plaza dili ve edebiyatı

samimi bir dil olmamakla beraber bir çok yabancı kökenli kelimelerle cümle kurmaya çalışıp üstüne de anlaşılır olmayı beklemektir.
devamını gör...
bunun benzer bir örneği de şudur;

--! spoiler !--

mezun oldunuz, iş buldunuz, tebrikler! ilk iş günü geldi, giydiniz en güzel kıyafetlerinizi, masanıza oturdunuz, pek hoş! çok geçmedi, bir ses duydunuz, daha öncelerden de ister istemez aşina olduğunuz bir ses, çıkarmaya çalışıyorsunuz o sesin ne olduğunu…ziyadesiyle tanıdık geliyor o tınılar…ve evet! eminsiniz, bu o! üniversiteyi kazanıp kayıt yaptırdığınız ilk gün görmüştünüz onu, aynı sesi duymuştunuz. o mütemadiyen “abi almam lazım o dersi, repeat olucam yoksa, advisorla konuşayım da add-droplarda hallederim olmazsa” diyerek ortada dolaşırken siz “allahım advisor nedir, repeat nedir, niyçün durduk yere gardroptan söz ediyor bu adam” telaşına gark olmuş, önünüzde aynı sizin gibi ilk kez kayıt yaptıracak bir başka öğrenciyle dayanışabilmek, bir kelamcık olsun muhabbet açabilmek için o an aklınızı kurcalayan en kritik soruyu sormuştunuz: “abi başbakanlık bursu karşılıksız di mi?”

üniversite günleri hızla gelip geçti, add-drop’undan repeat’ine her şeyi bir güzel öğrendiniz, yeri geldi kullandınız. tam o günler bitti derken işte şimdi yine aynı adam bu defa “outsource edilmeli abicim o iş” diyor, yetmiyor “hayır yani onun know how’ını da satarsın ilerde” diyor, doymuyor “target market” diyor ve ne yazık ki o esnada aksanlı bir biçimde turgut market’ten söz etmiyor…kısa bir an için, düşe kalka da olsa furthermore’a, neither nor’a dek sağ salim vardırabildiğiniz ingilizcenizle hangi aklı evvelin gazına gelip cv’nizin yabancı diller bölümüne “ileri düzey ingilizce” yazdığınızı sorguluyor, “neyse çözücez artık onu bir biçimde, Allah vere de cv’deki ms office programları biliyorum lafını gereğinden fazla gözlerinde büyütüp beni excel başına oturtmasınlar” telaşına kapılıyorsunuz. sakin olun…çözüm çok kolay…işte size zaytung’dan dev “yeni başlayanlar için kırık plaza ingilizcesi kılavuzu” kırık ingilizce’de temel bir gramer yapısı bulunmadığından inanın iş sizin sandığınızdan daha basit, sizlere önemli bazı kelimeleri öğretip en azından oraya adapte olmanızı sağlayacak 2-3 ayı kazandırmaktır amacımız…başlıyoruz!

outsource: (aut’sors) (yalnız o “aut” kısmı öyle kendinden geçmiş spor spikeri “aut”u gibi haşin değil, daha nezih, daha gırtlaktan) (“hem nezih hem gırtlaktan olur mu yahu, ben tınıyı gırtlağa vermeye hevesli olsam gider fransızca öğrenirim” demeyiniz, denemeye devam ediniz…)

efendim bir plazada en sık karşılaşacağımız sözcüklerin başında “outsource” gelmektedir. bu sevimli söz öbeğimiz dış kaynaklı, dışarlıklı anlamı taşımakta ve kullanıldığı her yerde, o işle ilgili size dair hiçbiiiir şey bulunmadığını, o işin sizinle hiiiiiiç alakası olmayan insanlar tarafından yapılacağını anlatmasından mütevellit, plazada duyabileceğiniz en ideal sözlerden biridir. ne zaman ki bir iş outsource edilir, o zamandır ki plazada bir gün daha iş yerine zaytung başında gönül rahatlığıyla vakit geçirilebilir. outsource’u toplantılarda da dozajında olmak üzere siz de gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. baktınız yeni bir yazılım gerekiyor, baktınız ulaşım filonuz değişiyor verin outsource’u. yalnız dikkatli olmayı ihmal etmeyin. unutmayın ki outsource’a kendini fazla kaptırıp “efendim ben düşündüm de bu gsm işini komple outsource edebiliriz aslında” demeniz düşündüğünüz kadar hoş karşılanmayacaktır.

