@gözlüklü

Zürafalar bulut yer... ☁️🦒

  1. toplam entry 92
  2. takipçi 2
  3. takip edilen 1
  4. puan 716
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 2 ay önce

yazarların en çok bunaldığı dönemler

Geçmişe dönüp baktığımda anlık olarak bunaldım, bıktım, yeteeeeer diye çığlıklar attığım dönemin çok olduğunu görüyorum. Mesela üniversite sınavına hazırlanırken, üniversitede sınav dönemleri, mezuniyete doğru yaşanan o kaygılar, evlilik öncesi, çocuk doğduktan sonraki üç beş aylık süre vs vs. Hali hazırda bir hastalığım var zaten, psikiyatrist tanılı. Onun harici yaşadığım extra sağlık problemleri de var. Hepsini bir şekilde aştım, aşıyorum. Hangisi benimle şu an? Hangisi hala devam ediyor?
Bunlardan öğrendiğim şey; elbet bir gün rayına giriyor bir şekilde işler. Sonsuza dek kalmıyor. Ha derseniz ki, bir taraf düzeliyor ama diğer taraf yine çığrından çıkıyor. Evet haklısınız. Zaten böyle değil midir hep? Sıkıntısız, dertsiz olur mu hiç insanoğlu? Sakin kalabilmek, çözüme giden yolları bulabilmek, tek başına yapamıyorsanız destek alabilmek gerekir. Ben aşırı panik olurdum, sanki dünyanın en kötü şeyi benim başıma gelmiş gibi davranırdım. İyice içinden çıkılmaz hale getirirdim her şeyi. Sanırım otuz yaş aydınlanmasını yaşadım. Şu an ne kadar bunalırsam bunalıyım bunun geçeceğini bilerek hareket etmeye çalışıyorum. Sakinliğimi koruyarak, ne yapabilirim diye düşünüyorum. Tamamen aklımdan atamasam bile birazcık uzaklaşmaya bakıyorum.
Demem o ki, daha öncede çok bunaldınız, bıktınız. Ama bir şekilde geçti değil mi? Yine geçecek, yenileri gelecek, onlar da geçecek...

Sigara ile oruç açmak

Bedenin artmış nikotin ihtiyacını karşılamak için yapılan eylemdir. Bunu ilk denememin üzerinden seneler geçti. sigara kullandığımı sadece annemin bildiği, babamın yemin edip kanıtlayamadığı yıllardı. İftar öncesi çaktırmadan yatak odasının balkonuna çıkıp ezan okunur okunmaz üç beş fırt çekip söndürmüştüm hemen. Bir iki adım atınca sendelediğimi hatırlıyorum, öyle ki kafamı daha doğrusu alnımı balkondaki annemin sigarasını koyduğu kapağı yarım açık dolaba çarpmıştım. Aynaya baktığımda hafif kızarmıştı. Masadan kalkarken ise fındık büyüklüğünde bir çıkıntı vardı sadkdjd. Açlıktan olsa gerek çay saatine kadar fark etmemişti kimse.

erkek çocuk

evladın erkeği kızı olmaz evet ama bu çocuk cinsini büyütmek, beslemek gerçekten çok garip adjdd. Tabii aynı zamanda da çok eğlenceli.

Biraz uzun yazacağım, isterseniz devam etmeyin.

Agu gugu dönemi bittiğinde elini tutup yürüdüğümüzü, parkta oynadığımızı vs hayal edip durdum hep. Ama öyle olmadı. Hep arkasından yetişmek için koşan oldum ben. Mütemadiyen koştu adfjf. Durduğu anlarda da benim pilim bitiyordu, nefes nefese kalıyordum. Evin içinde bile min 5000 adım attığımızı bilirim.

Sayesinde reflekslerim çok gelişti. Eline geçen her şeyi rastgele atma huyu vardı bir yaş civarında. Nereden ne geleceği hiç belli olmuyordu. Parktaki diğer çocukları korumaktan, kendimi korumaktan sağlam bir dikkate sahip oldum. bir elimle küçük metal arabasını, diğer elimle uçan suluğunu yakalamayı, aynı anda da ayağımla kumandayı defetmeyi başardım adjdjd.

Sevdiğim peluş oyuncaklarım vardı, hepsini kemirdi, parçaladı. Yerini trenler, arabalar, dinazorlar aldı. Öyle ki saat koleksiyonum yerini küçük metal araba koleksiyonlarına bıraktı. Ondan çok ben merak saldım bu arabalara. Hatta zaman zaman tartışıyoruz arabalar için.

Sesimin ne kadar kalınlaşabildiğini öğrendim sayesinde, aslan gibi kükreyip, dinazor gibi gırlamaktan adkdjdfn.

Ön yargılarımın bir çoğu silindi kendisiyle birlikte. Erkek çocuğunun mavi, yeşil olmadığını iyice kavradım. Kalıpların dışına çıkabilmeyi dibine kadar yaşadım; “pemme ayakka istiyorum” diye mağazayı birbirine katınca afkfjfjfj.

Güreşmeyi öğrendik beraber. Yerlerde yuvarlanmayı, yatakta zıplamayı. Yatakta zıplarken yatağı orta yerinden çökertmeyi, suntasını parçalamayı bile başardık afkdjfj.

İletişimin önemini iyice öğrendim sayesinde. Kaptan mağara adamı ile iletişim kurmaya çalışmak gibi ciddi ciddi adkdjdj. Ne desem zıttını anlıyor, ne söylesem tersini söylüyor. Uymamak, dinlememek için elinden geleni yapıyor.

Sanırım en büyük farkları enerjileri oluyor, bitmiyor asla. Bir dönem doktora da götürdük, tavsiyeler aldık. Yaz kış demedik, eve kapatmadık hiç bebekliğinden beri. Gezdirdik, koşturduk, yorulmasını ve enerjisini atmasını sağlamaya çalıştık. Ama hala başaramadık afkfjfj. Bazen beraber yürüyüyoruz akşamları, 12 bin adım atıyor. Eve gelince sanki hiç yürümemiş gibi koltuk tepelerinden inmiyor adkdjjd.

Çok uzattım, uyarıma rağmen buraya dek okuduysanız sabrınız için kutlarım adkdj. Az daha kaldı.

Bütün bunların dışında başta dediğim gibi evladın erkeği kızı yok. Hepsi can, hepsi kuzu, hepsi çocuk!
Bir sarılması ile huzur veren, öpücüğü ile dünyaları bağışlayan çocuk! Gözümün nuru, kokusuna hayran çocuk! Sağlık ve mutlulukla büyüsün hepsi.

dünya sözlük dota 2 takımı

İşte burada bana çok iş düşer adkdjd.
Gerek support alıp takımı desteklemek, gerek carry alıp damage vermek, gerek tank alıp takımı sırtlamak olsun her rolde aranılan bir oyuncuyum. Ama support rolde diğerlerine göre bir tık daha iyiyim, sanırım anaç özelliklerimden kaynaklıyor adjdj. Ward atmak, takıma heal ve mana desteği sağlamak, team fightlarda arkayı kollamak konusunda aşırı iyiyim. Övünmek gibi olmasın ama support olduğum halde son 20 maçın 4ünde mvp bendim.
Beyim beyle düğünümüze iki gün kala hatta ve hatta geçirdiğim bir ameliyat sonrasında (kulak) kafam sağa eğik bir şekilde hastane odasında bile dota oynamışlığımız mevcut adkdjd. En bombası ise sabahında doğumumun olacağı gece annemin ve babamın şaşkın bakışları karşısında son kez atalım deyip, bilgisayarların başına geçmemizdi sanırım.
Çocuk olduktan sonra bir süre ara verdik, uykusu vs düzene girince yeniden başladık. İş arkadaşları ile takımımız mevcut, müsait oldukça oynuyoruz.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, dotayı bana eşim öğretti. Hem de 14 şubat hediyesi olarak afkfjfj. Böyle de garip bir çiftiz sanırım.
Neyse, çocuk az daha büyüsün ona da öğreteceğiz. Support görevini ona yüklemek istiyorum artık afkfkf.

yataktan düşmek

Küçük bebeklerin level atlayıp, yeni bir skilllerinin açıldığının göstergesi olan eylem. Yenidoğan bebekler malumunuz, koyduğunuz yerden alırsınız. Ama ne zaman 3-4 aylık olmaya başladılar işte o zaman tehlike çanları çalar. Bu ilk düşüşler, bebeğin “ilk dönmelerini” gerçekleştirdiği ve anne baba tarafından bunun henüz bilinmediği evrede gerçekleşir. Minnoşunuz büyüdükçe tetikte olmakta fayda var.
Ben henüz, büyürken yataktan, koltuktan düşmeyen bebek duymadım. İlk düşmeyen bebek benim bebeğim olacaktı ama başaramadık adkdjdj. Afacanı ortamıza alıp uyumamıza rağmen gitti ayak ucumuzdan yere düştü pattis çuvalı gibi. Panik ve korkuyla sıçramamızı, hemen kucağımıza alıp sağına soluna vs bakıp çok ağlamamasına rağmen hastaneye gitmemizi unutamıyorum. Neyse ki hastaneye gidene kadar uykusu açılmış, agu gugular başlamıştı. Zaten doktor da pek bir şey yapmadı iyi görünce, sayenizde gece gece bebek sevdik dedi güldü.

bisikletten düşmek

Yokuş aşağı kaptırmış giderken birden ön freni sıkmamla bisikletten havalandığımı, az ötedeki inşaat kumuna b.k çuvalı gibi yapıştığımı hatırlıyorum afkdjd. Arkadaşlarımın kahkahaları eşliğinde az önce ne oldu bana ya diye düşünmek bir yana, annemin çamaşır asarken balkondan beni görüp “ay gitti çocuk, ay ay ay ay” diye bağırması, kendi evladını tanıyamaması bir yana afkdjjf.

adres tarif etmek

İş makinesi seyretmekten sonra gelen milli sporumuzdur bu adjdjd. Adres sorup hiç olumsuz cevap aldığım olmadı benim, özellikle orta yaş üstü kimselerden. Bilmeseler bile illa biliyormuş edasıyla yorum yapanını, saçma sapan tarif edenini çok gördüm.

çocuklarla girilen komik diyaloglar

5 yaşındaki Minnoşumla çok yakın zamanda aramızda geçen bir iki diyalog.

M: Annecim, benden 1000 tane olsa ne yaparsın?
B: çocuuum 3 de 5 de anlarım ama 1000 nedir?
M: 1000 tane işte, ne yaparsın söylesene.
B: hımmm, önce 1000 tane seni sığdırmam lazım eve. Nasıl yapsam ki? Hıh, bir kısmınızı yatak odasına, bir kısmınızı senin odana, bir kısmınızı salon ve mutfağa, kalanlarınızı da bahçeye koyarım.
M: bahçe mi?
B: ay yok olmaz, soğuk havalarda üşürsünüz, kıyamam size.
M: dayanamadın değil mi, anne yüreği işte...
B: ?!?
M: annesin ya sen, hani kıyamazsın ya...
Karşılıklı gülüşme, sarılma, koklaşma...

Yine bir gün;
M: annecim, hani bana demiştin ya sana kızacağımı bilsen bile bana her zaman doğruyu söylemelisin diye,
B: evet cocuum
M: çekmeceden gizlice çikolata alıp odama saklasam kızar mısın?
B: birazcık. Hem ben sana vermiyor muyum çikolata?
M: veriyorsun ama sabah sizden önce uyanıp, kitaplığımın arkasına sakladığım çikolataları gizlice yemek çok güzel.
B: kitaplığının arkasına çikolata sakladın ve sabahları erken kalkıp gizlice yiyorsun öyle mi?
M: neden hemen anladın ühühühü.

under armour

1996 yılında bir üniversite öğrencisi tarafından kurulmuştur ve hikayesi oldukça ilginçtir. Kısa bir araştırma ile hemen ulaşabilirsiniz.
Ayakkabı krizimde (tatlı krizi gibi düşünebilirsiniz afjdj) ön yargılarımı yıkıp bir adet edindim ben de. Modeline, koşuya uygun olup olmadığına baktım sadece, itiraf edeyim model olarak büyülemişti zaten beni. Ayakkabı geldi denedim, sevdim. Bir not geçeyim; bu marka ile ilgili okuduklarıma göre 1 beden büyük almak gerekiyormuş ayakkabıları, ben de öyle aldım ve gayet güzel uydular. Neyse, ayakkabıyı evirip çevirirken içerisinde bluetooth işareti gördüm, önce sallamadım ama neden durduk yere koysunlar dedim ve araştırmaya başladım. Şu bilgilere ulaştım;
“MapMyRun uygulamasıyla birlikte kullanılan bir akıllı ayakkabı. Böylece de spor tutkunlarının sıra dışı bir deneyim yaşamasını sağlıyor.
Ayakkabının tabanı MapMyRun uygulamasıyla entegre oluyor. Ayakkabının sağ ayak tabanında, bu uygulamayla entegre çalışan bir sensör yer alıyor. Uygulama ve ayakkabı arasında Bluetooth ile bağlantı kuruluyor. Bu sayede de koşucuların ve ayakkabıyı kullanan kişinin koşu performansını ölçüp analiz ediyor ve arşivliyor. Koşu yaparken telefonunuzun yanınızda olmadığı durumlarda da kayıt tutmaya devam ediyor.”
Ben mi çok cahil kaldım, yoksa yeni bir teknoloji mi bilmiyorum. Ama ayakkabıları elime alıp alıp uzun izledim, bir kaç dakika daldım gittim sfmfjfj. Aklıma aşı ile ilgili ortaya atılan teoriler geldi, çip vs afkdjfj. Lan dedim yoksa bu ayakkabılarla takip mi ediliyoruz afkfjfjf. Öhm öhm.
Güzel ayakkabılar, henüz kıyıp kullanamadım, şimdilik ara ara elime alıyorum bakışıyoruz sdkdf. Deneyimleyince editlerim sanırım.

geceleri uyutmayan şeyler

Söylenmeyen ya da söylenemeyen kelimelerdir...
Şöyle ki bazen jeton bende geç düşüyor afkfjf. Gün içerisinde herhangi biri ile böyle hafif münakaşa yaşadığımda anlık cevap veren insan olduğum için lafları gediğine çat pat koyamıyorum zaman zaman. O an karşı tarafın aslında laf soktuğunu, bel altı vurduğunu pek fark edemiyorum. Ama ne zaman gece olup yatağa giriyorum işte o zaman farkına varıyorum durumun. Neden bunu demedim, aslında şunu da diyebilirmişim diye diye yiyorum kendimi. O anı tekrar tekrar canlandırıyorum gözümde, bu defa söyleyemediğim kelimeleri bir bir sıralayarak. Sanırım şanslı insanım ki içimde kalmıyor bu kelimeler, dönüp dolaşıp aynı konu tekrar açılınca diyemediğim, demediğim ne varsa döküyorum içimdekileri; kırmadan, incitmeden...

kırmızı ruj

Halka tatlısı hikayemi az önce anlattım. Çocukluk anılarıma dair en net aklımda kalan anılardan birisi de bu kırmızı ruj ile ilgili olandır. Çünkü seneler geçse bile hala dilden dile dolaşır, bulunduğum her akraba ortamında konuşulur adjdj.
5-6 yaşlarındaydım, her küçük kız çocuğu gibi benim de annemin, teyzelerimin vs makyaj malzemelerine karşı ilgim vardı. Ama izin vermedikleri için denemek bir yana elimi bile süremezdim. Kuzenimin sünnet düğününün olacağı gün, diğer kuzenimle fırsat bu fırsat diyip teyzemin rujunu aşırdık ve bahçeye çıktık. Bir ağacın altında birbirimize sürdük, sürmek denilirse tabii, çene mene baya rujdu ama biz eğlendik kendimizce işte. O ara bizi bir kadın gördü (sanırım komşuya gelen bir misafir kadındı, çünkü ilk defa gördüğümü anımsıyorum kendisini) ve kızdı bize. “Daha siz kaç yaşındasınız, çok küçüksünüz o.ospu mu olacaksınız?” dediğini hatırlıyorum. Neyse, biz korkuyla hemen silmeye çalıştık, kelimenin anlamını bilmesek bile kötü bir şey olduğunu tahmin ettik ve attık hafızaya. Aradan 1-2 ay geçti. En küçük teyzem ile aramızda sadece 6 yaş var. Bir gün teyzemin sınıf arkadaşları geldi eve, teyzemin odasına kapandılar. Beni ve kuzenimi de içeri almadılar. Biz de anahtar deliğinden sırayla onları izlemeye başladık. Teyzem ve arkadaşlarının kırmızı ruj sürdüğünü gördük afjdjd. Hemen o kadının sözleri şimşek gibi çaktı beynimizde afjdj.
dedem, eniştelerim, teyzelerim vs herkesin anneannemlerde toplandığı bir akşam yemekler yendi, çaylar içilmeye başlandı. Ben birden “dede sana bir şey söyleyeceğim.” dedim. Ah canım dedem, “söyle kara kuzum” dedi. Bir anda ağzımdan herkesi yerine mıhlayan o cümle döküldü. “Dedecim, üzülme ama küçük teyzem o.ospu olmuş.” Baya bir kızdıklarını hatırlıyorum bana o zaman ama şimdi hala anlatıp anlatıp gülerler buna afkfjfj.
Kırmızı ruj demişken, dişleri olduğundan daha sarı gösterdiğini söylemiş miydim? Afjd.

halka tatlısı

Kendisi ile ilginç bir anıya sahip olduğum şerbetli tatlıdır.
9-10 yaşlarındaydım, okulumuzun karşı köşesinde dondurmacı vardı. Bazen öğlenleri bu tatlıdan da satarlardı. Çok merak ederdim ama hiç alıp yememiştim. Eve de sanırım alınmamıştı daha önce. Sınıftaki erkeklerin bu tatlıdan ne şekilde bahsettiklerini de net olarak hala anımsıyorum. Neyse, okul sonrası geldim eve. Evde de babaannem ve dedem var, memleketten gelmişler bir iki hafta bizde kalacaklar.
Akşam yemeği vs hazırlandı, babam baklava almış. Sofrada görünce aklıma okulun ordaki tatlıcı geldi, babamdan yarın için bana bir miktar fazla para vermesini istedim. Babam neden diye sorunca herkesin birbirinden gözlerini kaçırdığı, nefeslerin tutulduğu o an başlamış oldu, “kerhane tatlısı almak istiyorum.” Masadakilerin boğazına dizildi resmen lokmalar afjdjd. Annem “halka tatlısı” diye düzeltti, bir de ısrarla “yok değil, kerhane tatlısı diyorlar” diye düzeltmem yok mu sfkdjfj.
En son iki sene evel ziyaretlerine gittiğimde babam halka tatlı almış, hafif tebessümler bir anda kahkahaya bıraktı yerini. Onlar da hala unutamamış. Canlarım...
1 /