1. toplam entry 5482
  2. takipçi 25
  3. takip edilen 33
  4. puan 27473
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 11 yıl önce

insanın kültürel bir varlık olması

Efendim şöyle bir şeydir: dindar müslüman ve yahudiler domuz etinden tiksinirken, diğerlerinin domuz etini leziz bulması durumudur. veya böcek yiyen bir milleti izlerken bünyemiz fiziksel olarak reaksiyon gösterip bizde kusma hissi oluştururken, söz konusu milletlerin bundan haz alması durumudur. Veya cinnet geçirirken malezyalılar dışında kimsenin amok koşucusu olmaması durumudur.

Haa nereye gelecem; çok azımız hariç, ki o azınlığında çok az düşünce ve davranışı hariç hepimiz, her bir şeyimiz içinde yaşadığımız kültür ortamının ilmek ilmek ördüğü örgülerden ibaretiz. Yani diyeceğim şu ki: tarafından ilmek ilmek örüldüğünüz kültürden yola çıkarak evrensel bir inanç ve ahlak inşa etmeye kalkmayın. Ehh yapabilirsiniz ancak köyünüzün dışına taşırmayın.

Sigara içen insanın girdiği kul hakkı

bundan 15-20 yıl kadar önce bu türden bir kul hakkı yoktu. güç dengesi sigara içmeyenlerin lehine dönmeye başlayınca doğal olarak nur topu gibi yeni bir kul hakkımız oluşmaya başladı. aynı merkezde güç bir süre daha birikmesi halinde bu sefer sigara içmek kul hakkı olmanın bir adım ötesine geçip, kriminal bir suç haline gelmiş olacaktır. Bence şu din iman mevzularını araya katmadan demek istediğinizi dimdirekt söyleyin.

Aihm'nin suriyeli kaçkın kararı

Bakın arkadaşlar yasa dediğimiz şey, bir matematik veya kimya formülü gibi bir şeydir. önceden doğruluğu sınanmış formülü kullanmadaki amaç, arzu edilen sonucu elde etmek değil, doğru sonucu elde etmektir. sürekli arzulanan sonucu elde etmek ancak tam bir yasasızlıkla mümkündür.

Sözgelimi dairenin alanı için π.r² yasası geçerlidir. Bu yasayı uygulayarak elde ettiğin sonuç hoşuna gitmedi diye π veya r değerini değiştiremezsin. Ancak yasanın doğruluğundan şüphe edersen, r değerini yeniden ölçebilir veya π değerinin doğruluğunu sınayabilirsin. Ama sonuç olarak yeni bir yasa yine ortaya koymak zorundasın. Yoksa yasayı yok sayamazsın; evet yasayı yok da sayabilirsin. Ancak o zaman şunu kabul etmek zorundasın: Arzular, güçlüden zayıfa doğru azalarak gerçekleşir. Yani içinde yaşadığımız memleketteki durum gerçekleşir...

Hoş zaten memleketteki yasasızlık da tesadüf değil ya! Memleketin içinde bulunduğu yasasızlık halinden şikayet edenler de kendi lehlerine gerçekleşecek bir yasasızlığı savunuyor. Dolayısıyla güç hiyerarşisine göre oluşmuş bir yasasızlık hali var.

Neyse konuya dönersek; adamın Yunanistan'da yakalandığına veya Yunanistan'a geçtiğine dair bir bilgi görmedim haberde. Yunanistan'a geçmeye çalışırken Türkiye sınırları içinde yakalanmış, burada oturma izni olmasına ve Suriye'de işkence veya kötü muamele görme ihtimali olduğu halde (burası aihm 3 madde kapsamı) kelepçelenerek 20 saatlik bir otobüs yolculuğu yaptırılmış ve bu kimseye mahkeme önünde kendini savunma hakkı tanınmamış. Yasaya başvuru hakkı tanınmamış olması da 13. madde ihlali.

Şimdi kardeşim eğer aihm yasalarını tanımıyorsan, dersin yok ben tanımıyorum herkes yoluna gider. Ama bu yasaları tanıyorsan uygulamalısın. Uygulamazsan adamlar uygular.

Osmanlı’nın Bütün Toplumları Bir Arada Tutabilmesinin Nedenleri

Dönemin koşulları nedeniyle toplumu bir araya getirmemiş olması önemli bir neden. Nüfusun önemli bir kısmı köylüydü ve köyler ermeni, rum, kürt, alevi vs. köyü şeklinde ayrılıyordu. Şehirlerde de durum aşağı yukarı aynıydı. Dolayısıyla farklıların bir araya gelebildiği tek yer ticaret alanıydı, ehhh onlar da belli bir uygarlık seviyesine gelmişlerdi.

İkinci bir neden ise yerel yönetimlerin oldukça güçlü olmasıydı. Güçlü yerel yönetimler, bölge insanının değişen ihtiyaçlarına nispeten daha gerçekçi çözüm üretebiliyordu. Bu durum da nispeten çatışmayı önlüyordu; kaldı ki ikinci mahmut sonrası yine değişen dünya şartları sonucu yerel yönetimlerdeki gücü merkeze çekme çabası doğal olarak çatışmalara ve bir arada yaşamayı ret etmeye sebep oldu.

Üçüncü bir neden ise kardeş katli ve devlet idaresinde rakip olabilecek güçlü aileleri yok etme politikası merkezi yönetimdeki çatışmaları aza indirmiş olmakla hüküm süresi uzamış oldu. Bu her ne kadar devletin ömrünü uzatmış olsa da, çürümeyi de beraberinde getirdi. merkezdeki kuvveti dengeleyecek başka kuvvetlerin olmayışı veya buna müsaade edilmemiş olması sadece imparatorluğu değil, bütün bir medeniyeti yozlaştırdı.

ontolojiye inanmamak

kimsenin inancına hiç kimse karışamaz, saygı duymak lazım.

Geçenlerde saçma bir muhabbetin içine dahil oldum. Arkadaşlardan biri, hemen her şeye üstelik doğru dürüst bir kanıt sunmadan kökten itiraz ediyordu. ben de ''kabul edip etmemek senin bileceğin şey, ama ontolojik olarak bu, böyledir.'' şeklinde bir cümle kurmuş bulundum. Bizimki en başından beri aramış olduğu kanıtı bulmuşcasına sevinerek ''Heh işte ben ontolojiye inanmıyorum'' dedi. Hayır bozmaya da kıyamıyorum hergeleyi. ''Yok ben de inandığımdan değil de işte şey olunca şey ettim'' deyip mevzuyu değiştirdim.

iskandinav ülkeleri

kur farkının paranın değeri ile ilgisi yoktur. Paranın değeri, emeğin değeriyle orantılıdır. Örneğin 2005 yılında tl'den altı sıfır atarken, paramız görece olarak bir milyon kat değerlendi, buna karşılık emeğimiz bir milyon kat değersizleşti. Yani esas olarak değerde bir değişim olmadı. Dedik ya, paranın değeri emeğe verilen değerle orantılıdır diye; işte emeğin değeri de insana verilen değerle orantılıdır. Parası, yani emeği, yani insanı değerli memlekette bir birim emekle elde edilen parayla, gelip senin ülkende üç birim emek satın alabiliyorsa, demektir ki; senin ülkenin parası değersiz, yani emeği, yani insanı değersizdir. Ben iskandinav ülkelerinden buraya nasıl geldim onu da bilmiyorum.

kızgınlık vs kırgınlık

ilki adaletsizliğe, ikincisi adalete maruz kalınca meydana gelir.
Kişi kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğünde, kendisine karşı adil davranılmadığını düşündüğünde kızgınlık duyar. buradaki kişi ya tamamen suçsuz olduğunu veya suçu varsa bile kesilen cezanın fazla olduğunu düşünür. Ama esas olarak kızanda da, kızılanda da hakim duygu öfkedir. Yani kuvve-i gadabiye...

İkinci durumda ise kişi kendisine merhamet edilmesini beklerken veya kendisinden merhamet beklediği kimseden adalet görürse kırılır. kırılan kişi tümüyle suçsuz bile olsa, ister yanlış anlama sebebiyle veya ister kendi kusuru sebebiyle olsun aldığı karşılığı bir miktar hakettiğini düşünür. Ancak aradaki ilişkiden dolayı mazur görülmek ister. Yani merhamet edilmek ister. Fakat merhamet yerine adaletle karşılaşınca kırılır. Peki neden kırgınlık, kızgınlıktan çok daha acı verir? şöyle izah edelim; kızgınlığın nedeni olan adaletsizlik öfkenin sonucudur. yani ince elenip sık dokunmuş, akılla alınmış bir karar değildir. Ancak kırgınlığın nedeni olan adalet ise tümüyle akılın ürünüdür. kırılanın gönlünü kemiren de işte budur. Yani kırıldığı kimsenin zihninde olmak istediği veya olduğuna inandığı yerin altında bir yerde olduğunu görmesi veya düşünmesi, kırgınlığın acısını arttırır.

Özetlersek; kızgınlık anında hakim olan duygu kuvve-i gadabiyedir, kırgınlıkta ise kırılan kişi gönül penceresinden bakarken, kırıldığı kimse ise akıl penceresinden bakıyordur. Gönlün en çok incindiği şey de akıldır.

ahmet kaya şarkılarında geçen can alıcı sözler

"prometheus'tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim
Spartaküs'tüm, köleliğin çığlığında
Aslanlara yem oldum, tükendim
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum
Kerbela çölünde Hüseyin
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu
Tanrılardan ateş çaldım
Yüzyıllarca tutuştum, üst üste yandım.
Bir Anka kuşu gibi anne, bir anka kuşu gibi
Kendimi külümden yarattım."

ahmet davutoğlu

eşeğin çiftesinden korkmuş olacak ki semerini dövmeye çalışıyor.
Kendisinin de bakanlıklar, başbakanlıklar yaptığı 17 yıllık iktidarı ve onun başındaki lideri eleştirmek yerine, son iki üç yıldır iktidar ortağı olan mhp'yi hem de mhp'nin muhalefette olduğu dönemdeki tutumunu eleştiriyor. Neymiş efendim insan içine çıkmaya yüzleri olmazmış. Geçiniz efendim; bu korkaklığınızla insan içine çıkıp nutuk okumaya sizin yüzünüz oluyorsa, herkesin insan içine çıkmaya yüzü olur. Bunun söylediklerini, kendi iddialarına destek yapmaya çalışan süzme beyinsizler hakkında konuşmaya gerek bile yok.

kimseyi incitmek istemeyen insan

korkaktır. Bütün bi incitmeme çabası korkaklığından ileri gelir. İncinme korkusu, aç kalma korkusu, sevilmeme korkusu, beğenilmeme korkusu, takdir görmeme korkusu... böyle uzar gider.
İncinmekten ve incitmekten korkan insan var olamadan yok olup gider. Elbette bir şey olacaktır, yaşamda bir yerler işgal edecektir, birilerinin belleğinde veya ruhunda bir yerleri olacaktır vs. Ancak var olan o şey, kendi olmayacaktır. Tohum, var olmayı irade ettiği andan itibaren çatlatıncaya kadar toprağı incitir. Aksi takdirde toprağın altında çürüyüp gider.

tarım ve orman bakanı

''Ama insan hayatı da bizim için önemli''
Bunlar iyice mala bağladı. Bir ağaç daha az yansın diye mücadele ediyorlarmış, ama insan hayatı da onlar için önemliymiş. Lan oğlum bu kürt halimle Türkçeyi de size ben mi öğreteceğim? Ağaç ile insan hayatını birbirine eşitleyen bir cümleyi nasıl kurabiliyorsun?
''orman personelimizi bu araçlar içinde görevlendiriyoruz, ama orman personelimiz bu araçlara binmek istemiyor'' Burada iki farklı durumu mu birbirine karıştırıyor anlamadım? Yoksa binilemeyecek durumda olduğunu bildiğiniz bir araç için orman personelini nasıl görevlendirebiliyorsunuz? Herhalde mevzular birbirine karışmış, yoksa bu seviyede saçmalanamaz.
1 /