1. toplam entry 4151
  2. takipçi 3
  3. takip edilen 21
  4. puan 13770
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 12 yıl önce

politik depresyon

başlığı açıklamadan önce depresyona ilişkin bir tanım vermem gerekiyor.

depresyon, toplum içerisinde anlamı en çok boşaltılmış kavramlardan birisidir. moral bozukluğu olan, modu az düşen depresyondayım demeye başladığı için insanlar depresyonu ciddi bir rahatsızlık olarak görmemektedir. ancak depreson toplum algısının aksine çok ciddi psikolojik bir rahatsızlıktır. depresyonu tanımlamak zordur. mod düşüklüğü doğru bir tanımdır ama temel bir farkı vardır. sınavdan düşük alırsınız modunuz düşer ama 2-3 saat sonra modunuz yükselmeye başlar. depresyonda mod düşüklüğü kalıcıdır. en sevdiğiniz yemeği yemek, hobinizle uğraşmak, güzel bir film izlemek, arkadaşlarınızla keyif yapmak veya aklınıza ne gelirse gelsin ne yaparsanız yapın modunuz düzelmez, mutlu olamazsınız. bunun nedeni bütün duyularınıza bir perde inmesidir. kara bir sis belki. herşeyi o kara sisin gölgesinde görürsünüz. bu da bütün duyularınızı sakatlar. yediğinizden zevk alamaz, esprilere gülmez, çocuğunuzun mutluluğu bile sizi mutlu etmez. kuran'da geçen "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır..." ifadleri de benzer bir durumu yansıtır. ortada apaçık ayetler varken gözlerinde perde olanlar bunları göremez. işte depresyon hali de böyle bir şeydir.
(bkz: depresyon)
gelelim başlığımıza. günümüze malum ciddi bir kutuplaşma ve siyasallaşma söz konusu. insanlar her olayı, her icraatı, hemen her şeyi bir şekilde siyasete bağlıyorlar. iktidar yanlısı olsun, muhalif olsun fark etmiyor. her iki taraf da aynı politik depresyon içerisinde. gözlerinde siyaset perdesi, hayatları siyasetten ibaret hale gelmiş. bu nedenle mutlu olmaları da mümkün değil. elektriğe gaza zam geliyor, iktidar yanlısının endişesi acaba faturamı öderken zorlanır mıyım, hangi ihtiyaçlarımı azaltıp burayı desteklemem gerekecek gibi düşünceler değil acaba hükümete bir zarar gelir mi şeklinde oluyor ve ilk tepkisi işte şu şu nedenlerle zam yapılmak zorundaydı, aslında şu kadar daha zam yapılması gerekirdi ama bu kadar yapıldı şeklinde oluyor. bu söyledikleri doğru olabilir ama sen düz vatandaşsın. zam gelince şikayet edersin. doğal tepki budur. muhalifler de aynı şekilde. zam geliyor 4-5 bin tl lik faturalarını paylaşıyorlar. Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler demiş atalarımız. ne kadar israf içerisinde yaşadıklarını yayınlamış oluyorlar. hadi zam görece politik bir mesele. politik yorumlanması doğal. artık her konuda siyasi perde üzerinden yorumlanıyor. milli atlet olimpiyatta derece yapıyor, bir şekilde ak parti ile olumlu bir bağı varsa bir sürü olumsuz yorum. sosyal medya zaten çığrından çıkmış. 50-60 yaşında profesörü de aynı 20 yaşındaki genç de. her haberi, her olayı bir şekilde siyasete bağlayıp yerme veya övme şeklinde tepki veriliyor. hatta bazen yerini tespit edemeyenler oluyor. geçen süleymaniye camii ile ilgili inşaat olayında yaşadık. adam önce veriyor veriştiriyor sonra bakıyor bu bizim taraf dokunuyor, yazısını siliyor.
özetle ülkece patolojik vaka haline geldik. siyaset sisi bütün duyularımızı ele geçirdi. gidecek bir doktor da yok.

askıda havyar

askıda ekmek, askıda simit, askıda fatura gibi uygulamalardan hareketle başlatılmasının elzem olduğunu düşündüğüm uygulamadır. detayları hakkında biraz bilgi vereyim.

malumunuz balık yumurtası olan havyar daha çok zengin sosyetenin menüsünde bulunan bir yiyecekti. ancak son zamanlarda beyaz yaka olarak tabir edilen sınıfın da ilgisini çekmeye başlamış ve onların da talep ettiği bir yiyecek olmuştur. ancak enflasyondaki yüskek artış havyarı da pas geçmemiş, havyar beyaz yakalılar için ulaşılamaz hale gelmeye başlamıştır. beyaz yakalılarımız için havyardan eksik kalmak çok zor ve acılı olacaktır. havyar fiyatlarının düşmesi yönünde bir umut ışığı da gözükmemektedir. işte bu nedenle ultra zenginlerimizin bu soruna el atmaları gerekmekte ve gittikleri balık restoranlarında askıda havyar uygulamasını başlatmaları ve desteklemeleri gerekmektedir.

Gripten kaybettiğimiz vatandaşlarımızın sayısını günlük olarak açıklasak salgından farklı olmadığını göreceğiz

Ardından gelmesi gereken söylem şudur. Bu nedenle artık covid vaka sayılarını ve ölüm sayılarını açıklamayı bırakıyoruz. Sağlık bakanlığı diğer her ölüm sebebinde olduğu gibi bu verileri tutup yıllık olarak yayınlayacaktır.

Bence olması gereken de budur. 2 sene boyunca her gün vaka sayısı açıklanıyor. Sizce bunun artık haber değeri veya insanları etkileme gücü kaldı mı? Evhamlı insanları iyice delirtip stres ve kaygı yüzünden bağışıklık sistemlerini zayıflatmaktan başka nasıl bir faydası var?

ekmek yememek

bizde konular sloglanlar üzerinden tartışılır. Konunun özüne pek inilmez. o yüzden saçma sapan su diyeti, brownie diyeti gibi şeyler çok popüler olur. diğer şekilde adam akıllı beslenme düzeni hakkındaki doğrulardan bahsettiğiniz zaman çok sıkıcı gelir, kimse de pek dikkate almaz. insanlara mucize formüller güzel sloganlar vermek her zaman daha çok rağbet görür.

kilo verme konusunda ekmek yememek meselesine de böyle bir çerçeveden bakmak lazım.

ekmeği kestim şu kadar kilo verdim diyenler vardır. haklıdırlar. bu kişinin beslenmesi çok düzgündür tek problemi veya en önemli yanlışı fazla ekmek tüketimidir. bu kişi ekmeği kesip beslenmesine eskisi gibi devam ederse çok güzel kilo verir.

ekmeği kestim ama hiç kilo veremedim hatta kilo almaya başladım diyen de haklıdır. ekmeği kesip böreğe pilava makarnaya abanırsanız değişen bir şey olmaz. hatta bunlar yağlı alternatifler olduğu için tersine negatif etkisini de görürsünüz.

o yüzden eğer gerçekten çözüm arayışındaysanız böyle cümleler duyduğunuzda ardını arkasını da araştırın. adam ekmeği kesip 20 kilo verdim diyorsa başka neler yaptığını da sorgulayın. yoksa sadece bu cümleyi alıp neden sonuç ilişkisi kurmaya çalışırsanız yanılmanız sürpriz olmayacaktır.

12 futbolcunun stadyumda grup seks yapması

haberi bulup okudum. başlık yanlış yönlendiriyor. olayın faili sanki sadece 12 futbolcuymuş gibi algılanıyor. 12 futbolcuya ilaveten 4 adet bardan tanıştıkları kadın arkadaş da mevcutmuş. kulüp başkanı belki kendisinin çağrılmamasına içerlediğinden belki de gerçekten hissederek biz böyle bir kulüp değiliz, nasıl oldu da bunlar başımıza geldi mealinde açıklamalar yapmış. hoca pazar günü maçımız vardı, böyle bir durum kesinlikle kabul edilemez demiş. 12 futbolcudan biri olan takım kaptanı ise pişman olduğunu belirtmiş.

araba kullanmayı öğrenirken kaza yapmak

muhtemeldir. önlenebilir ve önlenemez sebepleri vardır. önlenebilir sebepler üzerinde pek durulmadığı, bize bir şey olmaz yaklaşımı hakim olduğu için pek çok kaza olmaktadır.

3 sene önce eşime araç kullanmayı öğretmeye başladım. ehliyeti vardı ama araç kullanma becerisi yüzde beş seviyesinde bile değildi. bu da ehliyet sisteminin nasıl işlediğine dair bir fikir veriyor. ilk önce ara sokaklarda boş saatlerde günlerce pratik yaptık. öncelikli hedef arabaya hakimiyeti sağlamasıydı. gaz, fren kullanımının otomatikleşmesi gerekiyor. dönüşler nasıl yapılır, kavşaklarda nasıl hareket edilmeli defalarca aynı uyarıları yaparak 2-3 ay bu şekilde geçirdik. sonrasında ana yollara çıkmadan kısa mesafelere gittik. sonrasında ise hep yanında olmak koşuluyla gideceğimiz her yere eşimin kullanımıyla gittik. ben sürekli bilgim dahilinde ne yapması gerektiğini ifade ettim. bu süreç yaklaşık 6 ay sürdü. yani yaklaşık 9-10 aylık bir sürecin sonunda eşimin tek başına araba kullanabileceği kanaatine ulaşınca yine hep uyararak tek başına araç kullanmasına izin verdim. 2 senedir yoğun da bir şekilde araç kullanıyor. çok şükür bu 3 senelik süreçte hiç kazamız olmadı. ve bu süreçte etraftan çokca aşırı önlem aldığımız yolunda laf sokmalar falan işittik. arkadaşlarından, oradan buradan işte ben 3. seferde tek başına çıktım. tek başına çıkmadan öğrenilmez vs lafları. epey baskı yedik yani.

doğrudur. tek başına sürmek de bir eşiktir ve öğrenme sürecinin parçasıdır. ancak oraya hazır olmak gerekir. insanlar çok basit görüyorlar ama altınızda 1 tonluk araç var. bu işin şakası olmaz. özellikle sokak aralarında bir insana, çocuğa çarparsınız, tamamen haklı olsanız bile sizin ve bütün ailenizin hayatı kayar. o yüzden kendim dahil bütün şoförlere önerimdir. sokak aralarında çok yavaş gidin. arkanızdan korna çalsınlar önemli değil. duymayın. aracı kendinizden emin olmadığınız bir süratte kullanmayın. özellikle acemilerde kendini ispatlama amacıyla hızlı araç kullanımı olabiliyor. kesinlikle yapmayın. katil olursunuz. aman.

bari çocuk yapmasalarmış

keşke demenin bir mantığı yoktur. hele ortada bir çocuk varken bunu söylemek ayıp hatta kadere karşı gelme noktasında bile değerlendirilebilir. meselenin bu yönü tartışmaya açık değil bence.

ama günümüzde yeni evli çiftlerin çocuk yapmadan önce ciddi bir değerlendirme yapmaları şart. hele hele çift arasında sorunlar var ve bu sorunları çocukla aşarız gibi bir düşünce katiyen yanlıştır. çiftin arasında sorun yoksa bile tek başına çocuğun varlığı çiftin ilişkisini bozabilir. eskiden geniş aile yapısı içerisinde çocuk arada kaynayarak büyürdü. şimdi öyle değil. çocuk gerçekten çok zorlu bir süreci başlatıyor. anne 24 saat çocuğa bakıyor. bunalıyor. eğer baba çocuk konusunda yardımcı değilse ciddi bir tartışma konusu haline geliyor. etrafımda çocuk olmadan bir sorunları olmayıp çocuk olduktan sonra boşanma noktasına gelmiş çok kişi var. bu konuya çok dikkat edin.

çocuk varken boşanmış olmak ise gerçekten çocuk yokken boşanmaya göre belki 10 belki 20 kat daha zor. boşandığınız kişiyi muhtemelen sevmiyorsunuz ve hatta nefret ediyorsunuz. ama o kişi çocuğunuzun annesi veya babası. eğer çocuğunuzu gözden çıkarmayı düşünmüyorsanız sonsuza kadar hayatınızda kalmaya devam edecek. yeni bir hayat kurmak istediğinizde karşınıza ciddi problemler çıkaracak.

o nedenle evlenmeden önce iyi düşünün. çocuk yapmadan önce de bir kaç kere düşünün.

köylülük

köylü için herşey sahip olduğu topraklardır. dünya yansa pek umurunda olmaz. inatçıdır, yeniliklere kapalıdır, kurnazdır, dediğim dediktir, bencildir. bilgiye önem vermez, güce yakın olmak önemlidir. bir karış toprak için en yakınına yıllarca husumet besler.

bizde köyden şehre göç fiziksel olarak gerçekleşti. ama kafa yapısı olarak hala köylüyüz. bugünkü problemlerimizin arkasında yatan en temel sebep de köylülükten kurtulamamızdır. bilgi, liyakat önemli değildir. bir şekilde makam sahibi olmak toplumda geçer akçedir. makam ise güç ve sahip olunacak ayrıcalıklar demektir. toplumun hakkı kişisel menfaatin çok gerisinde kalır *. birbirine saygı sıfıra yakındır. empati gelişmemiştir. kısa yoldan zengin olmak, köşeyi dönmek arzulanır. kafa yapısı bu şekilde oluşmuş köylü zihinler şehirde de yaşasalar medenileşemezler, bulundukları yeri mega köylere çevirirler. çözmemiz gereken en büyük mesele budur.

evet ben de bir kuşak yukarıya çıkıldığında köylüyüm.

monte kristo kontu

okuması keyifli 1500 küsür sayfadan oluşan roman. klasik eserlerdeki hayatlar çok enteresan. hepsi babadan zengin. iş güç yok. sürekli balodan baloya, operaya ev partilerine, kır gezilerine giden ve sürekli birbirinin dedikodusunu yapan tipler. şimdinin zengini, asili burjuvası da o şekilde yaşıyor da bizim mi haberimiz yok.
1 /