objektif bilginin bilinebilirliği problemi

tarihte sofist akımının çıkmasına sebep olmuş problemlerden bir tanesi.

bu problem çok eskiden karşılaştığım, bilinçsizce yargı verdiğim bir problem. yüce Allah bizi bilinçsizce ve tevhidden uzak yargı vermekten beri tutsun.

bu problemin bendeki tarihçesi ortaokula kadar dayanır. sınıf arkadaşımla dağlara yürüyüşe çıkardık. benim de o dönemlerde her şeyi düşünerek çözme takıntım vardı; hatta ve hatta ingilizce dersinde en favori hobimi düşünmek diye tarif etmiştim o dönemde.

bu yolculuklarımıza hemen hemen her gün çıkar ve bazen gizli aşklarımız, bazen boş beleş muhabbetler, bazen de ben düşüncelerimi açıklardım. arkadaşıma şöyle demiştim:”şu taşı görüyor musun? atomun keşfinden önce yaşamış olsaydım bu taş taştan var olur derdim ve yanlış ederdim. bugün ise bu taş atomdan oluşuyor diyoruz ve doğru varsayıyoruz, peki bundan 500 sene sonra bu taş sözgelimi başka bir şeyden oluşabilir diyemez miyiz, paradigma değişemez mi?” diye bir akıl yürütme yapmıştım. bunun sonucu da “bir şey bilemeyiz, bildiğimizden de emin olamayız” diye bir yargı vermiştim. şüphesiz bu yargı yanlış bir yargıdır, bunu söyleyebilirim. peki ortaokuldaki sinek valesi’ne nasıl cevap vereceğim?

bu meselenin parçalanması gerekir, 2 kısıma:

1. bilebilir miyiz?
2. objektif hakikati bilebilir miyiz?

1’inci cevabımızla başlayalım: zorunlu olarak biliriz. hiçbir şey bilemeyiz dediğimiz anda hiçbir şeyi bilemediğimizi biliriz. al sana 1 bilgi. ki biz daha çok şeyleri bilebiliriz. “hiçbir şeyi bilemeyiz” önermesi bile bir bilgi içerir. çok şey biz bilebiliriz; güneşin doğuşunu, şu an bunu yazdığımı; biliyorum. bilmek, bir şeyin değişmez olan halini bilmektir. ki bu bizi objektif hakikate götürür.
2’nci cevabımıza geçersek: objektif hakikati bilebiliriz. mesela güneşin güneş olduğunu ve ay olmadığını bilirim ve bu hiçbir zaman değişmez. güneş, ay veya başka bir şey olamaz. kıyamet gününe kadar güneştir. benim bu biliyorum dediğim iddia değişmezdir. asla değişemez. bunu algımla yapmaktayım.

öte taraftan bilemeyiz dersek tanrı’nın varlığını bilemeyiz önermesi de ardından gelir ve tanrıya inanmamıza ket vururuz. sadece boşu boşuna bu dünyaya gelmişizdir.

ben buraya kadar muhabbeti getirdim ve ötesini kuramıyorum; yani bazı sorularım var. bu sorularıma cevap verebilecek bir üstad var ise mesaj kutuma şeref ile beklerim.
devamını gör...
ilk tanımı okuduğumda objektif bilgi ve objektif hakikatin birbiri yerine kullanıldığını fark ettim. (yanlış anlamış isem yazar uyarabilir)

mevzuyu bu yüzden objektif bilgi ve objektif hakikat olarak ele alacağım.

objektif bilgi diğer adıyla nesnel bilgi bilinebilirdir. çünkü nesnel bilgi nesneye ait bir bilgidir ve bilimin kullandığı metodla: deney gözlem, beş duyu organı vesaire kullanılarak elde edilir. bu itibari bir bilgidir yani aynı yöntemler kullanıldığında hep aynı bilgiye ulaşılır ancak kullanılan yöntem gelişip değiştiğinde bilgi değişir. misal masayı ölçtünüz bir kenarını 120 santim buldunuz ölçüde devrime gidildi artık 120 santim 76,8 mitnas olarak adlandırılıyor. yani masanın uzunluğu bilinebilir bir bilgidir dün 120 rakamıyla bugün 76,8 rakamıyla ifade etmek bir şeyi değiştirmez. bu nedenle nesnenin bilgisi referans noktaları içerdiğinden doğrulanabilir, yanlışlanabilir ve değişebilir ama bu bilinemez olduğu anlamına gelmez. ancak nesnenin bilgisi izafidir denilebilir.

objektif hakikat diye bir kavram ise olmamalı. hakikat herhangi bir şeyden kaynaklanmaz, nazire edilemez, kerameti kendinden menkul. haliyle hakikatin objektif ya da subjektif olması mümkün değildir.

ishak arslan'ın çağdaş doğa düşüncesi kitabını tavsiye ederim itibari evren kavramı açısından.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar