öteki

bir dönemin türkiyesinde gündem yaratan kavram.

öteki miyiz?

ötekileşŸtiren miyiz?

sorularını tartışŸtı durdu yazar çizer takımı sonuç öteki beriki hepsi aynı.
devamını gör...
bir yayınevi adı

bir derginin adının çoğunu oluşturan sözcük
o derginin adı dahi "öteki-siz" idi.
belki hala çıkmaktadır.
iran ve kıbrıslıtürk şiiri konu özel sayıları vardı.

galiba "öteki" diye bir dergi de mevcut!
devamını gör...
reha mağden'in etnik olarak öteki sayılanlar adına söyledikleri meseleyi anlamak için ipuçları taşır. reha mağden aslında öteki sayılan etnik bir kimliği olmanın avantajlarını, insana kattıklarını anlatmaktadır. ben de çerkesliğime reha mağden gibi bakıyorum; ülkeyi neredeyse ikiye bölen türk-kürt ayrışmasında tarafsız gözle bakabileceğim bir alandır çerkeslik. her iki tarafa da eşit mesafede durabilmenin imkanını sağladı bana. bu nedenle reha mağden'in yazdıklarını daha kolay anlayabiliyorum.


--- alıntı ---
'Gürcü kimliğini milliyetçi bir pozisyon olarak değil, hep bir şıklık olarak düşündüm. İnsanın gözü yeşilse güzel bir adamdır. Gürcü ise daha da güzel bir adamdır. Gürcü'ye sormuşlar 'Gürcü olmasaydın ne olurdun?'
diye, 'Mahcup olurdum' demiş. Bununla birlikte Gürcülük benim için Kürtlerin ya da başka etnisitelerin mücadelesine benzeyen bir problem değil. Ben Türkiyeli olmayı seviyorum, bu coğrafyayı seviyorum, senkronik bir zemini seviyorum. Gürcülüğün benim yazdıklarıma katkısı bu yeşil gözlü şıklık hikâyesinden kaynaklanıyor olabilir. Ama şöyle bir şey de var: Gürcülük bana yabancı olmayı da öğretti. Ötekilik anlamında yabancı... Öteki olma durumunu öğretti. Öteki olma durumu olduğu zaman, hiçbir 'suçluya' karşıdan bakamayacak bir hayatın olur. Gürcü olduğun için kimse seni küçümsemiyor, ama sen biliyorsun yabancı olduğunu. Bunun için cezalandırılman şart değil, ama netice itibariyle sana toplumda dayatılan bir sürü şeyin, bir sürü ifadenin dışında kalıyorsun. Bunları kabul etmek zorunda olmadığını düşünüyorsun; küçük isyanlar bunlar. Sonuç olarak her türlü ötekiyle empati kurabiliyorsun, dolayısıyla ötekiyle empati kuramayanlara ciddi bir öfke besliyorsun.
Bu arada gözlemlerim var tabii ki, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bulundum. Çocukluğum Ordu'da geçti ve orada çok önemli şeyler gördüm. İnsanın şaşıracağı, bir edebiyat metninde okuduğu zaman hayran kalacağı şeyler gördüm.'

(Radikal Kitap 30/9/2004)

--- alıntı ---

devamını gör...
ece vahapoğlu'nun doğan kitapçılıktan çıkan hikayesi.
kitabın konusu şöyle

"amerika'da eğitim gördükleri üniversitede tanışan, yıllar sonra istanbul'da tekrar karşılaştıklarında dost olup birbirlerini yakından tanıyan, hayli parlak bir kariyere sahip, başarılı ve modern sunucu esin ile babasının şirketinde yöneticilik yapan, islami değerlere sıkı sıkıya bağlı türbanlı kız kübra'nın öyküsü.


birbirlerinin dünyalarını merak eden iki arkadaş arasında giderek, sıra dışı duygusal bir bağ kurulur.

önce karşılıklı olarak öteki'ni sonra da kendi benliklerini keşfederler.

