1. toplam entry 4331
  2. takipçi 0
  3. takip edilen 0
  4. puan 7272
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 13 yıl önce

yaşamak

dinleyiniz; git

--- alıntı ---

Bu arada kendimle kalınca sakin ol diyorum ama ne zamana kadar.
Bu kaçıncı gecedir kendi kendime onunla konuşuyorum. Geçmiş acılı günlerin tartışmasını yapıyorum. Anlatıyor ve bütün yanlış anlaşılmaları, haksızlıkları düzeltiyorum. Onları yeni baştan yaşanacak bir zamanın önüne getiriyorum. Konuşuyorum onunla. Boş zamanlarımda da değil. Günlük çalışmalar sırasında ama gören olmuyor bu yaptığımı. Dış görünüşüm ele vermiyor beni.
Kısa ya da uzun yürüyüşlerde oluyor nedense daha çok. Bir dalgınlığa koyulma gibi başlıyor. Arkadaşlarımı bilmiyorum ama yürüyüşler çok verimli benim için. Hem dışarda görünüyorsun hem içeriye kaybolabiliyorsun. Ayak seslerinin biraz arkasında az bir gayretle bir benzemeden dolayı başka bir ses duyulmaya başlıyor. Adi adıma geçilince bir çözülme, ayak seslerinin birbirine ve oraya buraya çarpması, bir dağınıklık başlıyor. Ama biraz dikkat edilince o dip sesin kaybolmadığını, görünüşte sadece beraberliğin bir parça dağıldığını, zira işin içine sesin sahiplerinin mizaçlarının karıştığını, bir nevi cezbenin başladığını görüyorum. Kendime dair düşüncelerim kayboluyor. Ve bu mizaçların sahiplerine, yüzlerine bakıyorum. Tanıyorum bu insanları. Ve görüyorum ki seslerine sahip çıkıyor değiller. Ve bilmiyorlar. (…..) Ve daha bir çok günlük olay ve eşyanın hemen arkasında kullanmakta olduğum zamana en yakın bir biçimde beraberliklerimizi düşünüyorum. Haşa, “marifet” bu olsaydı derecemle övünürdüm. -Bir gün biri çıkar, insanları ölçmek için meslekleri ne olursa olsun aşık olup olmadıklarını sorarsa, anlamaya muvaffak edildiği bir ince güzelliğin hakkını kullanıyor demektir.
Elimizdeki bütün işleri bırakıp, evlerde, parklarda, yollarda öbek öbek toplanıp ve dağ başlarında bir araya gelerek omuz omuza yaslanarak düşünelim.
Hiç aşık olduk mu?
Neye aşık olduk?
Onu nasıl karşıladık?
Onun ilk niyetiyle donduk kaldık mı yoksa ilk nimet gözlerimizi onun gizlediği daha büyük bir nimete mi açtı.
Ve ikincisi üçüncüsüne
ve böylece
gide gide
gerçek marifetle gelebildik mi içiçe.
Oysa ben neler düşünüyorum. Diyorum ki gururumun bu kadar incinmesine dayanmamalıydım. İşte başıma gelen. Daha başlangıçta takılıp kalmışım bile. Böyle olacağına, insan, arkasının gelmeyeceğini bile bile, bir kaç zavallı lirasını ihtiyacı olanlarla bölüşebildiğini düşünüp böbürlensin daha iyi.
Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana.
Nereye varacağı belli olmayan kendi sağlığım taşınmaz bir yük oluyor. Hayret o da gülümsüyor. Yine demiyorum. Bakıyor. Fakat bu defa sanki o değil.
Peki ben kimim?!”

--- alıntı ---

sultan şehir

yavuz bülent bakiler'in sultan şehir yada sivas hasreti isimli şiiri;

dinlemek için; git

Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan
Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle...
Her sabah yeniden ezan sesiyle
Müslüman Müslüman uyanan şehir.

Bir Selçuklu nakışında seni bulmak ne güzel
Ne güzel seni duymak bir ney sesinde.
Şemsî Sivasî'nin mübarek türbesinde
Kandil kandil yanan şehir.

Halayların, türkülerin, çağırır beni uzaktan
Yüreğim hep, Mısmıl Irmak gibi tertemiz,
Nerde Çifte Minare'miz, Gök Medrese'miz?
Sımsıcak dualarla maziyi anan şehir...

Alaca karanlıkta yoksul kağnılar
Ağlar inim inim senin yerine
Tozlu sokaklarına, kerpiçten evlerine
Bakarak kendinden utanan şehir.

Tozunla, toprağınla, yoksul kağnılarınla
Yılın altı ayında yağıp duran karınla
Ve soğuk sularınla, serin rüzgârlarınla
Gözümde tütüyorsun can şehir.

Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer
Görürsem bir daha gönül gözüyle seni.
Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni.
Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir.

sultan şehir

yavuz bülent bakiler'in sultan şŸehir yada sivas hasreti isimli şŸiiri;

dinlemek için; git

Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan
Ve seni düşŸünmek bir çocuk hevesiyle...
Her sabah yeniden ezan sesiyle
Müslüman Müslüman uyanan şŸehir.

Bir Selçuklu nakışŸında seni bulmak ne güzel
Ne güzel seni duymak bir ney sesinde.
şžemsî Sivasî'nin mübarek türbesinde
Kandil kandil yanan şŸehir.

Halayların, türkülerin, çağŸırır beni uzaktan
YüreğŸim hep, Mısmıl Irmak gibi tertemiz,
Nerde Çifte Minare'miz, Gök Medrese'miz?
Sımsıcak dualarla maziyi anan şŸehir...

Alaca karanlıkta yoksul kağŸnılar
AğŸlar inim inim senin yerine
Tozlu sokaklarına, kerpiçten evlerine
Bakarak kendinden utanan şŸehir.

Tozunla, toprağŸınla, yoksul kağŸnılarınla
Yılın altı ayında yağŸıp duran karınla
Ve soğŸuk sularınla, serin rüzgârlarınla
Gözümde tütüyorsun can şŸehir.

Bir gün bir dervişŸ gibi çıkıp gelirsem eğŸer
Görürsem bir daha gönül gözüyle seni.
Anla bir rüzgâr gibi yüreğŸimden geçeni.
Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şŸehir.

fetih 1453

uluslararası film piyasasında yerini alabilmek adına "heder edilmiş" yapım. bir türk yapımı olmasaydı bu kadar ağır eleştirmezdim.

bismillah deyip, bir güzel hadis ile yola koyulduktan sonra olacak işler değil bu sahneler..

üstelik anlatımda olan kısırlıkta cabası. görsel malzeme adına konuyu heder etmenin alemi yoktu..

neyse, 10 üzerinden 5,9 veriyorum.
1 /