osmanlı imparatorluğu

1.
1299 da kurulmuş, istanbulun fethinden yıkıldığı zamana kadar dünyanın tek hakimi olmuş, mirasçısı olmaktan gurur duyduğumuz.

devamını gör...
2.
bilinen tarihte en uzun ömürlü, osmanlı hanedanı tarafından kurulmuş ve yönetilmiş, yaşadığı döneme nazaran, kimileri kabullenemese de, en kurumsal, türk devletidir. 600 yüzyıldan uzun bir süre, 3 kıtada, 36 farklı padişah ile hüküm sürmüştür.

"tarihin görmüş olduğu en büyük türk devletidir" demek yanlış olmayacaktır. büyüklüğü bir zamanlar sahip olduğu askeri güçten yada sınırlardan değil, kurumsal yapısından kaynaklanmaktadır. (ermeni meselesinde osmanlı arşivlerinden bahsedilirken, haçlılar ile ilgili selçuklu arşivlerinden söz edilememektedir mesela). bazılarınca iddia edilen, barbar olup olmadığı konusuna ise, avrupa ortaçağ tarihini ve sömürge tarihini okuduktan sonra herkesin önce vicdanında karar vermesi gerekmektedir. barbar tanımlamasını yapan avupalıların en büyük sıkıntısı, osmanlı devletinin hakimiyetinin genişlemesiyle doğuya yaptıkları barbar istilalarının sona ermesidir. zira osmanlı hakimiyetine giren balkanlar, anadolu ve kuzey karadeniz barbar istilalalarından korunmuştur.(elbette kuzey afrika da) avrupalı devletler ise barbar geleneklerini yeniden yaşayabilmek için hedef değiştirmiş, batıya yönelmiştir. neticesinde amerika önce keşfedilmiş sonra fethedilmiştir. böylece sağlanan ekonomik fayda ile geleneksel doğuya dönük barbarlığa geri dönülebilmiş ve osmanlı yıkılmıştır.
devamını gör...
3.
osmanlı'ya imparatorluk denmemesi gerektiği düşüncesi, ortaokul sosyal bilgiler hocası geyiği olabilir ancak. çünkü ortada bir anakronizm var. imparatorluklar, emperyalizm kavramı ortaya çıkmadan yüzyılar önce vardı. yani ki.. imparatorluk ve emperyalizm kelimeleri aynı kökten geliyor diye bütün imparatorlukların emperyalist olduğunu düşünmek apaçık tarih yanılgısıdır.
devamını gör...
yanlış anlaşılmış imparatorluktur. bu yanlış anlama, hatta anlamak istememe, türkiye cumhuriyeti ile osmanlı arasındaki bağları koparmak isteyen, bu iki devleti, birbirinden tamamen farklı iki yapı gibi göstermek isteyen ulusalcı akıl ziyanlarının, feveranlarıdır.

osmanlı imparatorluğunun, daha doğrusu osmanlı'nın türklüğünü kan ile açıklamaya çalışmak, cumhuriyet dönemi seçkinlerinin oturtmaya çalıştığı, bir bakış açısıdır. buna göre, osmanlı ile ilgili olarak varılan ilk sonuç, yükseliş dönemini "türk" çöküş ve dağılma dönemlerini ise "türklük ile alakasız" görmektir. yani "iyi gün dostu" olmaktır. yani dünyaya hükmederken türk, hükmedemezken değil. sanki anlayış şudur: "türk dünyayı yönetir. yönetemiyorsa artık türk olmaktan çıkmıştır" sanki "dünya türk olsun" anlayışından fırlamış gibi duruyor değil mi? "kan" üzerinden siyaset yapmak ya da tarihi anlamaya çalışmak da, yine cumhuriyetin temel ilkelerine ve yerleştirmeye çalıştığı düşünce yapısına aykırıdır. hiç kimsenin cumhuriyeti kuran beyinlerin şeceresini orta asya'dan çıktığı boya ya da klana dayandıracak nitelikte belgesi olduğu sanılmamaktadır günümüz dünyasında.

günümüzden geçmişe bakıldığında, osmanlı bir vatandaşlık projesi oluşturmuş gibi görünüyor. amerika'nın da bunu örnek alarak 18. yüzyılda yaptığı gibi, yani ulusların ulusu olmak gibi... farklı uluslardan oluşmuş tek bir ülke olmak. bunu günümüzde avrupa birliğinin entegrasyon çalışmalarında da görüyoruz aslında. nihai amaç bu yönde. amerika bunun son derece başarılı bir örneği. zira ulusların zenginleşmek için birbirini boğazladığı dönemde, coğrafi olarak uzaklığının da yardımı ile, avrupalı sömürgecileri kendisinden uzak tutabilecek önlemleri almıştır. osmanlı'nın başaramadığı ise bu olmuştur. topraklarını batılılardan uzak tutamamıştır. zaten abd'yi bir arada tutan hıristiyanlık ortak paydası da, osmanlı da tek bir din olmadığı gibi, aksi yönde etki etmiş ve osmanlı olumsuz anlamda dış etkilere açık kalmıştır. tıpkı günümüzde, güneydoğu anadolu daha doğrusu kürt meselesi yüzünden, türkiye cumhuriyeti hükümetlerinin ürettiği siyasalara karışılması gibi.

neyse "kan-türklük" meselesine geçelim. ikinci garabete gelelim; osmanlı ile türkiye cumhuriyeti arasında organik bir bağ yoktur, yanılgısına. türkiye cumhuriyeti, türk devletleri silsilesi içinde osmanlı'dan sonra gelendir. organik bağı vardır. öyle böyle bağlar değildir bunlar üstelik. hadi iki üç örnek verelim. mesela cumhuriyeti kuran insanların tamamı osmanlı vatandaşıdır. yani cumhuriyeti kuranlar, kanındaki türklük oranı yada yüzdesinin yüksekliği (belki % 95 ve üzeri) tartışma götürmeyecek!! orta asya türkleri değildir. yada zaman makinası ile "türklerin kanına yabancı kanının karışmadığı" zamanlardan, osmanlının çöküş dönemine gelmemişlerdir. örneklerde dozu azaltalım. osmanlının kurduğu kurumların türkiye cumhuriyetinde süreklilik göstermeye devam ettiğini de yazalım. polis teşkilatımızın kuruluş tarihine bakalım mesela ya da harbiye ya da jandarmanın. hatta mit bile köklerini osmanlı'da aramıştır. mülkiye denen bir kurum vardır ki, osmanlı'nın da türkiye'nin de bürokasinin zirvesini, kritik noktalarını elinde tutmuştur. mesala ülkenin kurucu meclisi olan erzurum ve sivas'ta toplanan kongredekiler, meclis-i mebusan'ın yani osmanlı parlamentosunun üyeleridir. kurtuluş savaşları dönemi öncesinde teçhizatları ile ordu gibi ordu olan, kazım karabekir komutasındaki kolorduyu teçhiz etmiş olan osmanlı'dır, o ordu bir osmanlı ordusudur. özetle, ülkenin adı ve rejimi değişmiş ama sistemi çalıştıran kurumlar, kesintisiz olarak göreve devam etmiştir. bu da, "buz gibi, olmadı muz gibi" organik bağlardan bazılarıdır. yeni ulusalcı tarihçilerin bilmesi gereken, osmanlıyı sevmiyor olmalarının, bunları yokmuş gibi değerlendirmelerine sebep teşkil etmemesi gerektiğidir.

bir açıdan bakıldığında mesele şudur: "osmanlı'nın çöküşünde başrolü oynayan ittihat ve terakki'nin, kabahati osmanlı'da arama merakı". balkan savaşlarındaki yenilgilerin de, birinci dünya savaşına girilmesinin de, ermeni tehcirinin de vebali bu grubun üzerindedir, ama öyle bir propaganda yapmışlardır ki, kabahat sadece osmanlı'nındır. elbette ittihat ve terakki bir osmanlı derneğidir. ancak osmanlı'nın yıkılışını hazırlayıp, hızlandırıp, sonra da suçu ona atan bir dernektir. bu derneğin uzantıları bugün hala faaldir. bu da unutlmamalıdır. son olarak, cumhuriyeti kuranlar da osmanlı gerçeğini kesip atmamışlardır. isteyenler caber kalesi'ne bir bakabilirler.

ne demiştik: devletler silsilesi. türkiye cumhuriyeti bu silsilenin son halkası. genel türk tarihi içinde, türkiye cumhuriyeti tarihi, büyük selçuklu devleti ile başlayıp, anadolu selçukluları ve osmanlı üzerinden, günümüze bağlanır. bunu, bu fakir değil, cumhuriyeti kuranların yazmış olduğu "resmi tarih"imiz söyler.

uzadıkça uzadı, yazı sünmeye başladı. toparlamak lazım. osmanlı ile ilgili olarak içine düştüğümüz iki temel hata var. elbette "tarihte her dönemi kendi şartları içinde değerlendirmemek" genel hatasını dışarıda tutuyorum. bu hataların ilki, osmanlıyı değerlendirirken "iyi" ve "kötü" gibi uçlarda kalmamız. oysa tarihin kendisi "iyi" ve "kötü"nün savaşı değil; bir meydan okuma ve buna karşı koyuşun hikayesidir. doğu toplumlarında kır-kent arasında yaşanan bu çatışma, batı toplumlarında sınıfsal anlamda yaşanmıştır. mesela, bu açıdan bakıldığında marksizm ya da komünizmin uygulanmasında ve doktrinde, doğu ile batı arasında yaşanmış olan farklılıkların da temeline inebiliriz. osmanlıyı değerlendirirken içine düştüğümüz ikinci hata ise, onun tarihinin parlak dönemlerini sahiplenip, işlerin tersine döndüğü dönemlerdeki osmanlıyı reddetmek ya da karalamaktır. mağlubiyeti kabullenememektedir!!

son paragrafa "osmanlının bize ne faydası olmuştur ki, onu sevelim?" sorusu ile başlayalım. onu sevmemiz gerekmiyor. sevmemiz gereken isimler değil, tarihin bizzat kendisidir. osmanlı mirasının bize fayda ya da zararlarını kalem kalem yazamayız. ama şunu diyebiliriz. mesele türkiye cumhuriyeti ise; yani "adı türkiye olan bir ülkede yaşamasam, kendimi türk olarak bilmesem de olurdu" diyenlerden bahsetmiyorsak; türkiye cumhuriyeti yeni bir devlettir, ama eski bir ülkenin uzantısıdır. zira bir ülke; kültür, tarih, millet, dil gibi ortak değerlerin birarada var olması ile oluşur. mesela, günümüzde avrupa ile ortak bir tarihe ve kültüre sahip olmadığımız için avrupa birliği entegrasyon çalışmalarında dışarıda kalıyoruz. bunu da "avrupa bizi istemiyor"a bağlıyoruz. işte türkiye cumhuriyeti, bu ortak değerlerin var olduğu bir coğrafya üzerinde, yönetimin el değiştirmesi ve eskisinden farklı bir yönetim şeklinin kurulmuş olmasıdır. yani türkiye cumhuriyeti ile yeni bir ülke değil, yeni bir devlet kurulmuştur. aynı dili konuşan, aynı insanlar farklı bir yönetim ile tanışmışlardır. eskisinden farklı olarak, bu yeni yönetim sayesinde bir "millet" olduklarının farkına varmışlardır.

devamını gör...
''doğan, büyüyen ve ölen...'' tıpkı bir adem gibi. fani ve aciz. insan için ''ölüm'' ne ise; bir devlet için de ''ölüm'' o'dur. insan ardından bir sada bırakır, hoş veya nahoş... devlet ardında bir dua veya torunlarına külfetli bir beddua bırakır.
devamını gör...
ibni haldun'un dediği gibi; devletler ve uygarlıklar da insan gibi doğar, büyür ve ölürler. evet merhum olmuştur ama Allah'tan ki zürriyeti devam etmektedir. bunu böyle bellemek gerekir, mezardaki merhumu diritmeye çalışmak beşer işi değildir.
devamını gör...
imparatorluk kelimesi, emperyal kelimesinden bahisle, sömürgeci gibi bir çağrışımla anılsa da, kelimenin ortaçağ feodal terminolojisinde, kendine bağlı krallar, krallıklar olan devletler için kullanıldığını da söylememiz gerekir. ortaçağ avrupasının düzeni, sömürüye dayansa da, o çağlarda bildiğimiz manada sömürgecilik düzeni henüz kurulmamıştı ve bununla birlikte, bu kelime, yani imparatorluk kelimesi kullanılmaktaydı.

osmanlı için bu kelime, kendisine bağlı krallıklar* ve krallıklara eşdeğer, voyvodalık*, hanlık* ve prenslik-princepslik gibi devletlere hükmetmekte olduğu için kullanılmaktadır. yani "krallıklardan oluşan bir krallık" gibi. bu noktada eleştiri, sömürgeci-sömürgeci olmayandan ziyade, bir müslüman-türk devleti için imparatorluk kelimesinin kullanılması olabilir ki, imparatorlara ve krallara, hıristiyanlık sonrası dönemde, bu ünvanı verenin, tacı giydirenin papalık olduğunu düşünürsek, öz açısından bu kelimenin kullanılması doğru değildir. ama dediğimiz gibi, şeklen bu kelimenin kullanılması da doğaldır. son olarak, imparatorluğa geçişin sembol ismi olan fatih, fetihnamelerinde ve fermanlarında kendisinden bahsederken, ünvanlarının arasında ballandıra ballandıra, doğu roma kayzeri de demiş olduktan sonra, bize susmak düşer sanırım.
devamını gör...
ilber ortaylı imparatorluk denir mi denmez mi konusunu çok klişe bulmaktadır. osmanlı'nın roma imparatorluğu'ndan sonraki son imparatorluk olduğunu söylemektedir. imparatorluk denir mi denmez mi meselesi tanımlamaya bağlı gözüküyor. ilber ortaylı haklı.
devamını gör...
hakkın rahmetine kavuşmuş olduğu iddiası yanlıştır. zira t.c nin pek çok kurumu halen bu devletin kurumlarının süreğidir. iett mesela, mesela itfaiye, mesela polis teşkilatı mesela tsk nın bütün birimleri, mesela halifelik ki o bilindiği üzre kaldırılmamış, bilakis tbmm nin manevi kişiliğine tevdi edilmiştir.
devamını gör...
anadolu üzerinden suriye, mezopotamya, basra körfezi, mısır ve kuzey afrika’nın büyük bir bölümüne kadar uzanan osmanlı imparatorluğu, 16. yüzyılın başlarında birinci dünya savaşı’na kadar, uluslar arası ticaretin kavşak noktalarını tutmuştu. 17. ve 18. yüzyıllarda doruk noktasına ulaştığında, nüfusu 30 milyonu geçmişti. birçok etnik unsuru barındıran bu büyük imparatorluğu bu kadar uzun süre ayakta tutabilmiş olan iktisadi kurumların, iktisat tarihçilerini ilgisini çekmesi beklenirdi. ne yazık ki, iktisat tarihçileri bu büyük imparatorluğun toprak rejimini, imalathanelerini, ekonomi politikalarını ve sıradan erkekleri ve kadınlarının günlük yaşamını uzun yıllar görmezden geldiler. sonuçta, osmanlı imparatorluğu’nun uzun ömürlülüğü, çoğu insan için açıklanmaya bir durum, hatta bir muamma olarak kaldı.

altı yüzyıllık yaşamının büyük bir bölümü için osmanlı devleti’ni bürokratik bir tanım imparatorluğu olarak nitelendirmek en doğrusu olur. bu devletin iktisadi kurumları ve politikaları, büyük ölçüde, merkezi bürokrasinin önceliklerine ve çıkarlarına göre biçimlenmiştir. son dönem tarihçiliği osmanlı imparatorluğu’nun, 16. yüzyıldan sonra, geri dönülmez bir biçimde gerilemiş olduğu tezini reddediyor. tam tersine, osmanlı devleti ve toplumunun, avrasya’nın 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar değişen koşullarına hatırı sayılır ölçüde uyum gösterdiği vurgulanıyor. merkezi devlet, yüz yüze geldiği birçok tehdit ve tehlikeyi, pragmatizm, esneklik ve başkaldıran toplum kesimlerini şu veya bu şekilde devletin içine çekme yöntemiyle aşmayı başarmıştı. osmanlı devleti, sadece askeri teknoloji ile değil, aynı zamanda mali, finansal ve parasal kurumlarla ilgili olarak da bir hayli esneklik göstermişti. 1770’lerden 1830’lara kadar olan dönemde, avrupa ve asya’daki çağdaşlarının çoğu çözülüp dağılırken, osmanlılar, savaşlara ve iç çatışmalara rağmen, güçlü bir merkezi devlet ve her alanda değil, belirli alanlarda değişen kurumlarıyla ayakta kalarak modern döneme ulaşabildiler.


**
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar