prag

o kadarda büyütulmemesi gereken,siradan avrupa sehirleri ozentisi bir sehir.sehir o kadar cilizki sadece ayakda tutan kizlari ve tarihi yapisi olan kent..insanlari esmerlere ilgi gosteriyormus buda büyãºk yalan..
devamını gör...
gezerken yanınıza bir şemsiye almayı unutmamanız gereken şehirdir efem. istanbul kebab'a uğrayıp bir güzel çeşitli türk yemeklerinden de tadabilrsiniz.
devamını gör...
muhteşem bir mimariye sahip şehir olmasından mı kaynaklanıyor bilinmez ama kou mühendislik fakültesinde ki nerdeyse bütün öğretim üyelerinin bahane bulup gittikleri şehirdir.

devamını gör...
ölmeden mutlaka görülesi yerdir.3-4 günde şehrin altı üstüne getirilebilir.kaybolmaktan zevk alacağınız mümkünse mart-nisan aylarında gidilmesi gereken -aksi halde çok kalabalık olur- şirince bir yerdir. giderseniz, mutlaka geceleyin sokaklarda yürüyün hatta tek başınıza yürüyün, korkmanız için pek bir sebep yok buyuk ihtimalle yürüdüğünüz sokağın başında bir polis arabası bekliyor alacaktır.güvenliğiniz konusunda endişeye düşmeyin siz kapalı çarşı görmüş çocuklarsınız, bir kaç hippi para filan isterse anlamamazlıktan gelin onlarla türkçe konuşun 1-2 denemeden sonra sizi rahat bırakırlar.sadece italyan yankesicilere dikkat edin sizinle muhabbet kurup çantanızı yürütmesinler. tramvay 24 saat çalışır, ulaşım konusunda sıkıntı çekmezsiniz.rudolfinum'da klasik müzik konserine gidin. ısıc kimliğinizi gösterirseniz öğrenci indirimi alırsınız. bunun yanında gündüz vakti kiliselerde progresif grupları çıkar, vaktinizi onlarla da değerlendirebilirsiniz.åžehirde 3 adet türk lokantası vardır. hemen memleketimi özledim havasına girip oralarda yemeyin çek mutfağını deneyin.gerçi çok bişey yok ama neyse.. akşam 9 da agartha jazz club'ın programı başlar giriş 250 ckdır ama öğrenciyiz muhabbetine girin indirimi alırsınız.güzel gruplar çıkar müziğe doyarsınız.ordan çıkınca karlovy vary 'e (charles bridge) gidip şehrin manzarasını izleyin st.vitus katedrali en güzel gece gözükür.gerekli miktarda fotograf çekip otelinize dönün. bisiklet kiralayın bi gun, nereye gittiğinizi bilmeden pedal çevirin. bekarken gitmemek lazım itikadınız bozulabilir.kızları harbi güzeldir.evli hanımlar eşinizi tek başına göndermeyin maazallah dönünce sizi begenmeyebilir.insanları soğuk gibi görünür, onlarla kendi dillerini konuşmaya çalışın, çok mutlu olurlar muhabbet ederler yardım etmek için seferber olurlar. amerikalıları sevmezler amerikalı olmadığınızı bi şekilde belli edin.velhasıl prag (praha) çok güzel yerdir.niyetinizi bozarsanız karlovy lazne yada zlathi strom sizi ihya eder. ayrıca smilovskeno sokağında islam birliği merkezi yer alır burada öğle,ikindi ve akşam namazı cemaatle kılınır.belki işinize yarar;

merhaba- dobri den
güle güle- naskledah no
evet-yo
hayır-ne
teşekkürler-cekooyi
lütfen/rica ederim - prosiim
.... nerede? - ..... gde ye?
kaç para? - kolik to sto ye?

ayrıca civanlarımız için,

mahteh krahsneh modren oche...( ne güzel mavi gözlerin var....*
devamını gör...
altın şehir olarak geçer prag. eski arnavut kaldırımları, köprüleri ve kristal mağazaları sizi büyüler. sırtınızda çantanız elinizde harita ile(navigasyonda olabilir) sabahtan aksama kaar büyülenerek gezersiniz, içmeden sarhoş olursunuz.
devamını gör...
ölmeden önce görülmesi gereken kutsal olmayan yerler sıralamasında ilk sırada.

ecnebi yapmış arkadaş...

ortaçağ da iddia edildiği gibi b..larıyla oynamıyormuş bu adamlar.

ama tabii bu olağan üstü şehir rus kırması çeklerin eseri değil. prag, eski alman şehri.

mimarisi olağanüstü.

karl köprüsünde müslüman türk korkusunu işleyen heykel mutlaka görülüp gururlanılmalıdır.
devamını gör...
kuskusuz, avrupada gördügüm en guzel kent. bir daha gidebilme sansim olsa, yâr ile giderim. ve gece tepesine cikip yildizlari izlerim.
devamını gör...
çekce. praha. çek cumhuriyeti'nin ve dahi ayrılmazdan önce çekoslovakya'nın başkenti. avrupa'nın en güzel kentlerinden biri. hitler'in bile 2. dünya savaşı'nda bombalamaya kıyamadığı şehir...

devamını gör...
arthur phillips'in metis yayınlarından çıkmış bir kent kitabı. kitabın fonunu prag oluşturuyor. beş altı yabancı bohem yuppie, edebiyatçı tip arada sırada bir araya gelip ilginç muhabbetler ediyorlar.
devamını gör...
başbakan recep tayyip erdoğan'ın resmi temaslar için gittiği çek cumhuriyeti'nin başkenti.

avrupaya gidiş sebebi resmi temaslar hususen şu "ab" meselesini görüşmek için. zaten hareket etmeden evvel "alıcaksanız alın" demişti. şangay beşlisi muhabbetini açması bundandı. artık uzatmayın, kararınızı verin kapıyı gösterecekseniz de bize başka kapılar da var demeye getiriyor başbakan. bırakacaksanız da bırakın artık. blöf?

giden ekibin içinde olan bir trabzonlu, başbakan prag'da açıklama yaptıktan sonra olayı şöyle özetledi: "başbakan ab'ye prag'da bıragda dedi".

devamını gör...
nedensiz bir şekilde gitmek için can attığım tek avrupa başkenti...hala çözemedim bu istek nerden geliyor diye...
devamını gör...
meşhur orta avrupa triosundaki * şehir. son durağım. vltava nehri ile ikiye bölünen şehir. kaldığım süre boyunca gereken yerlerini gezebildiğim ama bir türlü nehrine, meydanına, heykeline kısacası atmosferine doyamadığım şehir.

biz budapeşteden orange ways otobüs firması ile prag uan florenc terminalinde indik. metro durağının adı aynı florec. bu terminal merkeze sadece bir metro durağı uzaklıkta. muzeum ya da mustek durağı merkeze yani eski şehir kısmına ulaşmanızı sağlayacaktır.

pragta euro kullanılmıyor, onun yerine çek kronu kullanılıyor, şu sıralar yaklaşık olarak türk lirasının onda birine tekabül ediyor. daha önceden de birçok insandan prag'ta para bozdururken döviz bürolarının aldığı komisyon sebebiyle arada çok paranın kaybolduğunu öğrenmiştik. bu yüzden paramızı budapeştede değiştirip oraya gittik. ekibimizden birinin parası bitmiş, oldukça turistik bir yerde para değiştirmiş, parasının yaklaşık dörtte biri kayboldu. yani ne yapıp edilmeli, oraya gitmeden önce para değiştirilmeli.

oldukça ucuz bir şehir, türkiye'den pahalı bir şeye rastlamadım ve hatta ucuzuna bile rastladım.

şehirde metroyu sadece otele giderken o da bavullarımız olduğu için kullandık, bunun dışında gezilecek yerler birbirine çok yakın ve insan bu şehirde yürümeyi tercih ediyor. zaten her yerde gezilmesi gereken yerlerin okları bile var. ancak nostaljik görünümlü bol bol tramvayı da mevcut. * *

ortasından geçen vltava nehri budapeştedeki tuna nehri kadar etkileyici ve büyük olmasa da karluv most budapeştenin aslanlı köprüsünü döver. bu şehri bir günde gezip bitirmek işten bile değil, ama bir günde doymak da çok zor. prag sadece tarihi ve turistik mekanlarıyla değil kafka ile de pek ünlü. gezilecek yerlerine gelecek olursak;

stare mesto * eski şehir olarak geçen katedralin, operanın, astronomik saatin bulunduğu koca meydan. etrafındaki sokaklar düzensiz, küçüklü, büyüklü, bunlara rastgele girip gezmek pek güzel. ayrıca prag'ın hard rock cafesi diğerlerine göre daha güzel, tavanında avize gibi kristallerden oluşturulmuş bir gitar figürü var. bu da old townda.

astronomik saat her saat başında şov var bu saatte. çanlar çalıyor, horoz ötüyor, heykeller yer değiştiriyor, oldukça güzel. *
narodni divadlo * sadece ışıklandırışmış bir yapı nehrin kenarında.
tancici dum * hiç bir esprisi yok.
josefov yahudi mahallesi, bayramlarına denk geldiği için sinegog ziyaret edemedik.
parizka sokağı bu yahudi mahallesinin hemen orada çok pahalı markaların olduğu lüks sokak. * burada bir seyyar tuvalet gördük, para atıyosun 15 dk sonra açılıyor. insan gerçekten hayret ediyor.
prasna brana * *
narodni museum * büyükçe vaclavske manestinin başında.
vaclavske namesti her türlü alışveriş için uygun bol dükkanlı ve sokak sanatçıları ile dolu cadde. zaten bunu aşıp bitince old town a geliniyor.
karluv most iki yanı ihtişamlı heykellerle kaplı vltava nehri üzerindeki güzel köprü. defalarca geçtim, ister istemez her turist bunu yapıyordur heralde. köprünün old town tarafından yürümeye başladığınızda sonuna doğru heykellerden birinin alt kısmında bıyıklı, göbekli bir yeniçeri heykeli var. devasa boyutta ararsanız bulamazsınız, önünden son geçişimde fark edebildim ancak. bir de bu köprüden sabahın erken saatlerinde geçiniz, pek kalabalık olmadan, çok daha güzel ayrıca bir moda çekimine denk gelebilirsiniz.
kampa buna ada diyorlar ama tam bir ada gibi görünmüyor haritada. nehrin incecik bir kolu ile bölünmüş.
kafka müzesi köprünün sonunda sağ tarafı takip ettiğinizde oklar sizi yönlendirecektir. bahçesinde de ilginç bir heykel mevcut, bir çekik gözlüyü bunla fotoğraf çektiriken gördüm, görmez olaydım. *
malostranske namesti
katedrala svateho vita
karlovsky letohradek
bu son üç tanesi kale tarfında kalıyor, meydan ve katedral var. bu civarlarda etraftaki ağaçlıkları ve nehri gören dinlenmelik, yağmurdan kaçmalık hoş manzaralı cafeler var. bu tarafı gezerken hata yaptım. en tepeye bir taşıt ile çıkıp, yürüyerek merdivenlerden inmeliydik ama biz aşağıdan başladık, yağmur da bastırınca zorlandık ve uzun aralar vermek zorunda kaldık.

trdelnik trdelnik dediler, fazla aramadık, zaten her yerde karşımıza çıktı, bundan da tattık efendim. bir de avlanan hayvanlar ile ünlüymüş, geyik eti, ördek eti gibi, nasip olmadı ama belki daha sonra öğreniriz. *

sonucuna gelirsek eğer, gezildiğine asla pişman olunmayacak ve hatta tekrar gitmek istenilecek, özlemle anılcak şehirdir.

edit: meşhur bohemia kristalini unutmuyoruz, annelerimize bundan hediye alıyoruz.

edit 2: viyana için (bkz: #1154640) ve budapeşte için (bkz: #1155213)
devamını gör...
yerlisinden çok turist kaynayan şehir. ulaşım olayını çözmüşler. raylı sistem çok yaygın. ingilizce konuşan insan ve ingilizce yazılı tabela bulmak neredeyse imkansız. halk turistlerden bıkmış vaziyette. soru sorduğunuzda yanıt vermeye üşenir bir halleri var.
devamını gör...
otogarı hariç her yerini çok beğendiğim rüya gibi bir şehir. tarih akıyor resmen. tekrar gitmeyi iple çekiyor insan.

otogarını sevmeme sebebim ise gider ayak bize sigara içme cezası kitlemiş olmalarıdır. berlin otobüsüne biletimizi almışız 12 numaralı peronda otobüsün kalkmasını bekliyoruz. sağdıç yakalım bi sigara dedik yaktık. yemin ederim sadece körükledim sigarayı ikinci fırtı çekemeden karşıdan gelen iki izbandut'u gördük. ''no smoking!'' diye eliyle cık cık hareketi yapıyordu. biz de özür diledik sigaralarımızı söndürdük. sonra polis bize ayağımızla bastığımız sigarayı yerden alıp çöpe atmamızı söyledi onu da yaptık ama yine de yırtamadık. biz olayın ceza boyutuna intikal etmiş olmasını ''passport id please..'' demesiyle anca anlayabilmiştik. çıkardık verdik pasaportları. polis de cebinden makbuzu çıkardı, başladı doldurmaya. tam o sırada benim aklımdan da işi ucuza kapatabilir miyiz gibisinden düşünceler geçiyordu ama hem vicdanım el vermedi hem de adamın bana tek bir yumruğuyla bende hasıl olacak zararı kestiremediğimden vazgeçtim. neyse efendim polis bizi yanına çağırdı ve dedi ki: alt limit 300 koruna, üst limit 3000 korunaydı ben size en alt limitten ceza yazdım, şimdi ya 300er koruna verin ya da 15 er euro verin dedi. tabi aradaki kur farkından kaynaklı fiyat farkının nerdeyse cezanın yarısı kadar olduğunu hepimiz biliyorduk ama o yanımızda euro'dan başka para olmadığını da biliyordu. mecburen verdik parayı, aldık makbuzu.. fotoğrafım hala duruyor makbuzla çektirdiğim. bakıp bakıp ibret alıyoruz.

en üzüldüğüm nokta ise, hayatımda bir sigaraya hiç bu kadar para vermemiş olmam ve o sigaradan sadece bir fırt çekebilmem oldu.
devamını gör...
orta avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. büyüleyici atmosferi ve tarih kokan sokaklarını arşınlarken bir an geçmişe yolculuk edip kendimi orta çağ'da buluverdim. dönemim kıyafetleri içinde bir at arabası üzerinde yolculuk ederken. sonra sokaklarında yürüyorum, adını bir türlü koyamadığım bir şeyi arıyorum bilinçsizce. sanki köşe başını dönünce işte buldum diyeceğim bir şey ama adı yok, cismi yok. evet prag rüya gibi ve tadı damakta kalan özlemle hatırlanacak bir şehir.

bir de tebessüm ederek yediğim cezayla hatırlayacağım şehir olacak prag. üstteki tanımdan cesaret alıyor ve kardeşim sen 300 korunayla kurtarmışsın ben 800 koruna bayıldım diyor ve başlıyorum yazmaya.* prag'da son günümüzde yeni tanıştığımız arkadaşlarla yolculuk yaptığımız esnada yediğimiz ceza üzerine.. otel'den çıkıyoruz ve hemen otelin önündeki makineden biletlerimizi alıyoruz. otobüs ve metrolarında kullanılan biletler bir cihazdan alınıyor da. bayağı detaylı bir şey, neyse çözdük aleti hallattik bilet işini. biletler 30 dk, 1 saat ve 1 günlük olarak alınıyor. o saatler içinde kullanma hakkınız var ve kullandığınız toplu taşıma araçlarındaki cihazlara okutmanız gerekiyor. orada bulunduğumuz iki gün boyunca her binişimizde okuttuk, oyunu kuralına göre oynadık. ama gözlemlediğimiz bir şey vardı ve halkı bu cihazlara bilet falan okutmuyordu ve tek bir görevli de kontrol etmiyordu. biz de üçüncü gün aman ne olacak halkı da okutmuyor diyerek okutmadık vee metroda turist avına çıkmış bilet kontrolcüsü cadı kadına yakalandık. tickets pleasee diyerek aldı biletleri elimizden.. okutmadığımıza mı yanalım yoksa yanlış bilet aldığımıza mı hem de o güne kadar doğru alıp, yoksa pasaportlarımızı resepsiyondan almadığımıza mı! özür diliyoruz bilmiyorduk diyoruz nuh diyor peygamber demiyor. cebinden çıkardığı koçana bir şeyler karalıyor ve her birimizden 800 çek krorunası o yoksa bilmem kaç euro istiyordu. pasaportumuz olmadığı için bizi polise götürüp 1000 euro ödemekle tehdit etmekten de geri durmuyordu. o değil üzerimizde euro kalmamış istediği para da çıkışmıyor itirazlar da kar etmiyor. pes eder mi hiçç! bizi hemen bir atm'ye götürüp ceza bedelini tamamlayacak tutarı çektirdi ve gönül rahatlığıyla yeni kurbanlarını ağına düşürmek üzere yolcu kılığında bir sonraki sefere binip gözden kayboldu.* bizde elimizde 1 saat boyunca geçerli ceza biletiyle kalakaldık.*

not: halkı bilet okutmuyor çünkü aldıkları yıllık kartı kullanıyorlar.
devamını gör...
mesafeler aşka engel değilin şehir hali...
devamını gör...
sokakları joint kokan eski doğu bloku kalıntısı şehir. sakın gulaş yemeye yeltenmeyin; helal kesim bulamazsınız. ha ben bir tane azeri lokantası buldum orada yaşayan türk vatandaşın sayesinde. helal haram farketmez baaa ne derseniz, zıkımlanın işte bir yerlerde..
karlovy vary e gidin direkt, prag'ın kalabalığından sonra cennet gibi gelecektir.
devamını gör...
yağmurun yakıştığı şehir, her köşesi kartpostallara konu olacak cinsten, yürüyerek turlanabilinen ,yok yürüyemem diyorsanız klasik arabalarla şehri gezilebilendir.. prag kadar eğer hala yaşıyorsa charles bridge üzerinde akordiyon çalan yaşlı amca da görülmeye değecek kadar sempatik.
devamını gör...
en son diyeceğimi en baştan diyeyim de sonra istemeyen okumasın.
beni hayal kırıklığına uğratan şehir. bunda büyük beklentilerin etkisi olabilir, çünkü kime "hafta sonu prag'a gidiyorum" desem bir abartmalar bir güzellemeler sonu gelmiyordu.
şehrin bence viyana'dan çok bir farkı yok, binalar sokaklar tramvaylar her şey viyanayı andırıyor. hatta oraya gittiğimi bilmesem burası viyana derdim, o derece. ancak turistik olarak gezilecek özel yapılara bakıldığında viyana prag'a yer yer beş, genelde sekiz bazen de on çeker.
şöyle bir tur attığın zaman gezilecek yerler bitiyor, ki o gezilecek yerler dediğim noktalara da bence büyük beklenti ile gitmemek lazım. astronomi saati dedikleri olay görmesem de olurdu diyeceğim örneklerden birisi. viyanaya göre tek artı yanları şehirden geçen nehri daha güzel kullanmış olmaları. nehir şehir tam merkezinden geçiyor denebilir, ve bu da güzel bir manzara çıkarmış ortaya. viyanada ise tuna nehri böyle şehrin merkezinden değil de biraz daha açıktan geçiyor ve etrafı çok boş. bunun dışında bütün şehir merkezini yürüyerek gezmek mümkün, biz bunu bebek arabası ve bebekle başardıysak herkes rahatlıkla yapabilir.
bu arada çek cumhuriyetinin en büyük geliri turistlerin döviz bürolarında para bozdururken ödedikleri kur marjı olabilir. ülkece bildiğin mafya olmuş bunlar. böyle bir kur marjı var arkadaş! türkiyeye gelsen 100 euro bozdurup sana verilen tl ile bir daha euro alsan en kötü 95 euro alırsın o da havaalanında falan, bunların havaalanında aynı işlemi yapsan 100 euroya karşılık ancak 70 euro alınabiliyor. şehir merkezi desen havaalanına nazaran biraz daha insaflı. neyse oradayken çok sövdüm zaten yeter bu kadar.
uzun lafın kısası güzel olan ama o kadar da güzel olmayan bir şehir. avrupada bundan daha güzel şehirler mevcut. tabi her zaman dediğim gibi bir kez daha diyim, avrupayı sallayın olum hayat uzak doğuda.
devamını gör...
daha istanbul'a bile gidememiş biri olarak(askerlik hariç), deli gibi gitmek istedigim çekya şehri...

yeşil pasaport tamamda dil sorunu var...şu arapçayı anadilim gibi öğrenip gelecem..

çekya diye ülke ismi mi olur lan bu arada...
devamını gör...
bu sene tatil için düşündüğüm yerdi ama salih müslüm olayında çekya'nın tavrı her şeyin içine etti.

ya yok mu çekya'nın kolası filan döksek üzerinden de araba ile geçsek de şu mevzuyu kapatsak.

türklerin en çok ziyaret ettikleri şehirlerden biridir.
devamını gör...
bu sene olmadı ama ömrüm yeterse bir kış mevsiminde kapılarına dayanmak istediğim şehirdir.
devamını gör...
hani üç boyutlu çocuk kitapları vardır ya açınca hop kale oluşur, ejderha çıkar vs. heh işte prag'ın her sokağına girmek o kitaptan bir sayfa çevirmek gibidir. kafka'nın memleketi, gece mavisinin en çok yakıştığı şehir. tuna nehrine değinmek bile istemiyorum zira o kadar özleme yürek dayanmaz.

bu arada işkence müzesi, balmumu müzesi, seks müzesi * ve kafka müzesi gibi birçok müze tıpkı istanbul'daki çoğu müze gibi birbirine yakındır. prag tek başına ziyaret edilmez, viyana ve budapeşte ile kombo yapılır. kenarda bir bratislava var ama onun yerine çorum'u ziyaret etmek daha mantıklı.
devamını gör...
ülke yönetimine el koyduktan sonra fetih etmeyi planladığım şehir. prag'ı ayağınıza getireceğim lan.
devamını gör...
avrupa'da gördüğüm tek şehir. ama hakikaten şehir gibi şehir. budapeşte ve viyana'dan daha güzel olduğunu söylüyor oraları da görenler genellikle.
devamını gör...
dilencilerin yüzlerini gizleyerek dilendikleri şehir olduğuna dair bir şey okuduğumu hatırlıyorum.
devamını gör...
yaz gelmeden gitme planları yaptığım şehir. ülke olarak ayıp ettiler ama.
devamını gör...
haydar ergülen beyin sevdiğim şiirlerinden biri.

dünyayı hiç böyle hayal etmemiştik biz!
iyiydik,yoksul değildik bu kadar değildik hiç,
adam çoktu,zaman çoktu,hayal çok
daha çoktuk dünyanın az olduğu zamanlar
yeni bir hayal çıkıncaya kadar şehirde
yine aynı gözlerle dolup taşardı sinemalar
filme gitmezdik ki biz bir hayal seyrederdik!
uçaklar üstümüzden uçuyordu,o kadar
vapurlar dalgacı,trenler kederli oluyordu,
hiç kanatlanmazdık ki biz ulaşmak için
ayrılanlar filmin sonunda nasılsa kavuşuyordu!
ulaşmak kolay şimdi kavuşmaksa zor
dünya yollara düşmüş herkes gidiyor...
nereye? bir hayal arası bile vermeden
bir filmden diğerine koşturur gibi böyle?
bir şehre gitmezdik ki biz bir hayale giderdik!
gözlerim dolup taşıyorsa yeniden,ne filmin sonu
acıklı ne de geri dönüyor şehirlerin ruhu,
gözlerinde bir şehri çocukluğunu gördüm ben,
adam gibi biri kadının hayalini paylaşıyordu...


prag için iki hayal,siyah-beyaz olsun lütfen!
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar