1. toplam entry 308
  2. takipçi 0
  3. takip edilen 0
  4. puan 1559
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 10 ay önce

linkedin

gıcık olduğum sitedir. hayır ne diye bana mezun olmama az zaman kaldığını hatırlatıyorsun yani. bildirim gönderip beni gaza getirme. bak bir de profil fotoğrafı yükledim. kazara girdiğim profiller stalk yapıyorum sanmasın diye bağlantı kura da bastım. ama bana gelecek kaygısı yaşatıp durmayın. en sonunda kendi işimi kendim kurmaya kalkacağım diye korkmuyor değilim ama gerçekten bana ne ya.

düşmemek için hiç atladın mı söyle

tnk şarkısı söyle ruhum'dan bir dize. hakkında ne diyeceğimi bilmiyorum, kendi kendisini anlatmaya yetiyor gibi. hem insan kendisini bulduğu bir şarkıya ne derece açıklama yapabilir bilmiyorum da.

sadece soruya cevap vermek istiyorum. atladım. yeri geldi düştü demesinler diye atladım. bazen kimse görmedi, sade içimdeki o acımasız ses sussun diye düşmeden atladım, gururuma yediremedim düşmeyi de atladım. öyle işte, olur bazen böyle.

bipolar bozukluk

bir dönem yakın bir arkadaşımda var olan rahatsızlık. (tabii ki geçmedi, geçmiş zaman eki kullanmamın sebebi arkadaşla başka sebeplerden görüşmeyi bırakmış olmam.) kişinin kendisine nasıl hissettirir, nasıl bir şeydir bilemem ama yakın arkadaşı olmanın ne demek olduğunu biliyorum. daha doğrusu arkadaşlığımız bittikten sonra anlamaya başladım.

olanları ayrıntılı düşünmek beni bir miktar üzdüğü için ayrıntıya girmek istemiyorum, hem uzman olmadığım için de hatalı yorumlarda bulunabilirim. ben sadece o kişinin yakın arkadaşı olarak söyleyeyim, lütfen kendinizde olduğundan şüpheleniyorsanız ehil bir psikiyatriste gözükün, eğer tanı alırsanız da o ilaçları lütfen kullanın. bir sözlükte, anonim bir yazar olarak ne kadar umursanır bu sözlerim bilmiyorum ama söylemeden edemedim. lütfen.

dünyaitiraf.com

bu dönem güzel çalışan bir öğrenci olacaktım. her şeyi baştan sıkı tutacaktım.

sözlükte bilgi içerikli tanımlar girecektim. melankoliden uzaklaşacaktım.

kısacası, bir şeyleri değiştirecektim. değiştiremedim. değiştiremiyorum. bu acı geçmiyor.

"bu sefer geçmesin de öldürsün bari" cümlesini kafamda duymak çok acı verici. intihar bir çözüm değil benim için, acının öldürmeyeceğini de biliyorum. ama bazı geceler insan "keşke öldürseydi" diyor. birhan keskin'in dediği gibi:

"ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata."

içimde bir ses "bırak tanımı burada böyle, yeter bu kadar yazdığın" derken devam edeceğim. sonuna kadar rezil olmak, utanmak, yerin dibine geçmek istiyorum. çok sıkıldım azar azar parçalanmaktan.

dünyaitiraf.com

"ben galiba sevmiyorum ya, geçti herhalde bu hisler" deyişimden fazla zaman geçmeden kendimi boğulur gibi bulmaya başladım yine yeniden. bu kendime itiraf daha çok. kabullenmediğim her ne varsa böyle gelip buluyor.

hazır başlamışken yarınki direksiyon sınavından da nasıl kaygılandığımı söylemek istiyorum. ucu ucuna kalmıştım ilk sınavda. l park yaparken bazı aksilikler oldu ve ben o dubalara çarptım, e öyle olunca dediler ki "çarptınız, sınav bitti" öyle koyuyor ki insana orada sürücü koltuğundan inip arka koltuğa geçmek. yine böyle olacak diye öyle kaygılanıyorum ki yapabilsem belki girmeyeceğim bile sınava. korkunun ecele faydası yok, biliyorum elbette. hem belki geçerim de bu sefer.

ama korkuyorum işte. çok korkuyorum. bir taktik vardı, kafamda bütün olanları canlandırarak başardığını hayal etmek. vardır bunun süslü bir adı da ben emin değilim şimdi. işte bundan yapayım bari. belki bir tık daha sakin olurum. bilmiyorum.

derslerim de başladı. daha ilk günlerden üstüme bastıran başarısızlık kaygısı da beni ürkütüyor. mezun olmama son 1 dönem kaldı ve ben o diplomayla ne yapmak istediğimi hâlâ bilmiyorum. üniversite sınavına da başvurdum, parayı da yatırdım, resmen yks* öğrencisiyim artık. o da bir kaygı.

benim bünyem sanki bir kaygı tarlası. bu aralar sanki olmayan yerden bile kaygı buluyormuş gibi hissediyorum. biliyorum ki elbette bir duygu durduk yere ortaya çıkmaz, bir manası olur, zaten kontrol edilecek olan duygular değil eylemlerdir. kaygıma rağmen yürümeye devam edeceğim.

ama bir yere de olsa not düşmek istedim: her adımımı kaygıyla atıyorum şu günlerde. insan bazen dışarı vurmak istiyor böyle birikenleri. kendi dışında bir insan bile olsa bir duyan olsun istiyor.

ağlayarak ders çalışmak

ne uğruna olduğunu bolca sorgulatan olay.

belki aile sorunları, belki geçim sıkıntısı, belki insani ilişkiler, belki bir gönül yarası var, zorla kendini odaklamaya çalışıp zorla çalışmaya çalışıyorsun. belki bütün bunları umursamama yolu bulup o derslere çalışıyorsun. savaş veriyorsun bir şeyler için. seni boğan şeylerden kurtulup daha iyi koşullarda yaşayabilmenin yolunu arıyorsun belki.

sen mücadeleni sürdüredur, elalem bin bir türlü yalakalık, torpil, akraba kayırma yoluyla nelere ulaşıyor. o öfkeyle sesim kısılırcasına "ben bunun için mi sürüne sürüne ders çalıştım?" dediğimi unutabilecek miyim bilmiyorum. daha henüz birileri hiç bu yollarla önüme geçmedi, daha ona zamanım var, ama düşündükçe sinirim bozuluyor. ben bu kolaycıların arasında kıvranmak için mi mücadele ediyorum?

allah şahit olarak yeter. bunun ne demek olduğunu böyle öğreniyormuş insan.

kurban rolüne bürünmek

hiç de zannettiğim gibi olmayan bir eylem türü. bir kişinin yaptıkları dolayısıyla ya da yaşadığınız bazı olaylar sonucunda incinebilirsiniz ama kurban rolü bambaşka bir şeymiş.

kurban rolünü üstlenince insanın gücü de görünmez oluyor. evet, hiçbirimiz yaşadığımız olaylardan yüzde yüz sorumlu değiliz, dış faktörler de ciddi bir rol oynuyor. ama bu demek değil ki bizim hiçbir gücümüz yok. bazen güçsüz olmak işimize geliyor belki de. gücüm yok, sorumlu da değilim, çabalamam da gerekmiyor.

bir de bu rolün tek başına ortaya çıkmadığını fark etmek aydınlatıcı oluyor. kurban veya mağdur rolüne bürünerek sorumluluğu kendinden atmak ve dış faktörleri suçlamaya başlamak, aslında bir güç kazandırabiliyor insana. bu güç, mağdurdan bir zalim de çıkarabiliyor. çektiğimiz acı, bize başkalarına acı çektirme hakkı verir mi? şahsi görüşüm, vermez. hata yapabiliriz, ama hatamızı her seferinde aklamak yerine hatayı anlamayı da seçebiliriz. deneye deneye aşabiliriz.

viktor e frankl, insanın anlam arayışı kitabında bir olay anlatır. kamptan tanıdığı bir adamla yürürlerken bir tarlaya denk geliyorlar, frankl tarladaki ekinleri ezmemeye dikkat ederken diğer adam kendilerinin çok zulüm gördüğünü anlatıp bunun çok da bir şey olmadığını söyler. frankl, bu tarz küçük ve belki de belirsiz örneklerin aslında bize zulümden kurtulduktan sonra zalimleşen mazlumlar hakkında neler söylediğini anlatır.

dua

Yokluğu canımı yakan şey. Bir yandan ne kadar ihtiyaç duyduğumu bilip bir yandan da yapamamak. Yürümeyi unutup baştan emekleyerek başlamak gibi dua etmeye geri dönmek istiyorum. Herkese dua edebilirken kendimi kelimesinden sakınmışım gibi bir durum var çünkü. İnsanın kendine merhameti olmayınca işler sarpa sarıyormuş. "En merhametli" dediğinin bile merhametini anlayamıyormuş.

Şu satırları yazarken kafamda bir bağlantı kuruldu. Geçen gece, o çaresizliğin içinde merhamet diye sayıklaya sayıklaya dua etmiştim, "nolur merhamet et" dercesine. Kendime karşı merhametimin ne kadar az olduğunu yeni yeni anladığım bir dönemde, vücudum biliyormuş neye ihtiyacım olduğunu da onu sayıklatmış bana. O vücut öyle ayarlı olmasa zaten ben şimdiye kadar çökmüştüm.

Allah merhamet eder aloeveraruhu. Sen kendine merhamet etmeyi öğrenirsen dışarıdan gelen o merhameti de göreceksin. Kendi üstünde çok tepindin kızım, durulmak sana iyi gelecek.
1 /