nurettin topçu

sorbonne'da doktora yapmışŸ ilk türk bilim adamı.filozof.ahlakçı, aksiyoner... hakkı yenilmişŸ,kıymeti bilinmemişŸ bir düşŸünce adamı.gerçek bir müslüman, gerçek bir milliyetçi, gerçek bir sosyalist, gerçek bir aydın.

bu kadar az tanınmışŸ bir isim olması gerçekten çok üzücü bir durum.günümüz sorunlarına daha dünden seslenip ışŸık tutmuşŸ eserleri mutlaka okunmalı.

http://hurarsiv.hurriyet.co... hakkında bir kaç kelam.
devamını gör...
turkiyenin kıymetını bılemeyıp kaybettıgı buyuk fıkır babalarından bır hakıkı aydın.
dergah yayınlarından hemenhemen tum eserlerını bulmanız mumkun.
eserlerının kesın okunması gerekenlerdendır.
devamını gör...
büyük mütefekkirdir. aynı zamanda ahlakıyla kendisine örnek aldığını düşündüğüm hüseyin avni ulaş'ın damadıdır.

(bkz: hüseyin avni ulaş)
devamını gör...
tarikat ehli büyük felsefeci. türk illerinin yetiştirdiği en önemli ustalardan biridir. önemini anlatamayacağımız bir teevazu abidesi. binlerce öğrenci yetiştirmiş bilge hoca. öğrencileri de daha sonra öğrenciler yetiştirmişlerdir.

sözgelimi, mustafa kutlu onun öğrencisiydi. bugün mutafa kutlu'nun öğrencisi olmayan edebiyatçı yok neredeyse. rabbimiz mekanını cennet eylesin.
devamını gör...
maurice blondel'in hareket felsefesinden etkilenen aksiyonu, eylemi felsefesinin temeline alan kendisine vefa gösteremeyen ülkesine karşı görev yaptığı lisenin ismi gibi vefalı olan dev mütefekkir.
devamını gör...
çıkarımlarıma göre roger garaudy ile karşılaşmış olması muhtemeldir üstad topçu nun. zira aşağı yukarı aynı dönemlerde sorbonne de okumuşlar. garaudy de hatıralarında, nurettin topçu nun hocası maurice blondel den büyük bir hayranlıkla bahsediyor. ayrıca fikirleri de paralel garaudy ile topçu nun. ikisinin de ufkuna hayran olduğum, bu muazzam mütefekkirlerin sorbonne de karşılaşıp muhabbet etmiş olduklarını belki de oturup bir kafede beraber kahve içtiklerini düşünmek gülümsetiyor.
devamını gör...
nurettin topçu (1909-1974)
yazar, düşünce adamıdır. 1909'da istanbul da doğdu. istanbul lisesini bitirdi. 1928 yılında burs ile fransa ya gitti. burada maurice blondel, remzi oğuz arık ve ziyaeddin fahri fındıkoğlu ile tanışır. topçu sorbonne da "conformisme et rã©volte" adlı teziyle felsefe doktorasını veren ilk türk öğrencisidir. daha sonra bu çalışması "isyan ahlakı" olarak yayımlanır. doçentlik tezi bergson üzerinedir. 1939 dan itibaren hareket dergisini çıkarır. bu dergi sayesinde geniş kesimleri etkiler. eserlerinden bazıları;
millet mistikleri, kültür ve medeniyet, mehmet akif, yarınki türkiye.
devamını gör...
türkiye'de hakkı olan ilgiyi alamamış büyük düşünür. okulumuzun referansı olan büyük aydın.
devamını gör...

--- alıntı ---
şehrin ufuklarına bakınız : kimse inanmıyor ve şüphe etmiyor . şüphe etmiyenin imanı olur mu ? bu hususta gençlikle hocanın imanı birbirine benziyor . hep ''kale'' nin kurbanı olan zavallılar ! her ikisinin de imanı taklîdidir . insan şüphenin ateşiyle içi oyulmamış bir ağaç olarak kaldıkça ne kadar ölüdür !
--- alıntı ---

buyurmuştur.
devamını gör...
bedel ödemeyi göze almış ve fazlasıyla bedel ödemiş büyük ustadır. şaşırtıcı söyleyişler, numaralar ve kendisini övecek çeteler bırakmamıştır geriye. bu yüzden bu gençliğe üstad diye yutturulan tüm dolmaları ezebilecek bir derinliği ve endişesi vardır.

sufi bir adamdır aynı zamanda. isyan ahlakı'nı yazmış bir sufidir. tekke erbabıdır.

o eski adamların has'larındandır.
devamını gör...
türkiye'nin muhammed ikbal'i. muhteşem zihin, muhteşem aydın. kitapları yenilir gibi okunan üstad.
devamını gör...
fikirleri fazla eklektik olsa da makalelerinden samimiyet akan bir düşünür. seçkinciliği, demokrasi karşıtlığı, milliyetçiliği ve daha birçok yönüyle josã© ortega y gasset'i andırır.
devamını gör...
aşk, oruç, kader, merhamet, kurban gibi kavramlara getirdiği yorumlarla kendi sözlüğünü oluşturmuş mütefekkir. isyan ahlakında susmak bile bir harekettir, isyandır demiştir. abdülaziz bekkine ile sabahlara kadar süren özel sohbetlerinden bahsedilir. nurettin topçu nun iyi anlaşılması için okunması gereken kitaplar ise var olmak, isyan ahlakı
devamını gör...
öldükten sonra isminin yaşatılması için çaba veren bizler de kapitalizm harmanında ağza götürülürken yere düşen lokma olduk. değerini bilemediler. bir sosyal bilimler lisesi ile yaşıyordun kimilerine göre, o da bitti. ama okulumuza geldiğin gün anladık senin kolay kolay gidemeyeceğini. hocalarımız sağolsun ki seni bizlere tanıttılar, okuttular. türk halkının seni tanımamasında hata payın yok. bırak onu da biz üstlenelim üstad.
devamını gör...
--- alıntı ---

" - cennet-cehennem ticaretiyle geçinen ruhsuz sofular, pek çok ruhların Allah'a yaklaşmasını engellediler. islam'da tarikat , şeriatçıların ruhsuz tahakkümünden ruhları kurtarmıştı. o da kendi yolsuzluklarıyla yıkılınca islam sahipsiz kaldı. zamanımızın din yayıcıları , şeriat enkazını toplayıp halkın vicdanına parakende satış yapmakla geçinme yolunu tuttular. İslam dini , bunların elinde kaldıkça kalkınamayacaktır.

- din , hem zeka , hem duygu aleminin üstünde bir irade hadisesidir. bizim irademizi Allahın iradesine bağlayıcı bir harekettir. bu iradenin şuurlu ve sürurlu adımlarında hem zakanın hem de duyguların hissesi vardır. ancak kaynak ve mihver bizi sonsuzluğa bağlayan bir iradedir.

din hareketi ilk hamlesinde herşeyden vazgeçmek değildir. böyle bir içini fakirleştirme egzersizi ruh için kısırlaştırıcı ve hastalık yaratıcı olur. din hareketi böyle başlamaz. kendinden birşeyi feda eden , muhakkak onu başka bir şey pahasına feda etmiştir. beden zevklerini ve dünya varlığını gelişigüzel veren insan, onu ileride elde edeceği ayni cinsden saadet metaının karşılığı olarak feda edebilmiş kurnaz bir muhteris gibidir. Ahiretten ibaret olan bu istikbali bekleyiş yeri olan dünyada ise verdiğinin faizini isteyip duracaktır. bu faizcinin , üzerine haciz koyduğu eşya, yine bizim dünya varlıklarımız olacak ve böyle zahid , dünya derdinden bir türlü kurtulamayacaktır.

- din sonsuzluk iradesini kazanma egzersizleriyle başlar. Allahın iradesi kazanıldığı nisbette , insan gözünde dünya metaının değeri kaybolur ve onlar kendiliğinden bizi bırakıp silinerek çekilirler. dinde Allaha teslim oluş, fani iradelerin yerine Allahın iradesini istemektir. yoksa teslim olmak , her türlü iradeden vazgeçip deruni bir başdönmesine kendini bırakmak değildir."

--- alıntı ---

devamını gör...
gençlik dönemleri ve soğuk fransız okullarındaki buhranlı devrelerini istanbul'a döndüğünde tanışma fırsatı bulduğu alim abdulaziz bekkine'nin sohbetleriyle aştığı ve bu olaydan sonra islam'a tam anlamıyla yöneldiği söylenir.

--- alıntı ---

nurettin topçu ve abdülaziz bekkine hazretleri

Sırrı Tüzeer, Bekkine Hazretlerine Topçu’nun kendisi ile görüşme isteğini iletir, aldığı cevap şaşırtıcıdır: "Kafiri getir, kibirliyi getirme." "Bu öyle değil, altı sene felsefe okumuş, Avrupa’da" deyince, "Öyleyse getir" diyerek davet edilir.

Nurettin Topçu, Profesör Doktor Cevat Akşit’in İmam-Hatip Lisesinden hocasıdır. Bekkine Hazretleri ile olan ilk görüşmesini bütün detayları ile Cevat Hocaya anlatmıştır: "Sultanhamam’daki liseden arkadaşım olan tüccar Sırrı Tüzeer Beye durumumu anlattım. Sırrı Bey de bunu Abdülaziz Bekkine Hazretlerine söylemiş. Bekkine Hazretleri de ‘Pazartesi günü onu bana getir.’ demiş. Tüccar Sırrı Bey ile Bekkine Hazretlerinin evine gittik. Bize ‘Yukarı çıkın’ işareti yaptı ve başındakileri savdıktan sonra yanımıza geldi. Yukarıda bir kanepe, aşağıda kılabı var. Tozlu bir tahta. Ben ise çok titiz bir insanım. Elbisem toz olur diye arabaya binmez, okula yayan gider gelirdim. Baktım, kanepe tozlu. Kenarına iliştim. Abdülaziz Bekkine Hazretleri geldi, o kanepeye oturdu ve: ‘Sor bakalım evlat, ne soracaksın?’ dedi. O mübarek zatın sorularıma verdiği cevaplar karşısında ağzım açık kalmış, hayran hayran dinliyordum."

sırrı tüzeer anlatıyor


Avrupa’dan dönünce beni buldu. Sırrı çok perişanım, hoca da, papaz da adam aldatıyorlar, dedi. Ben, bizim hocaları pek tanımıyorsun, dur bakalım, dedim. Mütereddit görünüyordu. Yolda giderken mütemadi soruyordu, hoca nerelidir, tahsili nedir?... Bunları sorma, o sana her şeyi anlatır, dedim. Hocaefendinin Zeyrek’teki Çivizade Camiinin bahçesinde bulunan evine gittik. Yukarıda bir odası vardı, bizi oraya aldı. Siz oturun, dedi, gitti. Bir müddet sonra kapıyı tıklattı. Açtık, elinde bir tepsi, içinde patetes yemeği, hamur tatlısı, tahin helva ve tahta kaşık. Oturduk, Hoca anlatmaya başladı. "Oğlum biz Kazanlıyız" ve devam etti. Nurettin’in sorularının cevaplarını bir bir açıkladı. Bir taraftan yiyoruz. Bunlar konuşmayı derinleştirdi.

Avrupa uleması ile bizim ulemayı karşılaştırıyorlar. Sonunda Hoca, "Niye felsefe okudun” diye sordu. Nurettin, "Hevesliydim" dedi. Hoca: "Boşuna vakit geçirmişsin, neyse şimdi senede on tane İslâm’ı bilen ve tatbik eden talebe yetiştirsen kafi" dedi.

Devamını yine Topçu’dan öğrenelim

Felsefe doçentinin soruları nelerdi?

"[Haşa], Allah var mı? Bu kainat gerçekten yoktan nasıl var edildi? Öldükten sonra nasıl dirileceğiz? Ahiret hayatı gerçekten var mı?" gibi imana müteallik felsefi sorulardır bunlar.

Soruların sahibi Topçu, sohbetin devamı hakkında şunları anlatır: "Her soruma aldığım cevap karşısında Abdülaziz Bekkine Hazretleri ile öylesine yakınlaşmışız ki, sonunda diz dize, göz göze gelecek şekilde yaklaşmışız. Gece saat üç. Ben yelkenleri indirmişim. Hocaefendinin sorularıma verdiği cevaplar karşısında mest olmuşum. Beynimdeki bütün şeytanî sorulara Rahmanî cevaplar almışım. Öyle güzel tatmin oldum ki, Hocaefendiye, verdiği cevaplar karşısında hayran oldum. Hiç gitmeyecek gibi böyle gözünün içine bakıyorum, ağzından çıkanları can kulağı ile dinliyorum."

Bu sırada Abdülaziz Bekkine Hazretleri Topçu’nun arkadaşı Sırrı Beye işaret ederek: "Bu iş tamam, Nurettin Beyi götür” der.

Sırrı Bey: "Kalk gidelim, sabah oldu" der. "Eyvah saat 3 olmuş. Niye haber vermedin" diye çıkışır Topçu, arkadaşına. Sırrı Bey: "Haydi haydi’" diye çıkar. Tam kapıdan çıkacağı sırada dışarıdaki Sırrı Beye: "Haydi dönelim yahu" diye teklif eder Topçu. Sırrı Bey de: "Yürü haydi, zaten Hocaefendiyi uykusuz bıraktık. Bundan sonra çok gelirsin" der. O günden sonra Abdülaziz Bekkine Hazretleri vefat edinceye kadar Nurettin Topçu her gün onun sohbetine katılır. Abdülaziz Bekkine Hazretleri çok seviyeli konuşan, dahi bir insan. Hutbede bile az konuşurmuş, ancak Topçu, onun söylediği bir kelimeden bile alacağını alırmış.

Topçu’nun en yakınındakilere: "En salim yol, Nakşilerin yoludur" dediği rivayet edilmektedir. Bekkine Hazretleri de Topçu hakkında; "Çok sarıklı, sakallı ve şalvarlıdan iyidir" diye bahsedermiş.

Fırat Mollaer, ilk görüşte her iki tarafta da meydana gelen olumlu fikri şöyle açıklamaktadır: "Topçu sıradan bir felsefe hocası değil, filozof yapıya sahip bilge bir kişiliktir. Belli ki Abdülaziz Bekkine de Cumhuriyet dönemi karikatür dergilerinde yer alan negatif şeyh tiplemesinde tüketilemeyecek, kendine özgü din adamıdır. Eğer böyle olmasaydı Topçu’nun Abdülaziz Bekkine’ye bağlanması çok güç olurdu."



--- alıntı ---

(Milli Gazete-Osman Toprak -25.08.2008)


(bkz: ahlak nizamı)
devamını gör...

--- alıntı ---
Bir lokantada veya yine tramvayda yanınızdaki dostunuz sizin ücretinizi kendisi vermek istiyor ve bununla dostluk göstermiş olduğunu zannediyor. Sizin izzetinefsinize tecavüz etmiş olduğunu hiç fark etmiyor.
--- alıntı ---
devamını gör...
muhalif bir kişinin damadı olamasından dolayı doçent olmasına rağmen üniversitede görev verilmeyen ve ülkemizin yetiştirmiş olduğu sosyologlardan birisi. yazdığı eserler tek başına çıkardığı felsefi bir dergi olan hareket dergisinde yazmıştır ve daha sonra bu yazıları kitaplaştırılmıştır.
devamını gör...
aydın bir zat olmasına rağmen haddinden fazla türkçü'dür. sıkı bir emperyalizm, israil, masonluk karşıtıdır. bana sorarsanız (ki sormazsınız) islam'dan çok türk milliyetçiliğine hizmet etmiştir. mesela, hikayelerinde sürekli arnavutları, boşnakları, arapları kötülemiş; soyup-soğana çevrilen vatan edebiyatı yapmış-bu kısımda bir sorun yok ama-soyup-soğana çevirenlerin çerkesler, araplar, boşnaklar olduğunu söylemiş, bundan kurtuluşun da köklere, geleneğe sımsıkı sarılmak olduğuna işaret etmiştir.

bir anekdot;

ismail kara, nurettin topçu'nun evindeki oturma odasının duvarında şu 3 kişinin fotoğrafı olduğunu söyler;

m.akif, hüseyin avni ulaş, hitler !

çevresinin ısrarına rağmen hitler'in fotoğrafını bir türlü indirmemiş, manasını da açıklamamıştır!
devamını gör...

sultan galiyev türü ırkçı sosyalizm yerine islami sosyalizmi ele almış savunmuş yazar.

sosyalizme farklı açılar kazandırmak istemiş kişilerdendir.
devamını gör...
gün itibari ile ölüm yıldönümü olan üstad.
lafın gelişi değil, harbiden, ciddi ciddi üstad.

hele bir isyan ahlakı adlı kitabı var ki...
bitirildiğinde , "baba büyüksün" dedirtir adama.
devamını gör...
kominizm sömürüdür, der isyan ahlakı kitabında.
devamını gör...
öğrenmek zekanın, yapmak ahlakın işi diyen üstad.

ne de güzel demiş, Allah razı olsun.
devamını gör...
türkiye cumhuriyeti tarihinde yetişmiş tek filozoftur *.bir yerlere tutunmadan ve bir ideolojiye sığınmadan olanı olduğu gibi sorgulamıştır.
adı müller ya da george olsaydı dünya çapında ses getiren düşünürlerden biri olurdu. ülkemizde, değeri anlaşılamamıştır.**
devamını gör...
1909'da doğduğuna göre türkiye cumhuriyet tarihinde yetişmiş sayılmaz. zira 14 yaşına kadar osmanlı devleti devam ediyordu. onu yetiştiren hocaları da osmanlı yetiştirmişti ayrıca.
devamını gör...
okuyanların zihnini açar, çarpıcı yorumları ile alışılmış olanı sorgulamaya başlayacaksınız
devamını gör...
sanıldığının aksine sosyalist müslüman değildir; çünkü o müslümanlığın yeterli ve yegane sıfat olduğunu bilir.
devamını gör...
“kaleminden hareketle içinde daima fırtınalar koptuğunu tahmin ettiğimiz, fakat temiz ve aydınlık yüz hatlarıyla insana sadece sükã»net telkin eden bu insan, tıpkı ‘heyecansız bir kahveye bile girmeyen’ j.j.rousseau gibi, sanki heyecan duymadan bir adım bile atmıyordu. dıştan kolayca görülmeyen, ancak konuşulunca sezilebilen, kendisinin bir başka husus için kullandığı tabirle ’asabiyetin sırtında değil, fakat ruhun derinliğinde yaşanan’ bir heyecan.” diyor talebeleri o’ nun için.
asabiyetin sırtında yaşanan heyecanlara ne kadar da çok maruz kalıyoruz. belki de bunun tek nedeni, günümüzde yaşanan heyecanların genellikle hırs kaynaklı olmasıdır. iì‡nsanlar heyecanlılar çünkü birbirleriyle yarışıyorlar. kazanmak için hırslı olmalı, acele etmeli ve öne geçmeliler. birçoğumuz bu şekilde asabileşirken, geride kalan çok daha büyük bir kısmımız ise istediğini elde edememekten dolayı asabileşiyor.
sayın topçu nun heyecanın asabiyetten uzak ancak bir o kadar da yüksek olmasının nedenini açıklamış talebeleri; heyecanını ruhunun derinliğinde yaşamış olması. tüm evreni, insanlığı kucaklayıp, hakk a götürmek isteyen, bu istekten ve şuurdan güç olan mukaddes ve derin bir heyecan. Allah hepimize böylesi bir heyecan nasip eylesin.
devamını gör...
--- alıntı ---

“…her gerçek bilgi, aslında, hareketin meyvesi olan bir inançtır. bu inanç, insanda daha yüksek bir hareketin doğmasına yol açar.”

--- alıntı ---

nurettin topçu-iì‡syan ahlakı

iì‡şte insanoğlunun en verimli döngüsü; hareket ve inanç. o kadar verimlidir ki bu döngü, bu döngünün dışında başka bir yerde dengi bir verimden söz edilemez. iì‡nsanoğlunun erdemli bir yaşam sürebilmesinin de tek yoludur bu döngü aslında.
sayın topçu bu döngünün nasıl işlediğini anlatmış ama biz tekrar edelim. iì‡lk olarak inanç (veya bilgi) hareketten doğar, daha sonra inanç insanı daha yüksek bir harekete yönlendirir. daha yüksek hareket beraberinde daha yüksek bilgiyi veya inancı getirir.
eğer hareket veya inançtan biri inkıtaa uğrarsa artık verimden söz edilemez. hareket olmadan inanç zamanla solan yapraklar gibi toprağın bağrına gömülmeye mahkumdur. iì‡nançtan yoksun hareket ise, direksiyonu kırılan bir araba gibi bir süre yoluna devam etse de ilk engel karşısında gücünü ve kuvvetini yitirir.
iì‡badetlere ve tefekküre de bu noktadan yaklaşılabilir (sayın topçu ya göre düşünmek de bir harekettir). iì‡badet etmemizin hikmeti belki de budur; ibadet ediyoruz çünkü ibadet (yani hareket) olmaksızın inancımızı yaşatabilmemiz mümkün değildir. iì‡badetlerimiz ve tefekkür, inancımızı kuvvetlendiriyor; inancımız kuvvetlendikçe ayaklarımız yerden yükseliyor ve (eğer süreklilik gösterebilirsek) neticede başımız arşa değiyor.
peki ilk hareket neyden doğuyor sorusu gelebilir aklımıza. henüz cevabını bulamadım ama ilk aklıma gelen sorumluluk duygusu ve anlayışı.
devamını gör...
sıkı bir bergsoncudur.

bizim türkçülerin fransızları okuyup almancı olması da ayrı bir ironi tabi.

bu arada yukarda sanırım yazmıyordu. topçu, sorbonne u birincilikle bitirince -sorbonne geleneğiymiş her birinciye isteği sorulurmuş- ne istiyorsun ya topçu demişler.

o da her sene bugün istiklal marşı okunsun türk bayrağı dalgalansın demiş.

sorbonnecular kıllanmış başta, ıkmık olmaz demek burunlarını çevirmek istemişler. nihayetinde gelenek bu dinler mi fransız uyanıklığını vfbfnögm. mecbur kabul edilmiş, işte o günden beri topçu'nun anısına her yıl sorbonne'da istiklal marşı okunurmuş.

demek istiyorum ki, topçu, her türkün gururlanması gereken büyük üstadlardan bir üstaddır. klişeyi de ekleyip bitireyim: her ne kadar anlaşılamasa da..*
devamını gör...
--- alıntı ---

yakin arkadaslari olan remzi oguz arik ve ziyaeddin fahri gibi isimlerle birlikte, ayni zamanda anadolucu bir milliyetciligi temsil eden topcu'nun, fransa'daki tahsil hayati sirasinda edindigi, bergson'un sezgiciliginden, hatta biraz da hiristiyan mistisizminden renkler tasiyan felsefesi, istanbul'da, bir arkadasi tarafindan abdulaziz bekkine efendi ile tanistirildiktan sonra hizla tasavvufa kayacak ve "yerli" bir muhteva kazanacaktir. nitekim hem fikirleri ve ahlak anlayisiyla, hem de saglam sahsiyeti ve mutevazi yasama tarziyla cok gecmeden bir cazibe merkezi haline gelir ve birtakim insanlar onun etrafinda toplanmaya baslar.

--- alıntı ---

Beşir ayvazoğlu




--- alıntı ---

nurettin topçu, a.bekkine'ye bağlıydı. tasavvuf'la sadece fikren değil, fiilen de ilgiliydi. batı'dan bergson'un ve blondel'in etkisi altındaydı. yani spritüalistti, ama "isyan ahlakı" adını verdiği bir hamlecilik ruhuna sahipti.

--- alıntı ---

ahmet selim


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar