ölüm fikrinin insanları çıldırtmaması

öleceğim diye çıldırmanın bir anlamı yok. ama bir yakınınızı kaybedince hayata bir başka bakıyorsunuz.

bir abimizi kaybettik. iyi adamdı. ama bence hayatını ziyan etti. hayatını bir ev almak için çabalayarak yaşadı ve bitirdi. bir kez dışarıda yemek yedik otuz lira hesap ödedim. adamın canı yandı ya. bir saat otuz liralık malzeme alsa kaç öğün yemek pişerebileceğini hesapladı.

fanatik eskişehirsporluydu abimiz. bir maç öncesi aradım maça gidelim mi diye yok şimdi o kadar para vermeyelim gel bizim evde takip ederiz dedi. hem bira da aldım diye ekledi. tamam dedim gittim birer tane bira almış radyodan maçı dinledik. radyodan maç takip etmek mi kaldı bu devirde.

sevdiği insanlarla yeterince zaman geçiremedi. sevdiği şeyleri yapamadı ya da yapmadı. bir ev aldı. demirden çimentodan bir kutu satın aldı. sonra öldü. bir çukura gömdüler.

hayat çok kısa. sevdiklerinize sımsıkı sarılın ve bırakmayın onları. hırsmış paraymış boş şeyler. güzel insanlarla güzel şeyler yaşayın. çıldıracak bir durum yok bence.
devamını gör...
insan bilincinin inkar ve unutuş ile sarmalanmasındadır.
terror management theory sosyal psikolojinin bu duruma getirdiği açıklamadır. ilgili teoriye göre özetle bizler kendi ölümümüz gerçeğiyle yüzleşip, aklımızı kaçırmamak için kendimizi varlığı bizden daha uzun sürecek, ölerek yok olmayacak şeylerle (örneğin dini kimliğimiz, milliyetimiz, bağlı bulunduğumuz cemaat, ırkımız v.s.) özdeşleştirir ve onların bekası ile avunuruz, kendimizi özdeşletirdiğimiz bu şey var oldukça, ölmemiş, yok olmamış oluruz, böylelikle yaşamımız anlam bulur.
devamını gör...
ölüm yaşamın doğal bir sonucu olduğu içindir. aksi durumda sonsuz haz ve acı çemberi içersinde yitip gitmek, dünyaya ebediyen maruz kalmak, akıl işi olur muydu ki.
devamını gör...
ölerek yok olmayacak o şeylere bağlılık yanii şu ölümsüzlük hissi.!

şu psikoloji bilimi bu teoriler içinde kısır döngü halinde koşturuyor. ilgili teori ya da her türlü teorisi hep aynı sonuçlara çıkarıyor. adamı iyileştirdikten sonra bile bir gün o adamın yine onda boğulacağını biliyor. dönüp dönüp başa sarıyor. hep uzaklaştırma halinde, insanı insanla kırıyor. yani yukarıdaki tanımdan alıntılayarak, aslında dinimiz kendi ölümümüzün gerçeğiyle yüzleştirip, aklımızı kaçırmamak için kendimizi varlığı bizden daha uzun sürecek, ölerek yok olmayacak şeylerle özdeşleştirmez ve onların bekası ile avunmaz ve onların varlığı ile ölmemiş, yok olmamış olduğunu sanıp yaşamını, varlığını böyle anlamlandırmaz.* bu dünyaya tutunma çabası zaten o kör kuyulardan, sendromlardan, hastalıklardan, travmalardan çıkarmaz kişiyi.
(bkz: tefekkür i mevt)* asıl hayat ahiret hayatı diyen dinimizde bunu günlük hayatında da misal her kıldığı namazda asıl hedefin ölüm sonrası olduğunu hatırlatır fatiha suresi 4 ile. Ve hatta ölümü unutmamak için şehirleşmeye bile girmiştir ki, yabancı ülkelerde mezarlıklar şehrin ucu ucundadır oysa müslüman yerleşim beldelerinde mezarlıklar şehrin, kasabanın ya da merkezi yerleşim birimin ortasındadır, uzağında değil. Ama ahiret hayatının yolunun dünya hayatından geçtiği bilinciyle dünya hayatının önemine de atfeder. dünya hayatı=ahirette iyi neticeler. Emir ve nehiy bağlamında (sorumluluk vererek) dünya hayatı ile ahiret eşit derecede anlatılır. Dünyevi dediğimiz her şeye tefekkür gözü ile bakmamızı isteyerek yaşama, şey'e bağlanmamızı istemez ve hayatı bize kolaylaştırır. İş böyle olunca, dünyevi hiçbir şeye bağlanmadan ama bu dünya hayatında her yaptığımızdan sorumlu olduğumuzu bilerek yaşayınca nerede kalır travmalar. İmtihan da bu ya. havf ve reca

ölümün beni çıldırtmaması varlığı benden daha uzun sürecek olan hiçbir şey ya da ölmemiş, yok olmamış hissi değildir, hesap kitap işleridir.

şimdi bu teoriye göre ben birgün öleceğimin farkındalığıyla dehşete düşüp mü din olgusuna sarıldım?!!
ne uzun yazmışım, aklımda deli sorular.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar