da bahar sarhosu gibi rol yapmayı başarabildim. sevgilime oli bastiani'den seçtiğim t - shirtler gibi abuk sabuk ama rengarenktim. sonra anladım ki hayat daikichi'nin kucağına bırakılan bir yetim gibiydi. ona acıdım ilkin, sonra sevmeye çalıştım, sonra da nefret ettim ve kendimden de... böylece düşünmeyenadam oldum.

**
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar