1. toplam entry 9510
  2. takipçi 22
  3. takip edilen 10
  4. puan 41740
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 12 yıl önce

vaktim yok

insanlıktan istifa etme sözü. vakti olmayan insan , nasıl insan olur ben de bunu anlamam. gerçekten vakti yoksa mesela bu adam nasıl aşk yaşayacak, nasıl gezecek, hatta en önemlisi nasıl düşünecek, nasıl dinlenecek, nasıl dinleyecek, nasıl tartışacak, nasıl muhabbet edecek nasıl , nasıl diye devam eden sürüyle insana özgü halleri nasıl yaşayacak ? çünkü bunların hepsi insan için ve senin bunları yapmaya vaktin yok?

hani geleneksel bir sözlük jargonu var ya " bi otur soluklan yeğenim". sen gerçekten çok terlemişsin , yorulmuşsun , bitmişsin.

bilimin ahlak denen şeye inanıyor olması

hayatta kalmak konusundaki başarısını sosyallik becerilerine borçlu bir türün, devamlılığını ve düzenini sağlamak adına doğasıyla çelişmeyen etiklere uyulması gerektiğini öne sürmesi ne zamandır iman oluyor? pekala akılcı bir yaklaşım.

pekala dinden arak bir yaklaşım işte bu. kaynağı menbaı dindir bunların akıl ve ya bilim değil. misal kandaşçılığa dayalı kabilelerde bir müddet firavun ailesi gibi ya da eski iran , eski yunan gibi toplumlarda kardeş , anne , teyze gibi kişilerle evlilikler normaldi. ama şu an bilim felsefe ve dinin ortak görüşü bunların kesinle yasak ve günah oluşudur. bak bir arak daha var burada dinin günah dediğine bilim yasak demiş. neyse konu bu değil bugün yasak olan bu ilişkilerin kaynağı öyle kesinlikle akıl, toplumsal düzen devamlılığı falan değildir doğrudan doğruya kitabı mukaddes ve kuran-ı kerimdir.

temeli akılcılık olan her şey eleştiriye ve zamanla yeniliğe açıktır, tıpkı etik gibi. asıl yanlış olan zamanında bu amaçla ortaya çıkan benzer kuralları insanlara dikte edebilmek için, onlara kutsallık ve evrensellik atfetmek. bu tarz bir saçmalık 2000 veya 1400 yıl öncesinin getirileriyle uyumlu toplum kurallarını 21. yüzyıl dünyasında dahi savunmanıza yol açar.

akılcılık ve akli olmak ayrı şeyler. modernizm mite karşı çıkıyorum ayağına aklı mitletleştirmiştir. onbinlerce yıllık insanlık birikimi ve kazanımı tüm değerleri bir anda yok sayarak insanı akılsızlaştırmıştır. bilim şu an akılcıdır ama asla akli değildir. yani akıl denen daracık bir cenderenin içinde sıkışmış kalmıştır. bu ayrı ve uzun bir konu ama 1400 yıllık ve 2000 yıllık saçmalık dediğin şeyleri inkar edenlerin inandığı saçmalıkları ben sana anlatsam en az 48 saat yazmak ve ya konuşmak lazım gelir. yani vahyi inkar edip uzaylılarla irtibatta olduğunu iddia edeni mi ararsın , saçma sapan enerjilere inananları mı ararsın, new age ayağına bin türlü zırvaya inananı ararsın , yok bilmem auraymış , blokajmış cart curtmuş ve daha niceleri saymakla bitmez.

ahlaki kurallar (etik yaşanılan döneme parelel olarak insan doğasını yansıtan, insan yapımı normlardır ve insan türü var oldukça sorgulanarak reforma uğramaya mahkumdurlar. bilimin mutlak bir ahlaka iman ediyor olduğunu söylemek ve değişime muhtaç bir kelimeyi imanla aynı cümlede kullanmak başlı başına mantıksız zaten.)

etik denen zırva ile ahlak da aynı şey değil. ya da ben o kelimeyi hiçbir şekilde sevmediğim için ahlak olarak kabul etmem mümkün değil. ama ahlak çok deruni ve vicdani bir olgu. ve öncelikli düsturu adalettir. adalet fikridir. biçimsel olarak kullanılan çıkarımsal, gidimli aklın kurduğu adalet değil bu. yani kanunen ve mantıken benim işlediğim bir suç yasak olmayabilir kanuna uygun olabilir ama asla ahlaki olmayabilir ve zaten bu adil de değil. toplum zaten yasa ile değil esasen ahlak ile yönetilir. bahsettiğim bu ahlak, adaletin de istinat duvarıdır. ve bu kıytırık bir iki yasa ile değil her insana ve her insanın diğer insanlara karşı sorumlu olduğu bir ödev ve görevdir.

bilimin tabiki mutlak imanı olmaz. çünkü meşhur o sözde denildiği gibi bugünün bilimi yarının efsanesidir. 500 sene sonra bugün bizim bilim diye inandığımız şeylere " wayy be eskiden insanlar ne kadar safmış blim idye nelere inanmışlar" diyebilirler. orada imandan kasıt inançtır. ki bilim dediğin şey zaten bu anlamda inançtan ibarettir.

misal bilim yapmak için önce varsayım denen ve kendi kafanda kurup inandığın bir şeye göre iş görmen lazım. o varsayımı ispatlayacam diye yıllarca uğraşman gerek. ama adı her nedense inanç değil bilim. ya da şu entryi şuraya kadar yazdım ama şundan sonra bir kelime bile yazabileceğimi bilimsel olarak ispat edememe rağmen buna inanarak yazıyorum. belki küt diye klavye başına mırt gidecem ama bunu bilimsel olarak ispat edemem.

din olmadan insana huzur yok

yüce isa aleyhisselam sözü değil tabi ki.

modern felsefenin babası sayıldığı kadar, insan denen varlığı, düşünme yetisinin en üst noktasına , doruğuna ulaştırdığı için tüm insanlığın gurur duyduğu ve hatta insana , doğaya, hayata, düşünceye dair en kapsamlı manzarayı sunan , hayatı boyunca kendine varlık'ı kendine konu kılmış ve felsefede devrim yapmış filozof immanuel kant'a ait söz.

gerçi hep filozof , felsefe , bilim adamı falan deyince insanın aklına hep allahsız kitapsız olması farz olan bir takım insan tiplemeleri geliyor ama sırf kant da değil galileo'su kepler'inden tut da newton'u einstein'a kadar neredeyse hepsi din adamı. hatta newton'un sırf büyü üzerine 21 kitabı var. tesadüfen bir sahafta bulunuyor ama mekanik bilimin kurucusu ve matematiksel kesinlikçi evren anlayışını dünyaya yayan adam olduğu için 250 yıl sonra yayınlanıyor o kitapları.

bilimin ahlak denen şeye inanıyor olması

bilimin nasıl çatallı bir akla sahip olduğunun göstergesidir. millete habire saf akıl, pozitivist bakış, fizikalist yönelim, tam irade cart curt diye itelerken kendi gitmiş ahlak diye akılla uzaktan yakından alakası olmayan bir şeye iman ediyor.

hem bilimin bir şeye inanması açısından sorunlu bir mevzu hem de ahlak gibi akılaşkın bir şeyi ciddiye alması açısından paradoksal bir mevzu.

akıllı ol lan bilim. hem insanı insan kılan tek keyfiyetin akıl olduğunu iddia edeceksin ve bunu da komple bütüncül bir sistemle çok sıkı biçimde örerek inşa edeceksin sonra da kalkıp ahlak , dostluk , vicdan cart curt gibi şeylere iman edin diye ahkam keseceksin . ahlaksız bilim.

hikmet ve bereket

din söylemleri zaten küllüm ekseninden kayık. kapitalizme ve neoliberalizme yaranmak için , onun zemininde kalarak, tamamen onun argümanlarını kullanarak, güya kimi zaman da kapitalist ve neoliberalist pratiklere isyan ederek kendini ispat derdine düşmüş.

dolayısı ile dinin kendisi öz itibariyle olmasa bile tüm söylemleri celladına aşık. hatta tanrı'yı ekonomik bir yapı sistemi olarak algılayan tuhaf kafalar bile var.

zaman algısından her müslüman da etkileniyor. hatta ihsan fazlıoğlu hocanın bir anısını aynen aktarayım.

almanya'da bir eğitim için kaldığı sırada alman kökenli müslüman arkadaşı bir ara kara kara düşünmeye başlıyor. ihsan hoca " hayırdır ne düşünüyorsun " falan diye sorsa da en başta "yok bir şey" falan diyor. bi zaman sonra aynı hal ve durumlar devam edince hoca tekrar ısrarcı bir şekilde aynı soruyu soruyor ve işte adamın cevabı " ya benim oğlan 18 yaşına geldi ama hala evden ayrılmadı ne yapacam ben " .

işte bu . kafa böyle çalışınca ramazanda verdiğin iftarda bile "acaba kaç kişi gelecek şunu şunu alsam kaç para tutar" diye allahı para ve kuruş hesabı olan bir kafaya bürünürsün. hikmet ve bereket mi? tabi tabi!!

a 101'in tekne satması

bunun en dandiği 500 bin tl 'den başlıyor. bunlar satıyor 80 bin tl'ye. kağıt ya da sümüklü polyesterden yapılmış olabilir. öyle arıza falan yapınca imera'nın bozulan feribotunda titanic figüranlığı yapanlara kıs kıs gülmeye benzemez bu işler. ebelek gibi bakakalırsın valla. lan buna bırak azgın dalgayı falan iki tane hamsi vursa tekne perte çıkar. sonra işin yoksa maddi manevi tazminat davaları için git kleo'ya yalvar dur . o da kazansa bile sana bir şey kalmaz hepsini komisyon olarak cukkalar.

pasta cila

bakın inne basın ve kaportacılar bunu size söylemez ama sırrı abiniz size bir sır daha versin. sigara külü var ya , bildiğin sigara külü yani, onu alıp ıslak beze sürüyorsun ve o bezle kaportada ne kadar oje, boya, vuruk izi falan filan varsa bastıra bastıra siliyorsun ve sonra bana dua ediyorsun. arabada bir gram leke kalırsa ve ayna gibi parlamazsa aha şuracıkta dana gibi böğürecem.

türkiye'de düşünce neden gelişmiyor

bu soruya türkiye'de yaşayan tüm düşünce adamlarının vereceği tek cevap "çünkü eleştiri kültürü yok".

ama bu sadece twit atarken ve ya mikrofon elinde iken verilen cevap. böyle diyen adamları bir eleştirmeye başla bakalım , sen o zaman gör kıyameti. kudurukluğu ve tahammülsüzlüğü gör.


misal felsefe bölümleri. düz bakınca türkiye'de eleştiri kültürünün en zirve yaptığı yer olması lazım. bütün akademisyenlerin birbirine zıt fikirde ve fikirlerin arapsaçı olup birbirine kaynadığı bir fikir üretim merkezi olması lazım. ama öyle mi? tabi ki hayır.

o üniversitedeki felsefe bölümünü kuran kimse ve kuran kişi hangi düşünceye mensupsa bütün asistanlar ve öğretim görevlileri de gram şaşmaz bir biçimde aynı düşünceye sahip modeller oluyor. sonra hepsi çıkıp panellerde , seminerlerde falan aynı teraneyi zırvalayıp durur. "yaa kardeşim türkiye'de eleştiri kültürü yok yeaaahhh"

idraki azalan kafa işidleşir

içinde genelleme ve tümelleme barındıran bir kafa tespiti .

komünisti, faşisti, dincisi fark etmez idrak azaldıkça kafanın düzleşmesi , vehabileşmesi , tekfircileşmesi olayı.

peki idrak nedir? tabi ki kimse keriz , kafasız falan değil, her insan ayrı bir alem olması hasebiyle bu yetiye sahiptir. ancak bu azalabilir. inanılan değerlerin ifadesi ve o ilkelerin anlaşılması arasında bir bağ kurulamıyorsa idrak azalmış demektir.

azalan idrak de düşünceyi sloganlaştırır , yavanlaştırır, sertleştirir, katılaştırır, saldırganlaştırır. saldırganlaşmış kafa da ya bilgisizdir ya da üç kağıtçı , katakullecidir.

kuran'ı kerim'de olmayıp kuran'dan sanılan şeyler

şeriat , islam devleti.

sırf bunla da kalmadı tabi olay. böyle diye diye başında islam olan her şeye kutsallık atfettiler. yok islam matematiği, islam bilimi , islam felsefesi falan filan. sanki vahiyle gelmiş bunların hepsi.

bunlar ve benzerlerinin hepsi insanlık tecrübesi birikimlerdir yani vehbi değil kesbidir. tarihsel süreç içinde kazanılmış tecrübelerin belirli bir zaman ve mekan boyutunda insan yaşamında tezahür edişidir. binaenaleyh müslümanların yaptığı matematik, felsefe, bilim , devlet v.s hepsi olur ama bunlara ilahi bir sıfat kazandıran islam matematiği, devleti gibi şeylerin hiçbiri olmaz. olur diyen varsa islam medeniyetinin çin'den balkanlara kadar tarihi tecrübesini bir daha okusun.

yuval noah harari

tüm dünya, z kuşağı falan bu adama övgüler yağdırıp yere göğe sığdıramayınca bir okuyayım bari dedim ama öyle bir üstünden geçeyim babında da değil ya da art niyetle yaklaşıp adamı gömeyim diye de okumadım gayet nötr bir bakışaçısıyla okudum.

sonuç şu; kardeş, bu adam 5. sınıf yazar bile olamaz. olgu ve olayları değerlendirmedeki yaklaşımı o kadar yüzeysel ve sığ ki yahudi mallığını apaçık sergiliyor. eskiden adına yahudi dehası denen uydurma bir şey vardı ama o alman eğitim sistemi içinde yetişen yahudiler için geçerli idi. israil kuruldu kurulalı artık mantar mantar adamlar çıkıyor israil'den bu model de onlardan bir

dünyayı da mallaştırmak isteyen neoliberalizm düşünmeyi de bizim yerimize yapacak sistemler icat etmeye çalışıyor. siz düşünmek istiyorsunuz boşverin onu da biz yaparız sizin yerinize diye böyle sığları cilalayıp piyasaya sürüyor.

hayvan bedeninde özgürlük vaadeden kapitalizm artık bunu insan bedeni ve düşüncesini de yok ederek gerçekleştirmeye çalışıyor.

1 /