1. toplam entry 1339
  2. takipçi 7
  3. takip edilen 1
  4. puan 6732
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 5 yıl önce

sözlük yazarlarının karalama defteri

Üstümde garip bir gerginlik var. Tanrı bizi terketti gibi abuk subuk şeyler mi yazsam acaba?

Amaç yeraltı edebiyatı yapmak olsun işte!
hiç gereği yok ballarım cidden hiç gereği yok.

zor günler geçer, acılar geçer geriye sadece insanlığın, merhametin, vicdanın, güzelliğin anısı kalır.

Yollar geçer, mesafeler geçer, kimi insanlar gelir geçer ve yanınızda bir ömür boyu olmasını istediğiniz insanlar kalır.

Kalır mı diye bana sormayın şimdi.

O da istiyorsa, kalır...

hiç

araştırmalara göre bir kırgınlığın ardından beynin o kırgınlığın üstesinden gelebilmesi için en az 8 aya ihtiyacı varmış.

üç beş gün önce kırdığın ve bugün sırf sen üzülmeyesin diye affetmiş gibi yapan insanların değerini bil!

">git

kum güzeli

En elde edilmemiş şiirdin sen. Kuşluk vakti yazılanlardan... Bıkkın bir rahibin bir sabah, yorgun bir vezirin akşamın alacakaranlığında muhtemelen yazacağı...
Masadan doymadan kalkmış gibi okunmalı...
güzelsin...

Uzaktan zor seçilebilir bir harf...
Hayır hayır! Şimdi anlıyorum. Gizli bir rakam, Kabala'dan... kumun üzerine çizilen... Çöldeyiz ve başka bir yerde değiliz... ama güzelsin...

Dansederken göğüsleri sallanan kadınlardan, karadelikleri saatlerce uçuşup duranlardan, sessiz sitemleri kargaşada bile belli olanlardan tırsma öyle kolay kolay...
Öyleyse bu bir nasihat... çünkü güzelsin...

Onlar bitecekler: Çizgi roman gibi kolayca, tatile çıkarken boşanan yağmur gibi apansız, menemen pişirmek gibi aceleyle... hâlâ güzelsin...

İskemle hasır ve ayaklarında yatay, ayaklarını dizlerini böğrüne çekmeye razı olarak basabileceğin yatay tahta çubuklar... Rahatına düşkün keyiften uzak Osmanlı "efendi"sinin (ephendi?) garip kahvehane illeti bu iskemleler... Otur o illete gerçekten, çekinmeden, sereserpe... orada güzelsin...

Yılgın geçilir sokaklardan, kuş gibi değil, işportacı kertenkeleler gibi de değil...
Ağır aksak, akşam dörtten sonra yaz günü...
Akşam mı? O kayıtsızdır...
Bildiği gibi değişir, geçer, gider...
güzelsin...

Kes kulakları, geçir bir sicime... Ama kaybetme...
Başka ne göstereceksin savaşa dair?
Kara delikler işitmiş bu öyküyü... Islanarak...
Ama güzeller...

Kalp kalbe karşı... Bir arkadaşın evinde... Çiçekmiş...
Hemen uzmanı geçindim. Ah! O güneş ister. Ah! Bol su asla olmaz. Oysa hiç anlamam çiçekten... Deve tabanını pazı sanabilirim... Neden yaptım bunu? Çiçeğin adı sardı beni... Çünkü güzelsin...

Sözlerine delik kulağım... Özürlere sağır...
Kör bir kuyu olacağım... Sen ise, güzelsin...
Güzel sözcüğünü senden başkasına lâyık göremem... Ama bir önceki cümlede görmüş olabilirim...
Aldırma, güzelsin...

Mikroskop mucidi Leeuwenkoek dostu ressam Vermeer'e "su böyle işte ve başka türlü değil" demiş...
Bir öpüş damlasında milyarlarca gözle görülmez yaratık... Ressamın tarafını tutuyorum...
Çünkü, güzelsin...

Birkaç tel beyaz... Bizi gazlamaz... Sakınmazsın görüntünü, biliyorum... Çünkü güzelsin...
Mikroskopun mucidi Leeuvvenhoek, aynı günde doğdukları, hep komşuluk yaşadıkları dostu ressam Vermeer'e bir su damlası gösterip, "su işte böyle ve değil başka türlü" demiş... Bir öpüş damlasında kanyuvarları... Mucidin tarafını tutsam da...
Sen güzelsin...

Teleskopla bulamadım... Mikroskopla bulacağım... Ayın yüzeyinin de bir dokusu var elbet... Gözenekler, sivilceler... Onlarla çok güzelsin...

Neo-liberalizm, ruhçuluk, tarikat, entellektüel, ordu, çok-insansız şirketler, öykü yazarları, kestaneyi çizdirenler, uzaktan bakanlar, Şemdinliler, tavşan falcıları, kurban sömürgenleri, onmaz kuşkuculuk, araba tamircileri, taksitle alın tutkumu, hadi... Kazık ve pazarlık...
Ama son kumarım sensin...
Sen, güzelsin...

Sen, güzelsin... Kuraldışı... Bastıbacak... Minicik...
Ama sen, güzelsin...
Kapımın eşiği, gözümün bakışı, son ruhsal tatil, duruşum, bozuluşumsun... Pazarlık etmem... Markette yoksun... Reklamın yok! Gerçekten...
Güzelsin...

Kedi sakladım senden, öykü sakladım, belki bunu da saklayacağım... İhanet...
Ama sen, güzelsin...

Ruhumu saran sacayağı, gözümün bağı, son ruhsal katil, ölümüm, mahvoluşumsun...

Cazgırlık etmem...
Gönlünde yokum...
Aşkımız, yok!
Gerçekten...
Güzeldin...

ulus baker. *

iyi geceler

İyi geceler az önce aynada öpüp barıştığım komik yüz.
İyi geceler sinir sistemime dolaşıp düşenler!
İyi geceler önüne gelene aşık olanlar.
İyi geceler ayrılırken "kaza tespit tutanağı" gibi yazılar döşenen hüzünlüler.
İyi geceler her sabah çıkarken kombiyi kapatıp her akşam döndüğünde açan tertipli insanlar.
İyi geceler erken kalkıp reçel yapmaya koyulan hamaratlar!
İyi geceler samimiyetsiz sohbetlere gebe zamanlar.
İyi geceler bitmek üzere olan dostluklar!

Sana da iyi geceler...

sarı kahkaha

Murat özyaşar kitabı. Öyle güzel bir kitap ki okumanız şart bence.

en çok şu bölüm ama en çok. Yazayım da gam olsun.

- Kâmil, bu kadar mıydı senin derdin?
- Niye, noldu ki?
- Dün gece seni aradım cepten.
- Ee?
- Telefonunu annen açtı, Kâmil uyuyor dedi.
- Ee, ne var bunda?
- Annesinden önce uyuyanların derdine inanmıyorum ben.

dünyaitiraf.com

ben sözümü geri aldım,
sana anlamını iade ediyorum.
yolun en yokuşunu şakağıma dayadın da ölür müyüm sandın? korkma ölmem ben.
korkma, virgülden önceki cümleye ayıp etmem.
ne de olsa yarıda kalmışlığının hatrı var...
susuyorum şimdi... ince bir telaşa düşüyor içimde ulu bir ağaç; hatırlanmayacakları tek tek dallarına bağlıyorum... uykularının kıymetini bil, rüyalarından öptüm, yokuş bitti.
bitti yokuş, yol gözüktü.
gidiyorum...
1 /