chief executive officer: (yok yok tüm telaffuzla uğraşmayın, adamcağıza herkes ceo -si’o- diyor nasılsa)

ömr-ü hayatınızda ilk defa ceo lafını iş yerinde duyup, o işi kaptıysanız her şeyden önce gerçekten tebrik ederiz sizi. üniversitedeyken de ileride mba yapacağını söyleyen arkadaşlarınıza “abi hidayet de gidip orada oynuyor, sonra milli takıma gelince oynamıyor ama” derken yakalandığınızı biliriz. neyse, dönelim konumuza. efendim ceo, bir plazada karşılaşacağınız en mühim, en tepedeki adamdır. yıllar içerisinde bu adama öncelikle “murahhas aza” denmiş ancak bu kelimenin sakıp sabancı dışında hiç kimsenin üzerine oturmaması sebebiyle unvan ceo’ya çevrilmiştir.

know-how (bir metni içinizden okurken kınov-hav, kızların yanından no’ha)

bir plazada, hele ki sizin bulunduğunuz departmanda know-how sözcüğü aynı hafta içerisinde 3’ten fazla kez kullanılıyorsa bunun tek bir anlamı olabilir: hafta sonu işe geliyorsunuz, eğitim var. know-how aslında en temel anlamıyla, çocukluğumuzda kullandığımız “oha! abi ryu’yla çift aduketi nasıl atıyosun?” sorusunun profesyonel hayatta karşımıza çıkışından ibarettir. birileri, ki bu yeri gelir teknolojik gelişmeye doymak bilmeyen bir japon üretici olur, yeri gelir hayatında hiç satış yapmadığı halde satış ve pazarlama eğitimi gurusu olmuş bir ibiş olur (ve siz aslında o ibişin o eğitimi satmakta olduğunu hissettiğinizde uyanırsınız duruma) sizin yaptığınız işle ilgili enfes bir şey bulmuştur yahut işinizi kolaylaştıracak yeni bir yol sunmaktadır. hah, size düşen şimdi cumartesi günü saatinizi 07:00’a kurmaktan ibarettir. işe yeni başlayan biri olarak know-how denildiğinde bir üst yöneticinize danışacağınız ilk şey: “eğitimde kıyafet serbest mi?” sorusundan ibarettir.

evet sevgili dostlar, bu sayımızda kırık plaza ingilizcesi konusuna kısa bir giriş yapıp, başta da söylediğimiz gibi sizi en azından bir süre ayakta tutabilecek kelimeleri öğretmeye gayret ettik. unutmayın ki, dil konuşulmadığında anında size küser…bir başka sayıda kah “marketing”le, kah “benchmark”la, kah “segmentation”la karşınızda olana dek esen kalın.
--! spoiler !--


http://profesyoneller.turkc...
devamını gör...
uzun zamandır yazıp yazmamakta kararsız kaldığım edebiyat türü. öyle demeyin, insan kendisini kaptırınca ağzında ceviz varmış gibi konuşmaya başlıyor ki tanıdıklarınız arasında sert kişiler varsa anlayışla karşılayacaklarını zannetmiyorum.. benden ırak olsunlar evvela!

meetingleri source ettiniz mi arkadaşlar diyen cırtlak bir ses ile ayılırsın 09:20 civarı. zaten topuklu ayakkabısı giyilmek için değil bedenine basılmak için üretilmiştir. cia'ın koridorlarından "bay başkan sizinle görüşmek istiyor "tadında ki o yüz ifadesiyle o denli gerilirsin ki her hususu hemen editleyesin gelir. editleme nasıl bir editleme, bir şirketin know how'u mu desem acaba yoksa herşeyi sortlayıp mı yazsam şu tanımı?

balık kraker bakışlı insanların ruh ölümleri 18.katın boğaz'a bakan diliminde vücüd bulmuştur. zaten ana amaç yıllık expensleri düşürmek sodexo'nda ne kadar kaldığı ise bir diğer sorun. havasızlık yüzünden beyine kan taşıyan damarlarda yaşanan daralma tabi ki engage edilebilir ama bence bu konuyu önce bir discuss etmeyeliz değil mi mirim? siz devam edin ben şikecil edip hemen geleceğim.

moderatör arkadaşların önce tanımları verifike etmesi lazım ama yöneticileri cc ye koymaları şart. belki tanım editlenirse onlarda loadlar arkasından iş bölümü dutysinde iş paylaşılır sonra off olarak queue'lar belli olur rabbim korusun bizleri..

hele şu trolller gelince alert edenler en sevdiklerim olurdu lakin bizde usta ayağını denk al deniyor ne güzelsin sen yurdum insanı! asıl mesele nedir? aksiyon almak , aksiyon herşeyin başı aksiyon almak sana ben aksiyonun neyini godlayım supervizor'ım diyesim geliyor emerging marketlarda realistik analizler yazarken. bazen saçları uzun ve yukarıdan kalemle bağlamış kendini geyşa sanan bir abla yaklaşıp soruyor "sizin initiate ettiğiniz birşey var mı biz yokken" diye. nutkum tutuluyor lan! initiate edesim vardı ama yapamıyorum işte. yok efendim ben bir gevher-i yekpare iki bahr arasında hurşıd-i cihan-tab ile tartılsa sezadır diyorum o an işte onun yüzündeki ifade beni benden alıyor.. tere satacak hergele!

ben sana supporting olabilirim dostum ama sen bu işi handle edemiyorsun, yeterince responsible da davranmıyorsun bu işleri arjınt yapmamız lazım arcınt.. maybe haklısın koçero! uzar gider bu hayat biçimi ne diyelim anası soğan babası sarımsak iki topuklu iki takım elbise giyince kivi oluyorlar.

sonra endoplasmik kime kızgın, sana değil güzel insan sen support ol yeter..

selametle.
devamını gör...
*

http://ekonomi.milliyet.com...

eczacıbaşı ‘plaza dili’ne savaş açtı

plazalarda türkçe-ingilizce sözcüklerden oluşan bir dil konuşulmasından rahatsız olan bülent eczacıbaşı doğru türkçe kampanyası başlattı. eczacıbaşı’nda ‘uydurukça’ konuşan 5 lira ‘ceza’yı kumbaraya atıyor.biraz türkçe, biraz ingilizce... ama bu dil için en iyi tanımlama: uydurukça!
bu tanımlama eczacıbaşı holding yönetim kurulu başkanı bülent eczacıbaşı’na ait. plazalarda konuşulan bu tuhaf dilden son derece rahatsız olan bülent eczacıbaşı, bu dile karşı adeta savaş açtı.

katıldığı çeşitli iş toplantılarında, şirket çalışanlarının kendi aralarındaki sohbetlerde, e-posta mesajlarında kullanılan dilin her geçen gün değiştiğini fark eden bülent eczacıbaşı’nın önderliğinde, bu gidişe dur demek için eczacıbaşı topluluğu bünyesindeki şirketlerde “uydurukça konuşuyor olmayalım!” adlı bir kampanya başlatıldı.
türkçe’yi en iyi konuşan işadamlarından bülent eczacıbaşı’nın önderliğinde başlayan ve eczacıbaşı holding kurumsal iletişim ve sürdürülebilir kalkınma grup başkanı okşan atilla sanön’ün yürüttüğü kampanya holdingin tüm kadrolarına yayılmış durumda.

sık kullanılan ‘uydurukça’ sözcükler

eczacıbaşı’nda en çok karşılaşılan ‘uydurukça’ kullanım ve doğru karşılıkları şöyle: * ‘uydurukça’: yapıyor olacağım - doğrusu: yapacağım * confirm etmek - teyit etmek * third party - iş ortakları * assing etmek - görevlendirmek n soft copy - elektronik kopya * focuslanma - odaklanma n wording - yazım/ifade * layout - yerleşim n hard copy - çıktı * check etmek - kontrol etmek * yapılabilite - yapılma ihtimali * taşere etmek - taşeronla çalışmak * kontekst - bağlam * kontent - içerik * refere etmek - gönderme yapmak * deadline - bitiş tarihi.
devamını gör...
bir kere başlık arak pardon copy edilmiş. o zaman da bizde copy bir tanım paylaşalım,

"ilk öğrenilmesi gereken '-yor olacağım' kalıbıdır.

mesela "sizi boş toplantı odasına alacağım" diyemezsiniz gramerde yoktur. "sizi boş toplantı odasına alıyor olacağım" denir. böylelikle samimiyetsizliğiniz paçanızdan akar."
devamını gör...
- ha ha, ha hı hemen dönüyorum peyman bey!,

- arkadaşlar peyman beyin talebini uptade edelim, tüm team bunun üzerine fokuslansın ok key?

+ la bana patronu bağla, patronu bağla banaaauuuwwwww*
devamını gör...
bir süredir yüksek dozda maruz kaldığım olay...

şimdi iş yerinde bir asıl işi yapan ürün geliştirme bölümü var daha çok teknik işlerle filan uğraşıyorlar, laboratuvar fareleri gibi kapalı bir ortamda full erkek olunca bir süre sonra kıraathane gibi oluyor mekan.. bir de o ürünü satan, ödemeleri takip eden, şirketin personelin işleyişini kontrol eden yani temelde işin kendisi ile ilgili bir durumları olmayan tipler var. içeride çikolatalı antep fıstıklı tahin helvası da yapıyor olsan, nükleer başlık da üretiyor olsan yaptıkları iş çok fazla değişmeyecek yani. aşırı ağdalı bir plaza dili ile sanki bütün işi kendileri yapıyormuş gibi davrananıyorlar, şirket hiyerarşisi içinde de teknik işleri yapanlardan daha yukarıdalar nedense. böyle masalarında tuhaf tuhaf cam mataralar, pop art biblolar, herkesin gözüne sokulmak istercesine arz-ı endam ettirilen liderlik, çalışma motivasyonu temalı kişisel gelişim kitapları...hee zaten bir tek siz kitap okuyorsunuz, felsefe filan biliyorsunuz... kişisel gelişimci olmadığından pek reğabet görmez ama baudillard diye bir abi var ne güzel tanımlamış bunları (bkz: simulakr) tanımı altında.. olmayan şey gibi görünmeye çalışırken aslolandan daha gerçek görünme refleksiyle doğan sahtelik... bence bu ağdalı plaza dili de tamamen olmaması gereken yerlere konmuş insanların bu komplekslerinden türemiş bir olay. biz kurşun solumaktan balici gibi yaşayan amelasyon takımı da inanılmaz dalga geçeriz bunlarla kendi aramızda...mesela günün bombasını anlatayım, olay yeri: yemekhane sırası. diziliş en önde ben, arkamda cevval mühendis, karabüklü tesla ekrem abi, onun arkasında saçlarını iki kulak toplayıp, kalın çerçeveli gözlüğü ve abartılı makyajıyla hala ofisin en genç ve enerjiği benim imajı vermeye çalışan 40a merdiven dayamış ayşin abla...birden şöyle bir şey dedi;

"merhaba ekrem bey, henüz kesinleşmedi ama geçen toplantı da konuştuk markıting dipartmınt size end user rekuest(request)leri hakkında bir brif vermeyi talep ediyor, bununla ilgili bir ivınt ayarlayalım mı?"
-ben hemen önden ekrem abi'nin kulağına eğilerek "ohaa ne değişik, abi keşke bana da brif verseler, benim de brifim olsa"
e: (ağzının içinden)jübü sus lan, kadın bize bakıyor hala... ımmm şey, ayşin hanım bu talebi mail olarak atarsanız, ayarlarız bir tarih.
a: tabi ki, kesinleşince ...
j: abi Allahını seversen beni de sisiye eklesin, nolur eklesin. sisilerde ışıksızım, katıksızım, viraneyim, kanım aksın.
e: yoğurt almican mı sen jübü (zehirlendin heralde demeye getiriyor)


**, tabi bir iş yerlerinde böyle geyikler çabuk yayılır.
-ekrem bey, süleyman beyden coffee rikuest edeceğim, size de riküest edeyim mi?

