1. toplam entry 5478
  2. takipçi 26
  3. takip edilen 33
  4. puan 27393
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 9 yıl önce

ontolojiye inanmamak

kimsenin inancına hiç kimse karışamaz, saygı duymak lazım.

Geçenlerde saçma bir muhabbetin içine dahil oldum. Arkadaşlardan biri, hemen her şeye üstelik doğru dürüst bir kanıt sunmadan kökten itiraz ediyordu. ben de ''kabul edip etmemek senin bileceğin şey, ama ontolojik olarak bu, böyledir.'' şeklinde bir cümle kurmuş bulundum. Bizimki en başından beri aramış olduğu kanıtı bulmuşcasına sevinerek ''Heh işte ben ontolojiye inanmıyorum'' dedi. Hayır bozmaya da kıyamıyorum hergeleyi. ''Yok ben de inandığımdan değil de işte şey olunca şey ettim'' deyip mevzuyu değiştirdim.

iskandinav ülkeleri

kur farkının paranın değeri ile ilgisi yoktur. Paranın değeri, emeğin değeriyle orantılıdır. Örneğin 2005 yılında tl'den altı sıfır atarken, paramız görece olarak bir milyon kat değerlendi, buna karşılık emeğimiz bir milyon kat değersizleşti. Yani esas olarak değerde bir değişim olmadı. Dedik ya, paranın değeri emeğe verilen değerle orantılıdır diye; işte emeğin değeri de insana verilen değerle orantılıdır. Parası, yani emeği, yani insanı değerli memlekette bir birim emekle elde edilen parayla, gelip senin ülkende üç birim emek satın alabiliyorsa, demektir ki; senin ülkenin parası değersiz, yani emeği, yani insanı değersizdir. Ben iskandinav ülkelerinden buraya nasıl geldim onu da bilmiyorum.

kızgınlık vs kırgınlık

ilki adaletsizliğe, ikincisi adalete maruz kalınca meydana gelir.
Kişi kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğünde, kendisine karşı adil davranılmadığını düşündüğünde kızgınlık duyar. buradaki kişi ya tamamen suçsuz olduğunu veya suçu varsa bile kesilen cezanın fazla olduğunu düşünür. Ama esas olarak kızanda da, kızılanda da hakim duygu öfkedir. Yani kuvve-i gadabiye...

İkinci durumda ise kişi kendisine merhamet edilmesini beklerken veya kendisinden merhamet beklediği kimseden adalet görürse kırılır. kırılan kişi tümüyle suçsuz bile olsa, ister yanlış anlama sebebiyle veya ister kendi kusuru sebebiyle olsun aldığı karşılığı bir miktar hakettiğini düşünür. Ancak aradaki ilişkiden dolayı mazur görülmek ister. Yani merhamet edilmek ister. Fakat merhamet yerine adaletle karşılaşınca kırılır. Peki neden kırgınlık, kızgınlıktan çok daha acı verir? şöyle izah edelim; kızgınlığın nedeni olan adaletsizlik öfkenin sonucudur. yani ince elenip sık dokunmuş, akılla alınmış bir karar değildir. Ancak kırgınlığın nedeni olan adalet ise tümüyle akılın ürünüdür. kırılanın gönlünü kemiren de işte budur. Yani kırıldığı kimsenin zihninde olmak istediği veya olduğuna inandığı yerin altında bir yerde olduğunu görmesi veya düşünmesi, kırgınlığın acısını arttırır.

Özetlersek; kızgınlık anında hakim olan duygu kuvve-i gadabiyedir, kırgınlıkta ise kırılan kişi gönül penceresinden bakarken, kırıldığı kimse ise akıl penceresinden bakıyordur. Gönlün en çok incindiği şey de akıldır.

ahmet kaya şarkılarında geçen can alıcı sözler

"prometheus'tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim
Spartaküs'tüm, köleliğin çığlığında
Aslanlara yem oldum, tükendim
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum
Kerbela çölünde Hüseyin
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu
Tanrılardan ateş çaldım
Yüzyıllarca tutuştum, üst üste yandım.
Bir Anka kuşu gibi anne, bir anka kuşu gibi
Kendimi külümden yarattım."

ahmet davutoğlu

eşeğin çiftesinden korkmuş olacak ki semerini dövmeye çalışıyor.
Kendisinin de bakanlıklar, başbakanlıklar yaptığı 17 yıllık iktidarı ve onun başındaki lideri eleştirmek yerine, son iki üç yıldır iktidar ortağı olan mhp'yi hem de mhp'nin muhalefette olduğu dönemdeki tutumunu eleştiriyor. Neymiş efendim insan içine çıkmaya yüzleri olmazmış. Geçiniz efendim; bu korkaklığınızla insan içine çıkıp nutuk okumaya sizin yüzünüz oluyorsa, herkesin insan içine çıkmaya yüzü olur. Bunun söylediklerini, kendi iddialarına destek yapmaya çalışan süzme beyinsizler hakkında konuşmaya gerek bile yok.

kimseyi incitmek istemeyen insan

korkaktır. Bütün bi incitmeme çabası korkaklığından ileri gelir. İncinme korkusu, aç kalma korkusu, sevilmeme korkusu, beğenilmeme korkusu, takdir görmeme korkusu... böyle uzar gider.
İncinmekten ve incitmekten korkan insan var olamadan yok olup gider. Elbette bir şey olacaktır, yaşamda bir yerler işgal edecektir, birilerinin belleğinde veya ruhunda bir yerleri olacaktır vs. Ancak var olan o şey, kendi olmayacaktır. Tohum, var olmayı irade ettiği andan itibaren çatlatıncaya kadar toprağı incitir. Aksi takdirde toprağın altında çürüyüp gider.

tarım ve orman bakanı

''Ama insan hayatı da bizim için önemli''
Bunlar iyice mala bağladı. Bir ağaç daha az yansın diye mücadele ediyorlarmış, ama insan hayatı da onlar için önemliymiş. Lan oğlum bu kürt halimle Türkçeyi de size ben mi öğreteceğim? Ağaç ile insan hayatını birbirine eşitleyen bir cümleyi nasıl kurabiliyorsun?
''orman personelimizi bu araçlar içinde görevlendiriyoruz, ama orman personelimiz bu araçlara binmek istemiyor'' Burada iki farklı durumu mu birbirine karıştırıyor anlamadım? Yoksa binilemeyecek durumda olduğunu bildiğiniz bir araç için orman personelini nasıl görevlendirebiliyorsunuz? Herhalde mevzular birbirine karışmış, yoksa bu seviyede saçmalanamaz.

devlet dini

her türlü tekelleşmenin ana kaynağıdır. Gücü tekeline aldığı için zaten devlet olmuştur. Sonra inancı tekeline alır, ardından mülkü, onun ardından eğitimi, onun ardından düşünceyi... sıralamalar değişebilir, ancak sonuç değişmez.

Devlet kuşkusuz bir ihtiyaçtır ve fakat tekelleşme bunun yan tesiridir. Her anlamda tekelleşmeye itiraz ediyorsanız, önce devlet dinini inkar etmeniz gerekir. Ki devletin uygulamalarını rasyonel düzeyde konuşup tartabilesiniz. Zira devlete rasyonel sebeplerle ihtiyaç duyulmuştur. Yine ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı da rasyonel akıl ile değerlendirilebilir. Ha siz kalkıp devlete irasyonel bir anlam, bir değer verirseniz, bu durumda ihtiyaç için oluşturulmuş bu kuruluş putlaşır.
Sonra biri gelir kahveyi haram yapar, öteki gelir para vakfiyesi adı altında faizi helal yapar, bir ötekisi gelir ''yav bu para vakfiyesi dediğiniz şey düpedüz haramdır'' diyen, bu fikrinden vazgeçinceye kadar hapsedilir der, bir ötekisi gelir icap ediyorsa kardeş öldürmek helaldir der, bir başkası cizye geliri düşmesin diye dine giriş için ilave şartlar koyar ve böyle uzar gider...

Yani demem o ki; devlet dininin büyücülerinin verdiği fetvalar tümüyle inancınızla örtüşüyor olsa bile, hz. Ömer devrinde yaşıyor olsanız bile, devlet dinini ret etmedikçe islam olamazsınız. Bu yüzden devlet büyücülerinin verdiği fetvaların isabetli olup olmadığını tartışmak saçmadır. Onun ötesinde bunu tartışmak, bu büyücülere bu alanda söz söyleme hakkı vermek anlamına geleceğinden doğru da değildir.
1 /