1. toplam entry 882
  2. takipçi 2
  3. takip edilen 0
  4. puan 3622
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 4 yıl önce

bir delinin karalama defteri

uzun süre yüzeyde kaldığı için can vermiş bir denizaltı olarak müzeye demirledim. savaş pilotunun huzurevinde ölmesi neyse denizaltının yüzeyde durması odur. gelip geçen vapurların beyaz tenleri ile kendi siyahlığımı karşılaştırdım. beyaz oldukları için böyle mağrur yüzdüklerine kendimi inandırmak istedim. bu yüzden bu kadar hareketliler, her gün ordan oraya gidip geliyorlar dedim. oysa bunun bir gerçekliği yoktu. kıtalar arasında gidip gelen koca tankerlerin hiçbiri beyaz değildi. hatta onların bana daha çok benzediğini söyleyebilirim. bununla beraber en lüks transatlantiklerin rengi de genelde beyazdır. fakat bunun çok da bir önemi yok, bir transatlantik olacağıma jilet fabrikasında parçalanmayı tercih ederim. evet, prensipli bir denizaltıyım. biraz zekiyim. sinsiyim. derinden gidiyorum. yani giderdim. uzun süredir gitmiyorum. sadece bekliyorum. bir mucizeyi bekler gibi, beklemeyi bekliyorum. oysa imrendiğim vapurlardansa, cebelitarık'ta çarpışan bir alman denizaltısı olmayı yeğlerdim. imkansız bir görevin peşinde dibe batarak hatırlanmak, yahut dumlupınar gibi sadece işini yaparken bir kaza sonucu ege'ye gömülmek, beklemekten çok daha onurlu. hatta bazen jilet fabrikasına gitmek bile şu durumdan daha iyi geliyor. yine de umutsuz değilim. belki de abartıyorum. hiç dibi görmedim fakat epey derinlerde gövdemin basınçtan gıcırdadığı vâkidir. hâl böyleyken denizi yüzeysellere bırakacak değilim.

dünyaitiraf.com

bir yazar var, önceden hiç konuşmazdık. hala da konuşmuyoruz. selamlaşmıyorduk zaten, yine selamlaşmıyoruz, yazmıyorum o da yazmıyor. mahkeme duvarında adalet mülkün temelidir yazıyor. entry taraması filan da yapmadım, hem kim uğraşacak üşenirim ben. muhabbetim başlamadı ki bitmesin isteyim.
hiç umrumda değil.
gülmek üzereyim sözlük, hiç ciddi değilim.

naif dokunaklı yazar

bunlardan birisine zamanında başka bir sözlükte rast gelmiştim. bizim gibi gusül abdesti şartı aranan sözlükler daha ortaya çıkmamıştı.
seküler insanların yazdığı bu sözlükte duygusal ve biraz da kendine tarz tuhaf yazılarıyla hanım okuyucu kitlesi oluşturmuş bir eleman vardı. öyle etkili yazıyor ki eleman ben bile okuduğumda tuhaf oluyorum, o sıralar bizim evde kalan bekar dayıma gidip sarılıp ağlıyorum. dayım beni tersleyince babama koşuyorum basıyor suratıma tekmeyi tekrar bilgisayar başına dönüyorum ama çok etkili yazıyor bildiğin gibi değil.
sözlükteki kızlar sürekli buna nick altı giriyor. tanımlarını bakınızlayıp övüyorlar falan.
bir zaman sonra bir zirve yapıldı, gittim orada naifle karşılaştım. dokunaklı aşk tanımlarının küfürlü şakaların sonunda tıss tıslayarak konuşan sahibi bildiğin budaklı meşe odunu çıktı.
kızların bulunmadığı bir ortam. bizim bu budaklı meşe naifi kendine nick altı güzelleyen kız yazarlar hakkında atıp tutmaya başladı, bazıları hakkında fazla detaylı bilgiler vermeye başladı. anlatıyor ama ben inanamıyorum "lan diyorum bu yazıları yazan hakikatten bu adam mı?".

he her naif dokunaklı yazar böyledir denilemez tabi. gerçekten naifler var. mesela bizim bir zirvede karşılaştım bir tanesiyle adama "nasılsın hocam?" dedim. gözler ufukta dört dakika sonra dönüp "iyiyim siz nasılsınız ? zarifoğlu'nun bir mısrasını düşünüyordum hatırlayamadım kusura bakmayın" dedi. ama yine de naif dokunaklı yazıyor diye güvenmek, teslim olmak saflık olur.
sözlüklerde naife kanıp böbreğinden olan kaç insan var bir bilseniz.

bir yazar hikayesi

yıllardır internet aleminde ciro yapan sözlüklerin birinde geçen, gerçek kişilerle ilgisi tamamen rastlantı olan bir öykü.

efendim, iki sözlükçü varmış. bunlar bir gün bir tartışmaya girmişler. biri diyormuş ki; entrynin uzunu makbul. diğeri diyormuş ki, entrynin kısa ve özü makbul. neredeyse kavga edecek hale gelmişler. en son bir başka yazara danışmaya karar vermişler. pek bilgili, nüktedan, iğneci ve felli bir sözlükçüye gitmişler; sormuşlar. genelde hüzünlü ama ara sıra sevinen bu kullanıcı demiş ki; ne uzunu, ne özü; entrynin en çok akılda kalanı, en çok etkileyeni makbuldür demiş.

sözlükçülerden biri demiş ki çok hüzünlü az neşeli sözlükçüye;

"bunca yıllık yazarım; senin gibi yazar görmedim, saygılar abi..."

bir yazar istiyorum

bir yazar istiyorum..
günde en az 15 tanım getirili 30 başlık açabilen,
online olduğu an sol şeritte fırtınalar gibi esen,
oy alan oy veren,
bir yazar istiyorum,
tespit yaparken çığır açan
gözlem yapayım derken gözlemeci halaların kariyerini tehlikeye atacak kadar kaliteli patatesli gözlemeler üreten,
yazar istiyorum orijinal fikriyat menbaı,
sabırlı ve heyecanını hiç yitirmeksizin,
çok mu şey istiyorum lan bir yazar istiyorum,
dün gece hiç tanımadığı bir erkeğe sırf bana benziyor diye usulca sokulup babuş ya bi cigara versene diyebilecek,
ottan püsürden nem kapıp mesele haline getirmeyecek,
mevzudan duyduğu her şeye bir mevzu çıkarmayacak,
yazar istiyorum yazacak çatlayıncaya değin,
kafasını yastığa koyduğunda bugün cogito için ne yaptım sorusunu kendisine soracak,
milli bayramda şiir okuyan ilkokul ikinci sınıf öğrencisi kadar ateşli,
penaltı için kendini yere atan arif erdem kadar sinsi,
bir yazar istiyorum yöneticisine ayar vermekten çekinmeyen ama ayar vermeyi iş haline getirmeyen,
erol evgin'le yalın'ı bir araya getirip iki resim arasındaki 7 farkı bulana yarışması yaptırabilecek kadar potansiyel,
sözlük formatına aykırı tanım gördüğünde üstüne nazife olmasa bile moderasyona mesaj atacak,
nazife değil vazife o diye uyaracak,
ömer çelakıl'ın saçını bir hamlede sıfırlayabilecek sağlamlıkta traş makinesi üretecek kadar ar-ge ye hakim,
içerisinde kalça olmayan bir gülşen klibi çekecek kadar azimli,
içerisinde eski sevgiliye göndermeli şarkı sözü bulunmayan demet akalın klibi çekecek kadar müşkülpesent,
içerisinde saçma bir betimleme bulunmayan şarkı sözlü serdar ortaç klibi çekecek kadar cesur,
bir yazar istiyorum kuracağım sözlükte,
he çok şey mi ? bir yazar.

derviche moderne
soğuk bir mart gecesi 2011












13 /