-abi üç yüz defa söyledim şu masada çay içerken bardak altlığı kullanın diye hep leke kalıyor masada çıkmıyor
+oğlum adam haklı, imörcint bir ivınt düzenliyoruz kim orda çay içtiyse brif verecek hemen

a: hacılar haftasonu halısaha ivıntı yapalım diyoruz,
b:ben varım müdür
c: ben de varım. ekrem abiye haber verdiniz mi?
a: yok daha vermedim ama söylicem
b: tamam jübüye de ekle sisiye...zuhahaha

brif vermek/almak: konuya hakim kişinin, kendilerini rezil etmesinler diye ötekilere yaptığı işi anlatması olayı.
marketing departmentmarkıting dipartmaa: bildiğimiz satış pazarlama
end user/end yuzır: ürünü satmak üzere alan bayi değil de, kullanmak üzere alan kimseler bütünü
request/riküest: talep
event/ivınt: etkinlik
devamını gör...
(bkz: senin derdini yirim) demek isteyip öhöm öhöm diye kendimi kendime getirmeye çalıştığım abilerin ablaların yakınarak bahsettiği dil ve edebiyattır.

Allah tan hala içimdeki köylüye mukayet olabiliyorum.
devamını gör...
olaya hakim olmayanların anlamayacağı bir dil geliştir ki yaptığın işin mühimliği anlaşılsın gibisinden bir psikoloji ile ortaya çıktığı mı değerlendirilmeli yoksa bu kadar yerilmeyi hak etmeyen, hızlı gelişen teknolojiye bağlı bir dil yetersizliği hissetmekle mi ortaya çıktığı tartışılabilir.
devamını gör...
türkçe ve ingilizce'nin saçma bir şekilde harmanlandığı üstüne üstlük bunun bir elitlikmiş gibi gösterildiği uydurma bir dilimsi. bazı ifadeler bırakayım aşinalık adına.
pop up işlerle uğraşıyorum yine : son dakikada çıkan iş
-assign edelim: devredelim
-bu çok progressing bir process: oldukça akışkan-devam eden-süregelen bir süreç
-check list: kontrol listesi
-highlight ettim: önemli yerlerin altını çizdim
-partnership kurmamız çok önemli: ortaklıklar
-bu toplantıda bazı konuları çok clear biçimde define etmeye çalıştım : bu toplantıda bazı konuları çok açık ve net bir şekilde tanımlamaya, açıklamaya çalıştım.
-association gerektiren konularda yalnız bırakılma noktasındayız : birliktelik-ortaklık  gerektiren konularda yalnız bırakılıyoruz
- outsource : cümlenin içinde bu kelime geçiyorsa dış kaynaklı ,dışarıdan kaynaklı bir işten söz ediliyordur muhtemelen…
- know how: teknik bilgi
- bu konuya özellikle focuslanmanı rica edeceğim: bu işe özellikle odaklanmanı rica edeceğim
-product: ürün
-target market: hedef kitle
-confirm etmek : teyit etmek
- third party : iş ortakları
-soft copy :  elektronik kopya
-hard copy : çıktı.
-bunun content’inde bir sorun var: bunun içeriğinde bir sorun var.
-bu rapordaki bilgiler neyi refere ediyor: bu rapordaki bilgiler neye/nereye  gönderme yapıyor.
- bu iş için bana bir deadline verebilir misin: bu iş için bana bir bitiş tarihi verebilir misin?
-segmentation plan: bölütlenme planı.
devamını gör...
güzelim türkçeye tecavüz niteliğinde bir ego gösterisidir. ingilizce konuşulsun da böyle arak kürek bir iletişim kurulmasın.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar