1. toplam entry 8306
  2. takipçi 5
  3. takip edilen 16
  4. puan 34072
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 8 yıl önce

gülme

henri bergson kitabı. kimdi henri bergson? bunu da mı ben yazacağım araştırın okuyun. devam edelim kitabı tanıtmaya. gülmenin anlamı nedir? gülünç olanın temelinde ne vardır? bir soytarının yüz göz hareketleri, bir nükte ve ince bir komedya sahnesi arasında ortak olan nedir? gibi soruları sorarak açılıyor kitap. aslında felsefi anlamda tartışmalar, kuramsal eleştiri meselesi filan es geçilmiş bu metinde. bergson, gazetecilik yıllarından kalma üç makalesini referans almış metnin çatısı için. uzatmayalım: dikkatimiz bir mecazın maddiliği üzerine toplandığı andan itibaren ifade edilen fikir gülünç olur..

birhan keskin

çok fazla sevmem yalan yok. ama bu dizeleri epeydir kafamda dönüyor!

"sizinle yaşadığım her şey kıyamet,
sizinle yaşadığım her şey cinnet,
sizinle yaşadığım her şey cinayetti.


r u h k i r l e n d i ,


kalbimin kenarında atını durduranlar için
akrep beslemekteyim."

emine zola

kendisini bir halt sanan yazarları ciddiye almaz zola. almayacaktır da. karamatem de bunlardan biridir. mal bulmuş mağribi türü tüccarlıkları yalamalık yaptığı adamlara yapabilir ancak böyleleri, zola'ya değil..

nasıl delirdim

"nasıl delirdiğimi soruyorsun. şöyle oldu: tanrıların çoğu daha doğmadan çok uzun zaman önce bir gün, derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin –kendi yaptığım ve yedi hayatta taktığım maskelerin- çalışmış olduğunu gördüm, kalabalık sokaklarda, “hırsızlar, hırsızlar, tanrı’nın cezası hırsızlar,” diye bağırarak koştum.

erkeklerle kadınlar bana güldü ve bazıları korkup evlerine kaçtı.

ve pazar yerine vardığım zaman bir genç çatıda dikilip, “o bir deli,” diye haykırdı. onu görmek için yukarıya baktım; güneş çıplak yüzümü ilk defa öpt. ilk defa için güneş çıplak yüzümü öptü ve ruhum güneşe karşı sevgiyle tutuştu ve bir daha maskelerimi aramadım. ve kendimden geçercesine haykırdım, “şükürler olsun, maskelerimi çalan hırsızlara şükürler olsun.”

işte böyle delirdim.

ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.
fakat güvenliğimle çok kibirlenmeyeceğim. zindandaki bir hırsız bile başka bir hırsızdan güvendedir."

halil cibran *

william butler yeats

"rüya bütün çektiğimiz, rüya kahır rüya zindan" demiş bir abi bu!

he wishes for cloths of heaven
had i the heavens' embroidered cloths,
enwrought with golden and silver light,
the blue and the dim and the dark cloths
of night and light and the half-light,
i would spread the cloths under your feet:
but i, being poor, have only my dreams;
i have spread my dreams under your feet;
tread softly, because you tread on my dreams.

ezra pound

yanal titreşimler okşar beni,
sıçratır ve okşar beni,
dokunaklı bir şekilde iyiliğim için çalışırlar,
bütçemin iyi olmasını sağlarlar.

kargılı kadın hazır bekler.
yeraltının tanrıları eşlik ederler bana, ey annubis,
ki bunlar senin refakatçilerindir.
dokunaklı bir şefkatle eşlik ederler bana;
inişli çıkışlı,
yanal yönlerdir yurtları.

ışık!
seni izlemek için ayaktayım, pallas.
ayakta ve onların okşayışları dışında.
bir roket gibi yükseldin,
bir sarmalın yatay izdüşümünde
bükerek geçitlerini sağdan sola ve soldan sağa doğru.
ilaçlı uykunun tanrıları eşlik eder bana,
iyiliğimi isterler;
seni izlemek için ayaktayım, pallas.

ezra pound

"cehennem sunar yeniden bize kılıçların çarpışma tınısını!
ve cenk şevkindeki savaş atlarının tiz kişnemelerini,
çarpışır çivili göğüs çivili göğse karşı!
bir senelik barıştan daha iyidir bir saatlik çarpışma
yağlı yiyeceklerle, pezevenklerle, şarapla ve hafif müzikle!
tüh! şarap yok kanın kırmızısı gibi!"

sestina altaforte'den..

bir tarih çentiklerim ağaca

o yabanıl erik beyazdır,
onun arkasında, mayıs yeşili,
kendini giyinik olarak düşler köknar.
daha ötelerde: paslı bir teneke dam,
rüzgarın açtığı bir pencere, öyle karanlık ki,
bütün bu mekan bize yabancı gibi.
yukarıda: yağmurun peçesi arasından
bütün ışığıyla gökyüzü.
iç, toprak.
iç.

nefes nefese kalmış bir radyo
bildirir dünya haberlerini, kaldırıp alır
kentleri ve yumuşamış kilometrelerce patikaları
bir hükümranın elinden,
ve bırakır yeni birinin eline.
yaylım ateşler ve alkış selleri.
mikrofonlar hazır ve nazır,
kameralar da, bir biz yokuz.
büyük bir süpürge süpürür yorgunları bir araya,
cam kırıklarını, yaraları,
betimlenmemiş bir karanlıkta
duvarlara çarpmış kemikleri,
gözleri, teneke damlarını: bir dağın sırtı gibi
bir yığın.
dinle şimdi şarkıcıların nefes alışlarını.
dinle.

erik stinus

taşlar

bazen görürsün
taşlardaki
bir devinimi,
dilsiz,
konuşan gene de:
sendin bu,
bir silahı savururken,
yabanıl hayvanlarla boğuşurken,
dinlenmeye geri gelmişken evine,
evini yöneten
sıcaklığa doğru
uzatmışsın elini.
orada duruyorsunuz
birlikte,
sen ve yavruların,
ve çağırırsınız,
ışığa karşı
giderek yükselen külrengi
bir yazın sesleri,
katılaşmış,
tutsak düşmüş sessizlikte:
taşlar.

erik stinus
1 /