1. toplam entry 21
  2. takipçi 2
  3. takip edilen 0
  4. puan 56
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 3 ay önce

the last emperor

bertolucci'nin hastalıklı beyninden çıkan oedipus kompleksli seksomanyak birkaç sahneyi bir tarafa bırakacak olursak gerçekten etkileyici bir film. bir kere çin bizim hakkında çok az şey bildiğimiz bir uygarlık. hele ki komünist dönem çin toplumuna ve asilzadelerinin yaşayışına dair ortalama bir batılının neredeyse bilgisi yoktur. 3 buçuk saatlik süre zarfında aslında tarihsel olayların gelişimi birbirine sarmalanmış ittifaklar ve düşmanlıklar içerisinde yolunu kaybetmiş önünü göremeyen genç bir hükümdarın dramasını yansıtmak kolay değil. o yüzden bazı sahnelerde kilit olaylar sanki ard arda yaşanmış gibi veriliyor. filmin tarihsel gerçekleri ne kadar yansıttığının çok fazla önemi yok. bu bir yükseliş ve düşüş filmi. insana dair siyasete dair yönetme yönetilme ve topluluk içerisinde bir toz zerresi kadar değersizleşmeye dair eşsiz insani durumları 60 küsur sene yaşayan bir imparatorun gözünden ele alıyor. ipleri asla elinde olmayan zavallı pu yi'nin dramı bana vahdettin'i hatırlattı. belki bir gün birileri hamasete kaçmadan onun da öyküsünü aktarır.

dursun çiçek

başkanlık sisteminde iktidar değişse bile bakanlıkların ya da parlamentonun bizatihi önemi yok. hdp aldığı ve bundan sonra alacağı oy oranıyla bakanlıktan daha fazlasını da elde edebilir. bakanlık ya da danışmanlık mhp'nin akp'den isteyeceği şeyler. ayrıca hdp'nin millet ittifakıyla hareket etmesi için bakanlık gibi ianelere de ihtiyacı yok.

dursun çiçek epeydir piyasada görünmüyordu. muhtemelen muharrem ince'yle olmadı ümit özdağ ile hareket etmesi uygun olur. bundan sonra türk siyasetinde kürtçü hareket bu ülkenin umumi çıkarlarını düşündüğü müddetçe mevcut potansiyeliyle istediği pek çok şeyi elde edebilir. bu tür ulusalcıların ise gidip ağlayacağı yerler cnn türk olmadı a haber'dir.

avusturya

avusturya'daki türk nüfusu 180 bin civarıdır. -2020 sayımı- hükumetin ekonomik politikaları dövizin türk lirası karşısındaki sürekli yükselişine bir de avusturya'daki türk nüfusunun genelde orta anadolu ve karadenizlilerden oluştuğunu düşünürsek akp'nin yüksek oy oranına ulaşması gayet doğal.

öte yandan filistin meselesinde avusturya'nın tavrı açıkça israil'den yanadır. avusturya kendi bekası için islam nüfusunu tehlike olarak görmektedir. ülkede kayda değer sayıda bir yahudi olmadığı için yahudileri uzakta olmak kaydıyla sevmek gayet konforlu bir durum. ben de olsam kendi ülkemin dinine tarihine ve kültürüne zıt bir inanç mensuplarının ait olduğu tarafı desteklemem. avusturya'nın politikası bu konuda gayet tutarlıdır. tüm bunlara rağmen 28 şubat sonrasında tesettür yüzünden türk üniversitelerinde okuyamayan kız öğrencilere de kapısını açan ilk ülke avusturya idi. bunun da unutulmaması gerekir.

özgürlük ve demokrasi konusunda aynı ligde olmadığımız bir ülkeyi iki sami ulusun kapışmasında bir tarafa destek olmadı diye suçlamak pek de makul değil.

iyi parti

herhangi bir şey yapmamasına rağmen doğal düşmanları sayesinde temsil ettiği değer kendisinden daha önemli bir hale gelen parti. nedir bu değer ?

türk halkı turancı olmasa da yapı olarak vatanını seven ulus devleti üstte tutan bir düşünceye sahiptir. mhp bu temsiliyeti kaybetti. mhp ile iyip arasındaki mühim bir fark da mhp'nin arapperest iktidara eklemlenmiş görünümü. bu durum sadece ülkücü kökenli seçmende değil nispeten tahsilli ve şehirlileşmiş türklerde de hayal kırıklığı yaratıyor.

bir diğer husus türkiye'de ne olursa olsun bir aleviye oy vermeyecek olan en az yüzde 60'lık bir seçmen olması. kaldı ki k.k kürt olmamasına rağmen sokağa çıkıp sorulsa halkın yüzde 80'ninin gözünde k.k kürttür. öte yandan yine bir yüzde 70'lik kitle var ki ne olursa olsun chp'ye oy vermez. işte iyip bu alanda da bir temsil kabiliyetini üstleniyor.

iyip'in çevre gençlik kadın ekonomiye dair politikaları nedir bunu bilmiyoruz. dişe dokunur bir programları olup olmadığı da şüpheli. ancak gerçek şu ki türkiye'de artık siyaset olması gereken kalkınma gelişme ve refah üzerinden değil kimlik ve ideoloji üzerinden yapılıyor.

iyip bu noktada cumhur ittifakına katılmaya mecbur edilecek tek aday olarak gözüküyorsa da ivme iktidar ve onun doğal liderinin aleyhine döndüğü için akşener'in bu gemiye binmesi pek akılcı değil. hdp'nin millet ittifakı içerisinde değiliz demesi de aslında iyip'i muhafaza altına alan bir durum.

görünen o ki merkez sağda 20 senedir oluşan boşluğun bir kısmını iyip dolduracak. türkiye islamcı ve ihvancı ideolojiyi ait olduğu yere göndermeye hazırlanırken ederken halkın ana gövdesini teşkil eden seküler sünni şehirli türkler yamalı da olsa bu sancağın altına toplanmaya başladı.

lod

zannedersem konu başlığının açılması dini kaynaklarda geçen mehdi'nin deccal'i lud kapısı denen yerde yakalayıp öldürmesini anlatan hadise dayanıyor. ancak ortalıkla mehdi yok deccal de gözükmüyor. şehirde araplarla yahudilerin nüfusunun yakın olduğu söyleniyor. olay 3. intifada'ya dönülebilir mi ? hiç belli olmaz. israil ilk intifada'yı ön görememişti. yalnız şunu bilmek lazım ki israil şiddet de dahil olmak üzere tüm hareketlerini hasımlarını masaya oturtmak için yapar. netanyahu bu aklı dinlemeyip işleri kızıştırır mı ? bilemiyorum. öte yandan ayaklanan araplar örgütlü bir güç mü yoksa öfkeden kaynaklanan ani bir çıkış mı o da belli değil. umarım daha fazla kan akmadan sükunet sağlanır. zira aklı başında israilliler de bu gidişattan memnun değil.

nuray mert

akp'nin rize eski milletvekili olan metin külünk'ün zamanında yaptığı tespiti dikkate alsaydı bugün hala en azından karar gazetesi gibi mutedil ve utangaç muhalefet yapan islamcıların gazetesinde yazabilirdi. ne demişti metin külünk ?

''şu anda liberallerle yaptığımız ittifak geçici ve zaruretten kaynaklanmaktadır. tam hakim olduğumuzda bu iş birliği sona erecektir. onlara ihtiyacımız kalmayacak. ''

nuray mert gibiler hiçbir zaman hata yaptıklarını itiraf etmezler. egosantrileri buna izin vermez. o islamcıların gerçekten de demokratlaşarak kemalizm sultasını ve askeri vesayeti aşarak devlet-dindar barışmasını sağlayacaklarına inanıyorlardı. oysa ki islamcılar olsun diğerleri olsun devletle ancak devlet kendilerine ait olursa barışırlar. bir de mevcut akp seçmeni ile akp genel başkanı arasındaki bağın bir çeşit efendi-kul ilişkisi olduğunu idrak edemedi. onun nazarında dindarlar vicdanlı insanlardı. kendileri geçmişte devletin gadrine uğradığı için bu konuda olgun bir tavır gösterebilirlerdi. oysa ki halkın engin cehaletini ve oportünizmini dikkate almadı. sonuçta devletin eliyle gadre uğrayan kendisi oldu. artık ekranların aranan yüzü değil. tartışma programların meraklısı izleyiciler e bile sorsan ''haaa öyle bir kadın vardı'' diyecekleri duruma düştü. yaptıklarıyla gurur duyuyor mudur ya da pişman mıdır ? umurunda bile olduğunu sanmıyorum. şu an ölümcül bir hastalıkla boğuşuyormuş. kinse ölümsüz değil ama şahsen ölmesi yahut yaşaması bir tarafa onu ekranlarda yeniden görmek ister miyim ? yüksek perdeden hön hön konuşmalarını dinleyerek bir kazanım elde edebilir miyim ? zannetmem. kendisine huzur diliyorum. hangi değere yahut tanrı'ya inanıyorsa ona yakın olsun. ve bizden de uzak lütfen.

Mescidi aksa yanarken saçını tarayan solcu

eskiden filistin denilnce her kesimden insanlar ortak paydada buluşur ve israil'e karşı ortak bir tavır koyarlardı. islamcı ideoloji kendisinden öylesine nefret ettirdi ki bırak filistin'in adını duymayı insanlar araplarla ilgili her şeyden tiksinir oldular. bugün türk olduğumdan ötürü yasaklı bulunduğum sokaklara çıkma özgürlüğümü parası benim paramın on katı alım gücüne sahip ecnebi turistler doyasıya kullanıyor. sevr'İn 101'inci senesinde sevr fiilen artık uygulanmaktadır. türkler bu ülkede parya vaziyetindedir. filistin ve mescid-i aksa bir avuç islamcı'nın periyodik vicdan rahatlatma seansından başka bir şey değildir. üç gün sonra olanlar unutulacak ve yine kendi hasım bildikleri içerideki halkın bir bölümüne hakaret ve küfürlerle saldıracaklar.

yalnız farketmedikleri bir şey var belki de farkediyorlar da istedikleri gizliden gizliye budur. insanlar artık dinden de nefret etmeye başladı. burada yazanlar ne içiyor nerelerde takılıyor bilemiyorum ancak hal sovyetler birliği yahut doğu almanya'nın son günlerine benzemeye başladı. ülkemiz adım adım bir hazımsızlık krizine doğru gidiyor. umarım fiilien ölen ihvancı ideolojinin cenazesini kazasız belasız kaldırırız.

ermeni soykırımı

dinciler iktidara gelmeden önce ermeni soykırımını açık bir şekilde kabul ederlerdi. zira bunun kabulüyle abdülhamid'i tahttan indiren ittihatçıları dolayısıyla da ittihatçılan b takımı olan cumhuriyetin kurucu kadrosuna vururlardı. osmanlı bir düzine etnik unsuru 600 sene gül gibi yönetti kavga patırtı çıkmadı gibi mustafa necati sepetçioğlu tarzı zırvalarla birbirlerini avuturlardı.

hakikatte ermenilere karşı ilk hareketler abdülhamid zamanında gerçekleşmiş bu konuda da başı doğudaki sünni kürt aşiretleri çekmiştir. hadiseyi patlatan mevzu 1880'den sonra sultanın ermenilerin elinden silahları alıp onları savunmasız hale getirme isteğinden kaynaklanmış ilk ayaklanmalar da bu devirde çıkmıştır. apo namıyla maruf ermeni çetecinin muş'ta katledilmesi türkülere konu olmuştur.

ittihatçılar sultan'a karşı ermeni milliyetçileri ve devrimcileriyle zımni bir ortaklık geliştirmişlerse de ne kadar pratiğe dökülen bir iş birliği var bilemiyorum. zira artık ev yanıyor herkes de canını kurtarmaya çalışıyordu. yine de meşrutiyet ermeni aydınları ve tebaasında büyük bir heyecan uyandırmıştı. araya mesafeyi koyan ve iki hareket arasında güvensizlik uyandıran olay 1909'da yaşanan türk-ermeni çatışmasıydı. bu arada tabi ki ermeniler hiç rahat durmuyor ve bağımsızlık için hareket alanlarını genişletecek terör ve tehdiş eylemleri yapıyorlardı.

hasılı karar bir gecede alınmışsa da şartlar birkaç sene içerisinde olgunlaşmış o zamanki devlet erki kararı istisna kalmayacak şekilde uygulamıştır. sevan nişanyan'ın da dediği gibi kurtuluş savaşı'nın doğu ve güney cephesi ülkeyi terk eden azınlıkların mallarına konma savaşıdır. kaybetseydik maraş adana antep özelinde pek çok ile ermeniler geri gelecek ve mülklerini alacaklardı. cumhuriyeti kuranlar gayrı müslim mallarını savaş ganimeti olarak pay etmişlerdir. devletin on yıllarca çankaya köşkü'nden idare edilmesi bunun göstergesidir. zira köşk bir ermeni'ye ait metruk bir binaydı.

türkiye bu yaşananları sonsuza kadar reddedecektir. zira ülkenin çıkarları bunu gerektirmektedir. türkiye'nin almanya'nın yaptığı gibi 30-40 sene milyarlarca dolar savaş tazminatı ödeyecek durumu yoktur. güçlü olumup doğru ittifaklar kurulursa ermeniler dünyayı da arkalarına alsa bir şey yapamaz. aksi taktirde osmanlı'nın son 100 senesinde olduğu gibi ana yurdumuzda eşek türk diye hitap edilen parya durumuna düşeriz.

aaahh belinda

orijinal the twilight zone serisinin 1960 sezonunun 23. bölümü olan -a world of difference- bölümünden çalıntıdır. tek farkı 80'lerin ortasına gelindiğinde kadının toplumdaki rolüne dair feminist ve özgürlükçü mesajlar içeren yapımlara yönelen atıf yılmaz'ın bu mesajını sürreel bir hikaye üzerinden vermesi ve kutsal türk aile yapısının o kadar da masum olmadığı gerçeğini yansıtmasıdır. bu arada hikayeyi çalan tabi ki atıf yılmaz değil eskinin devrimcisi şimdinin sağlam ekmeğine bakanı barış pirhasan.

white dog

1982 tarihli samuel fuller filmi. ilginç bir şekilde tüm zamanların en ırkçı en 20 filmi arasında yer alması filmi izleyenlerce ironik bulunacaktır. zira izlediğim hiçbir filmde ırkçılığı bu kadar orijinal bir tarzda ele alıp mahkum eden bir yaklaşım görmemiştim.

deniz gezmiş hüseyin inan ve yusuf aslan ve hüseyin inan'In yargılandığı davada bugün hayatta olan diğer sol militanlar biz deniz'in asılacağını biliyorduk. hüseyin ile yusuf'u kurtarabilir miyiz diye düşünmekteyken hüseyin inan ideolojik ve fikri alt yapısı öyle kuvvetli bir savunma yaptı ki bir ara hakim albay ali elverdi'nin dikkatle ve hayranlıkla kendisini dinlediğini farkettim. yaptığı savunmayla bu da bu işin elebaşılarından dedirtti diyordu.

demem o ki ırkçılığı böyle nihilist ve kara bir tarzda ele alan bir film ola ki beyaz amerikan düzenine bu filmi mimletti ve ironik bir şekilde filmi ırkçı olarak yaftaladılar.

genç bir aktris olan julie yalnız yaşadığı hollywood'taki özel mülküne yakın bir yerde beyaz bir alman av köpeğine kazayla aracıyla çarpar. onu tedavi ettirdikten sonra tüm çabasına rağmen sahipli olduğu belli olan köpeğin sahiplerine ulaşamaz. bu arada evine giren bu saldırgandan da köpek sayesinde kurtulunca aralarında bir bağ oluşur. ancak bilmediği bir şey vardır. o da bu köpek sadece zencilere saldırmak ve onları parçalamak üzere eğitilmiş ''beyaz köpek'' diye tabir edilen bir köpektir.


film olay kurgusu ve oyunculuğu ile flash tv'nin gerçek kesit programından hallice olsa da ele aldığı konuya yaklaşımdaki felsefi arka plan ve alışılmadık sonuyla türdeşlerinden ayrılıyor. ağır temposu kısa züresine rağmen bugünün seyircisini sıkabilecek olsa da bir american history ya da this is england'dan çok daha gerçekti ve dürüst bir netice sunuyor.

8 mayıs 2021 camilerin israil'i lanetlemesi

israil'in varlığı bırakınız arapları yurt dışında yaşayan filistinlilerin bile umurunda değil. yurt dışında bazı dilde muhafazakar türk arkadaşlar filistinlilere bu konuyu açıp destek mahiyetinde bir şeyler söylemek istediklerinde filistinliler mevzuya soğuk bir kayıtsızlıkla yaklaşıyor. zira on yıllardır süre bu kirli savaş herkesi bıktırmış vaziyette. israilli de filistinli arap da barış istiyor. öte yandan her iki tarafta da ipleri geren aşırı uçlar var. netanyahu ya da diğer sabık sağcı israilli politikacılar özellikle doğu avrupa ve rusya'dan sürekli yahudi göçmen getirtiyor. bunlar daha fanatik ve azgın diyebileceğimiz tipler. öte yandan filistin tarafında artık el fetih'in bir etkisi yok gibi. her şey radikal islamcı grupların kontrolünde. onlar da bu karlı savaşın sürmesini varlık sebepleri olarak görüyorlar. sizin mücahit bildiğiniz adamlar eylem yaparken kadın ve çocukları öne sürüyor ki israil askeri silahlı karşılık verdiğinde masumlar vurulsun.

camiden sela okuyup beddua etmekle israil'in kahrolmayacağını tabi ki okutanlar da biliyor. türk halkı genel manada filistinlilere sempati duyar kalben de destekler ancak ihvancı türk hükümetinin derdinin sadece ben buradayım deyip alan doldurmak ve kemik kitlesini teyakkuzda tutmak olduğunun da farkındadır sanırım. zira halk çok akıllı olmasa da kurnazdır. israil'e yönelik tavırda söylem ve eylem bazında farklılığın uçurum düzeyinde olduğunu maaşlı trol yahut gözü dönmüş bir partizan değilse herkes anlayabilir.

islamcılar bir gün tüm müslümanların ayaklanıp ellerinde taş ve sopalarla yahudileri öldüreceği bir ayaklanma hayal ediyor olabilirler. ancak tanrı'nın reel dünyasında işler öyle yürümüyor. eğer bugünkü diyanet etkinliğine buna masum bir iç boşaltma olarak bakarsak tabi ki herkes rahatlamak için böyle beddua seansları yapabilir. yaşadığımız şey sadece 25-30 sene önce meydanlarda cuma namazından sonra toplanıp abd ve israil bayrakları yakan kitlenin bugün ülkenin yönetici kadrosunda olmasından ibarettir. meydan boşalınca herkes kendi hayatına bakacaktır. tıpkı filistinliler gibi tıpkı israilliler gibi.

nihat hatipoğlu

1- dindar veya dini temsil eden kişilerin tutumları dine göre değerlendirilir. bu şahıs da her ne kadar islam'da olmadığı söylense bile aslında değişik bir versiyonuyla hristiyanlık ruhbanlığından ayrılan islam'ın ruhban sınıfının bir mensubu.

2- bakıldığında islam'ın örnek gösterilen dönemi olarak kabul edilen asr-ı saadet'te değişik yerlere görevli olarak din öğretme adına yollanan ilk halka müslüman araplar bu görev adına herhangi bir ücret almıyorlar. geçimleri beytü-l mal denilen savaş ganimetlerinden temin ediliyordu. belki de zekattan da pay veriliyordur bilmiyorum.

3- osmanlı devleti zamanında din adamlarının devletten maaşlı olmaması hem politik hem de onların mali bağımsızlıklarıyla vicdanları arasında kalmaları noktasında büyük zorluklar teşkil etmişti. -kadı gibi haram yemez şeytan bunun neresinde- merkezi otoritenin kadrolu elemanı olan kadıların bile ismi bile rüşvetle anılıyorsa filan yerdeki zavallı imam bir tas çorba için nelere katlanıyordu bilinmez.

4- cumhuriyet elbette din anlamında pek çok kadro ve vazifeyi atıl hale getirirken önemli bir kısmını da lağvetti. ancak kemal tahir'in dediği gibi bakkal dükkanını bile bir haftada kapattım diyemezken imparatorluğun üstüne bir anda sünger çekemezsiniz. dolayısıyla imparatorluk ve öncesindeki türk devletleri zamanında din'in insan hayatı üzerinde önemli bir yeri vardı. toplum din adına ihtiyaçlarını devletin diyanet'i ile serbest ve çokça kaçak göçek çalışan din adamları arasında gidip gelerek halletti. 90'larla beraber serbest medya ve tv'lerin varlığı toplumda yükselen dini duygularla kucaklaşınca din ve o konseptteki dizi film ve vaazlar aranılan programlar haline geldi. gelinen noktada asaf demirbaş'ın inanç dünyası'nda konu aldığı islam'da eşek sevgisi köpek sevgisi temalı sohbetler karın doyurmuyordu.

5- n. hatipoğlu ve benzerlerinin faaliyetleri bu bilgiler ışığında ticari bir aksiyon olarak değerlendirilmelidir. ortada bir talep var mıdır ? türk halkının yüzde 75'i kırsal kökenli ve varoştur. bu insanlar menkıbelerden hikayelerden gözyaşlarından ve ilk dönem islam büyüklerinin hayatının teatral şekilde aktarılmasından büyük keyif almaktadır. stüdyo ortamında bu bir karnaval hatta panayır havasında devam etmekte yıllardır da temposu düşmemekte izleyicileri azalmamaktadır. alıcısı olan bir meta'nın pazar değeri hiç azalmaz.

sonuç: hatipoğlu iyi bir marketing uzmanıdır. ismini ve tarzını ikame etmiş merkez medyanın siyasal islamcıların elinde olmasından ötürü arkasına önemli bir kanalım desteğini de alarak tarzının efendisi ve en iyisi olmuştur. hatipoğlu karlı kanal karlı izleyiciler memnundur. gerisi de önemli değildir. ortada konunun tarafları için win-win durumu vardır. hatipoğlu'na kapılanmasalar bir cemaat liderine hizmet edecekler kurban derisi toplayacaklar yahut cami inşaatında çalışacaklar. hatipoğlu birçok dini grubun organize yaptığı ticari faaliyeti kendi kendisine yapmaktadır ve o bacasız bir fabrikadır.
1 /