öteki bu iki karakter üzerinden, "modern" ile "muhafazakâr" kesimdeki iş ilişkilerini, erotizmi, evlilikleri, sosyal yaşamın ayrıntılarını, aldatmayı, kaçamakları ve türkiye'nin saklı gerçeklerini anlatıyor.


ece vahapoğlu'ndan aşk, ihanet, önyargılar, din, cinsellik, tabular ve bastırılmış duygular üzerine sarsıcı bir roman. "
daha ayrıntı ve alıntı yeri için;
#haber-baslik" target="_blank">http://haber.mynet.com/deta...




devamını gör...
konuyla ilgili, doç. dr. hakan gündoğdu (dokuz eylül üniversitesi ilahiyat fakültesi) geçen yıl "hz ali sempozyumu"nda çok iyi bir sunum yapmıştı. bu sempozyuma dair sunumların basıldığı kitapçığa ulaştığınız takdirde beni anlayacaksınız.

yaptığı uzun konuşmada "ötekileştirme" üzerine güzel tespitlerde bulunmuştur. hakan gündoğdu şu anda "gazi üniversitesi felsefe bölümü"ndedir.
devamını gör...
içimizdeki özentili kimliklere vurgu yapan ece vahapoğlu romanı. işin trajik yanı şu ki; hepimiz "öteki"ne imreniyor, "öteki"ni kıskanıyor ve hatta daha fazlası "öteki" olmak istiyoruz.

bir de alıntı:

--- alıntı ---
bir şeye sımsıkı tutununca, akıl ve mantık devre dışı kalıyor, öteki düşmanlaşıyor, yabancılaşıyor.
--- alıntı ---

devamını gör...
digeri, başkası, benden olmayan, tanımadıgım, kötülügün kaynagı anlamlarına gelen kelime. her toplumun, hatta her insan topluluğunun bir "öteki"si nedendir bilinmez(!) hep olagelmiştir. "öteki", onaylanmayan, takdire deger görülmeyen veya hor görülen tutumların, eylemlerin, özelliklerin, mahiyetin kalkanı fonksiyonunu icra eder. ekseriyetle kendimizde veya aidiyetimizin oldugu toplulukta mevcudiyetini farkettiğimiz veya açıkça tanımlayamasak bile, duyumsadığımız bu olumsuz niteliklerin kahredici, yakıcı ve yok edici yükünü üzerimizden savurup atma işlevine sahiptir 'öteki'nin varlığı. kendi zaafiyetimiz veya kendi ilkelerimiz, dogrularımıza göre kabule şayan, iyi ve güzel olmayan özelliklerimizin, davranışlarımızın izafileştirilmesini, bulanıklaştırılmasını beraberinde getirir. "öteki" pistir, çekilmezdir, baş belasıdır, kötülügün kaynagıdır, çirkindir, riyakardır, atalet içindedir, cesur olmayan, ihanet edendir. örnekleri artırmak mümkün. bunların tümünü veya bir kısmını "ötekinin" karakteristikleri olarak sıralarken, dillendiremedigimiz bir nitelem sürekli bunların önünde yer alır. "öteki" sadece ucube değildir, "bizden daha korkaktır", "daha içten pazarlıklıdır", "daha namussuzdur".. bu karşılaştırma imalı olarak kullanılan dil yoluyla serdedilir. ama sözle ifade bulmasa da, mukayese etme fonksiyonunu ihtiva eder. kendi eziklik duygularımızı, sızlanmalarımızı, kendi kendimizden duydugumuz nefreti, aşağılık kompleksimizi, kendimizden duyduğumuz korkuyu ve tiksintiyi dile getirmeyi, deşarj olmamızı sağlar.
(bkz: ırkçılık)
devamını gör...
ece vahapoğlu nun yazdığı garip bir roman. çok kızgınım sözlük, tepkilerim aşırıya kaçabilir.*

çok kısaca konuya değinip beni neyin kızdırdığını anlatmadan önce, bu 300 sayfalık romanı bir gecede okuduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. aslında son cümleye kadar da kızmamıştım, sadece aşırı bir hoşnutsuzluk vardı. bu kadar aralıksız okumamın sebebi de, hem içinde bulunduğum ruh halinden kaçma isteği, hem de yazarın bu saçmalığı nasıl bitireceğini merak etmemdi.

kitapta abd de bir üniversitede beraber okuyan ama hiç tanışmayan, türbanlı* bir genç kız ile, modern(!) bir kadının istanbul da kesişen hayatları konu ediliyor. aralarındaki tanışma ve arkadaşlık, birbirlerini ve hayatlarını keşfetme çabaları, özellikle türbanlı kızın eğilimleri neticesinde sevişmeye kadar varıyor.

beni rahatsız eden ve sonunda da kızdıran kısım bu çarpık ilişki filan değil. kitapta ece hanım ın çizdiği muhafazakar çevre tablosu kesinlikle çok rahatsız edici. ak parti iktidarıyla zenginleşen sonradan görme zenginlerden olan ailenin abd de iyi eğitim görmüş türbanlı kızları ana karakter. anne silik, değişen hayatını komşularının gözüne sokma telaşı içinde olan bir kadın, baba ise yeni iktidar çevresi nedeniyle bir sürü ihaleler alan ve bunun için gerekenleri ustalıkla yapan başarılı ve imam nikahlı karısı ve çocuğu olan bir işadamı. ne kadar klasik dimi, bütün zengin muhafazakar aileler de böyle zaten. böyle olanlar yok mu tabi ki vardır ama bunu muhafazakar kesimin bir alışkanlığı gibi gösterip, modern dedikleri kesmin cok daha basit olan ahlaksızlıklarını es geçmek biraz ayıp olmuş.

ece vahapoğlu nu tanımam etmem ama eğer bu tabloya bu şeklini kasıtlı olarak verdiyse, yazık olmuş. yok eğer kendi içinde adaletli davrandığını düşünüyor ve oradan baktığında kendi deyimiyle ötekiler dediği kesmi, safiyane bir şekilde böyle algılıyorsa çok daha yazık olmuş, acınası halde demektir kendileri.

dediğim gibi bu tablo rahatsız edici, konuyu bu şekilde ele alışı ve kurgusu ve tespitleri ve hatta bir gecede deli gibi okuyarak bitirmeme rağmen edebi dili bakımında bence gereksiz bir kitap olmuş. ancak eğer hala bu kitabı okumak isteyenler varsa, söyleyeceklerin daha da merak etmemizi sağladı biz de okuyacağız diyorsanız bundan sonrasını okumadan diğer entry ye geçin. çünkü kızmama neden olan finali anlatacağım.

yazar kişisi sanırım hikayeyi nasıl sonlandıracağı konusunda uzun bir kararsızlık yaşadıktan sonra, bulduğu bu garip son için baya keyiflendirmiştir. iyi arkadaş olan bu iki genç hanım, modern olanının sürdüğü araba ile istanbul içi yolculuk yapmaktadır. birden önlerine çıkan bir araba sebebiyle direksiyon hakimiyeti kaybedilir, araba bir direğe çarptıktan sonra sol taraf altta kalacak şekilde yan yatar. modern kadınımızın kaburgaları kırılmış ama bilinci yerindedir sağ taraftaki arkadaşına bakar, zar zor görebiliyordur ama yüzünün mosmor olduğunu farketmiştir. kızın türbanı bilmediği bir yere sıkışmış, baygın olan kız türbanı nedeniyle boğulmak üzeredir. bundan sonrasını direk kitabın son cümlesinden alıntılıyorum ;

''tüm gücüyle daracık alanda bir hamle daha yaptı ve kübra nın boynunu sıkan eşarbı çözmeyi başardı. türbanı çıkararak kübra nın hayatını kurtarmıştı.''

evet kitap aynen böyle bitiyor.

olumsuz bir günümdeyim sanırım, kitabın geneliyle alakasız bu son, çok zorlama, çok basit ve çok samimiyetsiz geldi. tüm yanlış tespitlerine rağmen, belki oradan görebildiği bu kadardır hüsn ü zan ından bulunduğum yazarın, bu cümleyle samimiyeti tamamen yok oldu gözümde. olmamış ece vahapoğlu, ayşe arman ın türban takma deneyiminde kat be kat daha samimiyetsiz buldum romanınızı.





devamını gör...


--- alıntı ---

Başörtülü bir lezbiyeni konu alan kitabımız da oldu.

Ne yazdığı belli olmayan, berbat bir gazete yazarı olan Ece Vahapoğlu, ününe ün, şanına şan, cebine cep, parasına para, kürklerine kürk, ratinglerine rating, adına ad katmak için yazdığı iğrenç kitabı Öteki çıktı.

Aslında bu haberi yapmadan önce çok düşündük. Bir kötülüğü ortaya yaymak, onu duyurmak, haberdar etmek bir çeşit reklam yapmak gibiydi. Merak uyandırmak da. Ama gördük ki bu rezillik daha çok yayılacak. Şimdiden internette satış yapan bütün kitap siteleri kitabı en güzide köşelerine koymuşlar bile.

Artık iyice çığrından çıkmış olan kitap piyasasında kim daha çok saçmalarsa, daha edepsizleşirse revaçta oluyor. Kişisel gelişimler, yaptıkları iğrençlikleri kaleme alan ünsüzler, hiçbir edebi değeri olmayan kitapçıklar derken şimdi de bu çıktı işte. Başörtülü lezbiyenin romanı.

Bizi kızdıran kasıtlı olarak kaleme alınan bu konu. Bir yandan toplumu ahlaksızlaştırmak, kendi içindeki fenalıkları sayfalara dökmek ve daha çok, daha çok satmak amacıyla yazılan bu kitabı reddediyor ve almamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz...

Kitabın yazarına ise eğer bize ulaşırsa dindar insanları rencide etmeden daha fazla satmasını sağlayacak, şanına şan katacak projelerimizle kendisine yardımcı olacağımızı belirtiriz...

--- alıntı ---


*
devamını gör...
batılı düşünürlerin zihni anlamda öcüleştirdiklerdi kavram. misalen;hegel der ki; kendini tanımak isteyen öznenin yaptığı ilk şey öteki'ni tanımlaması.tanımlama öteki'ne müdahaleyi de doğurur. bu nasıl oluyor peki? iki şekilde;
1- öteki'ni kendine benzetmeye çalışır, daha artistik deyimiyle asimile eder.
2- öteki asimile olmaya yatkın değilse imha eder.

islam'ın öteki'ye bakışı daha farklı ve çok ulvi. zaten islam öteki'ni tanımlamadan kişinin kendisini tanımlamasını salık verir. *

hz ali meseleyi mısır valisi malik ibni eşter'e gönderdiği mektubunda çok formüle etmiş;
'öteki' eğer müslümansa bizim 'kardeşimiz' ; gayrımüslimse 'yaratılışta eşimiz'.
devamını gör...
kadıköy halit ağa caddesinin ara sokaklarında bir kaç katlı bir kültür merkezidir. şu anda burada öteki durumundayım. esasında buraya bizim dünya görüşümüzden birilerinin bulunduğunu sanmıyorm. fakat wireless'leri sayesinde kontür yükledim. gelmek isteyen yakınsa takılabilir. yarım saat sonra çıkacağım haber vermezseniz. haber verirseniz beklerim.
devamını gör...
türban, ırk, vs. gibi sorunların savunma metinlerinde, söylemlerinde nokta veya virgül gibi bir kelime; kullanmayanı dövüyorlar sanki.
niye ben öteki olayım be adam. sensin öteki. ben değişmedim ki? ötekileşen sensin.
devamını gör...
ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz,
onlar aşağıda siyah kalacak!
sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak!
siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar terleyip sıçrayacak!
kavunun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak.
genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!

onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar.
onlar bir ömür taşlara su tutanlar.
onlar bir hatırada donmuş duranlar.
onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.

siz nasıl da menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar şaşı.

ah siz nasıl da "siz" siniz buram buram, onlar avam.
bu cahilin, yoksulun barbarın ışık neyine, onlar ziyan!

siz "it was very amazing" derken "and fun"
onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan.

balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.

(bkz: birhan keskin)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar