1. toplam entry 63
  2. takipçi 0
  3. takip edilen 1
  4. puan 186
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 8 yıl önce

ihl sözlük

acısıyla tatlısıyla enteresan kendine has bir sözlüktü. o zamanlar twitter yeni palazlanıyor, instagram diye bir şey ise piyasada bulunmuyordu. 2010'ların başında yazı hala değerini koruyor, görsellik o kadar da öne çıkmıyordu. ekşi sözlük'teki ortamdan memnun olmayan daha dindar kişilerin takıldığı bir yerdi bu site. kendilerine üye olduğum zaman -2010 sonu 2011 başı olabilir- başlangıçtaki (2009) popülaritesini yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı.

hayatımı efsane değiştirmiştir -öyle böyle değil- burada ama özele girmeyelim şimdi. oturup ciddi yazmaya dahi bu sitede başladığımı itiraf etmeliyim. daha sonra sanırım dünya sözlük'e entegre olmuş. ihl sözlük, cogito sözlük, diğer türeyen sözlükler ve son olarak dünya sözlük'ün atası sevsek de sevmesek de ekşi sözlük'tür. şimdi düşününce keşke süreç ekşi sözlük içerisinden gitseydi diye düşünüyorum. herkes kendi özel alanı kurmak yerine en büyük birikime katkı sunabilirdi.

fakat ihl sözlük olmasaydı bu olaylara girer miydim diye düşünüyorum o da bir muamma. demek ki sözlük olayını birçok kişi bu tarz yeni kurulan dar alanlarda keşfetti. şimdi düşünüyorum, epey entelektüel tartışmalar dönüyordu. daha ortada fol yok yumurta yokken fethullahçılar ve islamcıların adeta gelecekteki büyük kavgayı görüp sözlük üzerinden kapıştıklarını hatırlıyorum. yıl 2011-2012 civarları. o kavgaları izlemek büyük zevkti gerçekten.

ara ara ekşi sözlük ve inci sözlük'ten dadanırlardı ortamı karıştırmak için onlar da ayrı tat veriyorlardı. kaliteli insanlar barınıyordu bu sitede. bunlar esas siteyi götüren kişilerdi. daha sonra twitter gittikçe daha baskın bir hal almaya başladı. bireyselleşme arttı ve buradaki kolektiflik hali, imece hali önemsizleşti. tartışmalar bunaltıcı seviyeye geldi. birçok kişi garip sebeplerle siteden soğuyup, aşırı duygusal gereksiz triplerle küsüp küsüp ayrıldı diye hatırlıyorum.

benim de bir hesabım vardı "sistem karsiti" diye. sonra tam hatırlamıyorum fakat uçurulmuş olmalıyım hakaretten ya da başka sebeple. aradan 8 sene geçmiş neredeyse şaka maka. 2012'de üye olduğum ve 2015'te kabul edildiğimden beri ekşi sözlük'te takılıyorum genelde. ihl sözlük 2015 yılı olsa gerek kapanıp yeniden açılmış sanırım o arada bir daha yüklenip tanımlar girmişim.

elbette geriye doğru baktığımız zaman ihl sözlük'ün iyi yönetilemediğini görüyorum. başarılı bir çizgi yakalamıştı kendince. orijinal bir ismi vardı şöyle bir bakınca. aslında yönetilecek pek bir durum pek yoktu, sitenin kurucuları işi bırakmasalardı site kendi kendini götürürdü. böyle işler bazen inat ister, bazen sabır ister onun gösterilemediği açık. sitedeki yazılanların dünya sözlük'e aktarılması ise önemli.

meseleye daha uzaktan bakalım. mevcut sosyal medya siteleriyle karşılaştığımız zaman sözlük formatı daha kalıcı ve daha özgün bir yapı olma özelliğini koruyor. ve kim ne dersin daha yerli ve milli bir tarz; sözlük formatının mucidi sonuç olarak bir türk. bundan dolayı ihl sözlük ve oradan çıkan sözlükler önemlidir.

gün gelir facebook gider, twitter biter, instagram söner, geriye sözlükler kalır, sözlüklerimiz.

iphone 8

çıkıp çıkmayacağından şüphelendiğim, çıkarsa 2018 sonbaharında çıkması muhtemel, fakat çıksa bile çok satılamayacak apple ürünü. artık iphone orijinal bir şey üretemiyor. akıllı telefon teknolojisinde yenilik diyebileceğimiz bir gelişme olmuyor. bu da haliyle satışları azaltacaktır. işte bu yüzden, satışların azaldığını göstermek istemeyen apple, bu telefonu hiç çıkarmayabilir. sonuç olarak bizlere batı medeniyetinin gerileyişini gösterecek bir alet olacaktır. iphone'un gerileyişi batı'nın gerileyişidir.

bel ami

1885 yılında yayınlanmış, "yakışıklı arkadaş" anlamına gelen maupassant romanı. roman on dokuzuncu yüz yıl fransa'sının bütün iğrençliğini, yozlaşmışlığını ve çürümüşlüğünü alaycı ve gerçekçi bir dille anlatır.

kitap okunurken romanın baş kahramanı olan duroy'nın (bel-ami) maupassant'ın kendisi de olduğunu rahatlıkla gözlemlenebilir. bel-ami, yakışıklı, kadınları etkileyebilen, yükselme hevesi ve hedefinde olan bir gazetecidir. yükselme uğruna yemediği halt, yapmadığı çirkinlik yoktur.

maupassant böylece demek ister ki, yükselmek için, kariyer için ahlaksızlık yapmak ve bunu kafaya takmamak gerekmektedir. bel-ami'nin çalıştığı gazete sahibi bir yahudinin devlet bakanıyla olan ilişkisi, zengin olma uğruna fransa'nın fas'ı işgali için her türlü alavere dalavereyi yapması güzel işlenmiştir. gazetelerin ne denli tehlikeli işlere yol açabilecek korkunç aygıtlar olduğu erken bir zamanda iyi bir biçimde resmedilmiştir.

"bel-ami" romanıyla kadınlara, ya da burjuva kadınlarına, onların dünyalarına yolculuk yapılabilecek enteresan bir roman olma özelliğindedir. her ne kadar bu romanın dilinin "erkek egemen ve kadın karşıtı" olduğunu düşünülse de, bu yanlış bir ithamdır, maupassant bu romanda kadınlarla ilgili yazdığı birçok şeyi çok büyük bir ihtimaldir ki bizzat yaşamıştır.

roman, siyaset, ticaret ve cinsellik dişlilerinin ne kadar acımasızca işleyen bir çark olduğunu gösterir bizlere. insanlar bu çarkın içinde öğütülmekte, ruhsuzlaşmaktadır. yine de bu gerçek hayattayken değil, sadece ölüm geldiğinde anlaşılabilmektedir.

bel-ami lakaplı genç adam ve onun çevresindeki insanlar acımasız oldukça o kadar hızlı yükselmektedirler ki, roman okunduktan sonra insan çevresindeki bütün zenginler ve devlet yöneticilerinden garip bir tiksinti duyabilir. ama bu tiksinti içerisinde gizli bir hayranlığı da barındırmaktadır.

2 kasım 1943

2 kasım 1943'te kafkasya'da yaşayan karaçay türklerinin tamamının stalin sscb'si tarafından sibirya'ya göç ettirilmesini konu edinen roman.

dönemin sscb'si karaçayları hitler almanya'sına destek verdikleri gerekçesi ile göç ettirmiştir. tabi bu yalan resmi tarihtir. gerçekte olan ise bir gürcü olan stalin ve onun etrafındaki gürcülerin gürcü devletini büyütme ideali yatmaktadır. karaçaylar yurtlarından sürülür sürülmez onların yerlerine gürcüler yerleştirilmiştir.

roman okuyucuya on dört sene boyunca sürgün hayatı yaşayan karaçayların bütün acılarını vurucu bir dille hissetirir. romanın merkezinde gokka isimli tıp eğitimi almış bir genç karaçay kadını vardır, okuyucu böylece bir karaçay kadınının hayattan neler bekleyebileceğini de anlayabilir. belki de stalin sscb'si ile beraber sosyalizm ve komünizm gibi ideolojiler müslümanlardan hızlıca kopmuştur.

"iki kasım bin dokuz yüz kırk üç" bir halkın acısını anlatmıştır. acı, en mükemmel edebiyatla, romanla anlatılabilir. karaçaylar hakkında onlarca makale okunup hiçbir şey anlamayan bir insan, bu romanla karaçayları çözebilir.

bu romanla karaçaylar çözülebilir, fakat stalin gibi bir zalimin günümüzde dahi hayranlarının olabileceği herhalde hiçbir zaman çözülemeyecektir...

efkan yeşildağ

akp ile kafayı bozduğu için her konuyu akp'ye getiren, bütün öğrencilerine her ders twitter'dan kendisini takip etmelerini isteyen, fethullah gülen cemaatinin sorunlu mensuplarını kendi danışman merkezinde tedavi eden, derslerini alan öğrencilerine zorla kendi kitabını aldıran, dersleri lisedeki dersler gibi geçen adam. sinir bozucudur.

ivan ilyiç'in ölümü

ölecek olan hastanın (ivan ilyiç) bakıma muhtaçlaşan yaşamını sade ve gerçekçi biçimde tasviri olan kısa bir tolstoy romanı. sıradan ve kimseye bir zararı olmayan ivan ilyiç'in hayatındaki her şey iyi gidiyorken birden böbreklerinden rahatsızlanır ve gün geçtikçe erimeye başlar. ivan ilyiç'in hastalığının tedavisinin mümkün olmadığı anlaşıldıkça, bakıma muhtaç durum da hızla artmaktadır.

bu durum ivan ilyiç'te sorgulamalara neden oluyor, hayatı bu kadar doğru yaşıyorken ve gittikçe her şey daha iyiye gidiyorken bu hastalık ve ölüm ihtimali neden başına gelmiştir? bu sebepsizlik haliyle tolstoy'un okuyucularına seslenişi de başlar. hayat doğru yaşansa da iyi gitmeyebilir. tam tersinden düşünürsek, kötü yaşadıkça iyi de gidebilir.

ölümün gerçekliği ve korkunçluğu tolstoy'un eliyle okuyucuya bir tokatmışçasına çarpar da çarpar. fakat ivan ilyiç'ın çektiği ıstıraplardan sonra ölümün gerçekleşmesiyle beraber ölümün hem ölene hem çevresine kurtuluşu getireceği de vurgulanır. ölüm öyle bir şeydir ki şartlar onu korkulan şeye de bir kurtuluşa da dönüştürebilir. ama yaşam insan ölmedikçe hala kontrol altında ve şekillendirilebilir. ama hangi yönde ve nasıl?

çarpıcı bir roman...

ruslardan müslüman olur

eğer rusların çevresi ülke ve halklar üzerinde emperyalist emellerini gerçekleşmesini sağlayacaksa olacak iddia. ruslar bir zamanlar sosyalist de olmuşlardır. fakat sosyalizm gibi vicdanlı olabilecek olan bir şeyi dahi emperyalist emelleri için kullanmışlardır. hatta belki de çevre halkları dahi iyi idare eder diye dahi sosyalizmi tercih etmiş olabilirler.

ruslar müslüman olsa da, eğer çevrelerindeki halklara olan tahakkümleri devam ediyorsa o müslümanlıktan bir şey çıkmaz, zira bilmemiz gerekir ki ruslar geçmişte sosyalist oldukları gibi çevrelerindeki halkı daha iyi uyutabilmek için müslüman olmuştur.

ruslar batı, avrupa ve abd karşıtıdır. birçok konuda türklerle ve müslümanlıkla ortak yönleri de vardır. fakat bu boş hayallere kapılmaya ve rusların yaptıkları zulümleri görmezden gelmeye yol açmamalıdır. türk medyası bir zamanlar putin'in müslüman olduğunu iddia etmişti.

neden bu kadar birilerini müslüman yapmaya meraklıyız? herhalde birilerini müslüman yaparak hazır bir müttefik kazanacağımızı hayal ediyoruz. iran'ın ve suudi arabistan'ın müslüman olduğunu varsayarsak her müslümanın müttefik olmayacağını rahatlıkla anlarız. hatta bunlar kafir olarak gördüklerindense birbirleriyle kavga vermektedirler.

sanat nedir

tolstoy'un on beş sene gibi uzun bir sürede kaleme aldığı kuramsal yapıt. tolstoy sadece roman değil, hayatının son döneminde çokça düz yazı da yazmıştır.

tolstoy bu eserininin başlangıcında kendi zamanına kadar yazılmış bütün sanat ile alakalı eserleri incelemiş ve özetlemiştir. varolan sanat eserlerinin esasında sanat taklidi olduğunu ortaya koymaya çalışmış ve bunu da büyük ölçüde başarmıştır.

karşı olduğu sanat taklidi anlayışının tarihsel süreç içerisinde nasıl oluştuğuyla alakalı doyurucu bilgiler vermiştir. eleştirdiği şey, makine gibi, zenginler ya da yüksek sınıflar için, içten gelmeyerek ve halkın hiçbir zaman anlayamayacağı sanat taklitçiliğidir.

tolstoy "sanat nedir" isimli kitabında sadece roman alanında değil, resim, müzik ve şiir gibi alanlarda da geniş bir bilgisi olduğunu kanıtlamıştır. tolstoy birçok konuda gerçekten bilgi sahibidir, örneğin onun kilise karşıtı, sevgi üzerine kurulu, insan ve toplumcu diyebileceğimiz hristiyanlık inancı onu dindar bir filozof kılmaktadır.

eserde batı bilim anlayışına da köklü eleştiriler yöneltilmiştir. sanatın da bilimin de halktan ve doğal olarak insanlardan uzaklaşıp haz ve zevk için yüksek sınıfların anlayışsız ellerine geçtiğini düşünen düşünen tolstoy, bu iki alana eleştiriler yöneltmiş ve onları olmasını istediği daha insani, halki ve toplumcu bir çizgiye çekmeye çabalamış ve gelecekte de bunun gerçekleşeceğini öngörmüştür.

matmazel noraliya'nın koltuğu

ilk basımı 1949 yılında yapılan psikolojik peyami safa romanı. bunalımlar, kafa karışıklıkları, cinayetler vb; suç ve ceza'dan etkilenerek yazıldığı açık. eser evrensel tarzda kaleme alınmış, yani başka bir dile çevrilirse rahat anlaşılarak okunabilir, zira insanların bireysel buhranları aşağı yukarı aynıdır.

peyami safa'nın fikir dünyasıyla alakalı keşif yapılabilecek bir kitaptır. onun metafizik, tasavvufi, mistik islam/din anlayışı, batı'nın pozitivizmine, maddeciliğine, katılığına ve ruhsuzluğuna karşı çıkmaktadır. batı'nın yarattığı ve sadece nefsiyle hareket eden insana karşı mistik din anlayışında sade bir insan tablosu ile cevap verilmiştir.

romanda ferit karakterinin dönüşüm hikayesi ile beraber bu konular işlenmiştir. belki de hidayet romanlarının öncülü olarak da gösterilebilir. ancak peyami safa'nın din anlayışı tipik bir islamcının din anlayışına benzemiyor, o daha mistik ve doğa üstü, dünyevi olmayan bir din anlayışına inanmaktadır.

romanda liberalizmden, nazizme, nazizmden sosyalizme kadar birçok ideolojiyle bir hesaplaşma ve bunların hepsinin totalde aynı şeyler olduğu vurgusu yapılmıştır. matmazel noraliya'nın koltuğu ise bugünkü adi pragmatizm ve soysuzlaşmış sürrealizmin karşısında bir isyanın ve aydınlığın sembolü olma özelliğindedir.

yeşil peri gecesi

bir ayfer tunç romanı. 2010 yılında yayınlanmıştır. madam bovary, anna karenina ve aşk-ı memnu'yu anımsatır. ana karakter hayatı boyunca annesine benzediğinden dolayı acılar çekmektedir, ki bu durumun aynısı aşk-ı memnu romanındaki bihter ve annesi firdevs hanım için de geçerlidir.

sırt kapağında kitabın öyküsü "okuyanı rahatsız eden" olarak tarif edilmiş. gerçekten öyle. romanı aynı zamanda ana karakterimiz olan kadının diliyle okuyoruz. entelektüel bir derinliği olmayan, bir liseden dahi mezun olamamış, ona rağmen fazlasıyla marjinal, arayış içerisinde ve güzel bir kadın olunca, dili epey itici hale geliyor.

buna rağmen gene de kadın acınacak cinsten. mühendis babasının çalışırken kaza geçirmesi sonucu hayatı alt üst oluyor. o zamanlar henüz çocuk. çocukluğu kötü geçenin bütün hayatının kötü geçebileceğini göstermiş roman. ailesi dağılan bir çocuğun nasıl arıza biri haline gelebileceğini göstermiş.

tabii kadının depresif hali tamamen ailenin dağılmasında kaynaklanmıyor toplum, devlet, modern hayat, içten yaşamı arzulayan biri için dayanılmaz bir hale gelmiş durumdadır. rol yapmakla geçen ömürler, zenginleşmek için makam-mevki sahiplerinin önünde taklalar atanlar neler neler.

düşüne herkes tekme atıyor. çıkarcı insanlar gün geçtikçe artıyor. herkes ailesi ile iyi geçinirken dışarıda son derece gaddar olabiliyor. yeşil peri gecesi güzel roman. hayat kötü, romanlar güzel. romanın anlattıkları kötü, roman kitap olarak güzel...

hacı murat

yazımı 1904'te biten, ilk olarak 1911'de yayınlan, tolstoy'un son romanı olan kitap.

savaşın anlamsızlığı, insanoğlunun ne kadar da çirkinleşebileceği ama gene aynı insanoğlunun ne kadar asil olabileceğini gösteren romandır. şeyh şamil ve hacı murat efsaneleri bu romanla sönüyor, yerini normal istekleri olan insanlara bırakıyor. bu belki rusların roman içerisinde geçen çar nikolay için de düşünebilecekleri bir durum. totalde hepsi genç kadınlara ilgi duyan ve kendi toplumları üzerinde iktidar kurmak isteyen insanlar olarak tasvir edilmiş.

fakat bu iktidar ve devletleşme arzusu en fazla çar nikolay'da iken, daha sonra şeyh şamil'de, ondan sonrasında ise azalarak hacı murat'tadır. romanda ve kendi inandığı hristiyan anarşizm olarak tanımlayacağımız inanç sisteminde tolstoy, en kötü olarak en devletleşen çar nikolay'ı, daha az devlet ve orta kötü olarak şeyh şamil'i, en az devlet olarak gördüğü hacı murat'ı ise iyi göstermiştir.

bütün realist emeller dışında, aynı zamanda ruslar için kafkasya, maceraperestlik duygularının giderildiği bir bölge özelliği taşımaktadır. nasıl amerikalılar kızılderilileri katlederek maceracılık oynuyorlarsa, ruslar da kafkasyalı öldürerek ve kafkas dağlarını fethetme aşkıyla maceracılık oynamaktadırlar.

fakat gene de ruslar içerisinden çıkmış ve kendi yönetimini ve yönetiminin felsefesini sonuna kadar eleştiren tolstoy da vardır. ve sanki bu tolstoy, ölmeden önceki son romanında, kendi adına hacı murat ve rusların zulmüne uğrayan kafkasyalılar, çeçenler, avarlar, çerkesler vb'den özür dilemektedir.

tolstoy ve hacı murat, ikinizin de ruhları şad olsun.

ayaşlı ile kiracıları

1934 yılında yayınlamış garip bir memduh şevket esendal romanı. ana karakter genç bir banka çalışanı ve romanın da anlatıcısı olan bir memurdur. memduh şevket esendal, yazıldığı döneme göre, henüz beyaz yakalı diye büyük bir kitle olmamasına rağmen, güzel bir beyaz yakalı profili çizmiştir. gerçi o bir memur profili çizmişti fakat günümüzde onu beyaz yakalı yerine koyulabilir.

romanda çok büyük mesele ve anlatı yok. hakim dil, gerçekçi bir dille kaleme alınmış durum anlatımı. tabii yine romandan mesaj çıkarmak isteyenler çıkarabilir. örneğin romanın bir yerinde bir diyalog geçiyor ve namussuz insanların çevrelerindeki insanların ne kadar da namussuz olduklarından bahsetmeleri halleriyle karşılaşılması gibi. şehir hayatının kokuşmuşluğu, belli bir mevkiye gelmiş insanın çevresinde çıkar dolayısıyla ahlaksızlıkların türemesi gibi.

ayrıca bütün roman, aynı gerçek hayatımızda olduğu gibi, çevremizdeki ölümler, hastalıklar, doğumlar, düğünler gibi işlerle uğraşmakla geçmektedir. türkiye'de yaşayan bir insanın herhalde ömrünün bir çoğu çevresindeki insanların ölümlerinin, hastalıklarının, doğumlarının, düğünlerine gitmekle geçmektedir. romanda olduğu gibi, insanlar türkiye'de ya da belki şehir hayatında, "yaşamak" yerine, sürekli bir "koşuşturmaca" halindedir.
1 /