ömer hayyam

103.
'ırmaklarından şaraplar akacak' diyorsun
cennet-i alâ meyhane midir?
'her mümin'e iki huri' diyorsun
cennet-i alâ kerhane midir?

* * *
tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
bir sarhoş arap, devesini vurmuş hamza'nın
peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı

* * *
beni özene bezene yaratan kim? sen
ne yapacağımı da yazmışsın önceden
demek günah işleten de sensin bana
o zaman nedir o cennet cehennem?

* * *
kim senin "yasa"nı çignemedi ki söyle?
günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer
seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle

* * *
tanrı bizi çamurdan yarattıgında
biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
işlediğim günahlar hep onun emriyledir
o halde cehennemde beni niçin yakacak?

* * *
isyan edip karşında duracağım, neredesin?
karanlığı, ışığa yoracagım, neredesin?
ibadete karşılık cenneti alacaksam
'bağış mı ticaret mi' diye soracağım, neredesin?

* * *
kör cehalet çirkefleştirir insanları.
suskunluğum asaletimdendir.
her lafa verecek bir cevabım var elbet
lakin bir lâfa bakarım laf mı diye,bir de söyleyene
bakarım adam mı diye

* * *
dünya, üç beş bilgisizin elinde
sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde
üzülme, eşek eşeği beğenir
bir hayır var sana kötü demelerinde

* * *
sen bu dünyanın sırrına eremezsin
erenlerin dilini de sökemezsin
öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı
öteki cennete ya girer, ya giremezsin

* * *
niceleri geldi, neler istediler
sonunda dünyayı bırakıp gittiler
sen hic gitmeyecek gibisin değil mi?
o gidenler de hep senin gibiydiler

***
için temiz olmadıktan sonra
hacı hoca olmuşsun kaç para
hırka, tespih, post, seccade güzel
ama tanrı kanar mı bunlara

***
sen sofusun hep dinden dem vurursun
bana da sapık dinsiz der durursun
peki, ben ne görünüyorsam o'yum
ya sen ne görünüyorsan o'musun

***
sen içmiyorsan içenleri kınama bari
bırak aldatmacayı iki yüzlülükleri
åžarap içmem diye övünüyorsun ama
yediäžin haltlar yanında åžarap nedir ki..

***
ey kara cübbeli senin gündüzün gece
taş atma dünyayı bilmek isteyenlere
onlar yaratanın sanatı peåžindeler
seninse aklın abdest bozan åžeylerde...

***
ben kadehten çekmem artık elimi;
tutmam senin kitabını minberini.
sen kuru bir softasın, ben yaş bir sapık
cehennemde sen mi daha iyi yanarsın, ben mi?..

***
seni kuru softaların softası seni
seni cehenneme kömür olası seni
sen mi haktan rahmet dileyeceksin bana ?
hakka akıl öäžretmek senin haddine mi ?

***
yaşamın sırlarını bileydin
ölümün de sırlarını çözerdin
bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
yarın akılsız neyi bileceksin

ey kör!

bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş !
bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş !
åžu durmadan kurulup dağılan evrende
bir nefestir alacaäžın, o da boåžtur boåž
devamını gör...
106.
semerkant kitabından... *


--- azıcık spoiler --- *

ebu tahir---semerkant kadısı, şehri teftişe gelen gözü dönmüş hakan dolayısıyla korkmuş
hakan----ulemanın kenide karşı takındığı tavırdan rahatsız, otorite kaygısından daha demin " şehirdeki tüm ulema gelip secde edecek yoksa hepsinin kellesini vurdururum" demiş
ömer hayyam----semerkant a yeni gelmiş ve ebu tahirle ahbap olmuş bi filozof
cihan-----bu diyalogtan hemen önce hakan a övgü dolu şiir okuyan ömer hayyamı güzelliğiyle büyüleyen hatun. lakin şiir okuyup ağzını altınla doldurması hayyamı tiksindirmiştir.

ve burası kitaptan copy-paste

.....
— Yüce katınızda, Horasan'ın en büyük bilgini Ömer Hayyam bulunuyor. Onun için, hiçbir
bitkinin, hiçbir yıldızın sırrı yoktur.
Ebu Tahir'in, Hayyam'ın bildikleri arasında tıptan ve müneccimlikten söz etmesi boşuna
değildi. Hükümdarlar her zaman bu iki dala ilgi duymuşlardır. Birincisine, sağlıklarını ve
yaşamlarını korumak, ikincisine yazgılarını anlamak için!
Hakan memnun olduğunu, onurlandığını söyledi ama, o gün bilimsel konuşmalar yapmak
niyetinde değildi. Konuğunun durumunu değerlendiremeyerek:
— Ağzı altınla dolsun! dedi.
Ömer irkildi, şaşırdı ve yüzünde bir tiksinti belirtisi görüldü. Bunu anlayan Ebu Tahir ürktü;
hükümdarı red etmek onu kızdırabilirdi. Dostunu kolundan tuttu ama geç kalmıştı. Hayyam
konuşmağa başlamıştı bile:
— Haşmetlû beni mazur görsünler, ama oruçluyum. Ağzıma bir şey koyamam dedi.
— Yanılmıyorsam, oruç ayı geceli üç hafta oluyor.
— Ramazanda seferi idim. Nişapur'dan Semerkant'a gelirken orucu bıraktım. Sonradan
borcumu ödeyeceğime and içtim.
Kadı dehşete düştü, odadakiler kıpırdadı, hükümdarın yüzünden bir şey anlamak olanaksızdı.
Soruyu Ebu Tahir'e yöneltmeyi yeğledi:
— Sen ki dinin kurallarını bilirsin, ağzına altın sokup çıkartmakla Hoca Ömer'in orucu
bozulur mu?
Kadı yansız bir sesle:
— Tam olarak söylemek gerekirse, ağızdan giren her şey orucu bozar, dedi. Altının yanlışlıkla
yutulduğu da olmuştur.
Nasır bu görüşü kabul etti ama tatmin olmadı. Ömer'e dönerek:
— Red edişinin gerçek nedeni bu mu? diye sordu. Hayyam bir an duraksadı, sonra:
— Tek nedeni bu değil, dedi.
— Konuş öyleyse. Benden korkmana sebep yok. Bunun üzerine Ömer şu dörtlüğü okudu:


Beni sana getiren yoksulluk muydu?
İstekleri basitse, kimse yoksul değil.
Dürüstü ve özgürü onurlandırabiliyorsan,
Beklediğim, onur vermen, başka bir şey değil.
Ebu Tahir kendi kendine:
— Hey günlerin kararsın Hayyam, diye söylendi.
Böyle bir şeyi aslında istediği yoktu ama korkusundan söylemişti. Hakanın öfkeli sesi
kulaklarından gitmemişti, bu kez işin üstesinden gelebileceğinden emin değildi. Han, derin bir
düşünceye dalmışçasına sessiz, hareketsiz kaldı; yanındakiler, ağzından çıkacak ilk sözcüğü,
bir idam hükmü beklercesine bekliyor, dalkavukların bir kısmı usulca yok olmanın yollarını
arıyordu.
Ömer, bu genel şaşkınlık havasından yararlanarak, Cihan'ın gözlerini aradı. Cihan, bir sütuna
dayanmış, yüzünü avuçlarının içine almıştı. Acaba Ömer için mi korkuyordu?
Sonunda Han ayağa kalktı. Ömer'e doğru kararlı adımlarla yürüdü. Ona kuvvetle sarıldı,
elinden tutup peşinden sürükledi. Tarihçiler: "Maveraünnehir'in Efendisi, Ömer Hayyam'ı o
denli sayıyordu ki, onu hep tahtında, yanı başında oturtuyordu." diye yazdılar.
....
--- azıcık spoiler ---

devamını gör...
107.
varlığın sırları saklı senden benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben.

bizimki perde ardında dedikodu, bir indi mi perde ne sen kalırsın ne de ben!
devamını gör...
108.
iran doğumlu olan ve zamanının önde gelen alimlerinden olan kimse.
kısaca ömer hayyam olarak tanınır ve soyadının anlamı babasının mesleğidir: çadırcı.

matematikte çığır açmış ama genelde rubaileriyle anılmıştır.
rubailerinde genelde zekice bir yan vardır, gülümsetir.
devamını gör...
110.
"dün bugünün çığlıklarını hazırladı,
yarının sessizliği zafer ya da acıdır..
için!
çünkü nasıl ve neden geldiğinizi bilmiyorsunuz..
için!
çünkü neden ve nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz..."
devamını gör...
112.
ırmaklarından şarap akacak diyorsun,
cennet-i âlâ meyhane midir?
her mü'mine iki huri diyorsun,
cennet-i âlâ kerhane midir?

Allah affetsin.
devamını gör...
118.
öldük,dünyayı şaşkın bırakıp gittik
yüzlerce incimiz vardı delinmedik
sersemliği yüzünden bilgisizlerin
renk renk düşünceler kaldı söylenmedik...

hayyam
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar