öğle uykusu

öğŸle saatlerinde belli bir süreliğŸine işŸlere ara vermekle geçilen istirahat modunu uyku ile neticelendirme.
öğŸle vaktinde alınan bir saatlik uykunun sağŸlığŸa iyi geldiğŸi söylenir.
devamını gör...

yapılan araştırmalar öğle uykusu (kaylule)'nun ;
- kalbe, dimağa ve vücuda dinçlik, sıhhat ve kuvvet kazandırır.
- yorgunlukları giderir.
- öğlen uykusu (kaylã»le) hafızayı koruyor,
- zihinsel yorgunluk giderir,
- iş kazalarını azaltır,
- uzun zamanlı olarak stres giderir ve ömrü uzatır,
- verimli çalışma ve işe odaklanma sağlar.
- gizli bir enerji kaynağıdır
- kalp hastalıkları riskini azaltır
- åžeker ve kalbe iyi geliyor.
kaylã»lenin yararları say say bitmez.
devamını gör...

--- alıntı ---
(....)
insanların çoğu dinin(hayatın) merkezinin haramlar ve cezalar olduğunu zanneder. bunları da diktatörlerin keyfi yasaklarıyla bir tutarlar. müslümanların bilgisiz ve korkak olduklarını, cezalandırılmaktan korktukları için haramlardan uzak durduklarını zannederler. kitapta söylenen ise bunun tam tersidir: "ancak derin bilgi sahibi olanlar Allah'tan korkarlar." derin bilgi sahibi olmayanlar ise küçük şeylerden korkarlar. müslümanların korkak olduğu doğrudur aslında: hayatın güzelliklerine alışmaktan korkarlar, sevdiklerini kaybetmekten korkarlar, hissedememekten korkarlar.
(....)
haramlar yoldan çıkılmaması için konulmuş işaret levhalarıdır.
(....)
görünen ve görünmeyen yasalarını ciddiye almayanlara Tanrı'nın dünyadaki en büyük cezası, alıştırarak sıradanlaştırmasıdır. kalplerin taşlaşmasından kastedilen, tanrının sıradanlaştırarak cezalandırmasıdır. bunun içindir ki birçok müslüman bilgenin duasıdır şu: "allah'ım alıştırarak cezalandırma!" birçok islam klasiğinde farklı şekillerde anlatılır bu. dürüst ve erdemli olmaya çalışanların, yanlışlara alışarak kendilerine ve etrafındakilere zulmetmemesi için belalar ile canlarının yakıldığından bahseder müslüman bilgeler. bu durum, donmaya ve yavaş yavaş uyumaya başlayan birinin donarak ölmemesi için, canının yakılarak uyanık tutulma çabasına benzetilebilir. yoksa insan eleştirdiklerine, dün rahatsız olduklarına benzeyecektir. tıpkı bugün kadınların kaba erkeklere benzemeye başladığı gibi. aldatan kocalarını aldatarak doğru yaptıklarını zannedenler gibi. oysa gittikçe birbirlerine benziyorlar, donuyorlar, hissetmiyorlar, duymuyorlar.
yanlış çoğaldıkça, insanlara normal görünmeye başlıyor.

öğle uykusu/ibrahim paşalı
--- alıntı ---
devamını gör...

--- alıntı ---
Türbelere çaput bağlayanları küçümseyenler, boyunlarına kırmızı,sarı, lacivert, siyah, beyaz çaputlar bağlayarak tribünleri dolduruyorlar... Ve hayatlarında bir futbol takımından daha büyük şeylere taraf olamıyorlar! Bu gerçek, diğer bütün gerçeklerle berabar, kayıp bir bavul gibi ortada durmaktadır. Hem ortada hem kayıp! Hakikat, sahibinin ''bu benim'' diyerek kendisine sahip çıkmasını, yoluna öyle devam etmesini beklemektedir. Denilebilirki, biz, yoldayız ama yolunda gitmiyor işler, kaybettik bavulumuzu. Bütün asgari ihtiyaçlarımız onun içinde. Ancak onu bulduktan sonra yolumuza kaldığımız yerden devam edebileceğiz. Yoksa dolanıp duracağız aynı yerlerde. Yaklaşık iki yüz yıldır olduğu gibi.
İnsan, zaman zaman, hafızasının onu yarı yolda bıraktığından şikayet eder de kendisinin hafızasını bir yerlerde unutmuş olabileceğini düşünmez, düşünemez nedense. Yıllarca hafızamın 'kötü' olduğundan , beni sürekli yarı yolda bıraktığından şikayet ettim. Şimdilerde ise tam tersini düşünmeye çalışıyorum: "sakın ben kötü olmayayım, hafızamı bir yerlerde bırakmış olmayayım.'' Fırsat buldukça arama alanımı genişletiyor, şehirler arası yolculuklara çıkıyorum. Bavulu olmayan bir insanın bütün yolculukları günü birlik olmaya mahkumdur. Günü birlik yolculuklar, günü birlik ilişkiler gibi. Şu da söylenmelidir bu noktada. Her şeyi kendisiyle birlikte başlatan, kendisinden önce olanları önemsemeyen, Tarihin, tarihlerden başka bir anlamı olabileceğini düşünemeyen, kendisi öldükten sonrayı da düşünmeyen biri; hayatı kendisiyle sınırlamıştır. Kendi içine hapsolmuş böyle biri, yani modern insan, kendi sınırlarından çıkıp dışındakilerle nasıl sağlıklı bir ilişki kuracaktır? Kuramamaktadır.Kendi sınırları içerisinde konforunu, zenginliğini artıran bir ilerleme seyri gösterirken, kendi dışını nasıl tahrip ettiğini görememekte, gördüklerinden de rahatsız olmamaktadır. Kendi sınırlarının dışına çıkamayan modern insan, kendisine dışardan bakmaktan, kendisini başkalarının yerine koymaktan ve dolayısıyla başkalarını anlamaktan acizdir.Herkesin sadece kendisini düşündüğü, gizlice iyilik yapmanın yerini sponsorluğun aldığı bir dünyadır bu. Ve bunu bir marifet zanneden insanlar, kendilerinden öncekilerin bunu düşünemediğini zannedecek kadar sarhoşturlar. İnsana neyin yakışıp neyin yakışmayacağının bilgisine sahip olan Müslüman bilgelerin yerine, reklamcılık gibi bir çok farklı sektörün estetik uzmanları göz dikmişlerdir. Nasıl giyinmemiz,ne düşünüp ne düşünmememiz gerektiğine karar veren uzmanlar ordusu bizi yanlış yapmaktan korumaktadırlar, güya.
Bugün bütün insanların önünde, her tarafı işgal eden reklamları ve apartmanları aşma, gökyüzüne giden bir yol bulma ödevi vardır. Bu reklam panolarını yapanların bilgisi ve estetik kaygısı, reklam panolarının alanı kadardır. Her şeyin birbiriyle uyumlu olmasına önem veren, kendilerince güzel işler yapmaya çalışan bu insanlar, reklamlarla her tarafı nasıl kirlettiklerini görmezler, görseler de reklam alanı dışında bir sorumluluk taşımazlar. Onlar küçük alanlarda bir düzen sağlarken, yaptıkları güzel görünürken, biz, Tanrı (rab)' yla peygamberlerle tanımlayanlar çok geniş bir alanı düzenlemek, güzelleştirmek zorundayız. Şayet bavulumuzu bulsaydık, haritamıza kavuşsaydık, her şeyin yerini, nerede olmaları gerektiğini,yıkılıp yerine apartman dikilenleri, reklamların arkasında görünmez olanları kolaylıkla tespit edebilecektik. Mesela burada bir köprü olması gerekmiyormuydu? Şefkatle şehveti, akıl ile kalbi, hayat ile ölümü birbirine bağlayan... 7. yüzyılda son Peygamber tarafından yeniden onarılmış bir köprü.
Sözü eninde sonunda Allah' a , islam'a ve peygamberlere getirmemize surat asanlar olabilir. İnsan nasıl sonunda musalla taşına geliyorsa, bu dünyada konuştığumuz her şey buraya gelecektir. Bundan daha doğal ne olabilir. Sözü buraya getirmemizin nedeni, bize boyumuzun ölçüsünü gösterecek, üstümüzdekilerin nasıl durduğuna bakabileceğmiz büyük bir aynaya sahip olamayışımızdır. Bir zamanlar tarihin en büyük aynasına bakarak kendilerine çeki düzen verirdi insanlar. hiç kimse tek başına ortaya çıkıp bu ayna benim diyemezdi; çünkü onun karşısında alırdı boyunun ölçüsünü.O büyük aynayı 1. Dünya savaşında kırdılar. Paramparça ettiler onu. Kıranları ellerine bakarak tanıyabilirsiniz. Hepsinin elleri kan içinde.
Bu küçük aynaların, bu küçük islam ülkelerinin sahipleri de tıpkı reklamcılar gibi, oldukça sınırlı alanlara hapsolmuşlar. O alanlarının dışında esamileri okunmuyor. Dünyaya, tarihe mal olmuş ne bir edebiyatçıları, ne bir felsefecileri, ne bir devlet adamları var.Küçük de olsa bir aynalarının olması onlara yetiyor da artıyor bile.Ellerindeki küçük aynalarında sürekli saçlarını tarıyor, makyajlarını tazeliyor ve iyi ' görünmeye' çalışarak geçiriyorlar günlerini...
Onlar ellerinde ayna ortalıkta dolanırken, biz, bavulumuzu aramaya devam ediyoruz. Epey mesafe katettik aslında. Bavul geçen yüzyılın başındaki büyük kargaşada İstanbul' da kayboldu, demek ki dikkatler yine İstanbul' da toplanacak.
İbrahim PAŞALI ( Öğle Uykusu / Birun Yayınları
--- alıntı ---
devamını gör...
ibrahim paşalının bîrun yayınlarından çıkan kitabı.


--- alıntı ---

eflatun'un ünlü mağara istiaresi ... derdi olan herkes bilin bunu... işte yazar bir nevi üstad'ın düşüncelerini geliştiriyor bu eserinde. 'hakikat'in bilgisi söz konusu olunca insanlar üç türe ayrılır:

birinciler 'gölgeler'le yetinir. mutludur bu insanlar, çünkü şek ve şüpheye düşecek bir farkedilişleri yoktur. yaşadıkları biriciktir çünkü; mutludurlar kendi sahici çadırlarında...
ikinciler -tanrı sırlarını kutsasın onların-'asıllar'la hemhaldir. gölgelerin ikincil olduğunun farkındadırlar. onlar bilirler, bilgindirler, bilgendiler... her daim aktırlar kendi ocaklarında...

üçüncüler ise öğle vakti çıkmıştır dışarıya; 'asıl' ile 'gölge'nin örtüştüğü, karıştığı bir anda... bilgileri karışıktır dolayısıyla..

--- alıntı ---

devamını gör...
--- alıntı ---

insanın onca bilgiye karşın hâlâ hayal kırıklığı yaşıyor olması,hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığının biricik kanıtıdır.her hayal kırıklığı insana,bildiklerinin yeterli olmadığını,daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu işaret eder.

-----------

yanlışta ısrar etmenin ve yalan söylemenin ilk cezası,söyleyenin bir müddet sonra kendi yalanını gerçek sanmasıdır.ceza,gerçek ile kurgunun birbirine karışmasıdır.



--- alıntı ---

ibrahim paşalı/öğle uykusu
devamını gör...
sünnettir ve birçok sünnet gibi faydalıdır.
günü ikiye böler. bir günü iki günmüşçesine faydalı, aktif, dinamik ve bereketli yaşatır size.
fırsat bulan herkesin yapması gerekmektedir.
ama uzanarak değil... oturarak, baş önde, kestirerek ve fazlası değil 15 dakikası bile yeter insana.
uyanış esnasında kaslarınızın farklı reaksiyonları sizi şaşırtacaktır. korkmayınız...
devamını gör...
birçok "sünnet" gibi muhtemelen uydurmadır. yapana mani olmamalı; sağlık için en uygun yolda ilerlenmelidir. ama evet, büyüme çağındaki küçük çocuklar için elzemdir misal.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar