@defter büyükantonyadis

Falan filan deme yani

  1. toplam entry 5642
  2. takipçi 8
  3. takip edilen 24
  4. puan 26063
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 6 yıl önce

popülizm

sevdiğinden, haz aldığından soğutturur. edebiyat tarihinin bütün soylu yazarlarının yüceleşmesinde magazinel hayatın, gündem denilen çukurun bulunmadığı dönemlerde yazmaları da etkin bir unsurdur. dostoyevski bugünün türkiye'sinde yaşasaydı iclal aydın'la yaşayacağı aşkla anılacaktı belki de.

ilişkililik nedenselliği gerektirmez

ekonometrinin mantiktan devsirilmis temel kurallarindan biridir. analiz yaparken bu kuraldan bihaber ahkam kesenlerin madara olusuna sahit oluruz gunasiri. bu kurali en bilmeyen, ya da bildigi halde isine gelmedigi icin en umursamayan meslek grubu gazetecilerdir. gazetelerde surekli "cikolata yemek ulkelerin nobel odul sayisini arttiriyor!", "yoga yapin zenginlesin!" seklinde haberler goruruz. isvicreli bilim adamlari (anam yine onlar! hasan at onlari disari! hakki hakki gel hele bura hakki!) arastirmis ve bulmuslardir ki "daha cok cikolata yemek zekamizin gelismesine, yoga yapmak zenginlesmemize yol acmaktadir". hasbinallah. hasan atmadin mi bunlari disari hala?

ekonometriye girmeden evvel biraz mantiktan konusalim.

1. biliriz ki dondurma tuketimiyle hava sicakligi arasinda bir iliskililik soz konusudur. insanlarin sokakta dondurma yedigi gunlerde hava sicakligi yemedikleri gunlere gore daha yuksekdir. peki bu durumda "dondurma tuketimi havayi isitiyor" seklinde bir onermede bulunabilir miyiz?

2. insanlar bahar-yaz aylarinda daha cok evlenirler. bahar-yaz aylari, ayni zamanda leyleklerin de bulundugumuz sehre goc ettikleri zaman dilimleridir. bu iki vakia arasinda bir iliskililik bulundugu apaciktir. peki bu iliskililige bakarak dogan cocugumuza "seni leylekler getirdi yavrum" mu diyelim? bir nesli uyuttunuz bu masalla insafsizlar!

3. yapilan bir arastirmaya gore (lan! hasan!) bacak kaslari kuvvetli olan adamlara daha cok araba carptigi saptanmistir. nasil, iyi uydurabildim mi? simdi, bu farazi arastirmaya bakarak "muhtar spor neyin yapayim deme, bacaklarin kuvvetlenirse sana daha cok araba carpar" mi diyelim esimize dostumuza?

bu uc mantiki ornegin de cevabi asikardir. orneklerdeki onermeler hatalidir. ornek 1'de iki olay birbiriyle iliskilidir fakat ikinci olay birinciyi dogurur, birinci ikinciyi degil. ornek 2'deki leylek sayisina da bebek sayisina da sebep olan bir baska etken vardir: baharin gelisi. bahar gelince her ikisi de artmakta, bizse onlarin birbirini dogurdugunu sanmaktayizdir. ornek 3'teki farazi arastirmamizin hatasi sudur: her gun is yerine bisikletle gidenlerin bacaklari, arabayla gidenlerden daha gucludur. trafikte bisiklet surenler de araba surenlerden daha cok kazaya maruz kalmaktadir. dolayisiyla sunulan her iki olayin da belirleyeni bisiklet surmektir, kas kazaya sebep olmamaktadir.

ekonometride ise y=a+b*x regresyonu neticesinde "anlamli" bir b degeri, x'le y'nin yalnizca iliskili olduguna delalet eder! bu iliskililik ise bize su uc secenekten birinin gerceklestigini soyler:

1. x y'ye sebep olmaktadir.

2. y x'e sebep olmaktadir.

3. bir baska degisken (z) her ikisine birden sebep olmaktadir.

ekonometrik analizde cok dikkatli olunmalidir. 3 numarali problem, neredeyse istisnasiz butun ekonometrik modellerde mevcuttur ve buna içsellik problemi (endogeneity) denir ki tetkiki ve cozumu baska mudahaleler gerektirmektedir. (bkz: nedensellik testi)

gelelim yazimizin en basindaki iki ornege. cikolata yemek nobel sayisini arttiriyor dersek yaniliyor olabiliriz, cunku mumkundur ki cikolata luks bir yiyecektir ve gelir seviyesi iyi olan ulkelerde daha yuksektir. ayni zamanda nobel kazanan bilimadamlari, daha cok gelir seviyesi ve bilime ayirdiklari paralar daha yuksek olan memleketlerden cikmaktadir. dolayisiyla her ikisine de gelir seviyesi sebep olmaktadir. bir diger kulturel aciklama: dogulu milletler cikolata yemez, ayni zamanda dogulu milletler bilime onem vermez, dolayisiyla her ikisinin de sebebi batili olmak olabilir. ikinci ornegin aciklamasi ise yine aynidir: batili ve zengin kesim yoga'ya taichi'ye meraklidir, yani yoga yapanlar zaten zenginlerdir, yoga kimseyi zenginlestirmez.

tasavvufla kapatalim. derler ki "o aramakla bulunmaz ama o'nu bulanlar yalniz arayanlardir". bu agir dusturu orta yere birakip kaciyorum. hasan, bu dusturun nedensellik analizini yapamayanlari at disari hasan. bilime felsefeye kafa yormak yerine pilarda oynayiler.

patates kızartması

pirisin sebzelerin, ne güzel bir nimetsin,
aklına düşmeyesin dar gelirlinin, öğrencinin,
tez mutfağa gidesi gelir acıkmış bünyelerin.
azın zarar, çoğun oldukça karardır senin,
tavada sunulmuş nadide bir hediyesin,
el ayak ne varsa girişilesisin
sensiz ne anlamı olurdu öğrenciliğin, yemeklerin.

kıyır kıyır boğazımdan süzülürken içeri,
ızdıraptır azalışın, ey güzeller güzeli.
zulümdür yokluğun, üstelik netameli,
aşktır, varlığınla kaplayan tüm hücreleri.
rıza gösteremem sensiz geçecek öğünlere,
telafin namümkün diğer besin maddeleriyle,
mayonez bile kendine anlam katmışken seninle,
anlamsız kalır, tüm anlamlar senin tükenişinle.
sözlerim yürektendir, lafzi değil; afaki sanma
ısrar ediyorum şiddetle, akrostişe baksana*

ittihat ve terakki cemiyeti

hazin bir mevzudur ki yahudi, asırlardır devlet büyüklerinin mali meselelerini maharetle ele aldıgı gibi, kurdugu iktısadi, ticari ve finasal şebeke ile memleketin gelir kaynaklarını da ele geçirerek devlete bir hisse ayırmak insafını göstermemiştir. hatta pay ayırmak şöyle dursun, memleket hudutları içindeki topraklardan dahi kendi ırkı hesabına parcalar koparmak gayreti ile yumrugunu devletin basına indirmekte insaf gösterdiği söylenemez.

asırlar boyu her yerleştiği merkezden sürülegelen yahudi cemaati, fitne ve kargasalık cıkarmakta ustune benzeri hemen hemen olmayan bir tarihi damga tasır. o, islam zuhuru ile dünyanın nasıl bir otorite kazandıgını ilk anlayan ve ilk karsı koyanlardan biridir.

babil'i, roma'yı perişan ettikten sonra nihayet ispanyollar tarafından kogulunca kendilerne kapılarını acan osmanlının bu iyi kabulunu hemen unutmuş ve tarihi nifak rolunu takınarak derhal fitne ve fesat sebekesini kurmustur.
istikrarlı ve refahlı duzenlere celme takmak alıskanlıgı ile osmanlı devletınden görmüş oldugu husnu kabule karsılık, memleketi içinden cokertmek yolunu aramıs ve nihayetınde bulmustur. devletin başında bulunan dahi hukumdar 2. sultan abdülhamid'i devirmekle vatana hizmet edeceklerini zanneden bir cahil iktıdar namzedi vardı. ilmi ve siyasi istikameti belirsiz, felsefesi ve programı olmayan ustelik bir çetecilik hırsı ile malul bu güruhu elde etmek, yahudi için hiç de guc olmmadı.

padişaha bir devlet butcesi agırlıgında para teklifini kabul ettirip filistin topraklarından parca koparamayan siyonıst emperyalizmi, ittihad ve terakki adı ile ortaya cıkmıs kör güzle hedefe kursun sıkan bu zavallıları sadaka kabilinden verdiği altınlarla kandırmaya muvaffak oldu. sonra da bu gafilleri bir siyonist ileri karakolo olan mason localarının agına dusurerek geri donemeyecekleri tehlikenin içine yuvarlamakta gecıkmedi.

artık ittihad ve terakki erkanı kah rumeli daglarında ceete faaliyetleri ile, kah gizli nesriyat ile saldırı halinde idiler. onlara bu hucumun kime muteveccih oldugu sorulsa; müstebit padişaha diyeceklerdi. halbuki padişaha saldırdıklarını zanneden bu alaylı politikacılar siyonist menfaatlerin, üstunu şekerlediği zehirli hapı yuttuktan sonra altı asırlık devleti hhedef aldıklarını bilmiorlardı. mason siyonist işbirliği ile nihayet tahttan alınan padişah ve devlet bir avuc yahudinin cıkarı ugruna türk tarihi, en acı gunlerini yasamaya basladı.

dagılan ımparatorluk enkazı altında bir lokma ekmege muhtac kalabalıkların oldugu da bir gercekti. ancak sunu da kabul etmek lazım gelir ki suc yalnız yahudide aranmamalı. zira, onun fitne ve fesattaki tarihi rolunu nazar-ı itibare almaksızın bagrına bastıran türk'ün gafletınde ararken, bir yandan da türk'e karsı el ele vermiş haclı dunyanın emperyalist ve kapıtalist ihtırasının askeri siyasi ve dahi vicdani saldırganlıgında gormek lazımdır ve 'beni kimse yenemez' düşüncesine saplanıp kalarak, yuruyen dunyanın kapı esıgınde oturan magrur kafayı da suclamak gerkmektedir.

acaba türk'ün mukadderatını çizmeği bir iman borcu sadakatıyle yürüten batının bugun o tarihi ve musterek tavrında bir değişim yumasama yahut bir insani ve medeni ilerleme kaydedilmiş midir? acaba, bugun dune nazaran türklüğü alem harıtasından silmek gayretınde olan milletlerde pişmanlıga benzer bir tutum söz konusu mu? elbette ki maalesef hayır!!!

dün müslüman türk'ü atıs hedefi kabul eden düşmanlık okları, bugun de aynı hedefe isabet heyyecanı içinde vurabıldıklerı olcude vurabilir olduklarının acaba biz ne zaman farkında olacagız...

samiha ayverdi hanımefendi'nin bağ bozumu(hatırlar-makaleler) adlı kitabından alintidir!!!

tarihi analizinde enfes bir edebi havayı da aşılayan yazar, münevver şahsiyetiyle ön plana cıkmasının yanısıra, memleketin o sıralar içinde bulundugu buhranlı atmosferi cok guzel betimlemiştir...

peki, şimdi değişen birşey var mıdır, bu denli kötümser olmak artık gerekli midir?

devlet stratejileri, siyasi yakınlaşmalar, küreselleşmenin etkisindeki ülkelerarası toplumsal kültür transferlerinin katkısı hiç mi olmamıştır???

lamia hanıma mektuplar

Jurnal 2 De yer alan Cemil Meric'in Lamia Hanima yazmis oldugu mektuplar. Bir kadinin kendi esi bir baska kadina bu duygularla baglansa, O'na mektuplar yazsa, kadin mektuplari kocasina yedirir herhalde. Ama yazan Cemil Meric, yazilan bu kadar güzel, yazdirtan uzak olunca insan bu tarz konulara farkli bakiyor.
14 /